kadın hastalığı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kadın hastalığı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Mayıs 2010 Cuma

Yorgunluk ya da bitkinliğiniz mi var?

Yorgunluk ve bitkinlik arasındaki farkAşırı derecede yorgun olmakla bitkinlik arasındaki farklar.


Yorgunluk ve bitkinlik arasında ne fark var? Dr. Mehmet Öz, bitkinlikten şikayet edenlere çeşitli önerilerde bulunuyor.

Bitkinlik kontrolden çıkmaya başlayan küresel bir enerji sorunu. Dünya çapında 200 milyon kişi bu sorunu yaşıyor ve kadınlar daha çok etkileniyor. Uzmanlar ABD'de 20 milyondan fazla kadının bitkinlikten muzdarip olduğunu düşünüyor. Teşhis konulmamış bir hastalığın da bitkinliğe neden olabileceği
ifade ediliyor.

Aşırı derecede yorgun olmakla bitkinlik arasındaki farklar:

Yorgun olduğunuzda yeniden enerjik hissetmeniz için güzel bir uyku yeterlidir. Bitkinseniz kaç fincan kahve içerseniz için gözlerinizi açmakta güçlük çekersiziniz. İşte uyukladığınızı fark edersiniz ve uyusanız bile yine de kendinizi bitkin hissedersiniz. Bitkinlik vücudunuzun size yetişemediğinin bir göstergesidir. En çok da çalışan, ev ve aile işleriyle uğraşan kadınları etkiler. Bitkinliği görmezden gelemezsiniz, bu kimi zaman hayatınızı tehdit eden bir hastalığın belirtisi bile olabilir. Bu hastalıklar aşırı kilo, depresyon, diyabet, yüksek tansiyon ve kalp hastalıkları da olabilir. Kronik olarak bitkinseniz vücudunuz daha ciddi sorunlara karşı sizi uyarmaya çalışıyor olabilir. Bitkinlik her gün çok sayıda kadını etkiliyor ve çok azına teşhis konulabiliyor. Kilo aldırıyor, üretkenlik azalıyor ve depresif yapıyor. Bunun adı Kronik Yorgunluk Sendromu.

Kronik Yorgunluk Sendromu Nedir?

Bu sendromda ürettiğiniz fazla enerjiyi yakarak hipotalamusun etkilenmesine neden oluyorsunuz. Yorgunluk, ağrı, kilo alımı, soğuğa tahammül edememe, uykusuzluk yaşıyorsanız ve bu bir döngüyse kronik yorgunluk sendromu yaşıyorsunuz demektir.

Doğru şekilde beslenmek önemlidir

Doğru beslenmiyor olmanız da sorun olabilir. Bu nedenle Dr. Öz bolca ıspanak ve brokoli yemenizi öneriyor. Kırmızı etten de alyuvar yapımında faydalı demir ve mineralleri almanız mümkündür. Pek çok kişi kansızlık çekiyorsa demir takviyesi alıyor ama demir hapları da kabızlığa neden oluyor. Bu konuda Dr. Öz'ün  önerisi; eskiden kullanılan demir tavaları tekrar mutfağınızda kullanmanızdır. Çok eski bir tedavidir bu, demir tavalar çok işe yarar. Demir sızıntısı yaptığı için artık kullanılmasalar da sizin diyetinizde demir olması gerekiyorsa ne istiyorsanız pişirin ama büyük annenizin tavasını ödünç alın ve geri vermeyin. Aşırı derecede bitkinlik ve uyuşukluğa neden olan en önemli ikinci unsur ise bezlerinizdir. Özellikle de tiroit bezleri. ABD'de yaşayan kadınların % 17'sinde tiroit sorunu olduğu belirtiliyor. Bu oldukça büyük bir rakam ve çoğu kişi bunun farkında değil.

Bu konuda Dr. Öz kendinizi muayene etmenizi öneriyor.

Kendinizi muayene edin

Kendinizi doğru bir şekilde muayene etmek için önce elinizi boğazınıza koyun. Göğüs kemiğinizin hemen üzerindeki boşluğu bulun. Boyuna doğru 2 parmak yukarı çıkın ve yan taraftaki kasın altına bastırarak yutkunun. Kimilerinde bu beze daha belirgindir. Dokunduğunuzda elinize büyük bir beze geliyorsa veya üzerinde nodüller varsa tiroit bezini buldunuz ve sorunu teşhis ettiniz demektir. Bezi doğru şeylerle beslerseniz yeterli miktarda hormon salgılar ve hormonu öldürecek antikorlar üretemezseniz ki bu durum kadınlarda sık görülür. Kimi zaman bağışıklık sistemimiz tiroit bezlerimize savaş açar, bitkinlikte de sorunun bu olduğunu düşünmekteyiz.

Magnezyum almak için kabak çekirdeği ve ıspanak yiyin

Yiyecekleri enerjiye dönüştürebilmek için magnezyuma ihtiyaç vardır. Magnezyum eksikliği çeken kadınlar, vücudun oksijen taşıyan alyuvarlarına daha fazla ihtiyaç duyar. Bu sorunu aşabilmek için günde 120 mg magnezyum almak gereklidir. Peki bu miktarı nasıl ve nereden alacağız? Kabak çekirdeği ve ıspanak alarak bu ihtiyacınızı karşılayabilirsiniz.

Kaynak:Haberturk.com

17 Mart 2010 Çarşamba

Baharda çilek hastalığı

Baharda çileğe kanmayınAni iklim değişiklikleri ve mevsimler arası geçiş bazı rahatsızlıkların meydana gelmesine neden oluyor.

Kış mevsiminin bitip, baharın başladığı Mart ve Nisan aylarında enfeksiyon hastalıklarının görülme riski artar.  Mevsim değişikliği durumunda kişilerin beslenme alışkanlıklarının hayat düzenlerinin değişmesi ile birlikte bağışıklık sisteminin de etkilenmesi sonucu hastalıklarda artış gözlenebilir.
Genellikle ısınan havanın ve çevre şartlarının da rolü ile bazı parazit ve bakterilerin ortamda çoğalması enfeksiyonların gelişmesinde etkili olur. Memorial Hastanesi Dahiliye Bölümü’nden Uz. Dr. Selahattin Türen, bahar aylarında hasta olmamak için yapılması gerekenler hakkında bilgi verdi.

ÜSYE ve allerjik hastalıklar sık görülüyor

Bahar aylarında grip, soğuk algınlığı gibi üst solunum yolu enfeksiyonları(ÜSYE) daha sık görülür. Kişiler öksürük, boğaz ağrısı, burun akıntısı, yaygın vücut ağrıları, halsizlik ve yorgunluk şikayeti yaşayabilir. Saman nezlesi, polen allerjisi, mevsimsel allerjik rinit de en sık görülen alerjik reaksiyonlardır. Isınan hava ile birlikte su ve gıda ile bulaşan bazı parazit ve bakterilerin de etkisi ile ishaller ortaya çıkabilir.

Bahar yorgunluğu da olabilir

Mevsim dönüşlerinde vücudumuzdaki bir takım reaksiyonlar da hastalık gibi algılanabilir. Kış aylarında kısa süren gündüz ve uzun süren gecede kişiler biyolojik saatlerini, beslenme programlarını, uyku  düzenlerini ve hayat tarzlarını mevcut duruma göre ayarlar. Baharda günlerin uzaması ile birlikte daha uzun süre dışarıda kalan kişiler ısınan havanın da etkisi ile daha fazla sıvı kaybettiği için vücut bu duruma alışana kadar çeşitli sorunlarla karşılaşabilir. Uykuya ayrılan zamandan çalınıyor, sıvı tüketimi azalabiliyor ve kişiler kendilerini daha yorgun ve halsiz hissedebiliyor.
Beslenme düzenine dikkat edilmesi, daha fazla sıvı tüketilmesi, vücut sıvısı azlığının önüne geçilmesi hastalıklara karşı önleyici olacaktır. Uykunun yeni düzene adapte edilmesi ve 6-8 saat uykuya zaman ayrılması gereklidir. Havanın güzel olduğu zamanlarda kişilerin evde oturmak yerine dışarıda yapılabilecek aktivitelere katılması tavsiye edilir.

Sağlıklı beslenme altın kural

Uzayan gündüz süresi ve aktivitelerle birlikte güne sıkı bir kahvaltı ile başlanmalıdır. Öğün atlamamak çok önemlidir. Lifli sebze ve meyvelerin tüketilmesi önerilir. Sağlıklı beslenmede karbonhidrat yağ ve proteinleri dengeli ve yeterli biçimde almak gerekir. Taze meyve ve sebzelerin tüketilmesi ile vücudun ihtiyacı olan vitamin ve mineraller karşılanabilir.

Su için, içirin

Erişkinlerin günde 2- 2,5 lt sıvı tüketmesi uygundur ancak bilindiği gibi en sağlıklı içecek sudur. Havanın daha sıcak olduğu ve aktivitenin artığı zamanlarda çay, kahve, meyve suyu, çorba tüketimi ile birlikte 2,5- 3 lt sıvı tüketilmelidir.

Erken çıkan çileğe, eriğe kanmayın

Meyve ve sebzeyi mevsiminde tüketmek en doğrusudur. En doğal ve sağlıklı meyve sebze, doğal ikliminde ve zamanında yetişenidir.  Suni şartlarda ve hormonlu yetiştirilenler ürünler aynı besin değerini taşımaz. Uygun sıcaklık ve çevre şartlarında yetiştirilen sebze meyveler tercih edilmelidir.

Lahana stili giyinin

Ani ısı değişikliği durumunda çok kalın ve ince giyinmek de doğru değildir. Soğuk ve sıcağa bağlı olarak vücut direnci düşeceğinden kişinin yaşadığı çevrenin şartlarını bilip ona göre hareket etmesi çok önemlidir. İnce katlar halinde, terletmeyen kumaşlardan oluşan kombinasyonlar tercih edilmelidir.

Gerekirse uzman yardımı alın

Mevsim dönümlerinde vücudun yeni şartlara alışabileceği zamana kadar geçen sürede beslenme ve uyku düzenine sıvı alımına önem vererek bireysel korunma yöntemleri uygulanabilir.  Uzun süren hastalık belirtilerinin olması halinde mutlaka bir hekime başvurulmasını öneriyoruz.

6 Mart 2010 Cumartesi

Kadınları tehdit eden hastalıklar

Bu hastalıklar kadınları tehdit ediyorKadınların hayatını çok ciddi tehdit eden hastalıklara dikkat etmek gerekiyor.

Meme kanseri hastalığı başta olmak üzere kadınlarda çok sık rastalanan ciddi sağlık sorunlarına karşı en önemli şey önlem almak.
Birçok hastalıkta erken tanı hayat kurtardığı için hastalıkları önceden tanımak önem taşıyor.Yeditepe Üniversitesi Hastanesi uzmanları kadınların hayatlarını tehdit eden hastalıklar hakkında bilgiler verdi.

MEME KANSERİ

Genel Cerrahi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Özcan Gökçe, erken tanının meme kanserinde çok önemli olduğunun altını çiziyor: 'Erken tanı için temelde önerilen ve birbirlerini tamamlayan üç yöntem var: Bunlardan ilki, kendi kendine yapılan meme muayenesi. 20 yaş sonrasında her kadın âdetin 7–10 günleri arasında ayda bir kez memelerini muayene etmeli. Ayrıca 20 – 40 yaş arasında 1–3 yılda bir, 40 yaşından itibaren de yıllık olarak bir genel cerrahi uzmanına meme muayenesi yaptırılmalı. Üçüncü ve en önemli erken tanı için tarama yöntemi olan radyolojik görüntüleme metodu mamografi, 40 yaşından sonra düzenli yapılması halinde meme kanserinin erken yakalanmasında kilit rol oynuyor.'

RAHİMAĞZI KANSERİ

Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Cem Fıçıcıoğlu, 'Rahim ağzı kanseri her yıl 500 binden fazla kadında görülüyor. Rahim ağzı kanseri tüm dünya kadınları arasında meme kanserinden sonra görülen en sık ikinci kanser türüdür. İstatistiklere göre 250 bin kadın her yıl bu hastalık nedeniyle hayatını kaybetmektedir. Kansere dönüşmeden erken dönemde yakalanması pap-smear testi ile mümkündür. Bu yüzden, bütün kadınlara yılda bir defa smear testi önerilmektedir. Kanser öncülü bu hastalıkların cerrahi tedavileri tüm dünyada ve ülkemizde bilinmekte ve uygulanmaktadır. Ayrıca son yıllarda HPV'nin yüksek riskli bazı tiplerinin rahimağzı kanserinin ve onun öncül hastalıklarının hemen hepsinde ana neden olduğu, virüsün hücrelerde kansere dönüşümü başlattığı gösterilmiştir. Bu virüsün bulaşmasını önleyerek kanser ve diğer hastalıklardan korunmanın mümkün olabileceği ise son yıllarda öne çıkan bir konudur. HPV'nin kanser oluşturan yüksek riskli tiplerinden olduğu kadar cinsel siğillere yol açan HPV tiplerinden de korunmak önemlidir. Virüsün bulaşmasını kızamık, suçiçeği, grip gibi hastalıklarda olduğu gibi bağışıklık sistemi yoluyla, vücuda virüs girse bile onu savunma sistemimizle yok ederek önlemek, aşı ile mümkündür. HPV aşısı son on yılın en önemli toplum sağlığı ve kanserle mücadele çabalarının başında gelmektir. Koruyucu hekimlik açısından çocukluk çağından itibaren başlayarak kız çocuklarının ve hastalıkla karşılaşmamış genç ve yetişkinlerin aşının koruma şemsiyesi altına alınması gerekmektedir.'

OSTEOPOROZ

Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç. Dr. Ece Aydoğ, osteoporoz konusunda hastaları doğru tedavi konusunda uyarıyor: 'Kadınlarda kemik kaybını hızlandıran nedenlerden en önemlisi menopozdur. Menopoz ile birlikte cinsiyet hormonları azalmaya başlayınca kemik kütlesi de azalmaya başlamakta ve ilerleyen yıllarda kırık riski artmaktadır. Bu kırıklar da birçok sıkıntıyı beraberinde getirmektedir. Örneğin omurga kırıkları bel ağrılarına ilaveten zaman içersinde boy kısalmasına ve sırtta kamburlaşmaya yol açmaktadır. Bu durum kadında sindirim ve solunum problemlerine yol açabileceği gibi kas kuvvetinde azalmanın da katkısı ile denge bozukluğuna neden olmakta ve buna bağlı düşme riski artmaktadır. Dolayısı ile yeni kırıklara davetiye çıkarılmış olmaktadır. Tüm bunlar kadını günlük yaşam aktivitelerinde bağımlı hale getirmekte ve sonuç olarak depresyon tablosuna yol açmaktadır. Ayrıca 65 yaş sonrası daha fazla gördüğümüz kalça kırıkları da ölüm riskine neden olabilmekte ve hayatta kalanlarda ise ağır özürlülük tablosu ortaya çıkmaktadır.

Osteoporozun en etkili tedavisi kemik kaybının önlenmesidir. Bunun için daha çocuk yaşlarda önlemler alınmaya başlanmalıdır. Çocukların diyetle yeterli miktarda kalsiyum ve fosfor alması ve yeterli düzeyde güneş ışığına maruz kalmaları sağlanmalıdır. Özellikle vücuda yük bindiren egzersizler daha çocukluk yıllarından itibaren yapılmaya başlanmalıdır. Hayat boyu sigara, fazla alkol ve kahve tüketiminden kaçınılmalıdır. Eğer osteoporoz tanısı almışsak ilaç tedavileri ve düzenli egzersiz ile kemik kaybını durdurabilir hatta bir miktar arttırabiliriz de. Ayrıca yine yaşlılarda düşmelerin önlenmesi için gerekli tedbirlerin alınması kırık riskini önemli ölçüde azaltır. Bu önlemlerin başında dengeyi geliştirmek için yapılan egzersizler gelmelidir. Ayrıca hem kemik kütlesini arttıran hem de dengenin sağlanmasında önemli bir faktör olan kas kuvvetlendirme egzersizleri de mutlaka ilave edilmelidir. Görme ve işitme kusurları varsa mutlaka düzeltilmeli, sakinleştirici ilaçlardan kaçınılmalı, düşmeyi önlemeye yönelik ev düzenlemeleri yapılmalı, günlük yaşam aktivitelerinde yardımcı cihazlar kullanılmalı ve mutlaka D vitamini desteği verilmelidir.'

İDRAR KAÇIRMA

Üroloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Kemal Sarıca, 'idrar kaçırma' sorununun çözülebilir bir sorun olduğunu belirterek kadınların doktora gitmekten çekinmemesi gerektiğini belirtiyor. 'Temelde kadınların hastalığı olan idrar kaçırmaya tıpta inkontinans denmektedir. İnkontinans 35 yaşın üzerindeki her 5 kadından birinde görülüyor. Kişinin sosyal yaşantısını etkileyecek olan her idrar kaçırma bir hastalıktır ve tedavi edilmelidir. İdrar kaçırma; öksürme, hapşırma veya gülme gibi karın içi basıncın arttığı durumlarda ortaya çıkabileceği gibi, daha az eforla da (yürümek, yataktan kalkmak gibi) meydana gelebilir. Bu tip idrar kaçırmaya zorlanma(sıkışma) tipi idrar kaçırma-inkontinans adı verilmektedir. Bu hastalarda kaçırma, kişinin ani olarak idrara çıkma ve sıkışma hissi ile beraberdir. Bazı kişilerde ise idrar kaçırmanın iki tipi de birlikte görülür. Bu tip idrar kaçırmaya da karışık tip inkontinans denir. İdrar kaçırma şikâyeti olan hastalarda tedaviden önce yapılacak tetkiklerle idrar kaçırmanın neden kaynaklandığını ve hangi tipte olduğunu belirlemek gerekir. Gerektiğinde ise ürodinami adını verdiğimiz idrar kesesinin fonksiyonlarının değerlendirildiği testi yapmak gerekir. Bu test de mutlaka bu konuda uzmanlaşmış bir ürolog tarafından yapılmalıdır. İdrar kaçırmanın tedavisinde ise mesane eğitimi, fizik tedavi yöntemleri (kasık adalelerinin güçlendirilmesi), ilaç tedavileri, elektrikle uyarma (stimulasyon), menopozdaki kadınlarda hormon tedavisi ve cerrahi yöntemler olmak üzere çeşitli tedavi alternatifleri bulunmaktadır.

İdrar kaçırma sorunu çok önemli bir sosyal problem olup, günümüz modern tedavileri ile başarılı olarak ortadan kaldırılmaktadır.'

OBEZİTE

Beslenme ve Diyet Uzmanı Zehra Akören, kilo problemi olan kadınların, çeşitli  diyet programları   uygulamalarının  yanlış olduğunu vurguluyor: 'Zayıflama diyeti diye bir Diyet yoktur. Diyetler; hastalar ve  hastalıklar için vardır. Diyet negatif bir kelimedir etkisi olumsuzdur. Kilo problemi; hayatımızı düzene sokmakla, stres yönetimi ile düşüncelerimizi yapılandırmakla, SAĞLIKLI BESLENME -Egzersiz ile çözülür. Kişiler iç salgı bezlerinin (Tiroid, böbrek üstü bezleri, kadın doğum hormonları, leptin seviyesi vb...) sağlıklı çalıştığından ve gıda alerjilerinin olup olmadığından mutlaka emin olmalıdır'

KALP HASTALIKLARI

Kardiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Muzaffer Değertekin, kadınlarda kalp krizi görülme sıklığının sanılanın aksine erkeklerden az olmadığını belirterek kadınlara önerilerde bulunuyor:
'Özellikle 60 yaşından sonra kadınlar erkeklerle eşit duruma gelmektedirler. Bunun yanında kadınlarda olumsuzluk hastalığın tanınması ve tedaviye yanıtta da devam etmektedir. Araştırmalar, ilk kalp krizini izleyen 1 ay içinde ölüm riskinin, 6 ay içinde de ölüm riski ve yeniden hastaneye yatma gereksiniminin erkeklere göre kadınlarda daha yüksek olduğunu göstermektedir. İlk kalp krizinden sonra kadınlarda ölüm riskinin erkeklere göre %70 daha fazla olduğu saptanmıştır. Kadın hastalara sigara içmemelerini, yağlı yiyeceklerden ve dolayısıyla obeziteden kaçınmalarını, yüksek tansiyonlarını takip ettirip gerekiyorsa düzenli ilaç kullanmalarını, düzenli beslenmelerini ve haftada en az 3 kez 45 dakika düzenli spor aktivitelerinde bulunmalarını, stres ve depresyondan kaçınmalarını tavsiye ediyoruz.'

23 Şubat 2010 Salı

Bu hastalık kadınları utandırıyor

Bu hastalık kadınları utandırıyorTürkiye'deki kadınların yüzde 5'inde görülen genital herpes (uçuk) hastalığı kolay bulaştığı halde kadınlar bu hastalıktan utanıyor.

Namık Kemal Üniversitesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Remzi Abalı, Remzi Abalı, genital herpes hastalığının ağızdaki uçuk virüsünün genital bölgedeki hali olduğunu, hastalığın belirtilerinin kaşıntıyla ortaya çıktığını söyledi.


Hastalığın ilerleyen dönemlerinde baş ağrısı, halsizlik, kasıklarda şişlik, kızarıklık ve ilerleyen zamanda içi su dolu kabarcıklarla belli olduğunu ifade eden Abalı, “Kabarcıklardan sonra ise ağrılı yaralara dönüşüyor. Bağışıklık sisteminde bozuklukluk olan hastalarda belirtiler daha sık görülebilir” diye konuştu.

Genital herpese yakalanan hastaların yüzde 60'ının teşhis edilemediğini belirten Abalı, sigara, alkol, güneş ışığına fazla maruz kalma ve stresin hastalığı tetiklediğini bildirdi.

Hastalığın lezyonlarının (herpes yaraları), hastalığa yakalananların omuriliklerine yerleştiğini ve bu bölgede sessiz kaldığını anlatan Abalı, şöyle konuştu:
“Bu hastalığa bir kez yakalandığınızda ömür boyu vücuttan atamazsınız. Sadece sinir köklerinde sessiz kalıyor. Türkiye'de bayanlarda yüzde 5 olarak belirlenen bu hastalık giderek artıyor. ABD'de bu oran yüzde 20'lerde seyrediyor. Genital herpes hastalığı çok yaygın ve kolay bulaşan önemli bir hastalıktır. Maalesef kadın hastalarımız bu hastalığı söylemekten çekiniyorlar. Hastalık belirtileri olanlar bunu basit bir hastalık gibi görmesin. Bu lezyonları hastalarımız gözle göremeyebilir ve ciddi problemlere neden olabilir. Yaraları, olduğu dönemde görmek önemli. O dönemde zaman kaybetmeden doktora gelinmeli. Bu yaralar 7 ile 10 gün arasında oluşmakta ve daha sonra kaybolmaktadır.”

GEBELİKTE GENİTAL HERPES HASTALIĞI

Kadın hastaların gebelik döneminde genital herpese dikkat etmeleri gerektiğini vurgulayan Abalı, bu hastalığın dikkat edilmemesi halinde bebeğin ölümüne yol açabileceğini kaydetti.

Abalı, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Gebelik döneminde, bir kadın ilk defa bu hastalığı geçiriyorsa, hastalığın bebeğe geçme şansı daha yüksek. Doğum zamanında bu yaraların ortaya çıkması normal doğumu zorlaştırır. Çünkü yaralarla bebeğin teması, yaranın bebeğe geçmesine neden olur. Sezaryen yapılması uygun olabilir. Eğer bu hastalık bebeğe anne karnında bulaşırsa, sinir sistemini etkiler, gözlerde körlük, beyin iltihabı görülebilir. Bebek doğumdan sonra kısa dönem içinde bu hastalığı kaparsa, bebeğin ölüm riski yüzde 50'dir. Eğer erken teşhis edilirse bazı ilaçlarla kontrol altına alınabilir.”

AIDS RİSKİNİ ARTIRIYOR

Abalı, hastalığın AIDS riskini de arttırdığını belirtti.

Genital herpesin yakın temasla bulaşıcı bir hastalık olduğunu anlatan Abalı, konuşmasını şöyle tamamladı:
“Hastalığın cinsel yolla bulaşıcılığı yaygındır. Bu hastalık, cinsel ilişki sırasında AIDS'in daha kolay bulaşmasına neden olur. Çünkü açık yara HIV virüsünün daha kolay büyümesine yardımcı olur. Eşcinsellerin genital herpese yakalanma riski eşcinsel olmayanlara göre daha fazladır. Genital herpes eşcinsellerde daha sık görülür. Bunun nedeni cinsel alışkanlık, korunmasız ilişki ve partner sayısının fazla oluşudur. Böyle kişiler risk altındadır. Hayat kadınlarında da sık görülür. Şüpheli cinsel ilişkisi olan partner sayısı fazla olan ve korunmasız cinsel ilişkiye giren kişiler riskin fazla olduğu gruplardır.”

22 Şubat 2010 Pazartesi

Uzun boylu bayanlar dikkat

Uzun boylu bayanlar dikkatVücut tipi göz rengi gibi birçok fiziksel özellik bazı rahatsızlıklara yakalanma riskinin yüksek olduğunu gösteriyor

İngiliz Daily Mail gazetesi, bugüne kadar yapılan bilimsel araştırmalara dayanarak, çeşitli fiziksel özelliklerin işaret ettiği hastalıkları listeledi. Gazete, vücut yapısı, göz rengi gibi birçok özelliğin bazı rahatsızlıklara yakalanma riskinin yüksek olduğunu gösterdiğini yazdı.


Açık renk gözler: Mavi, yeşil ya da gri gözlü insanların gözlerinde melonom oluşma ihtimali daha yüksek. Koyu renk gözlerde, daha bol olan melanin pigmenti koruma sağlıyor. Açık renk gözlülerde, körlüğe yol açabilen "yaşa bağlı maküler dejenerasyon" hastalığı da daha sık görülüyor.

Küçük ayaklar: Küçük ayaklı kadınlar doğum sırasında daha sık sorunla karşılaşıyor. Kadınlarda küçük ayakların, leğenkemiğinin dar olduğuna işaret ettiği, dar leğenkemiğinin de doğumu zorlaştırdığı belirtiliyor.

Kellik: Prostat kanseri ve kalp hastalıkları riskinin yüksek olduğunu gösteriyor. Saçları tepeden seyrelen erkeklerin, alın kısmından kelleşen erkeklere oranla prostat kanserine yakalanma riskinin iki kat fazla olduğu belirlendi. Kalp hastalıkları riski de alın kısmından kelleşmeye başlayan erkeklerde yüzde 9, tepeden kelleşenlerde yüzde 23, tamamen kel olanlarda ise yüzde 36 daha fazla.

Kısa bacaklar: Kalp hastalıkları riskini artırıyor. Doğumdan ergenlik çağına kadar yeterince sağlıklı beslenmeyen insanlar genellikle daha kısa bacaklı olurken, bu dönemdeki beslenme şekli kemik gelişimi ve kalp sağlığı üzerinde de rol oynuyor.

Uzun parmaklar: Boylarına oranla uzun parmaklı olan erkekler depresyona girmeye daha yatkın oluyor. Bu durumun, ana rahmindeyken üretilen testosteron seviyesiyle ilgili olduğu sanılıyor. Fazla testosteron, sinir sistemini etkileyerek depresyon ihtimalini artırıyor, aynı zamanda parmakların gelişimini de etkiliyor.

Geniş, yuvarlak yüz: Uyku apnesine yakalanma ihtimalinin fazla olduğunu gösteriyor. Geniş, kısa bir kafaya sahip olanların hava kanallarının da kısa olduğu ve bu durumun uyurken nefesin kesilmesine yol açtığı belirtiliyor.

Buruşuk kulak memesi: Kulak memelerinde çapraz şekilde buruşukluk olanların kalp hastalıklarına yakalanma riski daha yüksek oluyor. Ana rahminde yetersiz beslenmenin kulak memesinde bu şekilde buruşukluk oluşmasına yol açtığı tahmin ediliyor.

Asimetrik eller: Sperm sayısının düşük olduğunu gösteriyor. Elleri simetrik olan ve yüzük parmakları uzun olan erkeklerin baba olma ihtimali daha fazla. İngiltere'de yapılan bir araştırmada, sperm sayısı en az olan erkeklerin en asimetrik ellere sahip olduğu görüldü.

Uzun boy: Uzun boylu kadınların meme kanserine yakalanma ihtimali daha yüksek oluyor. Hollanda'da yapılan bir araştırmaya göre, menopoz sonrası kadınlarda normal boyun üzerindeki her 5 cm'de meme kanseri riski de yüzde 7 oranında artıyor. Böylece normal boydan 10 cm uzun olan bir kadının meme kanserine yakalanma riski de yüzde 14 oluyor. Araştırmacılar bu durumu, uzun boylu kadınların ergenlik dönemine daha erken girmesiyle ilişkilendiriyor. Bu da kanserle bağlantısı olan seks ve büyüme hormonundan kaynaklanıyor.

9 Kasım 2009 Pazartesi

Domuz gribi ayakta da geçebilir

Domuz gribi ayakta atlatılabilirDünya Sağlık Örgütü’nün öngörüleri çerçevesinde yazılan kötü senaryoların insanlar arasında panik yarattığı belirtildi.


Adana İl Sağlık Müdürü Dr. Aytekin Kemik, domuz gribiyle ilgili Dünya Sağlık Örgütü’nün öngörüleri çerçevesinde yazılan kötü senaryoların panik yarattığınu belirterek, “Acil servisler dolup taşıyor, panik yersiz, risk gruplarında olmayan sağlıklı insanlar domuz gribini ayakta atlatıyor” dedi.

Adana Eczacı Odası ile İl Sağlık Müdürlüğü tarafından yapılan ‘Domuz Gribi’ konferansına katılan Dr. Aytekin Kemik, en çok konuşulan konular arasında aşı yaptırıp, yaptırmamanın bulunduğunu söyledi. Kent genelinde 4 bin 467 aşı yapıldığını ve kötü bir reaksiyon gözlenmediğini vurgulayan Dr. Kemik, “Kimseye zorla aşı yapılmayacak. Ancak aşı yapma imkanı bulunanların değerlendirmesini öneriyorum. Bugüne kadar sağlık çalışanları öncelikli grup olarak aşılandı. Kasım ayı sonuna doğru öğrencilere aşı yapılacak” diye konuştu.

Dr. Aytekin Kemik şunları söyledi:
“Türkiye genelinde 250 bin 
Domuz gribi vakası yaşandı ve 27 ölüm olayı meydana geldi. Vaka sayısı ve ölüm sayısı kötü senaryolardaki gibi değildir. Elimizdeki rakamlar on binde bir ölüm olduğunu gösteriyor. Bu senaryoların gerçekleşmemesi bizi mutlu etti. Fakat vatandaşın paniği sürüyor. Son iki günde sadece Adana Numune Hastanesi’ne 2 bin 500 kişi grip belirtisiyle başvurmuş. Böyle bir süreç gerçekten acil müdahaleyi gerektiren hastalara ulaşılmasını engeller. Domuz gribi sağlıklı yetişkin bir insanının ayakta atlatabileceği bir hastalık. Mevsimsel gripte ölüm oranları daha fazla. Okullarda ailenin isteğine göre çocuklara aşı yapılacak. Ben çocuklar için gribi atlatmış olsa bile yapılmasından yanayım. Benim 15 yaşındaki oğlum, hafta sonu Domuz gribi oldu, biraz ateşlendi ve halsizleşti. Oğlumun aşısı da yoktu. 3 gün sonunda gribi atlattı. Panik yapacak hiçbir şey yok.”

3 Ekim 2009 Cumartesi

Hastalıklardan koruyan menü

Hastalıklardan koruyan menüKış aylarında kilo almanın yanı sıra enfeksiyon hastalıkları, grip ve nezle de boy göstermeye başlar.



Beslenmemize dikkat ederek kış aylarında hastalıklardan kurtulmak ve bunları önlemek de mümkün.B unun için bağışıklık sistemimizin güçlenmesinde rol oynayan besin öğeleri, vitamin ve minerallere yer verilmelidir. Vitamin ve minerallerden zengin olan sebze ve meyve tüketimi arttırılmalıdır.


- C vitamini, A vitamini, E vitamini ve çinko alınımı bu dönemlerde artırılmalıdır.
- Beslenmeniz günlük ihtiyacımızı karşılayacak enerjiye sahip olmalıdır.
- Kış aylarında C vitamini yönünden çok zengin olan kuşburnu, yeşilbiber, maydanoz, mandalina, portakal, kivi tüketimi biraz daha artırılmalıdır. 

- D vitaminin en iyi kaynağı güneştir. Kış mevsimi ile birlikte güneş yavaş yavaş kaybolurken D vitamini alımı da azalır. Bu nedenle kışın güneşli havalarda 20 dakika güneş almak yeterli olacaktır.
- Balık omega 3 yağ asitleri ile beraber D vitamini açısından da zengin olduğundan hastalıklardan korunmayı sağlayacak ve bağışıklık sisteminizi güçlendirecektir.
- B grubu vitaminlerini içerdiğinden, önemli 
bir enerji kaynağı ve posa içeriği yüksek olduğundan kuru baklagil tüketimi de kış aylarında arttırılmalıdır.


Kış aylarında neden kilo alırız?


  • Aktivite ve bazal metabolizma hızının azalması: Kış aylarında metabolizma hızının azalmasının yanı sıra aktivitelerimiz de azalır ve harcanandan daha fazla enerji ile kilo almaya başlarız.
  • Gündüzlerin kısa ve gecelerin uzun olması: Gündüzler kısa olduğundan gün içerisinde beslenmemize çok dikkat etmeyiz. Gün boyu acıktığımızı bile hissetmeyiz. Gece olunca gün boyu yaşanan uzun süreli açlıkla yemek yememizi kontrol edemez hale geliriz. Akşamları yavaş olan metabolizma iyiden iş göremez hale gelir ve yağlar depolanır.
  • Soğuk hava ile birlikte vücut ısısının azalması: Vücudumuz soğuklardan kendisini korumak için gerekli bir ısıya ulaşmak zorundadır. Bu ısıya ulaşmak için de ek olarak enerjiye ihtiyacı vardır. Bu enerjiyi de besinlerden alır. Biz üşüdükçe enerjiye olan gereksinmemiz artar ve daha fazla besin tüketmeye özellikle de daha fazla enerji veren besinleri tüketmeye başlarız. Yüksek enerjili besinler genellikle karbonhidrattan (şeker, un vb.) ve yağdan zengin gıdalardır. Bu tür gıdaların fazla miktarda tüketilmesiyle kilo alma kaçınılmaz olur.