aşk hakkında etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
aşk hakkında etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Haziran 2010 Cumartesi

İlişkinizi Nasıl Kurtarılır?

ayrılık resimleriKonu ilişkiler olduğunda taviz verilmeyecek konular ortaya çıkabiliyor. Bazen ilişkiler başka boyutlara taşınabiliyor.

Bir sabah uyanınca aşkınızın bittiği hissine kapılabilirsiniz. İlişkinizde biraz gürültü oluştuktan sonra belkide ilişkiniz süratli ve anlaşılmaz konuşmalara dönüşebilir ya da belki ilk kavganızı etmişsinizdir. Kaygılanmaya başlarsınız: Bu geçici bir durum değil mi? Bu o mu? Bu ben miyim? Bu bizim ilişkimiz mi?

Dürüst bir bakış açısına hazırsanız, bu cevapları bulmanız için size birkaç önerimiz var.

Kendi hata ve eksiklerinizi listelemek eğlenceli olmasa da ilişkinizin desteğe ihtiyacı olduğu durumlarda kendinize bir ayna tutmak yararlı olabilir. Kendinize bu soruları sorun;

'Sürekli onu mu suçluyorum?
Davranışlarımı incelerken dürüst müyüm?
Onun hakkında çok fazla negatif düşüncelere mi sahibim?
Partnerimin düşünce ve görüşlerine saygılımıyım?
Yoksa olayların hep benim istediğim gibi olması için ısrar mı ediyorum?'

Eğer bu sorulara dürüstçe verdiğiniz cevap 'Evet' ise ilişkiniz yıpranıyor demektir.

İlişkinize bir bakın. Bu size yalan söyleyen, aldatan ya da bencil davranan dördüncü erkek arkadaşınız mı? Eğer öyleyse bu sorunun sizde olduğunu gösterir. Kendinize çeki düzen vermenizin ve davranışlarınızın sorumluluğunu almanızın tam zamanı.

Tabiki sorun her zaman sizde değildir. Sürekli kendinizi suçlama eğilimindeyseniz şunu bilinki onun yapması gereken şeyleri bile reddetmeniz ilişkinizin düzgün bir şekilde ilerlemesine neden olmaz. Kendinizi ona karşı ezdirirsiniz ve bu da hiç güzel bir durum değildir.

İlk olarak partnerinizden gelen her türlü aşağılayıcı söylemlere tepki gösterin. 'Yemeklerin berbat'. 'Bu fikrin aptalca'. Bu tekrarlar dengenizi bozar ve ilişkinizin aşınmasına neden olur.

Ayrıca, ilişkinizin sizi fiziksel olarak nasıl etkilediğine bakın. Çünkü bu aranızdaki anlaşmazlıklarınızın bir işareti olabilir.

Kan basıncınız artmaya başlıyorsa, uyumakta zorlanıyorsanız ya da iştahınızda dramatik değişiklikler varsa karşınızdaki sizi zorluyor demektir.
Aranızdaki iletişimin kalitesini kontrol edin;
'Aranızdaki samimiyet doğru mu ya da sadece yaşam alanını ve yemeğinizi mi paylaşıyorsunuz?
Duygusal düşüncelerinize bakın. Partneriniz hayatı hakkında sizinle konuşuyor mu?
Korkuları? Hayalleri?
Kendinizi hayatınızı ona anlatmak için hazır hissediyor musunuz?
Ya da siz sadece arada seks yapan ev arkadaşları mısınız? İhtiyacınız olan yakınlığı size göstermiyor mu?

Eğer öyleyse, onunla açık sözlü konuşmanızın zamanı gelmiş demektir. Ayrıca onun davranışlarındaki değişiklikleri ve devam edip edemeyeceğinizi de değerlendirin.

Çiftlerin ilişkileri üzerinde hem bireysel olarak hem de birlikte çalışmaları gerekir. İki tarafta tatmin olmuş gözükmüyorsa ve partneri tarafından anlaşılamıyorsa, her ikinizde duygularınızın ciddiye alınmadığını düşünürsünüz.

İhtiyacınız olan tek şey aşktır. Büyüyen, sağlıklı ve tatmin edici ilişkilerden bahsetmiyoruz.

İlk aşama güven, paylaşılan değerler ve çekiciliğe bakmaktır. Bunlar ilişkilerdeki samimiyeti gösterir. Eğer bunlar yerinde yoksa büyük değişimler yapmanın ya da yolları ayırmanın zamanıdır.

İlişkinin bittiğinin bir göstergeside bir taraf değişiyorken diğer tarafın bunu kabul etmemesidir. Yeni bir tutku bulmuşsanız ve partneriniz bu değişikliğin olmasını istemiyorsa ilişkiniz kötü yönde gidiyor demektir. İlişkiler büyümeli ve gelişmelidirler aksi halde boş olurlar.

Problemi siz başlatmamış olsanız bile onu çözmeye çalışmak ve çözmek iyi bir teşviktir. Araştırmalara göre tatmin edici ve güven dolu ilişkiler, uzun süreli, sağlıklı ve ekonomik açıdan daha güvenli oluyorlar. Doğru iletişim hayatının en büyük mutluluklarından biridir. Buraya ulaşmak ve ulaşılmak için izlenilen yol çok da kolay değildir. Kendiniz hakkında dürüst olun. Onun hakkında da dürüst olun. İşler ters gittiğinde de destek almaktan çekinmeyin. İlişkinize saygı göstermeniz gereklidir. İlişkiyi devam ettirmenin ya da bitirmenin tek yolu budur.

Kaynak:ivillage.mynet.com

16 Haziran 2010 Çarşamba

Size karşı açılmasını nasıl sağlarsınız?

Her bayan sevgilisinin aklından geçenleri bilmek ister. Ne yazık ki, bir erkek için kalbini açması o kadar zor bir olaydır ki

Bir erkeği duygusallaştırmak istiyorsanız, doğru zamanı ve doğru yeri bilmeniz çok önemli. Birçok kadın yanlış zamanı seçer. Şunu bilin: Eğer sevgiliniz yorgunsa; başka bir işe konsantreyse ve rahatlamak istiyorsa, ona sorularla yaklaşmanız sonuç vermeyecektir. Misafir beklediğiniz ya da sevgilinizin rahatlamak istediği zamanları sohbet için seçmemelisiniz.

Birlikte bir aktive yaptığınız zaman konuşmayı deneyin. Mesela bulaşıkları yıkarken, parkta yürürken. Konuşurken size bakmasında ısrarlı olmayın. Erkeklerin çoğu gözlerinize bakmadıkları zaman daha rahat konuşurlar.

Sorgu hakimi olmayın

Kadınların fazla düştükleri bir hata var. Sevgililerine peş peşe sorular sorarken, aynı zamanda ses tonlarını da ayarlamayı beceremiyorlar. Öyle kibir sohbet havasında geçmesi gereken konuşmalar, sohbetten çok bir sorguya benziyor ve erkekler kalplerini açmak yerine kaçmayı tercih ediyor.

Duygu sözcüğünü unutun

Erkekler duygularını kolay kolay dile getirmez, onlardan öyle bir şey istediğinizde korkmaları normal. Eski tecrübelerinizden, gelecek planlarınızdan bahsedin. Erkekler gelecek ideallerinden bahsetmeyi severler, onlara özel sorular sormak istediğinizde o havayı vererek sorun.

Siz açılın

Eğer ona açılıyorsanız, güvenini kazanırsınız ve o da size açılır. Ondan bunu istiyorsanız, ilk önce siz açık ve samimi bir şekilde konuşun.

Ne zaman durmalısınız?

Belki anlamsız gibi gelecek ama bir erkeği konuşturmanın en iyi yolu bazen susmaktır. Kadınlar sevdikleri erkek hakkında en ufak ayrıntıyı bilmek ister. Çoğu zaman bu bir takıntı haline gelir. Sürekli kurcalamak yerine, olayların kendiliğinden gelişmesini bekleyiniz. Arka planda kalmayı bir deneyin, göreceksiniz ki bilgiler daha fazla gelmeye başlayacaktır.

Ekolay

12 Haziran 2010 Cumartesi

Aşkta gözleriniz yalan söylememeli

Aşkta gözler yalan söylemezSevgiliniz aşkınız çıktığınız biri yalan söyler mi? Peki yalan söylerse gözler yalan söylemez mi? işte cevapları

Aşkınızın veya Sevgilinizin iç dünyasını anında okuyabilmek ister misiniz? 

Sevgiliniz sizinle çok rahat olsa da, her şeyi konuşabiliyor olsanız da, duygularını paylaşmak onun için hiç kolay olmayabilir.

Ağzından alamadığınız cevapları vücut dilini okumayı başarırsanız, yüzünden kolayca alabilirsiniz. Yüz vücudun en konuşkan parçasıdır, çünkü yüzdeki kaslar direk beyinle bağlantılıdır.

Biraz mesafeye ihtiyacı var

Hassas bir konu açmışsınızdır veya bir şeyden rahtsız olmuştur. Belki de iş günü pekiyi geçmediği için canı sıkkındır. Sebep ne olursa olsun belli ki bir şey var: eğer sevgiliniz başını sağa veya sola çevirip sizinle profilden konuşuyorsa, sohbet modunda değildir. Bu hareketi aranızda bir bariyer inşa etmek için kullanıyor demektir.

Ne yapmalısınız?

Soğuk duruşunun sizinle hiçbir alakası olmayabilir ama mutlaka onu rahatsız eden bir şey olmuştur ve yalnız kalma istiyordur. Üzerine yürümek, yardım teklifinde bulunmak daha yersiz olur ve canını daha çok sıkar. Bu durumlarda yapabileceğiniz tek şey onu yalnız bırakmaktır. Ona düşünmesi için yeterli zamanı vermeniz çok önemli.

Yüzündeki ifadenin değiştiğini gördüğünüzde, geçen gün, ya da az önce ne olmuştu diye sorup sessizliği bozabilirsiniz. Anlatmak istemiyorsa kesinlikle zorlamayın. Can sıkıntısının sizinle ilgili olduğuna dair kesin ipuçları vermediği sürece, üzerine gitmenize gerek yok!

Soyunmak istiyor

Bir partide veya bir barda birlikteyken gözleri sizin gözlerinizle karşılaştığında, gözlerini hafifçe yumup uykulu gibi bakıyorsa size, kesin yatağa girmek için can atıyordur.

Güçlü bir cinsel istek duyduklarında insanların uykulu bir ruh haline girdikleri saptandı.

Ne yapmalısınız?

Sizin için can attığını biliyorsunuz, üstelik bunu kanıtını bir de kalabalık bir ortamda aldınız. Yapmanız gereken tek şey, ufak bir ön sevişme oyunu oynamak. (Zaten o ortamda yapabileceğiniz tek şey de bu.) Kulağına yanaşıp eve gelir gelmez onunla yapmak istediğiniz şeyleri anlatın. Bunları yaptıktan sonra, arkadaşlarınızın yanına dönüp hiçbir şey olmamış gibi eğlenmeye devam edin. Bekleyiş heyecanını daha da arttıracaktır.

Size söylemek istediği bir şey var

Sevgilinize konuşurken arada sırada onun dudağını büktüğünü ya da birkaç kez açıp kapadığını görüyorsanız, emin olun sizinle bir şey konuşmak istiyordur. Bu durum size bir şeyler söylemek istediğinin ama doğru kelimeleri bulamadığının işaretidir.

Birisi bir şey söylemek istediğinde beyin dudaklara sinyal gönderir. Yani kelimeler gecikse bile, dudakları oynar.

Ne yapmalısınız?

Sizinle konuşmak istediğini fark edip, sizinle konuşması için onu zorlarsanız, geri adım atacaktır. Sabırsızlık her zaman olduğu gibi, bu durumda da işe yaramaz. Ona zaman tanıyın, düşüncelerini toparlayıp nasıl olsa sizinle konuşacaktır.

Yarım saat içinde baklayı ağzından hala çıkarmadıysa, üzerine varmayın, konuyu değiştirin. Onu daha rahat bir durumda bulduğunuzda konuyu tekrar açabilirsiniz. Üstelik sizin bu rahat tavrınız onu rahatlatacak ve daha kolay konuşmasını sağlayacaktır.

Tamamen büyülemiştir

Sizden etkilendiğini zaten biliyorsunuz ama size dünyanın en güzel varlığına bakar gibi bakıyorsa, gerçekten sevinebilirsiniz, onu büyülemişsiniz. Size baktığında başını hafifçe eğip, omzuna yaslıyorsa, derin bir aşk yaşıyor demektir. Farkında olmadan her istediğinizi yapar, çok şefkatlidir.

Ne yapmalısınız?

Daha önce sevgilinizin size yeterince ilgi göstermediğinden yakındıysanız, işte size yakınlaşmak, şefkat göstermek ve tabii ki şefkat görmek için iyi bir fırsat. Yanına oturun, pizza veya içecek bir şey ısmarlayın ve bu yakınlığı, hatta vücut temasını sağlayın.

Bu arada ne olur az konuşun ve ya onu istemediği, sizin sevmediğiniz konulara girmeyin. Bir şeyi sırf onun için yaptığınızı bilmesi, onu mutlu eder.

Sizden bir şey saklıyor

Sevgiliniz cümlelerin ortasında aniden duruyor ise veya dilini sık sık kapalı dudakları üzerinden geçiriyorsa, emin olun ki kendi kendine sansür uyguluyordur.

Bu refleks kendi kendini durdurmaya çalışan ve söylediklerine aşırı dikkat eden kişilere aittir. Yani sevgiliniz ağzından bir şey kaçırmaktan korkarsa böyle davranır.

Ne yapmalısınız?

Onu ne pahasına olursa olsun konuşturmak için çaba göstermeden önce, şunu hatırlayın; saklamak istediği şey olumlu da olabilir (sürpriz bir parti gibi), Sizden bazı şeyleri saklamak istemesi problem değil. Belki partnerinizin sakladığı olay gerçekten sizi ilgilendirmiyordur. Sizi üzmek ya da endişelendirmek istemiyordur. Bu durumda konuşması için bastırmanızın bir alemi yok!

Emin değil

Eğer ilişkinizle ilgili bir sohbet sırasında sevgiliniz dudaklarını tamamen içe doğru yuvarlıyor ise, onun ilişkinizle ilgili ciddi endişeler taşıdığını bilin. Bu davranış konuşmacının içinde kopan fırtınaları işaret ediyor olabilir.

Unutmayın ki, en ufak bir ruh hali değişikliği dudaklara yansıdığı için, içinde sakladığı sorun, ölüm kalım meselesi olmayabilir.

Ne yapmalısınız?

Onu konuşturmak istiyorsanız, ilk önce konuştuğunda bir dramla karşılaşmayacağından emin olmalı. Rahat bir ortam yaratın ve konuya gelmesini sabırla bekleyin. Söyleyeceği şeyi taşıyabileceğinizden emin olmasını sağlayın.

Diğer bir yol da örnekler kullanmaktır. Sizi rahatsız eden bir şeylerle başlayın ki, söz açılsın. Aklınızda olan bir şeyi açıklarsanız, o da kendini size açacaktır. Bağlanmaktan korktuğunu hissediyorsanız, açık açık konuyu açın ve her iki cevap için de hazırlıklı olun. Her ne olursa olsun durumunuzu bilmek, bilmemekten çok daha iyidir.

Kaynak:Leyditurk

Aşk Acınızı Nasıl Dindirirsiniz?

Aşk Acınızı Nasıl DindirirsinizAşk yaşıyordunuz ve ayrılık acısı hayatınızı mı kararttı?

Aradığınız kişinin o kişi olduğunu hissettiniz ama siz istemediğiniz halde ayrılmak zorunda kaldınız. Üzülmeyiniz,  yalnız değilsiniz. Ayrılıklar hep acı verir ve zaman en iyi ilaçtır. Yaşamakta  olduğunuz bu sürecin 'geçici' olduğunu bilmelisiniz. İnsanlara yardımcı  olmak isteyen medyum ve tarot okuyucusu Brenda, ayrılık acısı çekenlerin bu  sıkıntılı süreci mümkün olduğunca çabuk atlaması için tavsiyeleri  şu şekil.

1.Gereksiz bütün iletişimi kesin.

Çok gerekmedikçe ayrıldığınız kişiyle  konuşmayın. Ayrıldığınız kişiden çocuğunuz varsa veya aranızda henüz  kapatmadığınız parasal ve maddi konularınız vs. o kişiyle (sadece bu konuları  konuşmak amacıyla) temas kurabilirsiniz. Ama ortak arkadaş ve dostlarınızla  sohbetlerinizde bile o kişiden bahsetmeyin. Ortak sosyal çevre nedeniyle aynı  ortamlara girmeniz gerekiyorsa, nazikçe selamlaşmak dışında o kişiyle yalnız  kalmayın ve konuşmayın.

2. Sizin için duygusal anlamı veya anısı olan, o kişinin size verdiği eşyalardan derhal  kurtulun.

Hediyeler, notlar, mektuplar vs. Bunları  ayrıldığınız kişiye geri vermeyin. Maddi değeri olmayan eşyaları atın.  Satılabilecek olanları (giysiler vs) satın veya hayır kurumlarına bağışlayın.  Hiçbir koşulda bunların size geri gelmeyeceğinden emin  olun.

3. Arkadaşlarınızla daha sık  vakit geçirin.

Zor zamanlarda arkadaş desteği  önemlidir. Ama arkadaşlarınızı ağlama duvarına çevirmeyin. Onlarla birlikte  yapacağınız başka etkinlikler sizi  oyalayacaktır.

4. Hemen başka bir ilişkiye atlamayın!

Çivi çiviyi söker diyerek hemen  başkasıyla ilişkiye giren insanlar vardır. Ama bu yanlıştır! Başka insanlarla  tanışmak tamam ama başka insanlarla duygusal ve cinsel ilişkiye başlamak için  çok yanlış bir dönemdesiniz. Kalbinizde ayrılık acısı varken doğru kişiyi  bulsanız bile doğru ilişkiyi yaşayamazsınız.

5. Eğlenceli ve yaratıcı bir şeyler yapın.

Daha önce vakit ayıramadığınız için başka bir  zamana ertelediğiniz bir şeyler yapın. Dans kursuna gidin, egzersize  başlayın.

6. Ayrıldığınız kişinin hiç hoşlanmadığınız negatif yanlarını düşünmeye çalışın.

İnsanlar ayrılmışsa bir sebebi vardır.  Ayrılık acısı yaşarken insanlar hep ‘yaşanan mutlu günleri' düşünür ama bu  düşüncenin size bir yararı olmaz. Kendinize "Ayrılmamız iyi oldu, çünkü..." diye  başlayan bir liste yapın. Ayrılık sürecini bir ‘arınma' süreci olarak  düşündüğünüzde psikolojik değişiminizi olumlu bir raya  oturtabileceksiniz.

7. Ayrıldığınız kişi hakkında duygularınızı ve düşüncelerinizi bir kağıda yazın.

Bu kağıdı asla o kişiye göndermeye  kalkmayın! Bu kağıdı bir süre sakladıktan sonra yok edin gitsin. Ayrıldığınız  kişiye artık duygularınızı açıklamanın anlamı yoktur. Çünkü o artık sizin  duygularınızı önemsemediği için sizin hayatınızdan çıkıp gitti. Ona olan  duygularınızı açıklamanız onu geri getirmez. Aksine sizi zayıf ve patetik  gösterir.

8. Yalnız kalmaktan korkmayın!

Dünyanın sonu değil bu. Bu sizin  yaşadığınız acıları ve sıkıntıları yaşayan milyonlarca insan var yeryüzünde.  Kendinizi tekrardan iyi hissedecek ve yeni birini nasıl olsa  bulacaksınız.

9. Duygusal meselenizi aklınızda ve kalbinizde tam olarak bitirmeden önce ayrıldığınız kişiyle arkadaş  olmayı falan düşünmeyin.

Ayrılırken "dost kalmak"  nazik bir temennidir. Ama insanlar ayrıldıkları kişilerle çok nadiren dost  kalabilirler. Duygusal dengenizi tekrar yoluna koyduktan sonra, ancak o zaman o  kişiyle arkadaş olarak devam etmek isteyip istemediğinize karar  verebileceksiniz. Daha önce değil.

10. Ayrılık acısı çekerken alkole ve yemek yemeye  sardırmayın!

Acınız unutmak için başkasıyla seks  yapmaya da kalkmayın. Hiçbir faydası olmaz!
Yaşadığınız bu acılı sürecin en  iyi ilacı zamandır. Bu süreçte kendinize karşı sabırlı ve nazik olun. Ayrılıktan  ötürü kendinizi suçlamayın. Bu deneyimden bir şeyler öğrenmeye çalışın.  Yaşananların bir hata değil, ileriye giden yolda yaşadığınız bir öğrenme süreci  olduğunu düşünün.

Kaynak:ivillage.mynet.com

11 Mayıs 2010 Salı

Mutlu ilişkinin küçük sırları


konu baslikBirbirlerine deliler gibi aşık ve ilişkilerini büyüleyici bir uyum içerisinde yürüten birçok çift var… Siz de onlardan biri olmak istemez misiniz?
Birbirlerine çılgınlar gibi aşık olan göz kamaştırıcı çiftlerden biri olmanın sırrını merak ediyor musunuz? Yanıtınız evetse, aşık çiftlerin davranışlarını araştırdığımız yazımızı beğeneceksiniz. Burada, şiddetli bir tartışmanın ardından takındığınız tavırdan tutun da, ortak gelecek planlarından hangi sıklıkta bahsettiğinize kadar ilişkiyi etkileyebilecek tüm davranış biçimlerini mercek altına aldık. Psikologlar, birçok insanın uzun bir ilişki yaşamakiçin, bir çeşit Nirvana'ya ulaşması gerektiğine inandığını, ancak işin sırrının; tarafların, alışkanlıklarını belli bir düzen içerisine oturtabilmesinde yattığının altını çiziyorlar. 
Sizin için derlediğimiz stratejileri, doğru yerde ve zamanda kullandığınız sürece, ilişkiniz sonsuza dek ilk günkü tazeliğinden hiçbir şey kaybetmeyecek. Tabii siz bitmesini istemediğiniz sürece!

Sevgilinizde Diğer Kadınların Görebildiğinden Fazlasını Görmeniz Önemlidir
Uzun bir ilişkiye sahip olabilmenin en büyük sırrı aynı zamanda en kolay olanı. Her zamanki kalıplaşmış düşünce biçiminizden sıyrılarak, olaylara başka bir boyuttan bakmayı deneyin: Partnerinizin onu diğerlerinden ayıran iyi taraflarını görün ve onun da sizin için aynı bakış açısına sahip olması için vakit kaybetmeden bir adım atın!

Bunu söylerken, tabii ki, saçmaladığı zamanlarda ona dünyanın en şirin erkeğiymiş gibi yaklaşmanız gerektiğini söylemiyoruz. Yalnızca karşınızdakine baktığınız çerçeveyi biraz daha genişletin ve ona biraz daha sabırlı davranarak, harika huyları olduğunu hatırlamayı deneyin. Onun daima mükemmel davranmasını beklemeniz işleri zorlaştırabilir. Bu konuda sınırlarınızı zorlamamaya çalışın. Örneğin iletişiminiz, bir dönem işe kendini kaptırması nedeniyle zayıfladıysa, hemen sızlanmak yerine ne kadar prensip sahibi ve başarılı bir erkek olduğuna odaklanmaya çalışın. Siz geceleri geç saatlere kadar çalışmak zorunda kaldığınızda, yakınmaya kalkarsa, sert çıkmak yerine, önceleri kariyer sahibi bir eşi veya sevgilisi olmasıyla ne kadar çok övündüğünü kendisine hatırlatın.

Sıkıntı ve stresinizi üzerinizden, birbirinize savaş açarak atmak yerine, birbirinizi motive edecek şekilde davranın. Böylelikle, ilişkinizin ilk günlerindeki aşkı ve heyecanı tazeleyebilirsiniz.

İlişki uzmanları, biriyle çıkmaya başladığımız ilk günlerde, genellikle onu yüceltme eğiliminde olduğumuzu ve bunun da güçlü bir çekimi beraberinde getirdiğini söylüyorlar. Ancak aradan altı ay geçtikten sonra, ne yazık ki ilişkimizi zihnimizde sıradanlaştırmaya başlıyoruz ve her şey birdenbire cazibesini yitiriyor. Üstelik özellikle de biz kadınlar tüm bu değişikliklerin nedeni olarak genellikle karşı tarafı suçlama eğiliminde oluyoruz.Kendinizi sürekli olarak karşı tarafın hatalarını tolere ediyormuş gibi hissetmeniz, ilişkinizin sizi artık mutlu etmediğini düşünmenize yol açabilir. Bu nedenle kendinize, beraberliğinizdeki iyi giden şeyleri ara sıra hatırlatmanız, ilişkinizi güçlendirecek ve ruh eşinizi bulduğunuz için ne kadar şanslı olduğunuzu her zaman aklınızda tutmanıza yardımcı olacaktır.

Karşınızdakini daha iyi tanımak ve kendinizi ona daha iyi ifade edebilmek için birbirinize hem geçmişle hem de gelecekle ilgili sorular sorun.


Sevgilinizle Kavga Ederken Belden Aşağı Vurmanız İlişkinizi Zedeleyebilir
Sürekli kavga eden çiftlerin ilişkilerinin kırılgan bir hat üzerinde olduğu söylenir.Ama asıl önemli olan kavgalarınızın sıklığı değil, niteliğidir. Eğer kavga ederken sürekli belden aşağıya vuruyor ve ortalığı birbirine katıyorsanız, aşkınız hızla güç kaybediyor demektir.

İlişki terapistleri, beraberliklerde çatışmalar yaşamanın kaçınılmaz olduğunu ancak devreye hakaretler ve suçlamalar girdiğinde işlerin değiştiğini söylüyorlar. Karşınızdakine durmaksızın nefret kusmanız, aranızdaki aşkı, heyecanı ve saygıyı tüketir.

Kafanızda çözemeyeceğiniz, tartışmanız gereken konular olabilir. Yapılan araştırmalar, "hafif başlangıç" olarak adlandırılan bir yöntemin, tartışmaları yumuşatmada işe yaradığını gösteriyor. Örneğin, erkek arkadaşınız, arkadaşlarınızla beraber yiyeceğiniz bir yemeköncesi sizi ektiğinde, öfkeyle bağırmak yerine ona yemeği neden bu şekilde ertelediğini sorabilirsiniz. Bu durumun sinirlerinizi bozduğunu ona sakince anlatın. Eğer şimşekleri üzerine çeken taraf sizseniz, neden bu kadar sinirlendiğini anladığınızı söyleyerek açıklama şansı isteyin. Bu tür yapıcı bir tutum, sizi korkunç bir kavganın eşiğinden döndürerek, mantıklı bir diyaloğa doğru yol almanızı sağlayacaktır.

Eğer siz de şu öfkesini kontrol edemeyen karakterlerden biriyseniz, bir an önce hasarkontrolü yapın ve gereksiz çıkışlar yaptığınız anların sonrasında hatanızı telafi edecek şekilde davranın. Özür dileyin, gülümseyerek ona dokunun ve ne kadar üzgün olduğunuzu söyleyin. Bu tip davranışlar, aranızda ne tür bir anlaşmazlık olursa olsun birbirinize ne kadar yakın olduğunuzu hatırlamanızı sağlayıp, buzları eritecektir.

İletişiminiz bir dönem kendini işe kaptırması nedeniyle zayıfladıysa, sızlanmak yerine ne kadar çalışkan bir erkek olduğunu düşünebilirsiniz.

Bazı Kötü Alışkanlıklarınızı Sevgilinizle Paylaşarak Dengelemeniz Mümkün
Arkadaşlarınıza telefon şakaları yapmak ya da hasta olduğunuzu söyleyerek işe gitmeyip, tüm gün film seyredip, bilgisayarda oyun oynamak… Herkesin biraz eğlence için ara sıra kuralları çiğnemeye ihtiyacı vardır. İlişkinizde önemli olan, partnerinizle neleri ihlal edip edemeyeceğiniz konusunda ortak bir karara varmış olmanızdır. Birbirinizin kötü alışkanlıklarını bilmeniz ve bunların bir kısmı üzerine uzlaşmış olmanız, ilişkinizin sağlıklıbir biçimde devam etmesinde oldukça önemli bir rol oynuyor.

Özellikle sağlığınıza zarar verebilecek türden kötü alışkanlıklar söz konusu olduğunda iş daha da ciddiye biniyor. Yapılan araştırmalar, aynı oranda alkol veya sigara kullanan çiftlerin beraberliklerinin çok daha uzun sürdüğünü gösteriyor. Aksi durumlarda ise ilişkide problemler baş göstermeye başlıyor. Örneğin, bir sigara tiryakisiyle, sigara kullanmayan birinin ilişkisi bu türden çatışmalar nedeniyle genellikle ayrılıkla sonuçlanıyor.

Sigara ve alkol gibi kötü alışkanlıkların dışında birlikte bazı zararsız küçük kaçamaklar yapmanız ise ilişkinize renk verebilir. Takıntılı bir şekilde izlediğinizi sakladığınız kötü televizyon programlarından, ev kadınlarının izlemeye bayıldığı dizilerden ya da bilgisayar üzerinden oynanan kumar oyunlarından bahsetmiyoruz elbette… Sevgilinizle birlikte yapabileceğiniz küçük yaramazlıklar bulmayı deneyin. Eğer hayatınızın disiplinli ve sınırları belli olan alanlarına, sınırlarını çift olarak çizebileceğiniz birkaç kayıtsız davranışı dahil etmeyi başarabiliyorsanız, ilişkinizi kolayca alevlendirebilirsiniz.

Uzmanlar, insanın psikolojisi gereği, suç işlemeye meyilli bir partneri daha çekici bulma eğiliminde olduğunu söylüyorlar. Öyleyse durmayın, sevgilinizle birlikte birkaç küçük kuralı ihlal edin. Tabii maceralarınızın kimseyi rahatsız etmemesine ve karakolda sonlanmamasına da dikkat edin!

Sürekli kavga eden çiftlerin ilişkilerinin kırılgan bir hat üzerinde olduğu söylenir. Ancak asıl önemli olan kavgalarınızın sıklığı değil, niteliğidir.


Birbirinizin Yataktaki Beklentilerini Önemseyin 
Bildiğiniz gibi, birbirinize kur yaptığınız ilk günlerde, bir sonraki aşamaya geçmek için yanıp tutuşursunuz. Her iki taraf da, yeni tanımakta olduğu partnerin yataktaki hünerlerini merak eder. İlişkinin ilk aylarında pek çok çift için durum aynıdır. Akıllarını en çok meşgul eden şey, birbirlerini ne zaman tekrar çıplak görebilecekleridir. Fakat biraz zaman geçtikten sonra yataktaki gerçek cinsel karakteriniz ortaya çıkmaya başlar. İşte birbirinize alışmaya başladığınız bu safhalarda, partnerinizin cinsel arzularına ve beklentilerine kulak vermek tahmininizden çok daha önemli olabilir.

Uzmanlar, iki temel cinsel karakter olduğunu söylüyorlar: Heyecan arayanlar ve rahatına düşkünler. Heyecan arayanlar; yatakta yeniliklere daima açık ve rutinden kolaylıkla sıkılabilen bir profil sergilerken, rahatına düşkünler, alışkanlıklarını değiştirme fikrinden çok hoşlanmıyorlar. Dolayısıyla, düzenlerine sadık olan rahatına düşkün tipler heyecan arayanların renkli senaryolarından pek de haz etmeyeceklerdir.

Eğer ikiniz de aynı yönde cinsel isteklere sahipseniz, yatakta mutluluğu yakalamanız çok da zor değil. Ancak eğer biriniz macera peşinde koşarken diğeri rutini anahtar sözcüğü haline getirdiyse durum biraz zor görünüyor. Ama hemen umutsuzluğa kapılmayın. Uzmanlar yatakta iki ayrı dünyanın insanları gibi gözükseniz de ortak bir nokta bulunabileceğinin altını çiziyor.

Örneğin siz, ateşli aşk senaryoları kuran bir heyecan tutkunuysanız, alışkanlıklarına bağlı partnerinize, ofisindeki odasında yaramazlık yapmayı önerebilirsiniz. Durum tam tersiyse ve heyecan tutkunu olan karşı tarafsa, ondan çılgın senaryolarını sizinle paylaşmasını isteyebilir ve arasından sizin de ayak uydurabileceklerinizi seçip, ona beklemediği anlarda heyecan verici sürprizler yapabilirsiniz.

Şaşırtıcı Sürprizlerle Dolu Bir Partnere Sahip Olduğunuzun Farkına Varmanız Sizi Mutlu Eder
Sevgilinizin ortaokuldayken bir müzikalde başrol oyunculuğu yaptığını öğrenmeniz ya da Japonca 20'ye kadar sayabildiğinizi öğrenmesi gibi küçük detayların su yüzüne çıkması, iki taraf için de son derece heyecan verici ve eğlenceli olabilir.

İlişki terapistleri, hiçbir beraberliğin aslında durağan olmadığını ve çiftlerin birbirlerinin geçmişiyle ilgili verileri, heyecan katsayısını artırmak için kullanabileceklerini söylüyorlar. Bunun dışında birlikte daha önce ikinizin de denemediği bir şeyi yapabilirsiniz. Bu; Kore yemeği denemek ya da hiç adetiniz olmadığı halde bir akşam birlikteoperaya gitmek olabilir.

Uzmanlar, bu tür yeni şeyler yapmaktan hoşlanmasak da, denemekten vazgeçmememizi ve bunun birbirimizi tanıma konusunda işimizi kolaylaştıracağını söylüyorlar. İlişkinizi daha renkli hale getirmek için sürprizleri beklemek yerine, birbirinize geçmişinizle ve gelecek planlarınızla ilgili sorular sorun ve hayatlarınızı birlikte keşfe çıkın. Bu şekilde kendi sürprizlerinizi yaratmanız mümkün olabilir. Üstelik unutmayın ki geçmişinizle ilgili saklamaya çalıştığınız bazı küçük detaylar, hayatınızı renklendiren tatlı bir oyuna çevrilebilir. Bırakın da her zaman utandığınız küçük sırlarınız, ilişkinizi daima canlı tutacak bir iksire dönüşsün!

Bizi Birbirimize Bağlayan Aşk Ritüelleri…
Okuyucularımıza, ilişkilerindeki tazeliği nasıl koruduklarını sorduk…

♦"Dairemize ilk taşındığımızda henüz masa almaya fırsat bulamamıştık. Biz de yere bir örtü sererek gece piknikleri yapmaya başladık. Şimdi bir masamız var ama ara sıra hâlâ oturma odamızda yere bir örtü sererek, hazırladığımız sandviçleri yiyor ve favori şarabımızı yudumluyoruz. Bunu yapmak, bize ilişkimizin başlangıcını ve ne kadar yol aldığımızı hatırlatıyor." Burcu, 28 
♦"Farklı şehirlerde yaşadığımız için, ikimize de aynı uzaklıkta bir otel bulup oda kiralıyoruz. Oda arkadaşları ve aile fertlerinin kalabalığından uzakta baş başa vakit geçirmek bize çok iyi geliyor." Ayşegül, 23
♦"Kocamla ayda bir aşçılık oynuyoruz. Bunun için bir konsept belirliyor ve ona uygun yemekler yapıyoruz. Daha sonra yemekleri tadarak mutfakta hangimizin daha iyi olduğunu tartışıyoruz. Rekabet, ilişkimize canlılık ve renk katıyor…" Günce, 31 
♦"Her cuma, en rahat pijamalarımızı giyip, televizyon karşısına oturuyoruz. Bütün akşam favori programlarımızı izliyor ve sohbet ediyoruz.Başbaşa geçirdiğimiz bu saatlerde hem haftanın stresini üstümüzden atıyor hem de harika vakit geçiyoruz."Seda, 25
♦"İkimizin de iş programı çok yoğun. Bazen bu yüzden gün boyunca konuşamadığımız oluyor. Ayrıyken birbirimize mesaj atmayı asla ihmal etmiyoruz. Böylelikle, her ne kadar birlikte vakit geçiremesek de birbirimizin hayatının birer parçası olduğumuzu hatırlamış oluyoruz." Ezgi, 32

8 Mayıs 2010 Cumartesi

Modern kadının flört endişesi!

konu baslikYeni biriyle tanışma, ilk buluşma ve ilişki yaşanıp yaşanmayacağına karar verme aşamasında geriliyor musunuz? Bu aslında son yılların en sık gündeme gelen ilişki problemi. İşte çözüm önerileri...


Uzun zamandır düzenli bir ilişki yaşamıyorsanız, flört etmek size zor gelebilir. En kötüsü bir erkeği tanımaya çalışmayı,eğlenceli bir aktiviteden çok bir iş görüşmesi gibi görmeye başlayabilirsiniz. Aklınızda oluşan ilk buluşmada hesabı kimin ödeyeceği, ilk hareketin kimden geleceği veya sizi tekrar arayıp aramayacağı gibi sorular üzerinizdeki stresi iyiden iyiye artırır. Eğer siz de aynı durumdaysanız

"Modern Kadının Flört Endişesi Sendromu"na (MKFE) hoş geldiniz! Klinik psikolog Jessica Cassaday son zamanlarda gündemimizi meşgul eden bu konuda bir kitap yazmış: Stop Wondering If You'll Ever Meet Him (Bir Gün Onunla Tanışırsanız Telaşlanmayın). Cassaday, MKFE belirtileri gösteren kadınların, sanılanın tam tersine, kendine güvenen, harika arkadaşlara ve başarılı bir kariyere sahip, çeşitli ilgi alanları ve sevgi dolu aileleri bulunan kişiler olduklarını belirtiyor. Ancak sıra aşk, seks ve ilişki konularına geldiğinde, bu kadınlar farklı kademelerde endişeler yaşamaya başlıyorlar. En kötüsü ise flört etmeye başladıklarında heyecanlı ve kararsız bir profil çizmeye başlıyorlar. 


MKFE Tedavisi
Flört endişelerinize basit çözümler
1. Beklentilerinizin Farkında Olun
Hayallerinizi görünür kılmak için gerçekçi ve akılcı bir "ideal erkekte bulunması gerekenler listesi" hazırlayın ve bu listeyi yanınızdan sakın ayırmayın. Böylelikle her an kendinize sizin için bir erkekte ne gibi özelliklerin önemli olduğunu hatırlatmanız mümkün olabilir. Hayallerinizdeki erkekten beklentiniz belki sadece kriz anlarında sağlam durabilmesidir. Belki de aradığınız kişi büyük hayallerinin peşinde koşan ve küçük pürüzlerin kendisini etkilemesine izin vermeyen kararlı biridir. Cassaday, listenizi hazırlarken mutlaka geçmişteki deneyimlerinizden de ders almanızı öneriyor. Son erkek arkadaşınız sinirli bir tip olduğu için bir sonraki sevgilinizin öfkesini kontrol altında tutabilen ve daha mantıklı biri olmasını isteyebilirsiniz. Dünyanızın karardığı kötü günlerin mutluluğunuzun anahtarı olduğunu duymak sizi şaşırtabilir. Ama gerçek bu. 

2. Onu Kendinize Bağlayın
Her ne kadar söz vermeden özgür ilişkiler yaşamak isteseniz de bu uzun vadede sizi mutsuz etmeye başlayabilir. Cassaday'e göre yeni başlayan bir ilişkide işleri daha resmi bir duruma sokmak her iki taraf için de olumlu olabilir. Başarılı flört ilişkileri aklınızda soru işaretleri oluşturmamalı. Zaman zaman resmi adımlara da (kısa bir sürede evlenmenizi önermiyoruz ama en azından sevgilisi olup olmadığınızı bilmelisiniz) dönüşebilmeli. Tanımlanamayan ilişkiler yaşayan herkes bilir; hiçbir zaman karşınızdaki kişi için ne ifade ettiğinizi anlayamazsınız ve doğal olarak onunla ciddi bir ilişki yaşamanız neredeyse imkansızdır. 

3. Birkaç Erkekle Flört Edin
Cassaday, size en uygun karakteri ve fiziksel özelliklere sahip olanı bulmak için farklı erkeklerle zaman geçirmenizi öneriyor. Ancak bu süre zarfında bu erkeklerin hiçbiriyle yatağa girmeyin, ta ki emin olduğunuz kişiyi buluncaya kadar. Bunun için sevgili adayınızı arkadaşlarınızla tanıştırıp onun hakkındaki fikirlerini alabilirsiniz. Cassaday'in web sitesindeki (stopwonderingbook.com) hazırladığı "Calen-Dater" (Flört Takvimi), kiminle ne zaman görüşeceğiniz konusunda size yardımcı olabilir. Çoğu kadının birden çok kişiyle görüşmeye başladığında zorlandığını belirten Cassaday, her türlü telefon konuşmasını, yazılı mesajları kaydedebileceğiniz bu takvimi bilgisayarınıza indirmenizi öneriyor. 

4. Yeni Ön Sevişme Modeli
Ön sevişme seks öncesi yaptığınız tüm dokunuşları ve öpüşmeleri tanımlayan bir kavramdır. Amacınız tüm bunları ağırdan alarak bu fiziksel temasların her birini olabildiğince hissetmek olmalıdır. İlk ay yalnızca öpüşmekle başlayıp ikinci ay üzerinizdekileri çıkartıp birbirinize dokunarak devam edebilirsiniz. Üçüncü ayda ise ektiğiniz tohumların verimini alacağınızdan ve mutlu bir ilişkiye başlayacağınıza emin olun.

Kaynak : Cosmopolitan

3 Mayıs 2010 Pazartesi

Aşkın 40 kuralı

Aşkın 40 kuralı40 kuraldan biri, Başlı başına bir dünyadır aşk. Ya tam ortasındasındır, merkezinde, ya da dışındasındır, hasretinde.


Elif Şafak'tan aşkın 40 kuralı

Karşınızda Elif Şafak'ın "Aşk" romanında bahsedilen "40 kural". Sizce kırk kuralın bu kadar özel olmasının, bizi kalbimizden vurmasının sebebleri nedir?

Duygularımızın iki tane ucu varsa biri korku, diğeri ise sevgidir. 40 kural içimizdeki Öz'le birleşme, hakikati bulma yolculuğumu karşımıza çıkan Aşk'ın kurallarıdır.

O en uç noktada öyle büyük bir sevgi vardır ki, olsa olsa adı ilahi sevgi olur. İşte bu ilahi sevginin bir diğer adı da her yerde aradığımız, özellikle karşı cinste buluruz sandığımız "AŞK''tır. Hayat ne ironik değil mi? Dışarda sandığımız şeyler, aslında içimizde durmakta ve bizim onların farkına varmamızı beklemekte.


40 KURAL
Birinci Kural: Yaradanı hangi kelimelerle tanımladığımız, kendimizi nasıl gördüğümüze ayna tutar. Şayet Tanrı dendi mi öncelikle korkulacak, utanılacak bir varlık geliyorsa aklına, demek ki sende korku ve utanç içindesin çoğunlukla. Yok eğer Tanrı dendi mi evvele aşk, merhamet ve şefkat anlıyorsan, sende de bu vasıflardan bolca mevcut demektir.

İkinci Kural: Hak Yolu'nda ilerlemek yürek işidir, akıl işi değil. Kılavuzun daima yüreğin olsun, omzun üstündeki kafan değil. Nefsini bilenlerden ol, silenlerden değil!

Üçüncü Kural: Kuran dört seviyede okunabilir. İlk seviye zahire manadır. Sonraki batıni mana. Üçüncü batıninın batınisıdır. Dördüncü seviye o kadar derindir ki kelimeler kifayesiz kalır tarif etmeye.

Dördüncü Kural: Kainattaki her zerrede Allah'ın sıfatlarını bulabilirsin, çünkü O camide, mescitte, kilisede, havrada değil her an her yerdedir. Allah'ı görüp yaşayan olmadığı gibi O'nu görüp ölen de yoktur. Kim O'nu bulursa sonsuza dek O'nda kalır.

Beşinci Kural: Aklın kimyası ile aşkın kimyası başkadır. Akıl temkinlidir. Korka korka atar adımlarını. ‘Aman sakın kendini' diye tembihler. Halbuki aşk öyle mi? Onun tek dediği: ‘bırak kendini, ko gitsin!'
Akıl kolay kolay yıkılmaz. Aşk ise kendini yıpratır, harap düşer. Halbuki hazineler ve defineler yıkıntılar arasında olur. Ne varsa harap bir kalpte var!

Altıncı Kural: Şu dünyada çatışma, önyargı ve husumetlerin çoğu dilden kaynaklanır. Sen sen ol, kelimelere fazla takılma. Aşk diyarında dil zaten hükmünü yitirir. Aşık dilsiz olur.

Yedinci Kural: Şu hayatta tek başına inzivada kalarak, sadece kendi sesinin yankısını duyarak, Hakikat'i keşfedemezsin. Kendini ancak bir başka insanın aynasında tam olarak görebilirsin.

Sekizinci Kural: Başına ne gelirse gelsin, karamsarlığa kapılma. Bütün kapılar kapansa bile, sonunda O sana kimsenin bilmediği bir patika açar. Sen şu anda göremesen de, dar geçitler ardında nice cennet bahçeleri var. Şükret! İstediğini elde edince şükretmek kolaydır. Sufi, dileği gerçekleşmediğinde de şükredebilendir.

Dokuzuncu Kural: Sabretmek öyle durup beklemek değil, ileri görüşlü olmak demektir. Sabır nedir? Dikene bakıp gülü, geceye bakıp gündüzü tahayyül edebilmektir. Allah aşıkları sabrı gülbeşeker gibi tatlı tatlı emer, hazmeder. Ve bilirler ki, gökteki ayın hilalden dolunaya varması için zaman gerekir.

Onuncu Kural: Ne yöne gidersen git, -Doğu, Batı, Kuzey ya da Güney -çıktığın her yolculuğun içine doğru bir seyahat olarak düşün! Kendi içine yolculuk eden kişi sonunda arzı dolaşır.

ana rahminden bebeğe yol açılmaz. Senden yepyeni ve taptaze bir "Sen" zuhur edebilmesi için zorluklara, sancılara hazır olman gerekir.

On İkinci Kural: Aşk bir seferdir. Bu sefere çıkan her yolcu, istese de istemese de tepeden tırnağa değişir. Bu yollara dalıp da değişmeyen yoktur.

On Üçüncü Kural: Şu dünyada semadaki yıldızlardan daha fazla sayıda sahte hoca şeyh şıh var. Hakiki mürşit seni kendi içine bakmaya ve nefsini aşıp kendindeki güzellikleri bir bir keşfetmeye yönlendirir. Tutup da ona hayran olmaya değil.

On Dördüncü Kural: Hakk'ın karşısına çıkardığı değişimlere direnmek yerine, teslim ol. Bırak hayat sana rağmen değil seninle beraber aksın." Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir "diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?

On Beşinci Kural: "Allah, içte ve dışta her an hepimizi tamama erdirmekle meşguldur. Tek tek hepimiz tamamlanmamış bir sanat eseriyiz. Yaşadığımız her hadise, attığımız her badire eksiklerimizi gidermemiz için tasarlanmıştır. Rab noksanlarımızla ayrı ayrı uğraşır çünkü beşeriyet denen eser, kusursuzluğu hedefler."

On Altıncı Kural: Kusursuzdur ya Allah, O'nu sevmek kolaydır. Zor olan hatasıyla sevabıyla fani insanları sevmektir. Unutma ki kişi bir şeyi ancak sevdiği ölçüde bilebilir. Demek ki hakikaten kucaklamadan ötekini, Yaradan'dan ötürü yaratılanı sevmeden, ne layıkıyla bilebilir, ne layıkıyla sevebilirsin.

On Yedinci Kural: Esas kirlilik, dışta değil içte, kisvede değil kalpte olur. Onun dışındaki her leke ne kadar kötü görünürse görünsün, yıkandı mı temizlenir, suyla arınır. Yıkamakla çıkmayan tek pislik kalplerde yağ bağlamış haset ve art niyettir.

On Sekizinci Kural: Tüm kainat olanca katmanları ve karmaşasıyla insanın içinde gizlenmiştir. Şeytan dışımızda bizi ayartmayı bekleyen korkunç bir mahluk değil, bizzat içimizde bir sestir. Şeytanı kendinde ara; dışında, başkalarında değil. Ve unutma ki nefsini bilen Rabbini bilir. Başkalarıyla değil, sadece kendiyle uğraşan insan, sonunda mükafat olarak Yaradan'ı tanır.

On Dokuzuncu Kural: Başkalarından saygı, ilgi ya da sevgi bekliyorsan, önce sırasıyla kendine borçlusun bunları. Kendini sevmeyen birinin sevilmesi mümkün değildir. Sen kendini sevdiğin halde dünya sana diken yolladı mı sevin. Yakında gül yollayacak demektir.

Yirminci Kural: Yolun ucunun nereye varacağını düşünmek beyhude bir çabadan ibarettir. Sen sadece atacağın ilk adımı düşünmekle yükümlüsün. Gerisi zaten kendiliğinden gelir.

Yirmi Birinci Kural: Hepimiz farklı sıfatlarla sıfatlandırıldık. Şayet Allah herkesin tıpatıp aynı olmasını isteseydi, hiç şüphesiz öyle yapardı. Farklılıklara saygı göstermemek, kendi doğrularını başkalarına dayatmaya kalkmak, Hak'ın mukaddes nizamına saygısızlık etmektir.

Yirmi İkinci Kural: Hakiki Allah aşığı bir meyhaneye girdi mi orası ona namazgah olur. Ama bekri aynı namazgaha girdi mi orası ona meyhane olur. Şu hayatta ne yaparsak yapalım, niyetimizdir farkı yaratan, suret ile yaftalar değil.

Yirmi Üçüncü Kural: Yaşadığımız hayat elimize tutuşturulmuş rengarenk ve emanet bir oyuncaktan ibaret. Kimisi oyuncağı o kadar ciddiye alır ki ağlar, perişan olur onun için. Kimisi eline alır almaz şöyle bir kurcalar oyuncağı, kırar ve atar. Ya aşırı kıymet verir, ya kıymet bilmeyiz.
Aşırılıklardan uzak dur. Sufi ne ifrattadır ne tefritte. Sufi daima orta yerde…

Yirmi Dördüncü Kural: Madem ki insan eşref-i mahlukattır, yani varlıkların en şereflisi, attığı her adımda Allah'ın yeryüzündeki halifesi olduğunu hatırlayarak, buna yakışır soylulukta hareket etmelidir. İnsan yoksul düşse, iftiraya uğrasa, hapse girse, hatta esir olsa bile, gene de başı dik, gözü pek, gönlü emin bir halife gibi davranmaktan vazgeçmemelidir.

Yirmi Beşinci Kural: Cenneti ve cehennemi illa ki gelecekte arama. İkisi de şu an burada mevcut. Ne zaman birini çıkarsız, hesapsız ve pazarlıksız sevmeye başarsak, cennetteyiz aslında. Ne vakit birileriyle kavgaya tutuşsak; nefrete, hasede ve kine bulaşsak, tepetaklak cehenneme düşüveririz.

Yirmi Altıncı Kural: Kainat yekvücut, tek varlıktır. Her şey ve herkes görünmez iplerle birbirine bağlıdır. Sakın kimsenin ahını alma; bir başkasının hele hele senden zayıf olanın canını yakma. Unutma ki dünyanın öte ucunda tek bir insanın kederi, tüm insanlığı mutsuz edebilir. Ve bir kişinin saadeti, herkesin yüzünü güldürebilir.

Yirmi Yedinci Kural: Şu dünya bir dağ gibidir, ona nasıl seslenirsen o da sana sesleri öyle aksettirir. Ağzından hayırlı bir laf çıkarsa, hayırlı bir laf yankılanır. Şer çıkarsa, sana gerisin geri şer yankılanır.
Öyleyse kim ki senin hakkında kötü konuşur, sen o insan hakkında kırk gün kırk gece sadece güzel sözler et. Kırk günün sonunda göreceksin her şey değişmiş olacak. Senin gönlün değişirse, dünya değişir.

Yirmi Sekizinci Kural: Geçmiş zihinlerimiz kaplayan bir sis bulutundan ibaret. Gelecek ise başlı başına bir hayal perdesi. Ne geleceğimizi bilebilir, ne geçmişimizi değiştirebiliriz. Sufi daima şu an'ın hakikatini yaşar.

Yirmi Dokuzuncu Kural: Kader, hayatımızın önceden çizilmiş olması demek değildir. Bu sebepten" ne yapalım kaderimiz böyle " deyip boyun bükmek cehalet göstergesidir. Kader yolun tamamı değil sadece yol ayırımlarını verir. Güzergah bellidir ama dönemeç ve sapaklar yolcuya aittir. Öyleyse ne hayatın hakimisin, ne de hayat karşısında çaresizsin.

Otuzuncu Kural: Hakiki Sufi öyle biridir ki başkaları tarafından kınansa, ayıplansa, dedikodusu yapılsa, hatta iftiraya uğrasa bile, o ağzını açıp da kimse hakkında tek kelime kötü laf etmez.
Sufi kusur görmez. Kusur örter.

Otuz Birinci Kural: Hakk'a yaklaşabilmek için kadife gibi bir kalbe sahip olmalı. Her insan şu veya bu şekilde yumuşamayı öğrenir. Kimi bir kaza geçirir, kimi ölümcül bir hastalık; kimi ayrılık acısı çeker; kimi maddi kayıp… Hepimiz kalpteki katılıkları çözmeye fırsat veren badireler atlatırız. Ama kimimiz bundaki hikmeti anlar ve yumuşar; kimimiz ise, ne yazık ki daha da sertleşerek çıkar.

Otuz İkinci Kural: Aranızdaki bütün perdeleri tek tek kaldır ki, Tanrı'ya saf bir aşkla bağlanabilesin. Kuralların olsun ama kurallarını başkalarını dışlamak yakut yargılamak için kullanma. Bilhassa putlardan uzak dur, dost. Ve sakın kendi doğrularını putlaştırma. İnancın büyük olsun ama inancınla büyüklük taslama!

Otuz Üçüncü Kural: Bu dünyada herkes bir şey olmaya çalışırken sen HİÇ ol. Menzilin yokluk olsun. İnsanın çömlekten farkı olmamalı. Nasıl çömleği tutan dışındaki biçim değil, içindeki boşluk ise, insanı ayakta tutan da benlik zannı değil, hiçlik bilincidir.

Otuz Dördüncü Kural: Hakk'a teslimiyet ne zayıflık ne edilgenlik demektir. Tam tersine, böylesi bir teslimiyet son derece güçlü olmayı gerektirir. Teslim olan insan çalkantılı ve girdaplı sularda debelenmeyi bırakır; emin bir beldede yaşar.

Otuz Beşinci Kural: Şu hayatta ancak tezatlarla ilerleyebiliriz. Mümin içindeki münkirle tanışmalı, Tanrıya inanmayan kişi ise içindeki inananla. İnsan-ı Kamil mertebesine varana kadar gıdım gıdım ilerler kişi. Ve ancak tezatları kucaklayabildiği ölçüde olgunlaşır.

Otuz Altıncı Kural: Hileden, desiseden endişe etme. Eğer birileri san tuzak kuruyor, zarar vermek istiyorsa, Tanrı'da onlara tuzak kuruyordur. Çukur kazanlar o çukura kendileri düşer. Bu sistem karşılıklar esasına göre işler. Ne bir katre hayır karşılıksız kalır, ne bir katre şer.
O'nun bilgisi dışında yaprak bile kımıldamaz. Sen sadece buna inan!

Otuz Yedinci Kural: Tanrı kılı kırk yararak titizlikle çalışan bir saat ustasıdır. O kadar dakiktir ki sayesinde her şey tam zamanında olur. Ne bir saniye erken, ne bir saniye geç. Her insan için bir aşık olma zamanı vardır, bir de ölme zamanı.

Otuz Sekizinci Kural: 'Yaşadığım hayatı değiştirmeye, kendimi dönüştürmeye hazır mıyım?' diye sormak için hiçbir zaman geç değil. Kaç yaşında olursak olalım, başımızdan ne geçmiş olursa olsun, tamamen yenilenmek mümkün.
Tek bir gün bile tıpatıp aynıysa yazık. Her an her nefeste yenilenmeli. Yepyeni bir yaşama doğmak için ölmeden önce ölmeli.

Otuz Dokuzuncu Kural: Noktalar sürekli değişse de bütün aynıdır. Bu dünyadan giden bir hırsız için bir hırsız daha doğar. Ölen her dürüst insanın yerini bir dürüst insan alır. Hem bütün hiçbir zaman bozulmaz, her şey yerli yerinde kalır, merkezinde… Hem de bir günden bir güne hiçbir şey aynı olmaz.
Ölen her Sufi için Yeni bir Sufi daha doğar.

Kırkıncı Kural: Aşksız geçen bir ömür beyhude yaşanmıştır. Acaba ilahi aşk peşinde mi koşmalı, mecazi mi, yoksa dünyevi, semavi ya da cismani diye sorma! Ayrımlar ayrımları doğurur. AŞK'ın ise hiçbir sıfat ve tamlamaya ihtiyacı yoktur.

Başlı başına bir dünyadır aşk. Ya tam ortasındasındır, merkezinde, ya da dışındasındır, hasretinde.

Kaynak:Posta.com.tr
Resim:Ensonhaber.com

22 Şubat 2010 Pazartesi

Aşk bir hastalık mıdır?

 Aşk bir hastalık mıdır?Aşk hayatımızı yeniden irdelememizde çok yararlı bir rol oynadığını belirtiliyor.

Amerikan Hastanesi Uyku Bozuklukları Kliniği Şefi Dr. Sabri Derman, romantik aşkın bir hastalık olmadığını; yakın çevremizle ilgili farkındalıklarımızın keskinleşmesinde, sosyal farkındalığımızın artmasında, varlığı ve yokluğu ruhumuzun balansını en derinden bozan öğe olan aşk hayatımızı yeniden irdelememizde çok yararlı bir rol oynadığını söylüyor.



Nasıl evlilik yıl dönümleri beraber geçmiş ve geçmemiş günlerinizi yeniden değerlendirilmesine, yılbaşları daha çok iş ve sosyal yaşamımızın gözden geçirilmesine, doğum günleri yaptıklarımızla yapacaklarımız hakkındaki perspektif ayarlamalarına vesile oluyorlarsa aşıklar günü de, sevdiklerimizi ve sevemediklerimizi düşünmemize yol açıyor. Psikolojik anlamda bu özelleştirilmiş günler, bizim kendimiz ve yakın çevremizle ilgili farkındalıklarımızın keskinleşmesinde, sosyal farkındalığımızın artmasında, çiçek, çikolata, yemek, tiyatro, mum, hafif müzik, tütsü, kırmızı iç çamaşırı gibi rutinlere ilaveten, varlığı ve yokluğu ruhumuzun balansını en derinden bozan öğe olan aşk hayatımızı yeniden irdelememizde çok yararlı bir rol oynuyor.

Son yıllarda dinamik görüntüleme tekniklerinin yardımıyla sadece beyin yapılarının değil, işlevlerinin de renkli resimler ve kliplerle belirlenebilmesi, iki kulağımızın arasındaki 1.350 gramlık et parçasının fiziksel olduğu kadar duygusal alanda da ne denli olağanüstü karmaşık bir yapıda olduğunu bir kere daha ortaya koyuyor.

"Aşka dair" konularda sürpriz sayılacak gelişmelerden bazıları, kadın beyninin gerçekten daha küçük olmakla beraber en az erkek beyni kadar mükemmel olduğunun bunu da gramajdan kaybettiğini "verimli çalışmayla" dengelediğinin gösterilmesi, anatomik yapı olarak, sinir hücresi yoğunlukları, sinirler arası kimyasal ileticilerin cins ve miktarlarındaki dağılım farklılıkları ve nihayet bilgiyi alma, işleme, depolama ve geri-çağırma konularındaki işlevsel farklılıklar gösterilebilir. Kadınlarla erkeklerin beyni hem yapısal hem işlevsel olarak farklılıklar gösteriyorlar çünkü bazı farklar onların biyolojik olarak üstlendikleri görevleri daha iyi yerine getirmelerini sağlıyor.

İnsanların aşık olacakları ve/veya eş seçecekleri insan hakkında beyinlerinde taşıdıkları şablonların 2 ile 8 yaşlar arasında oluştuğu düşünülüyor. Bu özellikler sadece yakınlarında olan anne, baba, kardeş, bakıcı, akraba, öğretmen, arkadaşlar tarafından değil, sinema, TV, dergi vb kaynaklarda rastladıkları ve etkilendikleri sanal kişilerle de belirleniyor. Beynin derinliklerinde birçok farklı alanda depolanan bu sevgili/eş resmine uygun bir kişiye rastlayınca, şimdi beyinde romantik aşk dediğimiz bir "kimyasal heyelan" ortaya çıkıyor. Basit bir tetiklenme değil bu! İlk etkileri saniyeler, dakikalar içinde (yıldırım aşkı), daha karmaşık etkileri günler, haftalar içinde beliriyor ve beynimizde – zorlama bir ayırım yaparsak bir çok farklı duygusal ve bedensel olayı harekete geçiriyor. Bunların en önemlileri, otonomik sistemimizi canlandıran dopamin ve noradrenalin salgılarının artması.

Testosteron hormonunun artmasıyla artan seks dürtüsünün aksine bunlar, bedensel ve duygusal bir ödüle ulaşma konusunda beynin ve vücudun hedefe kilitlenmesini ve ona ulaşmak için biyolojik anlamda "gaza basmasını" sağlıyor. Kalp atışları hızlanıyor, ateş basmaları, terlemeler oluyor, iştah azalıyor, sevgili dışında her şey ve herkes giderek önem ve açıklık kazanıyor. Konsantrasyon saplantıya varacak düzeylere çıkıyor, uyku kaçıyor, aşık olunan dünyanın en akıllı, güzel, sevimli, iyi huylu bulunmaz hazinesi haline getirilirken bütün olumsuz özellikler beyin tarafından filtreleniyor, çarpıtılıyor ve bastırılıyor. Bu süreç içinde aşık olunana ulaşamama, sadece ulaşma dürtülerini daha da arttırmaya, yanmaya tutuşmaya sebep oluyor.

Tahmin edileceği gibi, biyolojik bir sistemin yemeden içmeden uyumadan kısıp metabolizmasını ve beyin faaliyetlerini tek bir kişide yoğunlaştırması uzun süreli olamaz. Bu noktada iki olasılık var: Birincisi sevgiliye ulaşmak, birlikte olmak, birlikteliği sürdürmek ve bunun sonucu "motorun turunu düşürmek" ikincisi, ilgiyi hastalıklı bir saplantı haline getirmek, yıkıcı ve zarar verici fikirleri giderek arttırmak ve sonunda sevgiliye ve kişiye zarar verecek akıl hastalığı düzeyine vardırmak. Cinayetler, intiharlar, yakmalar, yıkmalar bu aşama ortaya çıkan çaresizliklerin olumlu yoldan çözümlenememesi halidir. Eğer sevgiliye ulaşılırsa beyinde farklı hormonlar, oksitosin ve vazopressin gibi kimyasallar, çiftin "aşkın ateşinden" çıkıp, zamanla "oda ısısında" bir sevgiye, güvene ulaşmalarına karşılıklı saygı ve bağlılığa ulaşmış bir çift olarak çok uzun yıllar beraber olmalarını sağlıyor. Bütün bu anlattıklarım hem insanlardaki laboratuar testleriyle, hem de hayvanlar aleminde yaşayan bazı tek eşli hayvanlarda yapılan deneysel yöntemlerle ortaya konmuş bulunuyor.

Eğer sevgiliye ulaşılırsa beyinde farklı hormonlar, oksitosin ve vazopressin gibi kimyasallar, çiftin "aşkın ateşinden" çıkıp, zamanla "oda ısısında" bir sevgiye, güvene ulaşmalarına karşılıklı saygı ve bağlılığa ulaşmış bir çift olarak çok uzun yıllar beraber olmalarını sağlıyor. Bütün bu anlattıklarım hem insanlardaki laboratuar testleriyle, hem de hayvanlar aleminde yaşayan bazı tek eşli hayvanlarda yapılan deneysel yöntemlerle ortaya konmuş bulunuyor.

Aşk konusundaki anlaşılmazlığın temelinde, sanırım, kavram kargaşası yatıyor. Seks, şehvet, arzulama, üreme dürtüsü, sosyal statü aracı olarak seks alma ve verme, toplumsal baskınlık için elde etme, elde tutma ve elden çıkartma gibi çok farklı duygusal durumlar için "aşk" kelimesi kullanılıyor. Cuma akşamından Pazartesi sabahına "aşklar" yaşanıyor, yenisi bulunana kadar seviyeli beraberliklere giriliyor, ve bunların hiçbirisi "romantik aşkı" tarif etmiyor

Aşkın biyolojik önemi ve temel işlevi, evrim süreci içinde ortaya çıkan ve bizi akıllı maymunların çok ötesinde yaratıklar haline dönüştüren beyin gelişmesi ile ilgili. Bence romantik aşk olmasaydı insan neslinin sürmesi mümkün olmazdı. Bizi nesli tükenmiş maymunsu/insansı diğer primatlarda ayıran en kritik evrimsel sıçrama, üreme yaşına gelmiş insanlar arasında ortaya çıkan "mucizevi" aşk duygusu ve bağlılığıdır.

Atalarımızın dört ayaktan vazgeçip ayağa kalkmasının bedeli olarak doğum kanalının küçülüp uzamasına yol açan sürecin, bir yandan beynin büyüyüp özelleşmesine olanak sağlarken, tam gelişmiş büyüklükte bir beyni olan çocuğun normal yoldan doğumunun olanaksız hale gelmesi, nesil tüketecek bir sorun yarattı: Yüzbinlerce yıl öncesinin mağara koşullarında aylarca gebe, sonra aylarca-yıllarca aciz bir bebek bakmakla yükümlü olan bir annenin, kendisini ve yavrusunu koruyup besleyecek bir "partner" bulmaya ve elde tutmaya ihtiyacı var!

Bu ikilinin, bizim şimdiki babalık kavramı ve bilgilerinin olmadığı bir çağda, seks, şehvet, sosyal üstünlük kanıtlama gibi katma getirileri olmadan birbirine ve yeni doğan bebeğe yıllarca (yaklaşık 3 yıl kadar) "karşılıksız" bakmaları ancak son derece güçlü ve özverili bir duygusal ilişkiyle olur. Bu ilişkiyi yönlendiren duygular ve bunları yöneten fizyolojik sistemler, tıpkı gebelik, doğum, ergenlik, menopoz gibi doğal yaşamın doğal süreçlerinden biri olan aşktır. Ne hastalıktır, ne anormallik. Her insanda biraz farklı ortaya çıkan ve gelişen bir insanlık halidir. Son 8-10 senede evrimsel gerekliliğinden uzaklaşıp daha çok duygu zenginlikleriyle bezenmiş olsa da, aşk yaşanabilecek en karmaşık ve iz bırakan duygu durumlarından birisidir.

Üstelik bu haliyle aşk, üreme fizyolojisinin ve neslin sürdürülme dürtülerinin çok üstünde farklı bir düzeye çıkmıştır ön beynimizin gelişmesi sayesinde. Üstelik duygu ağırlığı üstün bu tutkular, sevenler arasındaki cinsiyet, yaş, sosyal statü, ırk, din gibi farklılıkların da üstesinden gelebilecek bir güce ulaşmıştır. Montaigne'nin dediği gibi "Her insanda insanlığın her hali vardır", bu nedenle de insan sayısı kadar çeşitli aşk vardır, her aşk eşsizdir, kendi içinde her biri güzel ve saygıdeğerdir. Marifet yargıcı olmadan bu duyguyu dürüstçe ve alabildiğine yaşamak, değerini bilmek ve anısına saygı gösterebilmektir.

12 Şubat 2010 Cuma

Aşk sağlığa iyi geliyor

Aşk sağlığa iyi geliyor
Aşk kişiye göre değişen kavram; kimine göre süresi, kimine göre şekli önemlidir.

Bazılarına göre aşkın organı kalp, kimine göre ise beyin. "Aşk olmazsa meşk olsun" söyleyen de var, aşkın platoniğini seçen de.



Peki bu aşk denilen şey nedir? Bilim adamlarına göre beyin aktivitesi. Beyinde artan hormanlarla duygu değişimleri; dopamin, norepinefrin, feniletilamin gibi çeşitli beyin içindeki hormanların aktivasyonları. Memorial Suadiye Tıp Merkezi Dahiliye Bölümü'nden Uz. Dr. İsmail Yağız, "aşkın sağlığa olumlu etkileri" hakkında bilgi verdi.

Aşk sadece bir duygu mudur? Gösterilebilir mi?

Aşık bireylerin beyin MR görüntüleri incelendiğinde özellikle dopamin içeren bölgelerin, yani beyin sağ bölgesinin yoğun bir biçimde aktivitesinin arttığı gözleniyor. Dopamin vücuda enerji veriyor, iştahı azaltıyor, ilgiyi artırıyor, uykusuzluk, sürekli karşı tarafa odaklanma, onu düşünmeyi sağlıyor. Aşkın 3 fazının ilk dönemi bu şekilde gösteriliyor. Aşkın 2. ve 3. döneminde ise biraz daha sakinlik, sevgi, iletişim, koku duyguları, alışkanlık ve güven hissi ön planda. Bu dönemlerde ise serotonin ve diğer mutluluk sağlayan endorfinler etkili.

Peki "aşk olmazsa meşk olsun" diyebiliyor muyuz?

Yapılan bilimsel çalışmalarda intihar girişiminde bulunan gençlerde kalp kırıklığı, terk edilme, aşkın kabul görmemesi gibi nedenler var. Aşk problemleri özellikle genç bireylerde toplum dışına itilme, yalnızlık ve depresyonu tetikleyerek yaşam isteğini azaltıyor. Kırık kalpli gençlerin hayatları incelendiğinde aile ilişkilerinde problemler, şefkat ve ilgi eksiklikleri gözleniyor. Hükümetler gençlerin üzerine daha fazla durulması, sosyal ilişkilerin güçlendirilmesi, gençlik cesaretinin olumsuz bir sonuca yol açmaması için önlemler alınması üzerinde duruyorlar.

Aşık olmak kilo vermede büyük bir etken

Aşk hem psikolojik hem de fizyolojik etkileri ile sağlığa iyi geliyor. Fiziksel etkilerde iştahsızlık ve metabolizma hızının artması başı çekiyor.

Aşkın fiziksel etkileri:

1.Kan akımının düzenlenmesi
 Dopamin ve norepinefrin kan akımını artırır.

2.İştah azalması
Tokluk merkezinin uyarılmasıyla açlık hissi kaybolur

3.Kalp ritminin hızlanması
Noradrenalin kalp atım hızını artırır.

4.Yağ yakımı
Stres hormonları olarak bilinen noradrenalin yağ yıkımını sağlar.

5.Metabolizmanın hızlanması
Kilo kontoru ve zayıflık sağlar

6.Hafıza ve becerilerin artması
Artan kan beyin kan akımı hafıza ve becerilerin artmasını sağlar.

7.Ağrıyı daha az hissetme
Güçlü vücut içi morfin olan endorfinler hem ağrı algısını azaltır hem de mutluluk sağlar.

8.Bağışıklık sisteminin güçlenmesi
Endorfin ve serotonin yüksekliği bağışıklık sistemini güçlendirir.

9.Cilt sağlığının artması
Kan akımı değişiklikleri ve seks hormonlarının artması ciltte duruluk ve canlılık sağlar.

10.Östrojen ve testosteron artması
Üreme isteğini artırır.

Aşkın psikolojik etkileri arasında motivasyonu artırma yönü ön plana çıkıyor. Kişinin kendisine olan güveninin artması da hem sosyal hayatta hem de iş yaşamında başarıyı getirebiliyor.

Psikolojik etkiler:

1.Motivasyonun artması
Kendine güvenen ve enerjik bir bünye, konsantrasyon yoğunluğunu sağlar.

2.Anti depresan etkiler
Kullanılan antidepresanlar serotonin ve noradrenalin türevi maddeler içerir.

3.Özgüven ve başarı
Mesleksel başarılara imza atılır.

4.Dışa dönük, sosyal kişilik yapısı
Mutlu ve sosyal bir kişilik yapısı sağlar.

Aşk sağlıklı bir biçimde yaşandığında bağışıklık sistemi üzerindeki olumlu etkileri sayesinde hastalıklardan koruyabiliyor. Kişinin tüm güzellikleri ile yaşadığı aşka dengeli ve sağlıklı bir yaşam şeklini de eklemesi gerekiyor.

26 Ekim 2009 Pazartesi

Eyvah Aşık Oldum!

aklarzw8.jpgBenim başıma gelen, pişmiş tavuğun başına gelmedi. Ben ne kadersiz kadınım yahu! Ne güzel geçinip gidiyordum. Her şey yolundaydı. Birden dünya tersine döndü. Aşık oldum!



Başıma iş açtı bu adam, neden çıktı karşıma? Olacakları biliyorum, korkuyorum. Kaç kere seyrettim bu filmi saymadım? Hem çevremde gördüm, hem kendim yaşadım . Dertsiz başıma dert açtım. Birisinin ahını mı aldım acaba?
Aslında her şey yolundaydı hayatımda, gül gibi geçinip gidiyordum kendimle. Sabah uyanıp işime gidiyor, akşam paşa paşa evime dönüyordum. Seyrettiğim birkaç dizim vardı. Çok hüzünlü sahnelerde ağlıyordum. Dizilerde kavuşanlara, kavuşamayanlara, çok sevilenlere, nefret edilenlere bakıp, gerçek hayatta olmayacağını düşünüyordum. Hafta sonları arkadaşlarımla dışarı çıkıp, aşkın bize uğramadığından, erkeklerin vefasızlığından, yalnızlığın zorluğundan yakınıyordum. İş açtım başıma!
Şimdi hepsi değişecek, biliyorum. Sabahları mutlu uyanacağım ama uykusuz kalacağım. Bütün gece ya telefonlaşmış, ya mesajlaşmış olacağız. Yine de gülümseyecek dudaklarım. Beni görenler, bir farklılık olduğunu söyleyecekler, gözlerimin neden parladığını soracaklar. Bütün gün hayallere dalıp, işin bir an önce bitmesini bekleyeceğim. İşe konsantre olamayacağım. Yazdığım şeyler yanlış dolu olacak, okuduğumu anlamayacağım.
İş çıkışında buluşacağız, kalbim yerinden çıkacak gibi hissedeceğim. Nabzım o kadar hızlanacak ki, yanımdan geçenler sesimi duyacak. Heyecandan bir sürü sakarlık yapıp, kendimi rezil edeceğim. Gözlerinin içinde kaybolacağım. Sesi, yüzü, söyledikleri bana muhteşem gelecek. Kullandığı parfümü bir yerde duyarsam, gözlerim onu arayacak.
Ayrı kaldığımız anlarda, saatler geçmek bilmeyecek. Hep yanında, kolunda olmak isteyeceğim. Kendim gibi davranmayacağım. Sürekli bakımlı gezeceğim, kuaförüm beni daha fazla görecek. Yeni iç çamaşırları alacağım. Yatana kadar yüzümden makyajı çıkarmayacağım. Buluşmayacağımız akşamlarda bile, belki gelir diye umutlanacağım. Her kapı çalışında heyecanlanacağım. Kapıyı açtığımda şeker isteyen yan komşunun suratı beni sinir edecek.
Sonra alışacağım ona, taleplerim olacak. Beklenti içine gireceğim. İlişkimiz biraz uzayınca, hayaller kuracağım. Doğru adamın o olduğuna inanacağım. Hayatımı ona göre düzenleyeceğim. Hoşlanmadığı şeyleri, ben sevsem bile yapmayacağım. Tuttuğu takımın oyuncularını bile ezberleyeceğim. Her şeyin yolunda olduğunu düşündüğüm zamanların birinde, o gün gelecek ve ayrılacağız! Hangi saçma sebebe dayanırsa dayansın ayrılığımız, acı çekeceğim. Dünyanın pembe olan rengi, siyaha dönecek. Uzun zaman kendimi toplamak için uğraşacağım ve bu hiç kolay olmayacak. Ben bu filmi seyretmiştim. Of ya of! Başıma iş açtım! Aşık oldum….