Kadın Sağlığı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kadın Sağlığı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Haziran 2010 Çarşamba

Gaz sorunundan nasıl kurtulalım?

Gaz sorunundan nasıl kurtulunur?İşte kadınların gaz sorunundan nasıl kurtulacağını anlatan haber.

Dr. Murat Kınıkoğlu, kadınların gaz sorunundan nasıl kurtulacağını anlatıyor.

Bayan hastalarımdan aşağıdakine benzer şikâyetler çok sık duyarım. "Doktor bey inanmayacaksınız, ağzıma bir lokma atıyorum, hemen şişiyorum." "Bir yemek yiyorum, anında bir beden büyüyorum." "Nişan törenim zehir oldu, bütün gün balon gibi dolaştım durdum." Büyük ölçüde bağırsaklarımızdaki bakterilerin ürünü olan gaz, makul miktarda olmak şartıyla normaldir. (Cumhurbaşkanları da İngiltere kraliçesi de aynı bizim gibi alttan üsten gaz çıkarır.) Gazdan şikâyet eden bayanlar kendilerine iftira atılmış gibi sinirlenirler. Bu kadar kızmakta pek haksız sayılmazlar. Bir saatte birkaç beden büyüyecek kadar gazlı olmak gerçekten rahatsız edici bir durumdur...

Ne kadar gaz normaldir?

Nasıl ölçersiniz bilmem, konuyla ilgili bilim adamları günde yarım litre gaz çıkarmanın normal olduğunu söylüyorlar. Bazı uzmanlar şöyle diyor "Günde on beş kereden az pırt yapmak normal, fazlası anormaldir." Hadi bakalım, sağlık takıntısı olanlara yeni bir iş daha çıkardık. Eline kalem kâğıt alıp çetele tutanlar; "Alo... Doktor bey dün on yedi kere pırt yaptım. Barsak kanseri olabilir miyim?" diye soranlar olursa şaşmam.

Gazdan kurtulmak için ne yapalım?

1- En başta gaz yutmamaya çalışın
Midemizdeki gazın hepsi barsaklarımızdaki bakterilerden gelmez. Devamlı yutkunanlarda, tik şeklinde geğirenlerde, dişi olmadığı için yemekleri iyi çiğneyemeyenlerde mideye gaz kaçabilir.
3-Yemeğinizi yavaş ve iyice çineyerek yiyin.
3-Sakız çiğnemeyin, gaz yutmanıza neden olabilir.
4-Sigarayı bırakın. Sigara içinlerde gaz şikâyeti daha çok olur.
5-Gazınızın sebebi içtiğiniz süt olabilir mi dikkat edin. Gaz deyince hepimizin aklına kuru fasülye gelir ama süt daha çok gaz yapar. Özellikle yaş ilerledikçe insanların sütün içindeki laktozu (süt şekeri) absorbe etme yeteneği azalır ve daha önce tolere ettiğimiz süt ürünleri gaz yapmaya başlar. On gün süreyle süt ve sütlü ürünleri keserek deneme yapabilirsiniz.
6-Gaz yapan yiyecekleri azaltın ve iyi pişirin. Fasülye nohut gibi gaz yapan baklagillerin pişirme süresinin uzatılmasının gaz yapıcı etkiyi azalttığı gösterilmiştir. Özellikle brokoli, brüksel lahanası ve karnıbahara dikkat edin.
7-Bira, soda ve kola gibi gazlı şekerli içeceklerden uzak durun. Diyet kola ve diyet ürünlerin daha çok gaz yaptığını unutmayın.
8-Huzursuz Barsak Sendromu (sinirsel bağırsak spazmı) olan hastalar gazdan çok şikâyet eder. Teşhis konulduktan sonra diyet veya ilaç tedavisi uygulanabilir.
9-Stresden uzak durun. Stres arttıkça bağırsak hareketlerinin azalmasına bağlı olarak gaz şikâyeti ortaya çıkar.
10.Kabız kalmamaya çalışın. Kabızlık karındaki şişliğin artmasına neden olur.
11.Gazınızın nedeni yediğiniz buğday ürünleri olabilir. (Gluten intoleransı). On gün süreyle, ekmek başta olmak üzere her türlü buğday, arpa, çavdar ürünlerini keserek deneme yapın.
12.Tuzu kısıtlayın. Tuz vücuttu su tutulmasına neden olarak şişkinliğinizi artırabilir.Hazır yiyeceklerin içinde tuz olduğunu unutmayın.
13.Yağlı yiyeceklerden uzak durun. Yağ, yiyeceklerin hazım süresini uzatarak gaza neden olur. Zeytinyağı dâhil olmak üzere tüm yağları minimuma indirin, sebze, meyveye yönelin, posalı yiyecekleri tercih edin.
14.Stres çok önemli bir gaz nedenidir. Titiz, perfeksiyonist bir yapısı olan insanlar yukarıda söylediğim şeylere dikkat etmelerine rağmen gazdan kurtulamazlar.
15.Düzenli spor yapın, özellikle yürüyüş ve koşma gazı kolay atmanızı sağlar. Düzenli spor yapanlarda gaz kesinlikle azalır.

Dr. Murat Kınıkoğlu
Alıntı:Leyditurk.com

Sağlık açısından terleme ne demektir?

Çok mu terliyorsunuz?Çok terliyorum diye sıkıntı edenler, Uzmanlar terlemenin bir çok hastalığın habercisi olduğunu söylüyor.

Terleme, vücut ısısının sabitlenmesi için ter bezlerinin sıvı üretmesidir. Aşırı çalışması normalden fazla derecede sıvı kaybına neden olan durumdur ve bir hastalık değil belirtidir. O nedenle terlemeyi basite almamak gerekir.

Terlemenin türleri var mıdır?

Terleme genel ve lokal olmak üzere ikiye ayrılır. Genel olanlar vücudun tamamında görülürken lokal terleme el ve ayaklarda kendini gösterir. Lokal terleme problemi genellikle 18–30 yaş arası kişilerde sıktır ve bu genç hastalar elleri çok terlediği için strese girer, strese girdikçe de elleri daha çok terler. Bu durum kişinin sosyal ortamlarda huzursuz olmasına hatta iş ve kariyer seçiminde olumsuz etkilere neden olabiliyor. 30 yaş üstü hastalar çoğunlukla genel terleme ile gelir ve terleme çoğunlukla sistemik bir hastalık belirtisidir.

Terleme hangi hastalıkların belirtisi olabilir?

Özellikle genel bir terleme artışı varsa sistemik bir hastalık düşünülüp araştırılarak tetkikler yapılmalıdır. Aşırı terlemeye çoğunlukla hormonal hastalıklar neden olur. Terleme metabolizmanın bir sonucu olarak ortaya çıktığından özellikle vücut metabolizmasını hızlandıran hastalıklar öncelikle araştırılmalıdır. Tiroid bezinin aşırı çalışması yani hipertiroidi en sık aşırı terlemeye neden olan sistemik hastalıktır. Bu nedenle bu hastalığın diğer belirtileri olan çarpıntı, kilo kaybı, ellerde titreme, aşırı sinirlilik, saç dökülmesinin var olup olmadığına bakılır.

Hipertiroidi gibi büyüme hormonu fazlalığı ve adrenalin hormonundaki normal dışı çalışma da aşırı terlemeye neden olan diğer hormonal hastalıklardır. Menopoz sonrasında da kadınlarda aşırı terleme görülebilir. Bu durum kendini ataklarla gösterdiğinden menopoz da kadın hastalarda terleme nedenleri arasında düşünülmesi gereken durumlardandır. Bunun yanında aşırı kilo durumu da terlemenin diğer bir nedeni olarak sayılabilir. Hastalarda genellikle hareketle ortaya çıkan bazen de geceleri aşırı terleme yakınması olur. Özellikle baş ve boyun bölgesinde terleme dikkat çekicidir.

Terleme sorununda nasıl bir tedavi uygulanıyor?  

Muayene ve tetkiklerle yapılan araştırmada ortaya çıkan hastalığa yönelik tedavi uygulandığında terleme de ortadan kalkıyor. Yapılan araştırmada terlemenin lokal olduğu ortaya çıkarsa 3–6 ay süreli botox enjeksiyonu yapılıyor. Ama bu yöntemle sonuç alınamazsa sempatik blokaj denen koltuk altlarında ter bezlerini uyaran sinirlerin yok edilmesi işlemi yapılabiliyor.

Kaynak:Leyditurk.com

10 Haziran 2010 Perşembe

Kolay üşüyorsanız tehlikeli!

Kolay üşüyorsanız dikkat!Sürekli yorgun ve halsiz misiniz, yoksa kolay mı üşüyorsunuz? Çarpıntı ve nefes darlığınız da mı var? Aman dikkat!

Demir eksikliği ülkemizde sık rastlanan bir sağlık sorun. Yaklaşık her 100 kişiden 40’ında bu soruna rastlanıyor.  Demir eksikliğine bağlı olarak kansızlık gelişiyor. Kansızlık ise pek çok yeni soruna zemin hazırlıyor. 

Kadınlarda demirin vücuttan kaybolmasına yol açan en önemli nedenler arasında adet kanamaları, sık doğumlar, demirden fakir beslenmek, aşırı çay-kahve tüketmek, uzun süren ishaller, kronik enfeksiyonlar, barsak parazitleri, reflü,  özefajit gibi mide hastalıkları yer alıyor.

Demir eksikliği bebek ve çocuklarda görülürse, büyüme-gelişmede geriliklere, hastalıklara yakalanma sıklığında artışa, algılama ve öğrenme geriliklerine ve okulda başarının düşmesine yol açıyor. Çocuklarda yanlış beslenme, besinlerle ihtiyaç olan demirin yeterince alınmaması, erken dönemde inek sütüne başlama ve çok fazla inek sütü alımı nedeniyle kansızlık artıyor. 

Demir eksikliği 6 sağlık sorununa yol açıyor

International Hospital Beslenme ve Diyet Uzmanı Dilem İrkin, yetişkinlerde demir eksikliğine bağlı kansızlığın başlıca 6 sağlık sorununa yol açtığını belirterek bunları söyle sıralıyor: 

• Sürekli yorgunluk ve halsizlik hali uzun vadede depresyon 
• Kolay üşüme
• Çarpıntı ve nefes darlığı 
• Sık hastalanma
• Baş dönmesi
• Saç dökülmesi ve tırnak kırılmaları

Kansızlığın temelleri ise bebeklikte atılıyor. Çocuklukta ve genç kızlık dönemindeki yanlış beslenme tarzı da sorunu ağırlaştırıyor. Özellikle gelişme çağlarında genç kızlar tarafından yapılan düşük kalorili ve tek tip diyetler demir eksikliğinin görülmesine neden oluyor. Üstelik bu tip beslenme, sadece anemi görülmesine değil, yanlış ve yetersiz beslenmeye bağlı birçok sağlık sorununu da beraberinde getiriyor. 

Bu sorunlardan bazıları şöyle sıralanabilir: 

• Yetersiz enerji alımına bağlı olarak büyüme gelişme gerilikleri 
• Boy uzunluğunun yeterli olmaması
• Yağ alımında yetersizliklere bağlı gecikmiş geç adet dönemi 
• Adet dönemindeki  düzensizlikler 
• Demir eksikliğine bağlı çabuk yorulma
• Baş dönmesi
• Çarpıntı 
• Ciltte solukluk
• Saç dökülmesi 
• Tırnak kırılmaları

Kalsiyum içeren gıdalar da demiri kaçırıyor 

Demir eksikliğinin görülme nedenleri arasında yetersiz demir alımının yanında, yetersiz emilimi de önemli. Bazen demir alımı yeterli olsa bile emilimde sorun varsa demir eksikliği gelişebiliyor. Bu emilim bozukluğunun altında metabolik sistemdeki bozukluklar yer alabileceği gibi, beslenme tarzındaki yanlışlar da neden olabiliyor. 

Gıdalarla vücuda demir alınırken beraberinde C vitamini alınması emilimi artırırken, kalsiyum içeren gıdaların çok tüketilmesi demirin emilimini azaltıyor. Çay kahve tüketimi de demir eksikliğine neden olabiliyor.

Adet kanamaları aşırıysa doktora gidilmeli

Aneminin kadınlarda daha sık görülmesinin nedenlerinden biri de aylık kanamalar. Bir kadın ortalama 5 gün süren bir adet döneminde yaklaşık 30 ml kan kaybedebiliyor. Bu da 20-50 mg bir demir kaybına neden oluyor. 

Bu dönemin uzun ve yoğun geçmesini engellemek ve tedavi etmek amacıyla mutlaka bir kadın doğum uzmanından destek alınması gerekiyor. Emilimde bozukluklar, aylık adet kanamalarında çok fazla kan kaybı, sık doğumlar ve iki doğum arasındaki dönemler kansızlığın yetersiz demir alımı dışındaki nedenlerinden birkaçı.

Doktora sormadan demir ilacı almayın

Uzmanlar, demir eksikliği tedavisinde ilk amacın anemiye neden olan sorunun tedavi edilmesi olduğuna dikkati çekiyor. Bunun için de yetersiz demir içeren besinlerin tüketimi yerine, demir içeriğinden zengin besinler alınmasını sağlayacak bir beslenme programının hazırlanması gerekiyor. Ayrıca mide ya da bağırsaktan kaynaklı bir emilim bozukluğu varsa bunun tedavi edilmesi, aylık adet kanamalarından kaynaklanıyorsa bu dönemlerin düzenlenmesi büyük önem taşıyor. 

Kansızlık tedavisinde demir içeren ilaçların kullanımı mutlaka doktor önerisiyle yapılmalı, düzenli olarak kullanılmalı ve bunun yanında demirden zengin bir beslenme programı uygulanmalı. Demir eksikliği düzeyinin saptananak, eksiklik belirlenmesi halinde ilaç ve diyet tedavisisi planlanarak, kan düzeyleri takip edilmeli. 

Sık görülmese de demirin eksikliği gibi fazlalığı da sorun yaratabiliyor. Depolanma özelliği olduğu için gereksinimden fazla demir alımı demir fazlalığına neden olabiliyor. Demir fazlalığı sonucu halsizlik, bulantı, kalp çalışmasında sorunlar görülüyor. En sık etkilenen organlar ise karaciğer, dalak, kalp ve pankreas oluyor. Ayrıca deride kızıllık ve kahverengilik görülüyor.

Hurriyet.com.tr

8 Haziran 2010 Salı

Aşırı terlemeye çözümler

Aşırı terlemeye radikal ve kesin çözümlerAşırı terleme yüzünden günlük hayatın belki de en alışılageldik sosyal davranışları olan yüzyüze bakarak konuşma ve el sıkışma büyük bir işkence haline gelir.

Koltukaltı, yüz, eller ve ayaklarda kendini gösteren aşırı terleme birçok psikolojik sorunu da beraberinde getirmektedir. Medical Park Göztepe Hastane Kompleksi'nden Göğüs Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Erkan Yıldırım, kişilik gelişimini engellediğini söylediği aşırı terleme için mutlaka tıbbi yardımın alınması gerektiğini söyledi.

"Hayat Kalitesini düşürür"

"Kişinin, genel anlamda hayat kalitesi düşmektedir" diyen Op. Dr. Erkan Yıldırım, "Günlük hayatın belki de en alışılageldik sosyal davranışları olan yüzyüze bakarak konuşma ve el sıkışma büyük bir işkence haline gelir. Kat kat giyinmenin mümkün olmadığı bahar ve yaz aylarında koltukaltlarında oluşan ter izleri insanlara yaklaşmayı engeller. Kişi, rahat hareket edemez hale gelir. Kolunu kaldıramaz, içinden geldiği gibi sevdiği birine sarılamaz. Ev ziyaretlerinde ise ayakkabıların çıkarılması gerekliliği önemli bir rahatsızlık oluşturur. Terleyen ayaklar, yere basıldığında veya alta alınıp rahatça koltukta oturulduğunda ter izi bırakır. Kişi, büyük bir özenle ne elini ne ayağını kimseye değdirmemeye çalışır" dedi.

"Sınav Başarısını Etkiler"

"Bir diğer örnek ise, sınavlarda temas edilen kağıdın ter yüzünden ıslanmasıdır" diyerek konuya başka farklı bir şekilde de açıklık getiren Op.Dr.Erkan Yıldırım, "Sorular okunamaz veya kağıt yazılamaz hale gelebilir. Bu durumda, başarının doğal olarak düşmesi beklenir. Vermiş olduğum örnek olayların sonucunda, sosyal fobi içinde değerlendirebileceğim, sosyal ortamlardan uzaklaşma ve şiddetle kaçınma davranışı oluşur. Kişi, adeta bulaşıcı bir hastalık taşıyormuşçasına kendini karantinaya alır. İnsan içine çıkmaz istemez. Arkadaşlıklarına mesafe girer. Sevgili edinemez. Çünkü çok terlemektedir ve bu durum son derece rahatsız edicidir. Öz güven kaybı oluşur. Kişi, giderek daha da kötü hissetmeye başlar. Depresyon kaçınılmaz hale gelir" diye konuştu.

"Ergenlik döneminde çok tehlikelidir"

Aşırı terlemenin psikolojik açıdan en tehlikeli hale getiren hastalığın ergenlik döneminde alevlenmesi olduğuna dikkat çeken Dr.Yıldırım, hormon fonksiyonlarının yükselen işlevselliği ile varolan terleme sorunu büyük bir artış gösterdiğini ifade etti. Dr.Yıldırım, sözlerine şöyle devam etti: "Sosyal ve özel ilişkilerin merkez oluşturduğu bu dönemde, aşırı terleme, gençlerde yoğun bir kısıtlanmaya neden olur. Utanma başgösterir. Buna bağlı olarak, kaçınma davranışı ortaya çıkar. Ergen, ne sınıfta rahat konuşabilmektedir. Ne arkadaşlarıyla düşünmeden oyun oynayabilmektedir. Ne de sevgili edinebilmektedir.

Halbuki ergenlik; tam da eğitim, spor, müzik, eğlence, arkadaşlıklar, aşklar gibi çok zengin bir yelpaze üzerinde konumlanmaktadır. Hayatın hiçbir döneminde olmadığı kadar; kişinin hayatı merak ettiği, deneyimlediği ve kendini geliştirdiği bir zaman dilimidir. Bu soyutlanma sonucunda derin bir öz güven kaybı ve buna bağlı olarak kişilik temelinde yoğun hassasiyet ve kırılganlık kaçınılmaz olacaktır."

"Terlemek beden sağlığı açısından gerekliliktir"

Terlemenin beden sağlığı açısından bir gereklilik olduğunu belirten Op.Dr.Erkan Yıldırım, "Fakat, sosyal açıdan her zaman savaşılması gereken ve izlerinin gözükmesine izin verilmeyen bir vücut işlevidir. İnsanı utandırır. Saklama ihtiyacı oluşturur. Diğer insanlardan uzaklaştırır. Aşırı terleme her insanı psikolojik açıdan olumsuz etkiler. Hayat kalitesini ruhsal ve bedensel sağlığın oluşturduğunu kabul edecek olursak, kişilik gelişimini engellemesi beklenen bu rahatsızlık için derhal tıbbi yardımın alınması gerekmektedir".

Aşırı terlemeyle ilgili merak edilen sorular

Aşırı terlemenin kendi kendine iyileşme şansı nedir?
Hiperhidroz tanısı almış kişilerde, hiperhidrozun kendi kendine iyileşmesi söz konusu değildir. Ancak eğer hiperhidroz başka bir hastalığa bağlı olarak ortaya çıkıyorsa (ikincil hiperhidroz ), söz konusu hastalığın iyileşmesi ya da tedavisi ile geçebilmektedir.

Ameliyatın etkisi ne zaman başlar?
Ameliyatın etkisi ameliyat sırasında, sinirin kesilmesi veya sinire klips takılması ile hemen başlar(ilk 10 dk içerisinde). Ameliyat sırasında ellerin kuruduğu farkedilir ve aynı zamanda sempatik baskının kalkması sonucunda ellerdeki damarlar genişlediği için oksijenlenmeleri artar ve ısınırlar. Hasta ameliyattan aşırı terleme sorununundun kurtulmuş olarak uyanır.

Ameliyat yapıldıktan bir süre sonra terlemenin tekrar başlaması olası mı?
Ameliyattan 2-3 hafta sonrasında, geçici olan terleme boşalmaları olabilir. Kalıcı değildir. Genel başarı oranı yüzde 93-98 arasında (ameliyattan sonraki 5 yıl için) değişik bilimsel raporlarda bildirilmiştir.

Tedavi Seçenekleri Nelerdir?

Cerrahi dışı tedavi seçenekleri:

Botoks – sık tekrar gerekmektedir (4-6 ayda bir)
Liposuction (koltuk altı terlemesi için) - koltuk altı yağ dokusunun çıkarılması işlemi.

İontoforez; (düşük voltaj elektrik uygulaması – özellikle el terlemesi için) Bazı hastalar her hafta, bazıları da en geç ayda bir defa uygulamaya ihtiyaç duymaktadırlar. Yan etki olarak bazan avuç içlerinde soyulma, işlem sırasında batma-şok hissi bazen çok rahatsız edici olmaktadır. Etkisi çoğu zaman geçici olmaktadır.

Kremler, Losyonlar; Aluminyum klor ajanlar - Etkileri geçici ve klinikte başarılı oldukları pek söylenemez.

Ağızdan alınan ajanlar (depresyon ilaçları, vb) - Bu ilaçlar bazen kendileri de aşırı terlemeye neden olabilmektedir. Hiperhidroz tedavisinde başarılı oldukları söylenmez.

Diğer ilaçlar – kalp ilaçları (Propranolol) ve kolinerjiklerin etkisi düşük ve genellikle kısadır ve çoğu hasta bu ilaçları uzun süre kullanmamaktadır.

Cerrahi Tedavi Seçenekleri

Kapalı cerrahi (Endoskopik Torakal Sempatektomi (klipsli ETS)) – En sık kullanılan yöntemdir. Açık cerrahi – Standart cerrahi işlem olduğu için hastane yatış süresi uzundur ve ameliyata ait (ağrı, vb) sorunlar daha sık görülmektedir. ETS yapılamayan (akciğerlerinde aşırı yapışıklığı olanlarda) tercih edilir ve başarı oranı ETS ile aynıdır.

Kaynak:Ekolay.net

13 Mayıs 2010 Perşembe

Migrenle yaşamaya çalışmak

Migrenle yaşamayı öğreninAncak ilaç tedavisinin yanı sıra dikkat edeceğiniz bazı noktalar da su sorunla baş etmenizi oldukça kolaylaştırabilir.

Bulantı, kusma ve görme sorunları gibi diğer belirtilerin eşlik ettiği, genellikle başın tek tarafında yer alan ancak çift taraflı da olabilen şiddetli bir baş ağrısı olarak tanımladığımız migren, bugün pek çok insanın muzdarip olduğu bir sorundur. Migreni oluşturmaya yönelik etkenler tam olarak anlaşılmamakla birlikte, araştırmalar migren esnasında vücutta neler olduğunu anlama konusunda epeyce yol kat etmiştir.

İki saatten 72 saate kadar uzayabilen migren atakları, bazı kişilerde haftada bir görülürken bazılarında ise yılda birden daha az olabilir. Kadınlarda daha sıktır (hormonal değişikliklerin etkisi olduğu düşünülmektedir). Yaşam kalitesini düşürür ancak genellikle hayatı tehdit eden ve hastanın yaşam süresini kısaltan ciddi bir tıbbi risk oluşturmaz.
Her yaşta görülebilse de çoğunlukla 20'li yaşlarda başlar. Çocuklar da migren hastası olabilir ki bu durumda verilen ilaçlar ve ilaç dozu büyük önem taşır.

Atakların özelliği kişiden kişiye, bazen de aynı kişide ataktan atağa farklılık gösterebilir. Bu nedenle ilaç tedavisi de kişiden kişiye farklılıklar gösterebilir. Migren tedavisinde ilaç kullanımı iki amaca yöneliktir Bunlardan birincisi atakları önlemek ya da atak sıklığını azaltmak, ikincisi ise başlayan ağrıyı ortadan kaldırmak ya da ağrının şiddeti hafifletmektir ve mutlaka hekim kontrolünde yapılmalıdır. Düzenli ilaç tedavisiyle migren tedavi edilebilen bir hastalıktır. İlaç tedavisine destek olmak ve migrenin verdiği acıları daha da hafifletmek için aşağıda paylaştığımız önerileri uygulayabilirsiniz.

Migren hakkında mümkün olduğunca her şeyi öğrenin.
Bilgiyi artırmak korkuları azaltır ve durumu kontrol altına almayı kolaylaştırır.

Kendi migreninizi tanıyın

Migren ağrınızın oluşmasıyla yaptığınız aktiviteler, yediğiniz yiyecekler, hava durumu, hormonal durumunuz arasındaki ilişkiyi not etmek migren sebeplerinizi bulmakta çok faydalıdır. Migren konusunda deneyimli, tedavi kararlarında sizinle bilgiyi paylaşan ve fikrinizi soran bir doktor bulun.

Destek isteyin

Ailenizi ve arkadaşlarınızı duyarlı olduğunuz yemekler ve kaçınabileceğiniz diğer migren sebepleri konusunda bilgilendirin ve zaman zaman hatırlatın. Aile fertlerinizden migren zamanlarınızda normal görevlerinizi üstlenmelerim isteyin ve daha soma da bunları yapmalarına izin verin.

Migren esnasında size nasıl davranılmasını istediğiniz konusunda açık olun

İnsanlar genellikle sizin söylediğinizi gerçek olarak algılar. Dolayısıyla olduğunuzdan daha iyi görünmeye çalışmayın. Acı ve rahatsızlık seviyeniz konusunda dürüst olursanız, etrafımızdakilere uygun davranabilmeleri için olanak tanımış olursunuz.

Çocuğunuza uygun bir dille anlatın

Çok küçük çocuklar için alnınıza bu yara bandı yapıştırmak faydalı olabilir. "Burası acıyor" diyerek gürültü yapmadan oynamalarını sağlayabilirsiniz.

Çevrenizdekilerin empati kurmalarını sağlayın

Eğer migreniniz sizde duygusal değişikliklere yol açıyorsa (migren öncesi veya sonrası depresyon), iyi bir zamanda etrafınızdakilere durumunuzu anlatın. Bu tutumunuz, migren nedeniyle gösterdiğiniz tepkileri çok ciddiye almayı engeller.

Gerçekte neyi istiyorsanız onu belirtin

Yalnız kalmak istiyorsanız bunu talep edin. Yanınızda birisinin olmasını ve size su getirmesini istiyorsanız, bunu dürüst bir şekilde ifade edin.

Birinci dereceden yakınlarınızın bilgilenmesini teşvik edin

Aile bireyleri veya zamanınızın büyük bir kısmını paylaştığınız diğer insanlar genellikle sizin acı ve ağrınızın ciddiyetini anlar, size yardımcı olamadıkları için kendilerini çok çaresiz hissederler Migren konusunda daha fazla bilgi sahibi olmak onlara da yardım edebilir

İşyerinizde mümkün olduğunca migreni artırıcı faktörleri azaltın

Bu tavrınızın sizin veriminizi artıracağını göz önünde tutarak, isteklerinizi dile getirmekten çekinmeyin.

İşyerinizdeki ampulleri migreni provoke etmeyecek şekilde ayarlayın (floresan ışığın migreni başlatıcı etkisi vardır). Dumansız ve parfümsüz bir ortam tercih edin. Yakınınızda açılabilecek bir pencerenin bulunmasını talep edin. Sürekli gürültünün olduğu ortamlardan kaçının.


BUNU BİLİYOR MUYDUNUZ?
Araştırmalara göre; migren hastalarının anne ve babalarının yüzde 50-60'ı migren hastası.

Prof. Dr. Serdar Erdine
Algoji-Ağrı Tedavisi


Kaynak:Ekolay.net

3 Mayıs 2010 Pazartesi

Bu yıl bahar alerjileri uzun sürecek

Bahar alerjileri uzun sürecekSaman nezlesi olarak bilinen alerjik rinit, yaşam kalitemizi etkileyebiliyor.


Bazılarımız ardı ardına gelen hapşırık nöbetlerinden ve burun akıntısından dertlidir, bazılarımız ise gözde sulanma veya öksürük krizlerinden.

Halk arasında 'saman nezlesi' olarak bilinen alerjik rinit, yaşam kalitemizi ciddi boyutlarda etkileyebiliyor. Üstelik artık sadece bahar aylarında değil, çevresel faktörlerin etkisiyle neredeyse yılın tüm aylarında bizi etkisi altına alıyor! Baharın gelmesi pek çoğumuz için neşeli, enerjik ve sağlıklı günler demek.

Ama bazılarımız var ki 'bahar alerjisi' yüzünden ardı ardına gelen hapşırık nöbetleri, burun akıntısı ve gözde sulanma gibi sorunlar nedeniyle bu dönemde oldukça sıkıntılı günler geçirebiliyor.

Hatta 'Nasıl olsa geçer' düşüncesiyle doktora başvurmadığında 'astım' hastalığına bile yakalanabiliyor.
Üstelik küresel ısınma nedeniyle iklim şartlarının değişmesi ve hava kirliliği gibi faktörler nedeniyle bahar alerjisine yol açan polenler sadece 'bahar' mevsiminde değil, neredeyse yılın büyük bir bölümünde görülüyor. Bu da alerjik reaksiyonların yol açtığı sorunlarla aylarca baş etmek zorunda kalmak anlamına geliyor. Çevresel etkenlerin yol açtığı bir başka sorun da, alerjik hastalıkların görülme sıklığının giderek artması. Öyle ki alerjik rinit günümüzde her yüz kişiden 10 –30'unu etkisi altına alabiliyor.

Acıbadem Kadıköy Hastanesi Göğüs Hastalıkları ve Alerjik Hastalıklar Uzmanı Dr. Gülden Paşaoğlu Karakış, genellikle genç yaşta, hatta çocukluk döneminde başlayan 'bahar alerjisinden korunma yöntemlerini ve tedavi aşamalarını şöyle anlatıyor:

Sorumlusu polenler!

Bahar mevsiminde alerjik hastalıkların görülme sıklığında büyük bir artış gözleniyor. Bunun sorumlusu olarak da havada yayılan çimen, ağaç ve çiçeklerin oluşturdukları polenler gösteriliyor. Polenler solunum yoluyla vücuda girdiklerinde, kişi alerjik bir bünyeye sahipse, vücutta salgılanan 'histamin' maddesi solunum yolu, gözler ve burun zarlarının iltihaplanmasına yol açıyor. Bunun sonucunda da halk arasında 'saman nezlesi' olarak bilinen ve uzun yıllar devam edebilen bir hastalık olan 'alerjik rinit' ortaya çıkıyor!

Hangi aylarda, hangi polenler?

Ülkemizde ağaç, çayır-çimen ve otsu bitkiler olmak üzere 3 ana bitkinin polenleri alerjik reaksiyonlara neden oluyor. Bunların alerjik reaksiyon yapma olasılığı kişinin genetik yatkınlığına ve o polenin alerjenitesine bağlı olarak değişim gösteriyor. Bu 3 ana polen grubu arasında alerjenitesi en fazla olan bitki, " Graminea " olarak adlandırılan çayır-çimen polenleridir. Sıklıkla ağaç polenleri ilkbahar başlangıcında, çayır-çimen polenleri yaz ve yabani ot polenleri sonbahar aylarında ortaya çıkıyorlar. Polenlerin yoğunluğu ve etki süreleri iklim koşullarına ve o yılki hava durumuna göre değişiyor. Örneğin ılıman iklimlerde polen mevsimi daha erken başlayıp daha uzun sürüyor. Bu bölgelerde yılın büyük bölümünde allerjik bulgulara rastlanıyor.

Dağlık bölgelerde hava daha soğuk seyrettiği için polen mevsimi de daha kısa sürüyor. Ancak küresel ısınma ve hava kirliliğinde artış nedeniyle önceden sadece bahar aylarında görülen polenlere artık neredeyse tüm yıl rastlanabiliyor. Havada C02 miktarının artması atmosferde ısınmaya neden oluyor. Sonuçta havanın daha erken ısınması çiçeklerin de daha erken açmasına, dolayısıyla polenlerin daha çabuk ortaya çıkmasına ve uzun süre havada kalmasına yol açıyor. Böylece polenler alerjik kişileri artık mevsimsel değil daha uzun süre etkiliyor.

Ancak yine de polenler bazı aylarda daha fazla görülüyor:

Mart-Nisan: Kızıl meşe, fındık, zeytin, huş ve kavak ağacı, akçaağaç, karaağaç, diş budak, kestane, gürgen, zeytin ve fındık gibi ağaçların polenleri,

Nisan- Mayıs Haziran: Çayır, çimen gibi otların polenleri, Ör: İngiliz çimi, çayır salkım otu, çayır kelp kuyruğu,

Haziran-Ağustos: Buğday, çavdar, mısır ve pirinç gibi tahılların polenleri,

Ağustos sonu – Ekim: Pelin otu, akkazayağı, kuzu kulağı, sinir otu, ayrık otu, ısırgan otu, tilki kuyruğu, domuz ayrığı, yumak ve delice gibi otların polenleri alerjilere neden oluyor.

Yıl boyunca: Graminea grubundan Bermuda Grass olarak bilinen çayır-çimen poleni çok allerjenik olduğundan yıl boyu etkileyebiliyor.

Hapşırık, burun akıntısı, gözde sulanma…

Halk arasında 'saman nezlesi' ve 'göz nezlesi' olarak bilinen alerjik rinit ve konjuktivit genellikle nöbetler halinde tekrarlayan; hapşırık, burun akıntısı, gözde sulanma ve kaşıntı, burunda ve damakta kaşıntı, geniz akıntısı ve burun tıkanıklığı şeklinde görülüyor. Alerjik astım da ise aralıklı ve nöbetler halinde; göğüste sıkışma hissi, öksürük, nefes darlığı, hırıltı (nefes alıp verirken ıslık sesi duyulması ) olabileceği gibi sadece öksürük ile de seyredebiliyor. Ayrıca ciltte kaşıntı, kızarıklık ve kabarıklık şeklinde bulgular da ortaya çıkabiliyor.

Astım ataklarını tetikleyebiliyor!

Bahar alerjisi üst solunum yollarında başlayıp zamanla alt solunum yollarına yayılabiliyor, bunun sonucunda astım ataklarına neden olabiliyor. Yapılan çalışmalara göre; bahar alerjisinin astıma dönüşme oranı yüzde 30 gibi yüksek bir oranda seyrediyor. Bunun nedeni ise hastaların 'nasıl olsa geçecek' düşüncesiyle doktora başvurmamaları; yeterince alerjenden korunmamaları ve sigara içmeye devam etmeleri. Bu nedenle bahar alerjisinde erken tanı ve tedavi, hastanın sağlıklı bir yaşam sürmesi açısından çok önemli.

Ne zaman, hangi tedavi?

Yakınmalarınız tanıyı koymaya yardım ediyor. Doktorunuz alerjiden şüphelendiyse kesin tanı için sizden alerjik deri testi, burun içine alerjen maddelerle yapılan uyarı testi ve kan tetkikleri isteyebilir. Kesin tanı konulduğunda hemen tedaviye geçiliyor.

Alerjik hastalıkların tedavisinde ilk yapılması gereken kişinin duyarlı olduğu alerjenden korunmasıdır. Ayrıca tedavide hastalığı kontrol altına alan oldukça etkili ilaçlar ve hastalıkta kür sağlayabilen aşı tedavisi vardır. Polenlerden korunmak şart! Alerjik hastalığın tedavisinde temel kural, duyarlı olunan alerjenlerle teması önlemek. Çünkü birçok alerjik hastalıkta yakınmalar genellikle alerjenle temasın ardından ortaya çıkıyor.

- Polenlerin yoğun olduğu dönemlerde pencereleri kapalı tutun. Arabanızın camlarını da açmayın.

- Evin içinde havalandırma sistemleri ve hava filtreleri kullanın.

- Dış ortam aktivitelerini azaltın. Özellikle polenlerin yoğun olduğu 10.00 – 16.00 saatleri arasında dışarı çıkmayın.

- Polenlerin yoğun olduğu yerlerde egzersiz yapmaktan kaçının.

- Yeşil alanlarda mümkün olduğunca bulunmayın.

- Dışarı çıkmışsanız eve girer girmez kıyafetlerinizi değiştirin ve duş alın. Kıyafetlerinizi yatak odasında çıkarmamaya dikkat edin.

- Ağzınızı ve burnunuzu koruyan maske kullanın.

İlaç tedavisi:

Bahar alerjisinde ikinci adım olarak ilaç tedavisine başvuruluyor. Günümüzde hastalığın bulgularını kontrol altına alarak hastaların sağlıklı bir şekilde hayatlarını sürdürmelerini sağlayan etkili ilaçlar mevcut. Hastalığın belirtilerine göre kullanılan ilaçların türü de değişiyor.

Örneğin burun nezlesinde antialerjik ilaçlar ve burun spreyleri, astımda ise hava yollarını genişleten ve hastalığı kontrol altına alan ağız spreylerinden yararlanılıyor. İlaç tedavisi kesin çözüm sağlayamıyor ama bulguların hafiflemesine, hastaların yaşam kalitelerinin artmasına ve sağlıklı kişiler olarak hayatlarını sürdürebilmelerine yardımcı oluyor.

Aşılar uzman ellerde yapılmalı:

İlaç tedavisi ile hastada belirgin bir düzelme sağlanamadığı ya da kesin tedavi istendiğinde aşı tedavisine geçiliyor. Özelikle polen alerjisinde, aşı tedavisi ile oldukça başarılı sonuçlar elde ediliyor. Öyle ki hastanın yakınmaları aşı tedavisi ile yüzde 60 – 70 oranında azaltılabiliyor. Son zamanlarda mevsimsel polen alerjilerinde kısa dönem bağışıklık sağlayan ve her yıl tekrarlanması gereken aşılar da tercih edilebiliyor. Mevsim öncesinde haftada bir kez uygulanan bu aşılar, hastanın tüm baharı rahat bir şekilde geçirmesini sağlayabiliyor.

Eğer bu aşı hastada yarar sağlamazsa veya uzun yıllar devam edecek kesin bir çözüm isteniyorsa, bu durumda en az 5 yıl boyunca tekrarlanması gereken klasik aşılara başvuruluyor. Ancak riskli bir tedavi yöntemi olduğu için aşıların mutlaka bu konuda eğitim almış alerji uzmanları tarafından ve hastane ortamında uygulanması gerekiyor. Aksi halde aşılar fayda vermek yerine, 'anaflaktik şok' adı verilen ağır tabloya kadar varabilen ciddi yan etkilere neden olabiliyor

Kaynak:RealAge / Ozan Vural

28 Nisan 2010 Çarşamba

Limon, kalbi rahatlatıyor

Kanseri önlüyor, kalbi rahatlatıyorLimon kabuğu, kalpten kansere kadar hastalıkların önleyicisi olan şifalı bir gıda.

Kanseri önlüyor, kalbi rahatlatıyor

Prof. Mehmet Öz limon kabuklarının cilt kanserine karşı bir kalkan oluşturduğunu, cildi güzelleştirip, sinirleri yatıştırdığını açıkladı. İşte Prof. Öz'den limon kabuğu mucizesi...

TÜMÖR GELİŞİMİNİ ENGELLİYOR

Limonun tadı güzeldir, serinletici etkisi vardır, C vitamini deposudur. Salatanıza katabilir, limonata içebilir veya yiyebilirsiniz. Kabuklarını kullanmak ise size bambaşka faydalar sağlayabilir. Yapılan bir araştırma ile limon kabuklarında bulunan dlimonene aadlı maddenin çok güçlü bir cilt dostu olduğu belirlendi. D-limonene, narenciye yağında bulunan ve tümör gelişimini engelleyerek cilt kanseri riskini önemli ölçüde düşüren bir bileşkendir.



D-LİMONENE ETKİSİ

11.00-16.00 saatleri arasında güneş ışınlarından kaçınmanız gerektiğini zaten biliyorsunuz. Limon ve diğer turunçgillerden maksimum faydayı sağlamak için basit bir yöntem var: Ya gölgede tüketmeye çalışın ya da yerken hızlı davranın. Güneş ışınları etkisiyle elinizde tuttuğunuz parça limonun içindeki C vitamini 30 saniye gibi kısa bir sürede okside olur.

RİSKİ DÜŞÜREBİLİRSİNİZ

Sadece Amerika'da yılda 200.000 den fazla insan cilt kanserine yakalanıyor. Bu sorun son yıllarda ülkemizde de çok artış göstermeye başladı. Cilt kanseri güneşin parladığı her yerde kendini gösterebilir. Yüzünüzde, kulaklarınızda, ellerinizde ve dudaklarınızda oluşabilir. D-Limonene sayesinde bu riski çok düşürmek elinizde.

YEMEKLERE KATIN

Limon kabuklarına geri dönüyoruz. Kabukları çayınıza katarak hem lezzet hem de güçlü bir cilt bakımına kavuşabilirsiniz. Makarna sosuna limon kabuğu rendesi eklemek iyi bir alternatif. Rendelediğiniz kabukları salatanıza, yaptığınız keklere ve kurabiyelere de katabilirsiniz.

KALBİ RAHATLATIYOR

Limon kabuğu aynı zamanda sinir sisteminize olumlu etki yapar, bakterileri öldürür ve kalbi rahatlatır. Yapılan bir çalışmada, kadınların yumurtalık kanseri riskini de düşürdüğü ortaya konan limon kabuklarının bu özelliği de içeriğinde bulunan polifenollerden kaynaklanmaktadır.

KARACİĞERE YARARLI

Son olarak cildimize yaptığı maksimum faydaları dışında limon kabukları, özellikle alkol alanlar için olmazsa olmazlardandır. Karaciğer ve safra kesesine yararlıdır, mide asiditesini giderir ve balgam söktürücü etkisi vardır. Yenilebilir cilt bakımına limon kabukları ile başlayın!

Prof. Mehmet Öz

Öfkenizi kokularla yenin

Öfkenizi kokularla yeninStresi, öfkeyi yok eden, mutlu eden, vücutu ısıtan kokuları biliyor musunuz?

Öfkenizi kokularla yenin

İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Deontoloji ve Tıp Tarihi Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Ayten Altıntaş, 'koku'nun insan üzerine çok önemli etkileri bulunduğunu ifade ederek, 'Stres verici meslek dallarında çalışanlar ve uyku problemi olanlar lavanta kokusu, çörek otu ve üzerlik tohumu kokusu kullanabilir. Aynı kokular, sürekli ağlayan bebeklerin rahatlamasına yardımcı olur' dedi.



Prof. Dr. Ayten Altıntaş, kokunun Türk tıp tarihinde psikolojik tedavide uygulandığını söyledi.

Osmanlı tıp tarihinin yüzde 60'ının sağlıklı hayat hakkında olduğunu hatırlatan Altıntaş, o dönemde insanların öncelikle hastalıktan korunmayı hedeflediklerini, hasta olmaları halinde şifa aramayı ilke edindiklerini ifade etti.

Altıntaş, Türk tıp tarihinde kokunun insan üzerine etkilerinin araştırıldığını, yıllar süren çalışmalar ve tecrübeler sonucu, bitkilerin ve bitki esanslarının birçok hastalığı önleyici ve şifa verici etkisi olduğunun anlaşıldığını kaydederek, şöyle devam etti:

Tarihteki koku uzmanları İbn-i Sina ve Biruni

'Türk tıp tarihinde İbn-i Sina ve Biruni gibi ünlü tıp alimleri, birçok bitki ve kokusu gibi, gülün de birçok hastalığı önleyici ve giderici olduğunu söylemiş ve hastalar üzerinde uygulamışlardır. Bu alimler, gülü akıl hastalarının tedavisinde kullanmış ve hafızayı açtığını, belleği güçlendirdiğini görmüşlerdir. Nitekim, bir Alman araştırma grubu, denekleri gül kokulu bir odada uyuttuktan sonra zeka ve algılama seviyelerinin arttığını görmüş, daha sonra bir Türk araştırma grubu da gülle beslenen farelerin hafızalarının güçlendiğini ispatlamıştır.'

Osmanlı hekimlerinin, Mevlana'nın 'Koku, gönül gözünü açar' tavsiyesiyle insanların tabiatlarını çok iyi tanıyarak, buna göre kokular belirlediklerini anlatan Altıntaş, şöyle konuştu:

'Stres verici meslek dallarında çalışanlar ve uyku problemi olanlar lavanta kokusu, çörek otu ve üzerlik tohumu kokusu kullanabilir. Aynı kokular, sürekli ağlayan bebeklerin rahatlamasına yardımcı olur. Bebeklerin çok sıcak ve nemli vücutları olduğu için serin ve ferahlatıcı kokulardan doğal menekşe kokusu, ergenlik dönemindeki gençlerin hormonları yoğun ve yüksek olduğundan, hırçınlaşmalarını engellemek için serinletici kokulardan gül, menekşe, limon, bergamut esanslı kokular tavsiye edilirken, yaşlıların vücutları kuru ve soğuk olduğundan ısıtıcı kokulardan biberiye ve tarçın kokuları kullanılması önerilir.'

Geçmişte örnekleri görülmesine rağmen günümüzde kokuların tıpta aroma terapi haricinde kullanılmadığını kaydeden Altıntaş, kokunun tedavideki öneminin, ilerleyen yıllarda artacağını vurguladı.

İnsan bünyesinin doğal kokulara reaksiyon gösterdiğini, şimdiki kokuların sentetik olması sebebiyle beklenen tepkinin görülmeyeceğini hatırlatan Altıntaş, bugün doğal gülün bulunduğu ender yerlerden biri olan Isparta'da bile 3 ton gülden 1 kilogram saf gül esansı çıktığını bildirerek, genelde ihraç edilen bu esansın, altından daha değerli olduğunu ifade etti.

Altıntaş, kokunun tarih boyunca özellikle bayanlar tarafından önem taşıdığına değinerek, şunları söyledi:

'Tarihte koku, insanları etkileme konusunda o kadar önemlidir ki 12. yüzyılda Mısır Kraliçesi olan Cleopatra, güzel bir kadın olmamasına rağmen Mısır rahiplerine hazırlattığı kokularla döneminde nam salmış, gülün de içinde bulunduğu esanslarla büyük bir etki meydana getirmiştir. Babil ve Çin'de de kraliçeler çekici bulunmak için gül ve zambak kullanmışlardır.'

Kaynak:Leyditurk.com

23 Nisan 2010 Cuma

Regl sancılarına bitkisel çözüm

Civanperçemi - Regl sancılarını iyi geliyorKadınların en çok şikayet ettiği periyodik rahatsızlıkların 1. sırasında regl ağrıları geliyor.

Ağrı kesiciler, sıcak su torbaları zaman zaman kurtarıcı görevini yapsa da artık başrolde şifalı ot civanperçemi yer almakta.

Pek çok kadın, beden, cilt ve saç sorunlarına çözüm için doğadan yararlanıyor. Bu sorunlar arasında, adet düzensizlikleri ve ağrılar önemli bir yer taşıyor. Şifalı bitkilerin içinde ünlü bir ot var: Civanperçemi. Kadınlar regl döneminde bu bitkinin çayını içtiklerinde rahatlıyorlar. Ayrıca yumurtalık iltihaplanmasında da kadınların tercih ettiği şifalı bir bitkidir…


Bitkisel şifa formülleri her zaman için dikkat çekiyor. Nedeni atalarımızdan bugüne dek gelen ve eskimeyen bir şifa yöntemi olması. Şifalı otlara olan talep büyükannelerimizden bu yana hiç azalmadı ki!Hatta eskiden bu otlardan "sofraya aş, hastaya ilaç" olarak söz edilirdi. Doğadaki bu denge her zaman vardı. Bir hastalık baş gösterdiğinde, onun şifasının yine doğada olduğuna dair sözler hemen her dilde çok eski eserlerde yer aldı. Doğanın insana hediye ettiği şifa gerçeğinden hareketle, size bundan sonra doğal şifa hakkındaki bilgilerimi paylaşacağım. 15 yıldır bitkilerle uğraşan bir herbalist olarak (www.herbalisttarkan.com) değineceğim konular sadece bitkiler ve otlar olmayacak tabii. Bunların dışında insan sağlığı ve kişisel bakım için çok güzel sonuçlar yaratan besinler ve uygulamalardan da söz edeceğim.

Civanperçemi ile oturma banyosu

Şifalı otlardan öyle basitçe söz etmek doğru değil. Çünkü bu otları toplamanın, saklamanın, kurutmanın incelikleri var. Örneğin kadınlar için önem taşıyan "civanperçemi" çayırlarda, dar tarla yollarında yetişiyor. Adet kanamaları düzensiz kadınlar, bu bitkinin çayını içtiklerinde rahatlıyorlar. Ayrıca yumurtalık iltihaplanmasında kadınların tercih ettiği bir ot. Tabii birçok etkisi var, onlardan da söz etmek istiyorum.

Hemoroid yani basur hastalığında da oturma banyosu çok faydalı. Ayrıca yüzde kırmızılık görüntüsü veren kılcal damar çatlamalarına karşı da çok etkili bir bitki. Bunun için uygulaması: Her gün civanperçemi çayına bir tutam pamuk batırılarak yüzün silinmesi yoluyla gerçekleşiyor.

Pek çok kişi bu otun nasıl kullanılacağını bilmez.

Oturma banyosu da etkili yararlanma yollarından biridir. Bir kaba demlenmiş olarak bu ot konulup, oturma banyosu yapılırsa (banyoda hazırlanıyor) ağrılar azalır. Oturma banyosu da şöyle yapılıyor: 1 litre kaynar suya, 30 gr civanperçemi atıp 3 dakika kısık ateşte kaynatın. Sonra 15 dakika demlensin. Banyoda suyla çoğaltılarak ılık hale getirin ve bu suda15 dakika oturun, etkisini göreceksiniz.

Rahim akıntılarına çözüm olarak da bu oturma banyolarını deneyin. Menopoz döneminde ise çayını içmek iyi geliyor. Bitki, kemik iliği hastalıklarında da yardımcı bir rol üstleniyor. Ayrıca, kadınları bezdiren vajinal kaşıntılara bitkinin kaynama suyu deva. Haftada iki kez yaptığınız oturma banyolarında, eğer düzenli uygulamayı aksatmazsanız, bunlarla gelen rahatsızlıkları yok ediyor. Yalnız gebelik süresince kullanılmaması benim gibi bütün herbalistlerin tavsiyesidir.

Sirke bir ecza deposu gibi

Çok basit ifadeyle ekşimiş üzüm ve elma suyu diyebiliriz sirkeye. İçinde C vitamini, bazı madeni tuzlar bulunur. Cilt güzelliğine düşkün müsünüz? Sirke size müthiş bir yardımcı bu konuda. En başta yazın güneşten dolayı yüzünüzde oluşan lekeler için güzel bir "doğal kozmetik". Bir su bardağı suya bir çorba kaşığı sirke koyun, biraz ocakta ılıtın. Bu elde ettiğiniz sıvıyı bir şişeye koyun. Akşamları yatarken bu su ile cildinizi temizleyin.

Sirke ve zeytinyağı gibi bitkisel ürünlerin cilde ne gibi etkisi olduğu yolunda sorular da Aroma Şifalı Bitkiler'e sık gelyior. Elma sirkesi cildin ph seviyesini normal düzeye çeker. Cildin pul pul olmasını engeller. Ayrıca sirke antiseptik olduğu için enfeksiyona neden olan bakterilerin çoğalmamasını sağlar.

Doğal ve sağlıklı saçlara kavuşmak isteyenler için iyi bir seçim sirke... Başınızı yıkadıktan sonra durulama suyuna bir veya iki çorba kaşığı sirke atın ve son kez yıkayın. Bu uygulama ile hem kepek kalmaz, hem de saç telleri canlanır ve parlaklaşır.

Sirkede binbir deva var. Ayrıca şifa amacıyla tüketebilirsiniz. Bu aralar herkes gripten korkuyor. Bu tip hastalıklara karşı sirkeli su mikrop önlemeye güzel doğal bir önlemdir. Sirke asidinin mikrop öldürücü özelliği bulunuyor. Bir su bardağı suya, bir çorba kaşığı elma sirkesi koyarak suyu karıştırın. Sıvıyı bir kaşık balla tatlandırın. Sabah kalkınca bu sudan için.
Elma sirkesindeki kalsiyum miktarı hayli fazladır. Kemikleri mineral bakımından zenginleştiren sirke osteoporozu önlemede etkili olur. Mahmure okuyucuları doğal şifa ile ilgili soru iletirlerse yanıtlayacağım. Aroma Şifalı Bitkiler'i arayarak ya da e-postayla da sorularınızı yollayabilirsiniz.

Doğadan pratik notlar: Bazı insanlar kaşıntıdan muzdadiptir. Kaşıntı olan bölgeye oğulotu'ndan bir yöntem önereceğim: Bir miktar suya, bir tutam oğulotu atın ve kaynatın. Fazla erimeden sudan çıkarın. Lapa haline getirin ve iyice ılık hale gelince kaşıntılı bölgeye sürün.

Bahar yorgunluğunu atmak için

Soğuk günler geride kalmış olmasına rağmen birçok insan kendini bitkin ve yorgun hissediyor. 

Bunun nedeni bahar yorgunluğu. Uzmanlar bahar yorgunluğunu üzerinizden atmak için yedi öneride bulunuyor.

Bahar geldi. Güneş yüzünü gösterdi ancak gün içinde yaşanan ani sıcaklıklık değişikleri sizi sersemletiyor. Gün içinde kendinizi yorgun, uykusuz hissediyor ve işinize konsantre olmanızda güçlük çekiyorsanız bahar yorgunluğu sizi etkisi altına almış demektir.

Yedi adımda bahar yorgunluğunu üzerinizden atabilir, hayatınızı kolaylaştırabilirsiniz. Şöyle:


İnce ve pamuklu giysiler tercih edin

Kıyafetlerinizin ince kumaştan ve pamuklu olmasına dikkat edin. Hava sıcaklığının gün içinde en yüksek dereceye çıktığı bir zamanda hafif kıyafetleriniz vücudunuzun nefes almasını sağlayacaktır. Ancak yanınızda mutlaka hırka ceket vs bulunmalı. Akşam sıcaklığın düşmesi ihtimaline karşı hazırlıklı olun.

Spor için alışveriş yapın

Alışveriş yapın ve kendinize yeni bir mayo alın. Yeni mayonuz, egzersiz yapmak veya fazla kilolardan kurtulmak için sizi motive edecektir. Yeni bir çift spor ayakkabısı alın. Bu da sizi daha uzun yürüyüşlere çağıracaktır.

Spora başlayın

Bahar düzenli spora başlamak için en uygun mevsim. Her gün düzenli olarak spor yapabilirsiniz. Koşmak, tempolu yürüyüş ve bisiklet vücudu yaza hazırlamak için uygun sporlardır. Düzenli egzersiz zihinsel ve fiziksel sağlığınıza çok iyi gelecektir.

Öğünlerinizde meyveye daha fazla yer verin

Hava sıcaklığının artmasıyla meyveler de çeşitlenmeye başladı. Çilekler en güzel zamanını yaşıyor. Elmayı ihmal etmeden mümkün olduğu kadar çok meyve tüketin.

Kendinizi meşgul edin

Bahçeniz varsa bahçenizde yoksa balkonunuzun bir bölümünde toprakla haşır neşir olun. Mevsimlik çiçeklerden yaz sebzelerine onlarca bitki var yetiştirebileceğiniz. Toprakla uğraşmak üzerinizdeki negatif yükü atmanıza yardımcı olacaktır. Toprakla uğraşmayı sevmiyorsanız bahar temizliği yapın. Bütün evi baştan aşağı temizleyin. Evin odalarında eşyaların yerlerini değiştirin. Kışlık giysilerinizi ve ayakkabılarınızı kaldırmanın zamanı geldi, kendinizi yazlık giysi ve ayakkabılarınızı yerleştirmekle meşgul edin.

Evinizde ve ofisinizde taze çiçek bulundurun

Evinizde ve ofisinizde taze çiçek bulundurun. Bir buket çiçek alın ve bunu demetler halinde mutfakta, salonda, banyonuzda ve yatak odanızda uygun yerlere yerleştirin. Ofisinizde de masanızın üzerinde taze çiçek bulundurun. Çiçekler kokuları ve renkleriyle kendinizi iyi hissettirecektir.

Güneş banyosu yapın

Öğle yemeği tatillerinizde mutlaka dışarı çıkıp temiz hava alın. Hatta imkanınız varsa yemek tatilinizin bir bölümünü yürüyüşe ayırabilirsiniz. Yürürken derin nefes alın ve güneşin sizi ısıtmasına izin verin. Temiz hava ve güneş moralinizi yükseltecek ve size enerji getirecektir.

Hürriyet

9 Nisan 2010 Cuma

Kadınlar depresyon pençesinde!

Depresyon kadınları vuruyor!Cinsel kimlik rolü kadını depresyona daha yatkın kılıyor.

Depresyon kadınları vuruyor!
Depresyonun tüm toplumlarda kadınlarda daha sık görüldüğünü söyleyen Psikiyatri Uzmanı Dr. Dilara Karahan, 'Şikayeti olan kadınlar, sorunlarına çözüm bulmak için uzman birine başvurma eğilimi içindedirler. Erkekler ise yardım konusunda daha isteksiz olurlar ve genellikle alkole başvurarak sorunu çözme eğilimi yüksektir' diye söylüyor.


'Yapılan çalışmalar, kadında ebeveynlikle ilgili olayların ve ilişki sorunlarının ruhsal durum üzerindeki etkisinin, erkeklerden daha yüksek olarak göstermiştir' diyen Karahan, kadınların en özel dönemlerinden olan hamilelik sürecinde yaşanan depresyon hakkında şunları söyledi:

'Ebeveynliğin başlangıç dönemi olan hamilelik ve sonrasındaki annelik sorumluluğu oldukça uzun bir dönemdir. Hamilelik döneminde genel inanç, bu dönemin duygusal açıdan son derece rahat bir dönem olduğudur. Fakat yaşanan hormonal değişiklikler, sorumlulukların artması, bedensel değişimler bazı gebe kadınları olumsuz etkilemekte ve depresyona zemin hazırlamaktadır.

Depresyonun, genel olarak 25-44 yaş arasında artış oranı yüksektir. Daha önce depresyon geçiren kadınların, hamilelik dönemi yaşarken tekrar depresyona girme oranı yüksektir.

Gebelikte, zaman zaman gebeliğin belirtileri ile depresyon belirtisi birbirine karışabilir. Gebelikte; uyku değişikliği, iştah değişikliği, kilo kaybı, yorgunluk, duygusallık gibi değişimlere sık rastlanır. Depresyonda da buna benzer belirtiler vardır. Bu sebeple, hamilelik döneminde depresyon tanısı koymak oldukça zordur. Genel olarak hamilelikte depresyon kadının gebelik haberini aldıktan sonraki 3 ay içinde çok daha sıklıkla görülür.Bu sebeple, ilgili kişinin çevresi tarafından bu dönemde iyi gözlemlenmesi gerekir.

Bu durumun depresyon olarak algılanabilmesi için bu kişilerde duygudurum değişimlerine bakılır. Kadın, 15 gün ve üstü zamanda büyük bir karamsarlık içinde olur, isteksizdir, hayattan zevk almaz, suçluluk ve yetersizlik duygusu yaşar ve şiddetli sıkıntı hali içindedir. Kadında özellikle, taşıdığı bebekle ilgili kaygılar oluşur. Bunun yanısıra hamile kadınların, yüzde 64'ünün vücudunun farklı bölgelerinde, nedeni belirsiz homatik ağrılar görülür. Baş ağrısı, mide ağrısı ve karın ağrısı gibi belirtiler gebelik depresyonu içinde sıkça görülür.

Gebelik döneminde, kadınların yüzde 40'ından fazlasında ölüm yani kendine zarar verme düşüncesi belirebiliyor. Bu kişiler, intihara eğilimlidir. Bunun yanı sıra bebeği kaybetme düşüncesi, bebeğin sağlığı ile ilgili kaygılar, daha önce mevcut düşüklerin tekrarlanması düşüncesi, ani ilişki problemleri, çiftin içinde bulunduğu sosyo-ekonomik durum, iş kaybı gibi endişeler depresyon döneminde kadını oldukça zorlar.

Hamilelik döneminde, alkol ve sigara kullanımı, kadının depresyona girme ihtimalini artırır. Genel olarak bakıldığında hamilelik depresyonuna, hamilelik sonrası depresyondan daha az rastlanır. Hamilelik dönemindeki depresyon tedavisi, uzman bir psikiyatrist desteği ile kolaylıkla yapılmakta ve kadının sağlıklı bir gebelik ve annelik dönemi geçirmesi sağlanabilmektedir. Bu konuda, uzman psikiyatrisin yapacağı tespitle, hem ilaç hem de terapi ile tedavi yönetilebilir. Hamilelik döneminde kullanılan olan ilaçlar, gebe kadını zaman zaman endişelendirmektedir. Ancak bugün bu dönemde kullandığımız özel ilaçlar bulunmaktadır. Bunlar, hamilelik döneminde anne ve bebeğe tehlike yaratmaz ve gebe kadının ruhsal dünyasında ona rahatlık sağlayarak mutlu bir hamilelik dönemi geçirmesini sağlar.

Hamilelikte, depresyonun tedavisi yapılmaz ise gebenin yaşadığı sıkıntılar ile bebeğini kaybetme ihtimali artar. Bunun yanı sıra kadının yaşadığı duygudurum değişimleri ile hem kendi iç dünyasında hem de aile yaşamında ciddi sıkıntılar oluşabilir.'

22 Mart 2010 Pazartesi

Kimler daha çok su tüketmeli?

Az su içen kişiler daha çabuk yoruluyorİnsan vücudundaki bütün sistemler, organlar ve hücreler yeterli su olmadan fonksiyonlarını sürdüremezler.

Hücre içinde gerçekleşen bütün hayati metabolik olaylar ancak hücre içinde su yeterli ise gerçekleşebilmektedir.


Memorial Hastanesi Dahiliye Bölümü'nden Uz. Dr. Selahattin Türen, 22 Mart Dünya Su Günü öncesinde, 'Su tüketiminin faydaları' hakkında bilgiler verdi.

Az su içenlerde yorgunluk, dikkat güçlüğü ve hafıza bozukluklukları görülebilir

Sağlıklı yetişkin bir erkekte vücut ağırlığının %60'ını, kadında %50' sini su oluşturur. Bu oranlar yenidoğan bir bebekte %70- 75 iken yaşla birlikte azalır. İnsan beyninin %95'i ve akciğerlerin %90'ını su oluşturur. Vücuttaki bütün sistemler, organlar ve hücreler yeterli su olmadan fonksiyonlarını sürdüremezler. Hücre içinde gerçekleşen bütün hayati metabolik olaylar ancak hücre içinde su yeterli ise gerçekleşebilmektedir.

Vücut sıvısının %2 gibi küçük bir oranda azalması bile hafif yorgunluk, yakın hafizada hafif bozulma, dikkati toplamada ve yapılan işe odaklanmakta güçlüklere neden olur. Vücut sıvısının azalmasına basitçe "dehidratasyon" denir. Gün boyu devam eden hafif yorguluğun en sık nedenlerinden biri de hafif dehidaratasyondur.

Su neden yaşamın kaynağı?

- Vücutta taşıyıcı göreve sahip olan su, hücrelere besin ve oksijen taşır, atıkları uzaklaştırır.
- Böbreklerin toksik maddelerden temizlenmesine yardımcı olur.
- Kan ve lenf sisteminin büyük bir kısmını oluşturur.
- Vücut sıcaklığının düzenlenmesinde rol alır.
- Kan basıncını kontrol eden elektrolitlerin dengelenmesine ve taşınmasına yardımcı olur.
- Sıcak havalarda vücudu serin tutar ve soğuk havalarda vücut izolasyonu sağlar.
- Yeteri kadar tüketildiğinde, cildin daha düzgün, daha yumuşak, daha parlak ve daha esnek olmasını sağlar.
- Tükürük ve mide salgısında bulunarak, besinlerin sindirilmesinde görev alır.
- Su, emziren kadınlarda, süt üretimini artırır.
- Bağışıklık sisteminin görevini yapabilmesi için su gerekmektedir. Bu özelliği ile zinde ve dinç kalmada yardımcı olur.
- Eklemlerin kayganlığını sağlar.
- Su tüketimi azaldıkça, vücutta depolanan yağ miktarı artmaya başlar ve kilo alımı gerçekleşir.
- İçme suyu veya doğal kaynak sularının birçoğu bölgeden bölgeye degişmekle birlikte; bazı minarelleri içerir. Vücudumuz için gerekli olan minarellerin bir kısmını içtiğimiz sulardan elde ederiz. Bunlar içinde kalsiyum, magnezyum ve sodyum daha fazla miktarda olanlardır. Flor, iyot ve diğer eser elementlerin de bir kısmını içtiğimiz sulardan sağlarız.

Su tüketim miktarı çevresel ve kişisel şartlara göre değişir

Su tüketiminin sağlığımız için çok önemli olduğu yıllardır anlatılır. Peki günlük su tüketimi ne kadar olmalıdır? Bu konuda uzmanların farklı görüşleri olsa da çoğunlukla ortalama günlük su tüketiminin 2-2.5 litre olmasi tavsiye edilir. Bunu 8x8 yani gunde 8 defa 8 onz (250 ml veya bir su bardagı) su içilmesi şeklinde de duymuş ve okumuş olabilirsiniz. Bu miktarlar ortalama miktarlardır. İdeal olan ise su ihtiyacının kişinin durumuna ve mevcut hastalıklarına, hava sıcakliğına ve aktivite duzeyine gore ayarlanmasidir.

Yeterli su içip içmediğinizi test etmek için 3 küçük ipucu

1- Susuzluğunuzu gidermek icin içtiğiniz su miktarının en az 2 katını tüketin.
2- Günboyu ve sık sık su için ve su içmek için susamayı beklemeyin.
3- İdrar renginiz koyu sari renkli ise yeterli miktarda su içmiyorsunuz demektir. İdrar renginiz koyu sarıdan açik ve şeffaf renge dönüştüğünde yeterli miktarda su tüketiyorsunuz demektir.

Kimler daha çok su tüketmeli?

- Yüksek proteinli diyetle beslenenler.
- Lifli gıdalardan zengin beslenenler
- Bulantı kusma ve ishal ile sıvı kaybının arttığı zamanlar
- Ağır fiziksel aktivite yapanlar
- Çok sıcak ortamlarda olup, aşırı terleyen kimseler daha fazla su tüketmelidirler.

Su her zaman yaşam kaynağınız olmayabilir

Vücutta fazla miktarda sıvının olduğuna işaret eden durumlarda (bacaklarda ödem ve karında asit); kalp yetmezliği, böbrek yetmezligi, siroz ve kronik karaciğer hastalığı gibi zaman zaman sıvı alımının belli bir miktarla kısıtlanması tedavinin önemli bir parçasıdır. Bu gibi durumda olan hastaların doktorlarının tavsiyelerine uymaları daha doğru olacaktır.

Çay, kahve, kola suyun yerini tutmaz

İçeceklerin hiçbiri suyun yerine geçemez. Su, kalori içermez ve asiditesi yoktur. Kafeinli içeceklerin fazla tüketilmesi; çarpıntıya neden olurken; bu içeceklerin beraberinde fazla şeker ve krema tüketilmesi de gereksiz kalori alınmasına yani kilo artışlarına sebep olabilir. Ayrıca kafeinin idrar söktürücü özelliği de olduğundan fazla tüketildiginde önce sıvı alımı artmış olur, ancak daha sonra idrarla sıvı kaybı artar.

Kola ve benzeri asitli içecekler mideye rahatsızlık verdiği gibi; alınan asidin etkisini azaltmak için vücut çok fazla su harcamak zorunda kalır.

Su tüketiminizi artırmak için öneriler:

- Su içmek için susamayı beklemeyin.
- Yemeklerle birlikte ve yemek aralarinda su için.
- 8x8 kuralını unutmayın. Günde 8 kez 8 onz (240 ml, 1 su bardağı) su için.
- Kendinize su içmek için güzel bardaklar ya da şık bir sürahi edinebilirsiniz.
- Çalışma ortamınızda ve evinizde belirleyeğiniz bölümlere "su iç" yazılı notlar asabilirsiniz.
- Ofis bilgisayarınıza su hatırlatması programlarından kurabilirsiniz. Böylelikle siz işinize konsantre olmuş çalışıyorken, ekranda beliren su şişesi size su vaktinin geldiğini hatırlatır.

8 Mart 2010 Pazartesi

Kaçan her zaman kovalanır mı?




Aşkta ‘kaçan kovalanır’ durumu abartılı şekilde yaşanıyorsa duygusal tacize uğruyor olabilirsiniz. Bu tür bir duygusal taciz hemen fark edilmez. 

İlişki içinde kurban “hiç memnun olmayan taraf”, tacizci ise “bunaltılan kişi” konumundadır. Bir an ayağınızı yerden kesen jestler yapıp sonrasında yokmuşsunuz gibi davranıyorsa, bir saat önce evlenme teklif edip sonra “Ayrılalım” diyorsa, her fırsatta eski ilişkilerini anlatıyorsa, sizi sürekli eleştirip iğneleyici laflar ediyorsa; duygusal tacize uğruyor olabilirsiniz. Medical Park Fatih Hastanesi Klinik Psikoloğu Sinem Demir; ‘duygusal taciz’in kurbanı olmamanız için duygusal tacizin nedenlerini ve çeşitlerini açıkladı.

Bir ilişkide belirsizlik hissinin aşırı düzeyde olması, karşınızdaki kişinin size karşı tutumunun aşırı-sert çıkışlarla aşırı ilgi arasında gidip gelmesi, zeminde ‘duygusal taciz’ olduğunu düşündürebilir.
Belirsiz mesajlar vererek ‘bir kaçan bir yaklaşan’ birine karşı ‘hoşlanma’ benzeri duygular hissedilmesinin temelinde ise belirsizliğin yarattığı kaygı olabilir. Bir mesajın ardından tam tersi mesajın verilmesi, kaygı ve duygusal karmaşa yaratır. Kaygı, o kişiyi düşünme süresini uzatır; çünkü ne olup ne bittiğine anlam vermeye çalışırsınız. İlişkideki belirsizliğin yarattığı ‘kaygı ve öfke’ benzeri hislerin ‘heyecan’ duygusuyla yanlış bir şekilde karıştırılması, ‘hoşlanma’ duygusu olarak yorumlanabilir. Yakın ilişkilerdeki bu ‘belirsizlik yüklü’ haller, gerçekten kişinin kendi kaygı düzeyiyle mi ilgili, yoksa karşısındakiyle mi? Bunu daha kolay anlamak için ‘duygusal taciz’i düşündürebilecek durumları bilmek gerekir.

İşte ‘duygusal taciz’i düşündürebilecek durumlar:
TUTARSIZ TEPKİLER: YA ÇOK İLGİLİ YA ÇOK İLGİSİZ! 
Sizin de ilgi duyduğunuz ve size ilgisi olduğunu gösteren bir kişi, bir süre sonra tam tersi tepkiler verebilir. Bu durumda normal olarak, onun ilgisinin köreldiğini düşünür ve geri çekilirsiniz. Duygusal taciz durumunda; karşınızdaki kişi, aşırı ilgi ile aşırı ilgisizlik arasında gidip gelir. “Size ve ilişkiye dair verdiği mesajlar tutarsızdır; uzun süreli ilişki yaşamak/evlenmek istiyorum-istemiyorum, seni çok beğeniyorum-beğendiğim insan sana benzemiyor, evlilik olursa ancak seninle olur-evlensem bile bu seninle olmaz” gibi...

ESKİ AŞKLARINI ANLATIR DURUR
Duygusal taciz durumunda, (hayali veya gerçek) ‘diğerleri’ sıklıkla gündeme gelir: Sürekli olarak (size benzemeyen) beğendiği fiziksel özelliklerden söz etmesi, daha önceki ilişkilerine dair duygu/anılarını sıklıkla gündeme getirmesi (özellikle olumlu olanları), sizin daha önceki ilişkilerinizden sürekli olarak ‘bir suçlama’ sebebi olarak söz etmesi… 

AŞAĞILAYICI ŞAKALARLA EZMEYE ÇALIŞIR
Kimi ilişkilerde şaka yollu eleştiriler bir ilgi ifadesi olabilir; bu da bir iletişim şeklidir. Duygusal tacizde ise eleştiri ve şakaların ‘aşağılama’ ile ilişkili olduğu fark edilir. İğneleyici ve aşağılayıcı laflar söylemek (yalnızken veya başkalarının yanında), sözel olarak veya bakışlarla azarlamak, tamamen görmezden gelmek, sürekli eleştirmek... Birlikte gittiğiniz arkadaş veya aile toplantıları sonrasında genellikle ‘dayak yemiş gibi’ ve yalnız hissedersiniz. Bu konudaki sıkıntınızı ifade etmeniz de durumun tekrarlanmasına engel olmaz.
İLİŞKİ ONUN DUYGU DURUMUNA GÖRE ŞEKİLLENİR
Duygusal tacizin yaşandığı ilişkilerde; ilişkideki ‘keyif ve haz’ benzeri (kısa vadeli) olumlu hisler, tamamen karşıdaki kişinin duygu-durumuna göre belirlenir. O keyifliyse; hemen hiç yapmadığı kadar güzel laflar sarf edebilir, ayaklarınızı yerden kesecek jestler yapabilir. Sizin keyifli veya keyifsiz olmanız ise; onun duygu-durumunda ‘sıkıntı yaratıp yaratmama’ anlamında önemli olur. Siz keyifsizseniz, onun da canını sıkmış olursunuz. Keyifli olmanız, eğer o da keyifli ise anlamlıdır. 


TÜM OLUMSUZLUKLARIN SUÇLUSU SİZSİNİZ!
Sizin ilişkideki konumunuz ‘hiç memnun olamayan’ iken, karşınızdaki ‘sürekli sizin tarafınızdan bunaltılan’ taraf olur. Ona ‘gerçekte ve duygusal olarak’ sadece o ‘izin verdiğinde’ ulaşmak, ‘yalnız hissetmek’ gibi hislerinizin tek sorumluluğu, sizin ‘evhamlı’ olmanıza, ‘yanlış yorumlamanıza’ bağlanır. İlişkideki sorunlarla ilgili kaygılarınızda hep kendinizi suçlar ve olumsuz hislerinizi sürekli kendi kendinize dindirirsiniz.
KÖRÜ KÖRÜNE BAĞLANILAN OTORİTE
Duygusal taciz, kolaylıkla fark edilmez! ‘Heyecan’ yüklü olumsuz duyguların arasında, ‘kısa süren ve yoğun’ olumlu duyguların yaşanması; bir tür ‘koşullanma’ yaratır ve ilişki ‘körü körüne bağlılık’ boyutunda devam eder. Size düşen rol, ‘ondan ilgi bekleyen, onu memnun etmesi gereken uslu bir çocuk’ olmaya başlar. Karşınızdaki ise ne zaman azarlayacağı, eleştireceği, ulaşılabileceği belli olmayan bir ‘otorite’ oluverir.
FARK ETMEK VE SONRASI
İlişkinin temelinde duygusal taciz olduğunu fark etmek, genellikle ‘şoke edici’ bir olayla gerçekleşir. Nispeten ciddi bir hastalık durumunda en ufak düzeyde alaka göstermemek bile ‘şoke edici’ bir fark edişe sebep olabilir. Bir duygusal tacize maruz kalma durumu, ‘kurban, mağdur’ olmanın ötesinde değerlendirilmelidir: Bu tür bir ilişki örüntüsü daha önceki yakın ilişkilerde (ve aile ilişkilerinde) tekrarlandı mı, hangi koşullarda böyle bir ilişki yaşandı, bunu göz önünde bulundurmak gerekir.

Duygusal tacizin fark edilmesi, geçmişte yaşananların yeniden yorumlanması, duygusal yaraların en az hasarla iyileştirilmesi ve yeni ‘duygusal ilişkilere’ olumsuz önyargılı bir şekilde yaklaşılmaması için, kişisel kaynakların yetersiz kaldığı noktada bireysel psikoterapiden destek alınabilir.


26 Şubat 2010 Cuma

Uzun ömür mü, ya da kaliteli yaşam mı tercih edersiniz ?

Uzun ömür mü, ya da kaliteli yaşam mı tercih edersiniz ?William Shakespeare'in çok güzel bir sözü vardır: Yaşam üç perdelik bir tiyatro, fakat son perdesi kanlı geçer.

Oldukca haklı olduğunu belli yaşlara geldiğiniz zaman, yaşanması gerekenleri yaşadığınız zaman fark ediyorsunuz. Tabii ki çocukluk ve orta yaşta da kendinizle ve çevrenizle ilgili birtakım sorunlarla karşılaşabilirsiniz.
Yalnız tiyatronun üçüncü perdesinde gördüklerinizle, algıladıklarınızla ve yaşadıklarınızla zor bir sürece girdiğinizi gözleyebilirsiniz.

Çocuklukla yaşam bir masal ülkesi

Çocukluğun size verdiği küçük sevinçler, çok küçük şeylerden mutlu olabilme duygusu, sevdiklerinizin etrafınızda olması ve en güzeli çocuk sağlığınız, dünyayı size çok daha güzel gösterir. Eğer duyarlı bir çevrede yetişiyorsanız, olaylarla ve dünyayla ilişkileriniz rengarenktir, yaşamınız her parçasında ayrı bir güzellik barındıran masal ülkesi gibidir.

Herhalde her çocuğun kendine ait bir masal dünyası vardır. Sevinçler ve üzüntüler de çocuk dünyalarında kısa sürelidir. Bir anda değişebilen çocuk yüzleri görürsünüz. Kin, nefret ve intikamla daha tanışmamış olduklarındandır. O dünyalarda sevgi vardır. Çocukluğu doyasıya yaşamak vardır.

Üçüncü perde kayıplarla açılıyor

Gençlik yaşları ise hayatın sorumluluklarıyla, yavaş yavaş üzüntüleriyle tanışma dönemidir. Aşklar vardır, kimi zaman umutsuzlukla biten, boynunuzu eğdiren. Çevrenizi ve ailenizi daha farklı biçimde algılayabilirsiniz. Çünkü çocuk gözleriniz değişimeye başlamış, çevrenizdeki çocuk yüzler kaybolmuştur.

Üçüncü perdeye, kanlı geçen günlere girdiğinizde, yaşamınıza anlam veren iyi ve kötü günlerinizi birlikte yaşadığınız, sevdiğiniz insanların bir bir kaybolmaya başladığını görürsünüz. Her acının da onlarla beraber sizin dünyanızdan çok büyük parçalar kopardığını görürsünüz. Unutmak için, zaman bunun ilacıdır deseniz de çocuk ve gençlik ruhunuzun bu acılarla donatıldığını görürsünüz.

Uzun ömür, ama sağlıklı

Rahmetli annemin de rahmetli babamın da  kardeşimin de ölümünde bunları yaşadım. Benim için kanlı dönem bu kayıplarla başladı. Annem de  babam da hastalıklarının son dönemlerinde artık birilerine muhtaç hale gelmişti. Yaşam kaliteleri giderek düşmüştü. Bir yerden bir yere yürümek için dahi başkalarından destek alıyorlardı. Onlar için bu yaşam şeklinin ne kadar ağır olduğunu bir hekim olarak, bir evlat olarak gözlemliyordum. Ölümün daha iyi olduğunu düşündüklerini bakışlarında görüyordum.

Akıl sağlıkları tam yerindeydi. Fakat bedenler yorulmuştu, hastalıklarla hırpalanmıştı. Her ikisinin de başkalarına muhtaç olarak devam ettirebilecekleri yaşam, kabul edemeyecekleri bir süreçti. Hatta annemin "Azrail'e Rica" diye yazdığı dizelerinde bunu kolayca anlamak mümkün.

Canımı alırsın bilirim melek / Aciz, taciz edip ele düşürme / Aklımı başımdan almadan felek / Beni suç işletip dile düşürme / Bilirim borcum var sana bir nefes / Dünya bir serüven, has yerinde kes / Sevilir durumda bıkmadan herkes / İtilir, atılır hale düşürme...

Akıl sağlığı en önemlisi

O açıdan Tanrı'dan uzun bir ömür istemek, sağlığın da beraberinde olmasıyla anlam kazanır. Biz meslek olarak hastalarımızda binlerce dramı gördüğümüz ve çoğu kez de onların yaşadıklarını, ağrılarını, sızılarını, nefes almakta çektikleri güçlükleri, bir bardak suyu dahi içemeyecek duruma geldiklerinde yaşadıklarını onlarla birlikte hissettiğimiz için ruhlarında ne büyük fırtınalar koptuğunu biliriz. Çoğu kez de onlarla birlikte yaşarız.

Hasta ve muhtaç iken sizden bir bir kopan sevdiklerinizi görmek insan için küçük ölümlerdir.

Akıl sağlığı bana göre bu sağlık sorunlarında en önemli yeri işgal eder. Çok yaşlanmış fakat akıl sağlığı yerinde hastaları gördüğüm zaman bu benim için - tüm hekimler için - ayrıca sağlık çalışanları için bir mutluluktur. Çünkü hastamızla kurduğumuz hekim - hasta ilişkisinde akıl en ön planda yerini alır. Hasta sizin gözünüzün içine bakar. Davranışlarınızdan, kullandığınız sözcüklerden kendi için sonuçlar çıkarır. Hastalığının gidişini sizin yüz ifadenizde arar. Onun için tüm hekimler ve sağlık çalışanları, hastalardan sevgi sözcüklerini, sevgi dolu bakışlarını esirgemesin. Bir gün kendilerinin de bu sözcüklere, bu bakışlara muhtaç olabileceğini gözardı etmesinler.

Şunun iyi bilinmesi gerekir ki, her insanın  sevgiye ihtiyacı vardır. Fakat hasta olanların çok daha fazla. Arkadaşım ve gazetedeki köşe komşum Dr. Hasan İnsel'e sordum. "Uzun ömür mü, kaliteli yaşam mı?" Cevabı: "Kaliteli yaşamı içinde barındıran uzun ömür" oldu. Tüm insanlar için dileğim bu.