NBA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
NBA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Nisan 2010 Cumartesi

Pierce Atti 3-0 Oldu!



NBA Playofflari devam ediyor. Dogu yakasinin belki de en zorlu eslesmesi olan Boston-Miami serisinde, Boston Pierce'in "buzzer-beater"iyla durumu 3-0'a getirdi. Itiraf ediyorum bu sene canli maclarini izledigimden beri Celtics'i cok ihmal ettim. Sagolsun cocuklar kendilerini hatirlattilar. En azindan bir Dogu finali bekliyorum. Bileginize kuvvet e mi.

27 Kasım 2009 Cuma

ÇK Celtics - Sixers maçındaydı


Biletimizi aylar öncesinden almanın mutluluğuyla Boston'un merkezindeki TD Garden'a yol almaya başladık. Tıngır mıngır işleyen metro hattına rağmen evden çıktıktan tam 45 dakika sonra salona giriş yapmıştık.
Amerikalılar boşuna gösterinin kralları değiller. Daha salonun içini görmeden, henüz koridorlarda bir festival havasına giriyorsunuz. Biracılar (evet Amerikalılar biraz muhafazakarlar ama spor müsabakalarında bira içip pis yemekler yemek rüyanın bir parçası), sosisçiler, patates kızartmaları, ve bir sürü yeşil insan.
Bu benim ilk NBA maçım, ve şanslı olduğumu biliyorum. Eminim Türkiye'de istatistikleri takip eden, her takımın ilk beşini sayabilen, LA Clippers'ın ikinci tur draftında hangi oyuncuyu aldığını bilen NBA fanatikleri vardır. Onlar benden daha çok hakediyor bu maça gitmeyi fakat belki de hiç bir zaman böyle bir maçı canlı seyredemeyecekler. Neyse onlara üzüleceğime ben keyfime bakıyorum.

Salona girdiğimizde maçın başlamasına 20 dakka vardı ve koltuklar neredeyse tamamen boştu. Celtics taraftarları büyük bir heyecanla kendilerini abur cubura vermişlerdi. Fakat maç başlamadan bir iki dakika önce herkes koltuklarına döndü ve işte bu muhteşem gösteri başladı.



Garnett ve Pierce'in çığlıklarıyla TD Garden yıkılıyor. Işık ve ses oyunlarından dolayı rakip takım oyuncuları eminim allak bullak oluyordur. Koltuk yerimiz pek de aşşağılarda olmasa da kortu görüşümüz muhteşem. İşte karşımda Kevin Garnett potaya asılıyor, Paul Pierce Colin Kazımvari hareketlerle ısınıyor, Ray Allen bileğini ısındırıyor, Racheed Wallace bildiğiniz gibi ama biraz daha sakinleşmiş sanki, Rajan Rondo buram buram yıldız kokuyor.



Macın detaylarına girmeye pek gerek yok, sonuçta tv'den herkes seyrediyor. Bana ilginç gelen her molada ve her arada inanılmaz atraksyonlarla seyircinin sürekli olarak ateşlenmesi. Bizdeki amigoluk kültürü olmadığı için seyirciler dev ekrandan yazılı ve görsel komutlarla koordine oluyorlar. Sadece ponpon kızlardan bahsetmiyorum. Tişört yarışması, bilgi soruları, gürültümetre, MJ gibi danseden küçük çocuk, maskot Leprikon Lucky, vs vs. 3 saat nasıl geçti insan farketmiyor. Gaz müzikler de işin cabası. İşte Welcome to the Jungle'la coşuyor Celticsliler:



Ya da Lucky milleti gaza getiriyor:



Sonuç olarak Celtics Sixers'ı zorlanarak da olsa yeniyor. İşte maçın en kritik basketi. Ben de sayı olunca heyecandan kayıdı hemen kapatmışım:



Maçı kazanıyoruz, herkes mutlu, çoğu insan sarhoş ve çiş sıraları koridorları buluyor. Fakat ne bir taşkınlık çıkaran var ne ana avrat küfür eden, herkes adam gibi sıraya girip dışarı çıkmayı bekliyor. Staddan çıkıyoruz 40 dakka içinde evdeyiz. Çok mutluyuz.

30 Ekim 2009 Cuma

Celtics:118 Bulls: 90 Bu Nası Takım?


Bu sene Celtics'i ilk kez TV'den izledim ve ağzım açık kaldı. Hayatımda bu kadar iyi oynayan bir takımı belki uzun zamandır görmemiştim. Bulls'u bu kadar çaresiz bırakacaklarını hiç ama hiç düşünmemiştim, çünkü geçen sene play-offlarda yaşanan çekişme hala akıllarda. İçerden dışardan her yerden domine etti Celtics Bulls'u.
Rondo, Pierce, Garnett, Allen zaten saymaya gerek yok ama Celtics'in bu sene yedekleri de muazzam. Sempatik ayıcık Big Baby" Davis sezon açılışından bir gün önce çocukluk arkadaşıyla tepişirken sağ el baş parmağını kırdı, fakat bu gece kimse bunu önemsemiyordu çünkü Celtics'in diğer yedekleri fırtına gibi esti geçti. Eddie House 22 dakikada 22 sayı, Sheldon Williams ise 10 sayı gönderdi Bulls potasına. Bu sonuçla Celtics üçte üç yaparak yoluna devam ediyor, ben de 25 Kasım'daki Philadelphia maçını iple çekiyorum.

27 Ekim 2009 Salı

NBA BAŞLIYOR

Başlıyor, hem de erken konferans finali gibi bir maçla başlıyor... Celtics, Cavaliers'i konuk edecek. İki takımında veteren all-star transferleri oldu. Shaq, yine şampiyonluk destek paketi olarak transfer oldu, bu sefer istikamet Cleveland idi. Rasheed Wallace ise, Celtics'teki ihtiyarlar klübüne katıldı. NBA'da şu an itibarı ile, 4 all-star oyuncusuna sahip olan tek takım Celtics. Fakat, bu oyuncular, Pearce dışında, yaşlanmış ve yıpranmış oyuncular. 2. bir şampiyonluk mücadelesine ne kadar girecekler bilmiyoruz, sonuçta yüzüğü takmadan emekli olma riskinden kurtulmuş durumdalar, kendilerine yeni bir motivasyon bulmaları gerekecek. Yükselen yıldızları Rondo bunu sağlar mı, bunu zaman gösterecek. Benim tahminim Celtics'in maça asılacağı, fakat Cleveland'ın ufak bir farkla da olsa maçı kazanacağı yönünde, Celtics sempatizanı olarak umarım yanılırım.

İkinci maçta, Dallas başkente gidiyor. Wizards benim anlamadığım takımlardan, elinde müthiş yetenekleri olan bir oyun kurucun varsa, yapman gereken şey çok basit: takımı guard'ının etrafına kuracaksın. Wizards yönetimi bunu yapmamakta ısrar ediyor, o yüzden her maçta Arenas'ın eline bakıyorlar. Takımın bu sezonki sıralaması, Arenas'ın sakatlık durumuna ve istatistiklerine göbekten bağlı. Dallas da bu maçta favorim.

Portland-Houston maçı ise gözlerimin dolmasına sebep oldu. NBA'in Jordanlı zamanlarının iki önemli takımıydı Blazers ve Rockets, şimdi ikisi de eski günlerini arıyor durumdalar. T-MAC, Yao, Battier, Ariza ve Scola gibi oyuncuların olduğu bir Rockets takımı, konferansın şampiyonluk adayları arasında bile sayılmıyor, Portland'ın durumu ise ayrı bir yazıya konu olabilir. Houston maçı alır almasına ama Konferans finali görür mü... Sanmam...


Son olarak, LA derbisi var, derbi haftasonunun etkisini daha bünyelerden atılmamışken Clippers-Lakers derbisi ilginç gelebilir. Jack Nicholson gibi ünlüler de maçı seyrediyor olacaktır. Yılın açık ara en iyi transferini Lakers, Artest ile yaptı. 3 numarada, savunma özellikleri iyi olan bir oyuncu (Artest en iyi savunma yapan oyuncu ödülünü almıştı birkaç sezon önce) altın değerindedir: içeriye de dışarıya da yardımcı olabilir, takımın savunma direncini arttırır, özellikle içeri penetrasnyonlarda rakibi zorlayıp, Pau'nun işini içerde kolaylaştıracaktır. Bu arada Clippers birkaç sezondur kendine gelmekte, uzakta da olsak yaptıkları olumlu hamleleri izliyoruz. Yıldız oyuncular yerine, fizik güçleriyle maça ortak olmaya çalışan oyunculardan kurulu bir kadro kurmayı tercih ediyorlar. Hatta çoğu zaman sahada NBA ortalamasından da uzun bir ilk beş ile maça çıkıyorlar. Bu maç ile ilgili tahminim, içerde Clippers'ın Camby formda olursa, Lakers'ı zorlayacağı; fakat Kobe başta olmak üzere dış oyuncular formda olursa, Lakers bu derbiden galibiyetle ayrılır.

Türk oyuncular dediğimiz zaman, Hidayet ile Bosh'un çok önemli bir ortaklık kuracağını düşünüyorum. Ligin en kozmopolit takımı olan Raptors, Avrupa'nın NBA şubesi gibi, o yüzden fiziksel dayanılılıkları onları sıkıntıya soksa da, ligin en göze hoş gelen basketbolunu bu sezon onlar oynayacakmış gibi geliyor. Utah Jazz ve Mehmet Okur, hacıyatmaz gibiler, ne düşerler, ne de ileri giderler; sanırım Postacı-Stockton ikilisi Salt Lake City'ye öyle bir atalet getirdi ki, Jazz yıllardır aynı kalitesini koruyor, ama bir adım da ileri gidemiyor. Milwaukee ile Ersan ise ligin güçsüz ekiplerinden, Ersan'ın orada artık takımın yıldızı olabileceğini kanıtlaması lazım, benim çok yetenekli bulduğum bir oyuncu, fakat NBA'de basketbol oynamak için yetenek bazen 2. sırada olabiliyor.

NBA başlıyor, fanatiklerine de uyku yine haram gözüküyor.