Sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Haziran 2010 Perşembe

Şeker hastalığına da Elma sirkesi

Elma sirkesi mucizesiElma sirkesinin menopoz döneminde ve diyabet hastalığında bozulan kolesterolü dengelediği ortaya çıktı.

Süleyman Demirel Üniversitesi (SDÜ) Tıp Fakültesi üçüncü sınıf öğrencileri, altı ay süren bir çalışmayla elma sirkesinin menopoz döneminde ve diyabet hastalığında bozulan kolesterolü dengelediğini ispat etti.

Biyofizik Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mustafa Nazıroğlu, menopoza giren kadınlarda ve diyabet hastalarında elma sirkesinin rolünü araştırmak için üçüncü sınıf öğrencileri tarafından bir proje hazırlandığını belirtti. Halk arasında elma sirkesinin faydalarına ilişkin çeşitli bilgiler anlatıldığını, ancak bugüne kadar bunun bilimsel bir çalışmayla kanıtlanmadığını ifade eden Nazıroğlu, öğrencilerin fareler üzerinde çalışma yaparak elma sirkesinin hem menopoz döneminde, hem de diyabet hastalarında kolesterol dengeleyici olarak etkisini ortaya koyduklarını söyledi.
Nazıroğlu, menopoz döneminde yağ, kolesterol metabolizma dengesinin bozulduğunu ve elma sirkesinin dengeleme gibi özelliğinin ortaya çıkarıldığını dile getirerek, şeker hastalığında da benzer bir durumun söz konusu olduğunu belirtti. Prof. Dr. Mustafa Nazıroğlu, artan glikozun dokulara yayılmamasından dolayı kolesterolün kanda arttığını ve bunun da kalp hastalıklarının oluşmasına, gözdeki dokuların bozulmasına neden olduğunu, ana değerlendirme sonucunda da elma sirkesinin şeker hastalarında kolesterolü dengelediğini ve koruyucu etki yarattığını gördüklerini bildirdi.

Hazırlanan iki projenin TÜBİTAK tarafından desteklendiğini anlatan Nazıroğlu, 22-25 Haziran tarihlerinde SDÜ'nün ev sahipliğinde Uluslararası Hücre Zarları Kongresi yapılacağını ve bu çalışmanın burada bildiri şeklinde sunulacağını söyledi. Nazıroğlu, bilimsel verilerin değerlendirilmesinden sonra uluslararası bir dergide çalışmanın yayımlanacağını kaydetti.

SDÜ Tıp Fakültesi üçüncü sınıf öğrencileri Mustafa Güler ve Gündüzalp Saydam'ın hazırladığı “Ovarektomize farelerde elma sirkesinin kan lipit profili ve lipit peroksidasyon düzeyleri üzerine etkileri” adlı projede, menopoz döneminde bozulan kolesterol üzerinde elma sirkesinin faydaları veya zararları incelendi.

Menopozda bozulan kolesterol dengesini yeniden kuruyor

Menopoz döneminde kadınların kolesterol dengesizliğinden dolayı büyük sıkıntılar yaşadığını ve bu soruna çözüm üretmek amacıyla elma sirkesinden faydalanarak 32 fare üzerinde deney yaptıklarını anlatan Güler, farelere yüksek kolesterol uyguladıklarını ve menopoza sokmak için yumurtalarını çıkardıklarını, bu evrede elma sirkesi tedavisini uyguladıklarını, altı aylık çalışmada başarılı sonuç aldıklarını belirtti.

Menopoz döneminde bozulan kolesterol dengesinin elma sirkesi sayesinde dengelendiğini gördüklerine dikkati çeken Gündüzalp Saydam da, “Kalp ve damar hastalıklarına neden olan kolesterolün ve stres üzerinde elma sirkesinin olumlu etki yarattığını gözlemledik” diye konuştu.

Değerlendirmeyi kalp, göz, karaciğer, böbrek, beyin, sinir, damar ve kan doku örneklerini inceleyerek yaptıklarını ifade eden Saydam, elma sirkesi uygulanan farelerde menopoz döneminde oluşan kolesterolün dokulara zarar verme özelliğini azalttığını belirlediklerini bildirdi.

Şeker hastalarına öneriliyor

Öğrencilerden Zübeyir Yozgat, Ömer Ören ve Osman Kanatsız da, “Streptozotocin ile diyabet oluşturulan farelerde elma sirkesinin kan lipit profili ve lipit peroksidasyon düzeyleri üzerine etkileri” isimli projeyi hazırladı.

Diyabet hastalarında artan kolesterol değerlerinin düşürülmesi üzerinde elma sirkesinin etkilerini araştıran öğrencilerden Zübeyir Yozgat, 32 fare üzerinde deney yaptıklarını belirtti. Önce fareleri şeker hastası yaptıklarını anlatan Yozgat, daha sonra günde tok karna binde 6 oranında elma sirkesi içirdiklerini söyledi. Altı aylık çalışma sonunda farenin kalp, göz, karaciğer, böbrek, beyin, sinir, damar ve kan doku örneklerini alarak inceleme yaptıklarını ifade eden Yozgat, “Şeker hastalığında dengede tutulmayan kolesterol, organlara zarar verir. Elma sirkesi uyguladığımız farelerde organların kolesterolden etkilenmediğini gördük. Şeker hastalığının yan etkilerinin organ ve dokularda oluşmadığını saptadık” dedi.

Ömer Ören ise elma sirkesini insanların da çok rahat bir şekilde kullanabileceklerini, ancak sirkenin tok karna ve yenilen yemeklerin binde 6'sı kadar alınmasına dikkat edilmesi gerektiğini vurguladı. Ören, aksi takdirde fazla alınan sirkenin vücuda zarar verebileceğine işaret etti.

Hurriyet.com.tr

8 Mayıs 2010 Cumartesi

İşinize göre beslenin

konu baslikİş yerinde, zamansızlıktan kaynaklanan beslenme yanlışları, hem verimi düşürüyor hem de hızlı kilo alımını sağlıyor. Peki, ne yapmalı? Ofisteki beslenme anlayışınızla ilgili tertemiz bir sayfa açmalı…


Simit ya da poğaçadan ibaret sabah kahvaltıları, yağsız salata tüketilen öğle yemekleri, atıştırmalarla geçirilen akşam öğünleri, hareketsiz ve stresli bir yaşam…

Siz de pek çok çalışan gibi bu yaşam tarzını benimsemiş olabilir; iş koşullarının ister istemez sizi bu noktaya getirdiğini düşünebilirsiniz. Şartlar ne olursa olsun bütün sınırlamalardan kurtulmak ve iş yaşamında da sağlıklı beslenme alışkanlığı edinmek gerekiyor. 

Beslenme ve Diyet Uzmanı Banu Kazanç da yoğun çalışma yaşamında doğru beslenmenin çoğu zaman atlandığını belirterek hayatımızın büyük bir çoğunluğunu geçirdiğimiz ofiste doğru beslenmenin öneminin altını çiziyor.


≈Olmazsa olmaz kahvaltı≈
Çalışanlar için kahvaltı öğünü genellikle sorun oluşturuyor. Çünkü erken kalkılır: İş yerine yetişmek için kısıtlı bir zaman vardır. Bu kısıtlı zamanda da evde kahvaltı yapmak zor geldiği için genellikle iş yerinde kahvaltı yapmayı tercih edebiliriz. Böylece simit, poğaça gibi kolay edinilen ve tüketilen gıdalar sabah kahvaltılarının vazgeçilmezi olur.

Oysa pek çok uzman, kahvaltının atlanmayacak bir öğün olduğunun altını her daim çiziyor. Sabah uyandıktan sonra bir saat içinde kahvaltı ederek vücuda enerji yüklemek gereklidir. Bu bir saatin aşılması durumunda, metabolizma zayıflıyor dolayısıyla kilo almak kolaylaşıyor. Bu noktada önerilen, eğer hiçbir şey yeme şansınız yoksa uyandıktan sonra bir bardak süt içerek evinizden çıkın. İş yerinde de her gün bol yağlı pastane poğaçaları ve simit yerine, akşamdan hazırlanmış buğday ekmeğiyle yapılmış sandviç, sütlü yulaf ezmesi ve mısır gevreği gibi karbonhidrat, yağ ve protein dengesine sahip sağlıklı seçenekleri tercih edin. 

Normal şartlarda bir insan, hiç hareket etmeden kilosu başına saatte ortalama bir, bir buçuk kalori harcıyor. Ofis ortamında bilgisayar başında çalışan kişilerin de hiçbir şey yapmadan harcadıkları enerji miktarının hemen hemen aynı olduğu söylenebilir. Günlük yakılan enerji miktarı, kişiden kişiye değişiklik gösterir. Gün içinde yapılan aktiviteler, yürüyüşler ve düzenli olarak altı öğün beslenilmesi, harcanan enerji miktarının artmasını sağlıyor. 

Ofis çalışanlarında en sık görülen sorunlardan biri kilo alımı. Kapalı ortamda çalışmak, yetersiz oksijen almak ve yeteri kadar hareket etmemek kilo alımını kolaylaştırıyor. Vücuttaki kaslar zaman içinde azalıyor ve yağ dokuları artıyor. Hareketsizlikten dolayı iyi huylu kolesterol (HDL) olarak adlandırılan, kalbi rahatlatan ve damar tıkanıklığını azaltan kolesterolün oranı vücutta düşüyor. 

≈Ara öğünler performansı etkiliyor≈
Ofis ortamında hareketsiz kalmaktan kaynaklanan sorunların yaşanmaması ya da azaltılması için bazı alışkanlıkların edinilmesi gerekiyor. Sık sık su içme alışkanlığının kazanılması açısından masalarda her zaman su şişesi bulundurulmalı ve gün boyunca bir buçuk, iki litre su içilmeli. Ara öğünlerde abur cubur yemektense kuru incir, kuru kayısı, bir avuç fındık, diyet bisküvi gibi uzun süre tok tutan ve çalışma performansını olumsuz etkilemeyen besinler tercih edilmeli. 

Günlük çay ve kahve tüketimi kontrol altında tutulmalı. Çayı demli, kahveyi ise sert içenlerin günlük iki, üç fincanı geçmemesinde fayda var. Çay ve kahvenin yemeklerden bir buçuk saat önce ya da sonra tüketilmesi de önemli ayrıntılardan biri. Bu içecekler, eğer bu belirtilen zaman diliminden önce içilirse yemeğin demir, vitamin ve mineralinin emilmesine neden oluyor. 

≈Örnek mönü≈
Sabah: Beş-altı kaşık mısır gevreği içine birkaç kaşık yulaf ezmesi, bir su bardağı süt. Eğer iş yerinde kahvaltı ediliyorsa evden çıkmadan önce mutlaka bir bardak süt içilmeli. İş yerinde ise evde hazırlanmış buğday ekmeğine peynirli bir sandviç tüketilebilir.

Ara öğün: Sabah kahvaltısıyla öğle yemeği arasında kabuğu soyulmamış bir tane elma.

Öğle yemeği: Bir kâse çorba, bir porsiyon ızgara et ve bir dilim kepek ekmeği.

Ara öğün: Bir avuç fındık, ceviz ve badem gibi Omega 3 yağ asidi içeren kuruyemişler.

Akşam yemeğı: Etli sebze yemeği ya da kurubaklagil. Eğer yemeğin içinde et yoksa bir kâse yoğurt tüketilebilir.

Yatmadan önce: Bir bardak süt ya da bir tane taze meyve 

≈Lifli gıdalar tüketin≈
Özellikle iş yerindeki sağlıksız beslenme ve hareketsizlik, sindirim ve boşaltım sisteminde büyük sorunlara yol açabiliyor. Bu nedenle de kolay sindirilen ve lifli gıdaların tüketilmesi son derece önemli. Sebze, meyve ya da kuru baklagiller lif açısından zengin besinler olarak biliniyor. Her öğün yemeğin yanında, özellikle zeytinyağlı salata tüketilmesi diyetisyenlerin önem verdikleri konular arasında. Öğle yemeklerinde pek çok kişinin tercihi sadece salata olabiliyor. Eğer böyle bir seçim yapılmışsa salatanın içeriğinin önem kazandığını belirtelim. 

Öyle ki ton balığı, tavuk ya da peynir gibi protein unsurlarının çoğunlukta olduğu çeşitlerin tercih edilmesi gerekiyor. Yine yemeklerde kabuklu meyvelerin de kabuklarıyla birlikte tüketilmesi özellikle tavsiye ediliyor. Probiyotik yoğurt ve sütler de bağırsakların çalışmasına yardımcı olduğu için özellikle ara öğünlerde tercih edilecek gıdaların başında yer alıyor. 

Farklı çalışma koşullarında farklı beslenme programlarının uygulanması gerekiyor. Öyle ki masa başında hareketsiz bir konumda çalışanlarla, bedenini kullanarak çalışanların aynı tarzda beslenmesinin mümkün olmayacağı aşikâr… 

Beslenme miktarı ve içerik, kişinin özelliklerine ve mesleğine göre büyük farklılıklar gösteriyor. Bedenini kullanan ve yoğun olarak hareket eden çalışanlar, enerjiye ihtiyaç duydukları için çorba, makarna, pilav ve ekmek gibi karbonhidrat içeren gıdaları tercih etmeliler. Ofis ortamında çalışanlarsa daha hafif gıdalardan yana tercihlerini kullanmalılar. Çalışma koşulları dolayısıyla vücudunda ödem oluşan kişilerin su tüketimini azaltması ve hareket etmesi gerekiyor. 

≈Stresi kuruyemişlerle yenin≈
İş yerlerinde yaşanılan en önemli sorunlardan biri de stres. Özellikle büyük şehirlerde ulaşım problemlerinin de yaşandığı düşünülürse işe gelene kadar yaşanan stres bile kişiye yetip artıyor. Bunun dışında da çetin şartların hüküm sürdüğü iş hayatında, stres tüm çalışanların en azılı düşmanları arasında yer buluyor. İşte düzgün beslenerek stresin olumsuz etkilerini azaltmak ve onunla mücadele etmek mümkün. 

Çikolata, vücuttaki serotonin miktarını artırarak stresi azaltıyor. Antioksidan da vücudun strese dayanıklılığını artırıyor. Çalışanlar, çiğ sebze ve meyve ağırlıklı beslendiklerinde vücutlarındaki antioksidan artıyor. Böylece strese karşı çelik gibi oluyorlar. C vitamini içeren kivinin yanı sıra badem, ceviz ve fındık gibi kuruyemişlerin de stresi azaltıcı etkiye sahip olduğunu belirtmek gerekiyor.

Cosmopolitan

İnandığımız sağlık yalanları


konu baslikKulaktan dolma bilgilerle, genel trendlere uyarak sağlığınızı korumayı hedefliyorsunuz. Ancak unutmayın ki bu konuyla ilgili alacağınız tüm önlemler size özel olmalı. İşte en çok karşılaşılan sağlık yalanları ve çözümleri...
Kilolu değilsiniz. Hatta birkaç fazla kiloya bile yeriniz var. Size göre, spor salonlarınıdoldurması gerekenler en az 50 kilo fazlası olanlar! Tabii ki, spor salonlarına karşı bir gareziniz yok. Vitaminlerinizi aksatmadan alıyorsunuz. Dolayısıyla, şu sık sık yayınlanan,sağlıklı yaşam diyetleri de sizi çok ilgilendirmiyor. Dişleriniz gayet iyi görünüyor. Öyleyse kontrol için dişçi koltuğunda vakit harcamanıza da gerek yok. Bir sorununuz yokken ne diye kendinize iş çıkaracaksınız öyle değil mi? Yanlış! Tüm bu sıraladığınız bahanelerin tümü kendinize söylediğiniz kalıplaşmış yalanlardan ibaret. Eğer siz de, pek çok kadın gibi kendinizi bu mantıklı gibi görünen bahanelerle avutuyorsanız, aşağıdaki maddeleri okumalısınız.

►Yalan 1
"Az bir uykuyla tüm haftayı idare edebilirim."
Uyku saatlerimizin kısalması, günümüzün yoğun çalışma saatlerinin doğal sonuçlarından biri… Vaktin nakit olduğu bir sistemde, kendimize uyku için nasıl yer açabiliriz? Birçok çalışan kadın, hafta içi günlerde 5 saat uyuduğunda kendini şanslı hissettiğini söylüyor. Hafta içi, geç saatlere kadar çalışıp, saatlerimizi ofiste harcıyoruz. Ama bunun kime ne zararı olabilir? Hafta sonu iyi bir uykuyla, bütün haftayı idare edebiliriz, öyle değil mi?

♦Gerçek 1: Yapılan araştırmaların istatistikleri, çalışan kadınların yüzde 60'ının, sağlıklı bir metabolizma için önerilen 7-9 saatlik uyku için kendilerine zaman ayıramadıklarına işaret ediyor. Uyku, sağlığımız için yaptığımız rejim ve egzersizler kadar önemli. Doktorlar, uykusuzluğun olumsuz psikolojik etkilerinin yanı sıra, fiziksel olarak da vücuda gözle görülür bir zarar verdiğini belirtiyorlar. Yapılan araştırmalar, günde altı buçuk saatten daha az uyumanın, metabolizmanın işleyişine doğrudan etki ettiğini ve bağışıklık sistemine zarar verdiğini ortaya koyuyor. Ayrıca, hafta sonu, iş günlerinde uykusuz kaldığımız saatleritelafi edebileceğimize dair inanışın da tamamen yanlış olduğu ve uykunun, vücuda ihtiyacı olduğu anda verilmesi gerektiği de doktorların vurguladıkları gerçekler arasında… Uykuyu depolamak mümkün olmadığına göre, vücudunuza iyi davranın ve yeterli uyku içinhayatınızda yer açın. Daha çok uyuyun, daha genç kalın!

►Yalan 2
"Vitaminlerimi düzenli olarak aldığıma göre, herhangi bir sağlık rejimini takip etmeme gerek yok."
İşte en popüler yalanlardan biri! Kahvaltıyı arabada, iki ısırık aldığımız poğaçayla geçiştiriyor, öğle yemeklerinde ofisteki sandviçlerle idare ediyor, akşam yemeğinde ise arkadaşlarımızla buluşup soluğu fast food restoranlarında alıyoruz. Metabolizmamızın ihtiyacı olan vitamin ve mineralleri almadığımızın farkındayız. Ancak endişe edecek bir durum yok. Vitamin hapları her daim çantamızda ve hiç aksatmadan kullanıyoruz. Günümüz toplumunda pek çok çalışan kadın vitamin haplarını sağlık problemlerine karşı bir zırh gibi görüyor. Peki sizce bu haplarla tüm sorunları, gerçekten ortadan kaldırmış oluyor muyuz?
♦Gerçek 2: Diyetisyenler, tükettiğimiz gıdalar sağlıklı olmadığı sürece, dışarıdan takviye ettiğimiz vitamin ve minerallerin katkısı olmayacağı konsunda hemfikirler.Vitaminler, dengeli beslenmenin yanında, eksik olan değerleri tamamlayarak bir çeşit destekleyici enzim rolünü üstleniyorlar. Yani eğer yeterince sağlıklı beslenmiyorsanız, aldığınız vitaminve minerallerle metabolizmanızı güçlü tutmanız imkansız. Sağlıklı yaşam için, vücudunuzun, vitamin ve minerallerin yanı sıra, karbonhidrat, protein ve belli bir oranda yağa da ihtiyacı var. Üstelik doktorunuz özellikle önermediği sürece, sağlığınız için gerekli olan besin değerini taşıyan gıdaları tükettiğinizde herhangi bir vitamin takviyesine de ihtiyacınız kalmayacaktır. Başka bir deyişle bilinçsizce tükettiğiniz vitamin hapları, yalnızca para ve zaman kaybından ibaret olabilir. Bilimsel araştırmalar, dengeli beslenmenin, tüm haplardan daha etkili bir vitamin kaynağı olduğunu gösteriyor. Her ne kadar kompleksvitamin hapları, zengin içerikleriyle, yoğun iş tempomuzda kolay bir kaçış yolu gibi görünse de, anlaşılan o ki, hiçbir şey sağlıklı beslenmenin yerini tutmuyor.

►Yalan 3
"Sigara tiryakisi mi? Ben sadece sosyal içiciyim." 
Çoğumuzun etrafı, sigarayı yalnızca alkolle birlikte ya da kahvenin yanında birkaç tane içtiğini söyleyen insanlarla çevrilmiştir. Peki, eğer hafta içerisinde birkaç parti düzenlendiyse ya da kahve eşliğinde yapılan sohbetler biraz artış gösterdiyse içilen sigaraların sayısında da kaçınılmaz bir artış olmayacak mı? Yapılan anketler, kendilerini "sosyal içici" olarak tanımlayan sigara tüketicilerinin, zamanla sigara tiryakilerine dönüştüklerini gösteriyor. Özellikle, yirmili yaşlarda bu tür eğilimlerin çok daha yaygın olduğu da istatistikler arasında!
♦Gerçek 3: Kabullenmeniz gereken gerçek şu ki, kendinizi sosyal içici olarak tanımlamanız, sağlığınıza tiryakilerden daha az zarar verdiğinizin göstergesi değil. Uluslararası sağlık örgütleri, yaptıkları araştırmalarda, haftada bir paketten daha az sigara tüketen insanlarla, günde bir paket ya da daha fazlasını tüketenlerin, sağlıklarına hemen hemen aynı oranda zarar verdiklerini ortaya koyuyor. Sigaranın sağlığa verdiği zararlar listelenemeyecek kadar fazla.

Bilinçsiz beslenme kan şekeri seviyesinin ani olarak yükselip düşmesine sebep olabilir.

►Yalan 4
"Ara sıra karaciğerim için gerekli olan molayı verdikten sonra, canım istediğinde şişenin dibini görmekten zarar gelmez." 
Yetiştirilmesi gereken evraklar, cadaloz iş arkadaşları, herkesin birbirinin kuyusunu kazdığı bir rekabet ortamı ve sizi sürekli eleştiren bir anneyle kuşatılmış, boğucu bir hayat. Biraz kafa dağıtmak için çok az zaman var üstelik...Durum böyle olunca sarhoş olmak, iyi vakit geçirmekle eş anlamlı hale geliyor.Üstelik arada felekten bir gece çalan herkese alkolik demek, hiç de doğru değil… Sonuçta alkole bağımlı değilsiniz ve sürekli içme ihtiyacı hissetmiyorsunuz. Ama dışarı çıktığınızda da eve sarhoş olmadan dönmek, sanki bir şeyler eksikmiş hissi uyandırıyor. Kırk yılda bir gereğinden fazla dağıtmanın kime ne zararı var diyorsanız, gerçeklerle yüzleşmenin vakti geldi demektir.
♦Gerçek 4: Teorik olarak sürekli alkol almadığınız sürece, ara sıra içkinin dozunu kaçırmanın bir zararı yok. Ama maalesef pratikte durum böyle değil. Fazla alkol almanın taşıdığı en büyük risk; alkol zehirlenmesi. Vücudunuza kaldıramayacağı ölçüde alkol yüklediğinizde, reflekslerinizi kontrol etmeniz güçleşir ve nefes alışverişleriniz düzensizleşir. Bu da farkında olmadan, hayati bir risk aldığınız anlamına gelir. Bilinçsizken herhangi bir şekilde kendinize zarar vermeniz ya da olası kazalara davetiye çıkarmanız da cabası.

►Yalan 5
"Dişlerim gayet sağlıklı görünüyor. Öyleyse dişçi koltuğunda vakit kaybetmeme gerek yok."
İşte kendimize söylediğimiz popüler yalanlardan bir diğeri. Maalesef dişlerimiz, vücudumuzun en çok ihmal ettiğimiz parçası.
Doktorlar da dahil olmak üzere birçok insan bu konuda hemfikir. Ancak bu gerçeği kabullenmemize rağmen pek çoğumuz, "Dişlerimi günde iki kez fırçalıyorum ve gayet sağlıklı görünüyorlar. Öyleyse diş doktoruna gitmeme ne gerek var?" sorusunu sormaktan kendimizi alıkoyamıyoruz.
♦Gerçek 5: Diş doktorları, herkesin altı ayda bir düzenli diş kontrolüne gitmesi gerektiğini belirtiyorlar. Düzenli diş kontrolü sayesinde, olası problemlerin farkına önceden varabilir ve önlemini alabilirsiniz. Böylelikle, korkunç diş ağrılarına yakalanmadan ışıldayan, sağlıklı dişlere sahip olursunuz. Diş problemlerinin ihmali, dişlerinizi kaybetmenize yol açacak kadar büyük sorunlara yol açabilir. Bu nedenle, eğer altı ayda bir kontrol için, yoğun iş temponuzda kendinize vakit ayıramıyorsanız, en azından yılda bir düzenli olarak bir dişçiye görünün. Dişlerinizi düzenli olarak fırçalamanıza ve diş ipi kullanmanıza rağmen, diş minesi sorurları, dişin çatlaması veya diş eti problemleri gibi doktor kontrolünde ortaya çıkabilecek problemleriniz olabilir. Bu tür sorunlarda, ancak bir uzman yardımıyla gerekli tedaviyi alabilirsiniz (dolgu, kanal tedavisi gibi).

►Yalan 6
"İhtiyacım olduğunu hissettiğimde, egzersiz yapmaya başlayacağım."Ortalamanın üzerinde bir boya sahipsiniz ve boyunuza göre de kilonuz gayet iyi. Herkes kıskanılacak bir fiziğe sahip olduğunuzu düşünüyor. Podyumlarda boy göstermek gibi bir iddianız da yok. Üstelik daha çok gençsiniz. Bu kadar fit görünüyorken, neden spor salonlarında ter dökesiniz ki, öyle değil mi?
♦Gerçek 6: Maalesef gerçek bu kadar basit değil. Her insanın egzersize ihtiyacı vardır. Büyüklerimizin ne dediğini unuttunuz mu yoksa?: "İşleyen demir, ışıldar". İnsan vücudu için de aynısı geçerli. Vücudunuza ihtiyacı olan özeni gösterin ki, bir ömür boyu sağlıkla ışıldasın. Yaşadığımız tüketim çağında, sizi "fast food" yiyeceklerin ve hızlı yaşamın gazabından koruyacak en önemli şeylerden biri de düzenli egzersiz. Fizyoterapistler, egzersizin yalnızca iyi bir görünümden öte, kalp sağlığı için de gerekli olduğunu belirtiyorlar. Yani, düzenli egzersiz, yalnızca kilolu olanlar için bir kurtuluş yolu değil, aynı zamanda sağlıklı yaşamın temel taşlarından biri. Ayrıca spor yaptığımızda beynimizin daha çok endorfin salgıladığı ve kendimizi çok daha mutlu ve sağlıklı hissettiğimiz de bilimsel bir gerçek. Hangimizin biraz daha iyi ve enerjik hissetmeye ihtiyacı yok ki?

►Yalan 7

"Yakıcı bir güneş ışığı olmadığı sürece, koruma faktörü içeren krem kullanmama gerek yok."
Pek çok kadın, güneş kremlerini, yalnızca gereğinden fazla bronzlaşmamak için bir önlem olarak görüyor. Bulutlu bir havada, bronzlaşmak mümkün olmadığına göre, güneşten korunmak için herhangi bir şey yapmaya gerek duymuyorlar. Yıllar önce, Güneydoğu Asya'da, açık tenli olmak pek de adil olmayan bir güzellik ölçütüydü. Bu nedenle de güneşten korunma yöntemleri kadınlar tarafından özenle uygulanıyordu. Günümüzde ise, güneş kremi, güzelliğimizi korumak için kullandığımız bir kozmetikten çok, cilt sağlığında önemli rol oynayan medikal bir ürün.
♦Gerçek 7: Yüksek faktörlü güneş kremleri, cilt lekeleri ve gereğinden fazla bronzlaşmaya karşı güzelliğimizi korurken, aynı zamanda güneşin yaydığı UVA ve UVB ışınlarının, cildimizin alt katmanlarına ulaşarak, hücrelerimize zarar vermesini de önlüyor. Uzmanlar özellikle sabah 11:00 ve öğlen 13:00 arası, güneş koruma ürünü kullanmadan dışarı çıkılmaması gerektiğini söylüyorlar. Havanın bulutlu olması veya kapalı görünmesi, güneşin zararlı ışınlarının yeryüzüne inmediği anlamına gelmiyor. Dolayısıyla, havanın görünüşüne aldanmayıp, yaz, kış güneş kremi kullanmakta fayda var. Ayrıca, yapılan araştırmalar, Hindistan gibi, sıcaklığın yanı sıra nem oranı da yüksek olan bölgelerde, güneş koruma kremlerinin, dakikalar sonra etkisini kaybettiğini gösteriyor. Bu tür bölgelerde şapka gibi gün ışığını direkt kesecek aksesuarlar ve kıyafetler de korunma yöntemi olabilir.

Yaşadığımız tüketim çağında, sizi "fast food" yiyeceklerin ve hızlı yaşamın gazabından koruyacak en önemli şeylerden biri de düzenli egzersiz. uzmanlar egzersizin kalp sağlığı için de çok önemli olduğunu belirtiyorlar.


►Yalan 8"Göğüs kanseri için düzenli olarak kontrole gitmeme gerek yok. Henüz risk grubunda bile değilim."30 yaşın altındaki kadınların, göğüs kanserine yakalanma risklerinin düşük olduğu yapılan araştırmalarla ortaya konmuş olsa da; kanserin hızla form değiştirerek, vücudun başka bölümlerine sıçrama tehlikesi olduğu ve özellikle Hindistan'daki kadınların pek çoğunun hayatını bu nedenle kaybettiği de bir diğer istatiksel gerçek!
♦Gerçek 8: Doktorlar, 30 yaşın üzerindeki her kadının, herhangi bir msağlık problemi yaşamasalar bile, düzenli olarak göğüslerini kontrol ettirmeleri gerektiğini önemle vurguluyorlar. Başka bir deyişle, göğüs kanseri riskine karşı bir doktora görünmeyi, rutin sağlık kontrolünüzün bir parçası haline getirmeniz tahmininizden daha büyük bir önem taşıyor. Araştırmalar, kanserde erken teşhisin, tedavinin başarılı sonuç vermesinde büyük rol oynadığını ortaya koyuyor. Anketler, 1960'tan bu yana, hastalıkta önemli bir artış olduğunu ortaya koyuyor. Yarım asır önce, her yirmi kadından biri göğüs kanserine yakalanırken, günümüzde, her sekiz kadından biri kanserle mücadele ediyor. Birçok resmi kaynak, bu artışın önüne geçebilmek için, 20 yaşın üzerindeki her kadının üç yılda bir, 35 yaşın üzerindeki kadınların ise her yıl düzenli olarak test yaptırmasını öneriyor.

►Yalan 9
"Ertesi gün haplarını kafama göre kullanabilirim."
Birçok erkek, prezervatif kullanmaktan hoşlanmaz. Bunun yerine sizden daha pratik ve onları daha az etkileyecek bir korunma yöntemi bulmanızı isterler. Eğer doğum kontrol hapınızı kullanmayı unuttuysanız ve partneriniz de herhangi bir korunma yöntemini ısrarla reddediyorsa, ertesi gün hapları hayatınızı kurtarmak için sizi bekliyor. Bu mucizevi haplar, dünyanın korunmasız sekse olan bakış açısını tamamıyla değiştirdi. İnternet üzerinden yapılan anketler, kadınların neredeyse yüzde 45'inin, ertesi gün hapları sayesinde, korunmadan cinsel ilişkiye girmekten çekinmediklerini ortaya çıkardı!
♦Gerçek 9: Ertesi gün haplarının, ilişkiden sonraki ilk 72 saat içerisinde alındığında, istenmeyen gebeliği önlediği bir gerçek. Ancak hapların ilk 24 saat içerisinde alınmadığında sonraki saatlerde koruma yüzdesinin düştüğü birçok kadın tarafından dikkate alınmıyor. Dolayısıyla hapları, hamileliğe karşı kesin bir önlem olarak görmek de çok doğru bir bakış açısı değil. Çok daha korkutucu olan bir diğer nokta ise, ertesi gün haplarını sıklıkla kullanan geniş bir kitlenin, hapların bileşimindeki pojesteron ve steroid hormonlarının vücuda olan olumsuz etkilerinden haberdar olmaması. Jinekologlar, ilacın güçlü içeriğinin, pek çok ciddi yan etkisi olduğunu belirtirken, bazı durumlarda, ironik bir biçimde hamilelik riskini de artırdığını vurguluyor. Uzmanlar, ertesi gün haplarının, sık sık başvurulan bir korunma yöntemi olarak değil, sıra dışı durumlarda, mecbur kalındığında kullanılması gereken "acil durum hapları" olarak algılanması gerektiğinin de altını çiziyorlar. Gözden kaçırılan bir diğer problem ise, ertesi gün haplarının sizi cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korumak gibi bir etkisinin olmaması!

►Yalan10
"Önümüzdeki bir hafta boyunca sıkı bir rejim yaparsam, fazlalıklarımdan kolayca kurtulabilirim." 
Bugün aynaya baktığınızda, görüntünüz sizi memnun etmedi mi? Vücudunuz hiç sıkı görünmüyor mu? Basenlerinizin genişliği ve oturduğunuzda göbeğinizde oluşan katlar sizi çılgına mı çeviriyor? Hemen kilo vermeniz gerekiyor. Ama öte yandan, çok vakit kaybetmek istemiyorsunuz. Üstelik spor salonları da size ezelden beri çekici gelmiyor. İşte size 21. yüzyılın bu duruma karşı ürettiği popüler çözüm: Kısa süreliğine girilen sıkı rejimler… Bir hafta aç kalın ve hızla kilo kaybederek, arzuladığınız vücuda kavuşun!
♦Gerçek 10: Bu tip katı rejimler, sağlığınızı riske atmaktan başka hiçbir işe yaramaz. Vücudunuzu, ihtiyacı olan tüm besin değerlerinden birden bire mahrum bırakmanız, bağışıklığınızı mzayıflatarak herhangi bir hastalığa yakalanma riskinizi ciddi oranda yükseltir. Üstelik böylece metabolizmanızı ihtiyacı olan enerjiden alıkoyarak, yağlarınızın yakılmasını da yavaşlatıyorsunuz. Yani kilo vermeye çalışırken, tam tersi bir biçimde buna engel olursunuz. Rejim sonrası ise çok daha hızlı ve fazla kilo alırsınız!

6 Mayıs 2010 Perşembe

Erkeğin ömrünü kısaltan 3 önemli şey

Erkek ömrünü kısaltan 3 şeyEğer bunları yapıyorsanız, yapmayanlara oranla hayata 10-15 yıl erken veda edeceksiniz.


Erkek ömrünü kısaltan 3 şey

Kalp krizinin üç önemli tetikçisi olan sigara kullanımı, yüksek tansiyon ve kolesterol problemi bulunan erkekler, bulunmayanlara oranla hayata 10-15 yıl erken veda ediyor.

Araştırmanın sonuçları yayınlandı
Oxford Üniversitesi tarafından yürütülen, İngiltere'de 19 bin erkek katılımcının 38 yıl süresince izlenmesiyle tamamlanan araştırmanın sonuçları, İngiliz Tıp Dergisi'nin (British Medical Journal) Eylül sayısında ve internette yayımlandı.

Sonuçlar uzmanlarca değerlendirildi
İngiliz Kalp Vakfı'nın finansman sağladığı projede, yaşları 40 civarındaki 19 bin erkeğin sağlık durumları, düzenli yapılan kontroller aracılığıyla 38 yıl boyunca izlendi ve elde edilen bulgular, Oxford Üniversitesinden uzmanlarca değerlendirildi.

Sigara, tansiyon, kolestrol
Araştırma raporuna göre, 50'li yaşların başında kalp krizinin üç temel tetikleyicisi olarak kabul edilen sigara kullanımı, yüksek tansiyon ve kolesterole sahip kişiler, sigara kullanmayan, tansiyon ve kolesterolü normal düzeyde seyredenlere oranla 10-15 yıl daha az yaşıyor. Uzmanların bulguları, üç unsuru barındıran kişilerin 70'li yaşların ortalarına kadar yaşarken, sigara, tansiyon ve kolesterol sorunu olmayanların 80'li yaşların ortalarına kadar yaşadıklarını ortaya koyuyor.

Araştırmayı kaleme alan Oxford Üniversitesinden Prof. Peter Weissberg, raporda, "Bu çalışma, 50'li yaşlarda hala sigara içiyorsanız, kolesterolünüze ve tansiyonunuza dikkat etmiyorsanız, yaşamınızdan kaç yıl feda ettiğinizi somut şekilde göstermesi bakımından önem taşıyor" ifadelerine yer verdi.

Weissberg, üç temel faktöre, vücut kütle endeksi, diyabet, stresli ve olumsuz iş koşulları gibi faktörlerin eklenmesiyle birlikte, kişinin yaşamından eksilen yılların sayısının da arttığını kaydetti.

Sağlıklı bir yaşlılık için bunları yapın
Raporda araştırmanın yalnızca erkekler üzerinde yürütüldüğünü belirten Prof. Dr. Weissberg raporunda, bu sonuçların kadınlar için de geçerli olduğunu düşünmenin yanlış olmayacağını, sağlıklı bir yaşlılık dönemi ve uzun ömür isteyenlere bir de iyi haberleri olduğunu bildirdi.

Weissberg'e göre, sağlık için 50 yaşında ve sonrasında atılan olumlu adımlar bile oldukça etkili oluyor. Yaşam ve yemek alışkanlıklarında yapılan değişiklikler, sigarayla vedalaşmak için 50'li yaşların bile geç olmadığını ifade eden Weissberg, herkesin 40 yaşından itibaren düzenli sağlık kontrolü yaptırmasını önerdi. Weissberg, "Hastalıklara davetiye çıkaran üç temel faktörü hayatınızdan uzaklaştırmak için attığınız en küçük adımlar bile, size daha uzun ömür olarak dönecektir" dedi.

Kaynak:Ensonhaber.com

23 Nisan 2010 Cuma

Çok mu tuzlu yiyorsunuz?

Tuzu azaltmak, hele tansiyon yüksekliği varsa yaşamsal bir öneme sahip 

Tuz, sağlık gündeminden hiç düşmeyen bir konu. Ve bu gidişle de düşmez, çünkü dünyanın önde gelen çok tuzlu yiyen ülkelerinden biriyiz. Tuzu azaltmak, hele tansiyon yüksekliği varsa yaşamsal bir öneme sahip

Sofra tuzu dediğimiz madde, kimyasal adı ile sodyum klorürdür. Sodyum klorürün yarısına yakın bölümü, %40'ı sodyumdur. Sodyum azı gerekli, çoğu gereksiz ve  hatta zararlı  olan bir mineraldir. Sodyumun vücudumuzdaki sıvı dengesinin sürdürülmesine yardımcı olmak, sinir iletisinde rol almak, kasların kasılmasını ve gevşemesini etkilemek gibi çeşitli önemli görevleri vardır.


Böbrekler, vücutta tutulan sodyum miktarını düzenliyor. Sodyum düzeyleri düşük olduğunda, böbrekler sodyumu vücutta muhafaza ediyor. Düzeyler yüksek olduğunda ise sodyumun fazlası idrarla atılıyor. Böbrekler yeterince atamazsa sodyum vücutta birikmeye başlıyor. Sodyum da suyu tuttuğundan kan hacmi artıyor. Kan hacmi artınca, kalp kanı vücutta dolaştırmak için daha çok çalışmak zorunda kalıyor  ve damarların içindeki basınç yani tansiyon yükseliyor. Kalp yetmezliği, karaciğer sirozu, kronik böbrek hastalığı gibi bazı hastalıklar sodyumu düzenleme mekanizmasını bozabiliyor.

Günlük sodyum alım miktarı

Sağlıklı erişkinler için günlük sodyum alım miktarları, ortam sıcaklığı, terlemeyle kaybedilen sıvı miktarı, kilo gibi faktörlerle değişmesine rağmen normalde günde takriben 1,500 ila 2,400 miligram arasıdır.

Unutulmaması gereken gerçek şu ki, yemeklere serptiğimiz bir tutam fazladan tuz bile, aldığımız sodyum miktarını sağlıksız düzeylere  taşıyabilir çünkü  pek çok işlenmiş ve hazır gıda zaten yeterli olandan çok fazla sodyum içeriyor çoğu kez. Medeniyetin bize sunduğu hazır yiyeceklerin sodyum alımımızın %50 sinden fazlasına neden olduğunu, bunun üstüne bir de tuzlu yemek pişirip, bu yemeği yerken de üstüne tuz ekersek, nasıl tuz alımında dünya birinciliğine gittiğimizin anlaşılması pek zor olmasa gerek. Yüksek tansiyon, kronik böbrek hastalığı ya da diyabet gibi bir sağlık sorununuz varsa veya elli yaşın üstünde iseniz sodyumun kan basıncını yükseltici etkisine karşı çok daha dikkatli olmalısınız.

Sodyum kaynakları veya işlenmiş gıdalar

Bir kişinin aldığı sodyumun büyük bölümü konserveler, hazır çorbalar, tuzlu atıştırmalar, şarküteri gibi kaynaklardan gelir. Gıda üreticileri gıdaların bozulmasını önlemek, tadını artırmak, dokusunu zenginleştirmek için tuz ve sodyum içeren başka bileşikler de kullanırlar. Başka adlarla gizlenmiş sodyum miktarını bulmanın en iyi yolu varsa hazır gıdaların üzerindeki etiketleri okumaktır. Bu etiketlerde tuzun dışında sodyum içeren  başka bileşenler de yazılıdır, örneğin: glutamat (MSG) sodası, tozu, fosfat, aljinat, nitrat veya nitrit ve soslar.

Bir dolu çay kaşığı sofra tuzunda 2,400 mg sodyum ve bir yemek kaşığı soya sosunda yaklaşık 900 - 1,000 mg sodyum bulunur.

Kırmızı et, beyaz et, süt ürünleri ve sebzelerde sodyum bulunur. Sözgelimi 100 gram kadar lor peynirinde 400 mg kadar sodyum varken, aynı miktar beyaz peynirde bu oran 2,5 katına çıkıyor.

Fazla sodyumu keşfedin

Bir gıdanın sadece tadına bakarak o gıdada fazla sodyum bulunduğunu anlamayabilirsiniz. Örneğin ekmeğin tuzlu olduğunu düşünmeyebilirsiniz ama bir dilim ekmekte ortalama 200-250 mg sodyum vardır. Onun için tuzsuz ekmek yemek, sodyuma duyarlı ve yüksek tansiyonu olanlar için çok önemlidir.  Soda ve  maden sularında fazla miktarda sodyum vardır, etiketlerini okumakta yarar vardır.

Sodyumu azaltmanın yolları

Hazır gıdalar yerine taze gıdaları tercih edin. Taze meyve ve sebzelerin çoğunda doğal sodyum miktarı düşüktür. Taze etin sodyum miktarı da salam, sucuk, pastırma gibi hazır et ürünlerinden düşüktür. Hazır gıda alırken düşük sodyumlu ürünleri seçin. Yemek tariflerindeki tuzu mümkün olduğu kadar azaltın. Haşlama gibi birçok tarifteki tuzu tümüyle çıkarabilirsiniz.  Sosları ve benzeri sodyum yüklü çeşnileri sınırlayın. Yemeğin tadını artırmak için otlar, baharat ve başka doğal aromalar kullanın. Yemekleri tatlandırmak için taze ve kurutulmuş ot ve baharatları nasıl kullanacağınızı öğrenin.

Milliyet / Dr. Hasan İnsel

Depresyonda olduğunuzu gösteren belirtiler

Depresyonda mısınız, yoksa sorun başka mı? 

Birçoğumuz depresyonun varlığını duygusal belirtilerle fark edebiliyoruz. Ancak depresyonla birlikte vücudumuz da çeşitli sinyallerle tehlikeye karşı uyarıda bulunuyor. Uzmanlar, depresyonun fiziksel belirtilerinin şunlar olduğunu belirtiyorlar:

1-Aşırı yorgunluk ve uyku problemleri

Depresyonun başlıca fiziksel belirtilerinden bir tanesi de uyku problemlerinin baş göstermesi ve gün içinde yaşanan aşırı yorgunluk hisleri. Depresyon durumunda; sabahları yataktan kalkmak imkansız gibi gözükebilir, uyumak da zorluk çekebilir veya normal sürelerden daha fazla uykuya zaman ayırabilirsiniz.


2-Ani kilo değişiklikleri

Depresif belirtiler gösteren kişiler, damak tatlarını kaybedebilir ve bununla birlik kilo kayıpları da yaşayabilirler. Başka depresyon vakalarında ise kişiler daha yoğun bir şekilde yemek yiyerek hızlı kilo alırlar.

3-Baş ağrısı

Baş ağrılar depresyonda olan insanlarda daha sık görülür. Eğer migren gibi kronik bir rahatsızlığınız varsa, etkileri depresyonda iken daha ağır olacaktır.

4-Sırt ağrıları

Depresyonda iseniz sırt ağrılarınız daha şiddetli ve yoğun olacaktır.

5-Göğüs ağrıları

Göğüs bölgesinde beliren ağrılar çok ciddi kalp rahatsızlıklarının habercisi olabilirler. Böyle bir rahatsızlığınız varsa vakit kaybetmeden bir uzmana görünmenizde fayda var. Ancak depresyon, göğüs bölgesinde birden beliren ağrılara da sebep olabiliyor.

6-Sindirim problemleri

Mide bulantıları veya ishal gibi rahatsızlıklar depresyonda iken sık ve ağır gözlemlenebiliyor.

Bu ağrılara ağrı kesici fayda etmiyor

Bu ağrılara ağrı kesici fayda etmiyorKronik hale gelen, yanma, batma, karıncalanma şeklinde kendinin gösteren bu ağrılarda basit ağrı kesiciler fayda sağlamıyor.

Kanser, diyabet, enfeksiyon, nörolojik hastalıklar ya da sinir sıkışmaları ile ortaya çıkan, tedavi sonrasında geçmeyerek kronik hale gelen, yanma, batma, karıncalama şeklinde kendine gösteren ağrının, basit ağrı kesicilerle tedavi şansı bulunmuyor.

'Nöropatik ağrı' olarak isimlendirilen bu tür ağrıların doğru tanı alması ve tedavi edilebilmesi için mutlaka hekime iyi tarif edilmesi gerekiyor. Tedavi edilmediğinde, kişinin yaşam kalitesini bozan ve iş gücü kaybına yol açan nöropatik ağrının, hastaların yüzde 40`ında depresyona yol açabildiği uyarısında bulunuluyor.


Türkiye Romatizma Araştırma ve Savaş Derneği (TRASD) Genel Sekreteri Prof. Dr. Ayşen Akıncı Tan,  sinir sistemindeki sinirlerin hastalanması  ya da hasar görmesinde ortaya çıkan ve mevcut hastalık tedavi edildikten sonra geçmeyerek kronikleşen ağrının ilk defa 1994 yılında 'nöropatik ağrı' olarak tanımlandığını söyledi.

Çevresel veya merkezi sinir sistemindeki sinirlerin hasar görmesi sonucu ortaya çıkan nöropatik ağrının süreğen olduğuna dikkati çeken Tan, ağrının batıcı, yakıcı, delici, saplanıcı, yakıcı, karıncalanma ve elektrik çarpması gibi his yarattığını bildirdi. Tan, ' Örneğin, bel fıtığı olan hastada bacağına yayılan ağrının, tedavi sonrasında da yanma, batma şeklinde devam etmesi nöropatik ağrının göstergesidir. Mevcut hastalık tedavi edildiğinde, ağrıya neden olan uyarı ortadan kalkmaktadır ama sinir sistemi kendiliğinden beyin ya da omurilikten birtakım ağrılar üretmekte ve nöropatik ağrıya yol açmaktadır.' diye konuştu.

Ağrının şiddetinin kişiden kişiye göre değişiklik gösterebildiğini ifade eden Tan, 'Bazı hastalar, vücutlarına sürülen pamukla bile çok şiddetli ağrı hissedebiliyor. Hastaların bir kısmı ağrı nedeniyle çalışamaz, yürüyemez, uyuyamaz hatta giysilerin yarattığı yanma hissiyle giyinemez hale gelebiliyor'dedi.

'HER 100 ŞEKER HASTASINDAN 15`İ NÖROPATİK AĞRI ÇEKİYOR'

Nöropatik ağrıya birçok şeyin neden olabildiğini anlatan Tan`ın verdiği bilgiye göre, bu ağrı alkolizm, kanser, bazı nörolojik hastalıklar, damar hastalıkları, sinir sıkışması, bazı enfeksiyon hastalıkları (zona gibi), böbrek yetmezliği ve şeker hastalığında sıkça görülüyor. Özellikle diyabetlilerin yüzde 51`inde sinir hasarı oluşuyor ve her 100 şeker hastasından 15`i nöropatik ağrı çekiyor.

Nöropatik ağrı, bunların dışında kafa travması geçirenlerde, trafik kazası sonrasında omurilik kesisi olan ve belden aşağısı felçli kişilerde, inme geçirenlerde ya da kolu bacağı kesilen kişilerde kesik bölgede ağrı hissi şeklinde olabiliyor. Bu tip şikayetleri olan kişilerin mutlaka fizik tedavi ve rehabilitasyon, nöroloji, nöroşirürji, onkoloji, romatoloji ve algoloji uzmanlarına başvurmaları gerekiyor.

'BASİT AĞRI KESİCİLERİN FAYDASI YOK'

Basit ağrı kesicilerin veya antiinflamatuvar ilaçların nöropatik ağrıya bir etkisinin olmadığını vurgulayan Tan`ın verdiği bilgiye göre, ``nöropatik ağrısı olan bir hastaya, basit bir ağrı kesici verildiğinde, boşu boşuna hastaya ilaç yüklemesi yapılmış oluyor. Bu da hastaya hem maddi zarar veriyor hem de ilaca bağlı yan etkilerin görülme riskini doğruyor. Nöropatik ağrı tedavisinin temelini ağız yolundan alınan ilaçlar oluşturuyor. Tedavide birçok analjezik ilaç ağrıları dindirmekte yetersiz kalıyor.

Basit ağrı kesicilerin kullanımı fayda sağlamazken bunların yerine bazı sara ilaçlarından ve antidepresanlardan başarılı sonuçlar elde ediliyor.
Vücuttaki ağrı hissi hastalığa göre değişiyor. Şeker hastalarında el ve ayaklarda, bel-boyun fıtığında kol veya bacaklarda, iltihapsız yumuşak doku romatizmasında sırt ve boyunda görülebiliyor. Doğru tedavi ve tanı için hastanın mutlaka ağrısını iyi ifade etmesi ve hastanın iyi muayenesi gerekiyor.

'NÖROPATİK AĞRISI OLANLAR AYDA 5.5 GÜN ÇALIŞAMIYOR'

Prof. Dr. Ayşen Akıncı Tan, tanı ve tedaviye geç kalındığında ağrının şiddetine bağlı olarak kişinin yaşam kalitesinin önemli ölçüde düştüğüne, özellikle geceleri artan ağrıların uyku bozukluğuna, sosyal yaşamın aksamasına, depresyon ve gerginliğe yol açtığına dikkati çekerek, şunları kaydetti:

'Bu durum, hastalarda iş gücü kaybına neden oluyor. ABD`de yapılan bir araştırmaya göre nöropatik ağrısı olanların ayda 5.5 gün çalışamadıkları saptanmış. Nöropatik ağrının yarattığı fiziksel, psikolojik, duygusal ve sosyal etkiler nedeniyle hastaların yüzde 40`ı depresyona girebiliyor. Tüm bunlar da hastada mutsuzluk, iş gücü kaybı, stres ve sinir yapabiliyor.'

Kaynak:İnternethaber.com

22 Nisan 2010 Perşembe

Hangi pozisyonda uyumayı tercih ediyorsunuz?

Evli çiftler için uyku pozisyonu kılavuzuUyku sırasında partnerinizle olan etkileşiminiz ilişkinizdeki denge ve uyumu simgelemekte.

Birlikte uyurken mutluluğu yakalamanın püf noktalarıı:

Yatakta yaşanan çekişmelerin çoğu; yorganı paylaşamamak, taraflardan birinin horlaması veya çok yer kaplaması gibi aslında kulağa çok da mantıklı gelmeyen sebeplere dayanır. Peki uyku sırasında partnerinizle olan etkileşiminizin, ilişkinizdeki denge ve uyum ile ilgili pek çok gerçeği de ortaya çıkarttığını biliyor muydunuz?


Partnerinizle uyuma pozisyonunuz neyi simgeliyor?

Uyurken şekilden şekile girmenizi, yalnızca rahat bir uyku çekebilmek adına yaptığınız girişimler olarak tanımlayabilirsiniz. Aslında işler bu kadar basit değil. Partnerinizle uyurken aldığınız pozisyonlar, bilinçaltında yatan duygularınızla ilgili ipuçları veriyor olabilir.

Hangi pozisyonda uyumayı tercih ediyorsunuz?

Yüzyüze: Yalnızca onun nefesini yüzünüzde hissetmekle kalmıyorsunuz, aynı zamanda birbirinizin kollarında oldukça huzurlusunuz. Partnerinizle oldukça uyumlu olduğunuzu söyleyebiliriz fakat sabahları kötü nefes kokusundan kaçınmak için uyanır uyanmaz dişlerinizi fırçalamanızı öneriyoruz.

Sarılarak: Biri size sıkıca sarıldığında uykuya dalmak pek kolay olmasa gerek. Eğer genellikle bu pozisyonda uyuyorsanız, fiziksel konforunuzun yerine sevgilinizin sıcaklığını hissetmeyi tercih ediyorsunuz demektir. Bu, sevgilinize olan bağlılığınızın mükemmel bir işareti.

Küçük Dokunuşlarla: Bu pozisyonda uyumayı tercih ediyorsanız, bir şeyler ters gidiyor demektir. Bilinçaltınızda sizi birbirinizden uzaklaştıran etkenler olabilir. Eğer bu şekilde uyumak ilişkinizde bir rutin halini aldıysa, mutluluğu yakalamak için birbirine ihtiyacı olmayan bağımsız karakterler olma ihtimaliniz var.

Uyku öncesi atışmaları

Rahat bir uyku çekmek için izlediğiniz yollar farklı mı?

Sorun: Televizyon önünde uykuya dalmaktan hoşlanıyor. Oysa sizin ihtiyacınız biraz sessizlik...
Çözüm: Televizyonun saatini belli bir süre sonra kapanmak üzere ayarlayın. Günümüzde televizyonların çoğu bu özelliğe sahip. Uyku uzmanı Michael Breus, bunu rutin haline getirmiş pek çok insanın, televizyon önünde uykuya 20 dakikadan fazla karşı koyamadığını söylüyor. Böylelikle yatağa girdikten kısa bir süre sonra televizyon kapanacak ve siz de ihtiyacınız olan sessizliğe kavuşmuş olacaksınız.

Sorun: Siz donarken o terlemekten şikayetçi.
Çözüm: Uzmanlar yatak odasındaki ideal sıcaklığın 20-22 derece arasında değiştiğini söylüyorlar. Bir derece edinip odanızın sıcaklığını ölçün ve bu değerlere yakın bir sıcaklığı sabitlemeye çalışın. İşe yaramıyor mu? O zaman sevgilinize, başucuna koyması için bir masa vantilatörü hediye edin, ne kadar işe yaradığına o bile şaşıracak!

Sorun: Yatakta kitap okumaya bayılıyorsunuz ancak ışık onu çılgına çeviriyor.
Çözüm: Uyumadan önce kitap okumayı tercih etmeniz, onun uykuya geçişini güçleştirir. Fakat eğer uykuya dalmadan önce okumak sizin için bir ritüel halini aldıysa; gece lambanıza 45 watt'lık bir ampül takın. Uzmanlar düşük voltajdaki ışığın, uykuya geçişte etken olan melanin salgısının üretimine engel olmadığını belirtiyorlar.

Sorun: Uyurken horluyor
Çözüm: Horlaması uzun süredir devam ediyorsa, doktor kontrolünden geçmesinde fayda var. Sorun sinüslerinden veya solunum bozukluklarından kaynaklanıyor olabilir. Bunun yanı sıra burun tıkanıklığı giderici ilaçlar kullanması ve uyurken yan yatması da horlamasını azaltacak pratik çözümler. Uykuya daldıktan sonra, sevgilinizin sırtına bir yastık koyun. Böylelikle onu yeni sessiz uyku pozisyonuna kolaylıkla alıştırabilirsiniz.

En romantik uyku saati alışkanlıkları

Yoğun geçen bir günün ardından, tek istediğiniz yorganı başınıza çekip bir an önce uykuya dalmak olabilir. Ancak uyumadan önce onunla paylaştığınız bazı şeyleri alışkanlık haline getirmeniz, sevgilinizle olan ilişkinizi güçlendirecektir.

Birbirinize özel bir iyi geceler cümleciği türetin. Çok farklı olmaya çabalamanıza gerek yok, içtenlikle söylenen bir " Tatlı rüyalar" tüm meseleyi çözecektir.

Uykuya dalana dek, parmaklarınızı saçlarının arasında dolaştırarak ona masaj yapın.

Işıkları kapattıktan sonra birbirinize gününüzün nasıl geçtiğini sorun.

Uyumadan önce birbirinizin eline ya da yanağına dokunarak bağlılığınızı gösterin.

Uyku pozisyonunuza geçmeden önce yanağına küçük bir öpücük kondurun.

Yatak odasında onu çılgına çevirecek şeyler

1. Dolabı kendi eşyalarınızla o kadar çok doldurmuşsunuz ki, sevgilinizin boxer'ını koyacak bir boşluk bile bulması mümkün olamıyor.

2. Odanın her tarafını kokulu mumlarla donatmanız, çok hoş bir fikir olmayabilir. Pek çok erkek yasemin kokusunu, göz yaşartıcı gaz kadar rahatsız edici bulur.

3. Çocukluğunuzdan kalma pelüş oyuncaklarınızdan vazgeçmekte zorlanıyor olabilirsiniz. Ancak erkekler, yatak odasının başrol oyuncusunun, oyuncak bir ayı olması fikrinden pek de hoşlanmazlar.

4. Özenle seçip aldığınız rengarenk yastıkları yatağa dizmeniz size dekoratif gelse de, ona yatağa girmek için aşması gereken engeller olarak görünecektir.

5. Astığınız, siyah-beyaz sevimli çocuk posterlerini belki de duvardan indirmenin vakti gelmiştir. Sevgilinizle çekilmiş bir fotoğrafı asmaya ne dersiniz?

En büyük yatak odası savaşları

Neredeyse her çift - evet, birbirlerine en bağlı olanlar bile- uykuya bağlı bazı sorunlar yaşarlar. İşte bu sorunların en yaygınları için bazı çözümler.

O: Yatağa uzandığı anda uykuya dalıyor.
Siz: Yatağa uzanıp sohbet etmekten hoşlanıyorsunuz.

Yatakta sohbet etme ihtiyacınız, ilişkinizde iletişim yoksunluğu hissettiğiniz anlamına geliyor olabilir. Ondan, yatağa normalden daha erken gelmesini isteyin. Böylece 10 dakika bile olsa birlikte vakit geçirebilirsiniz. Bu zamanı hafif ve eğlenceli tutun, daha ağır konuları ise gündüze bırakın.

O: Uyandığında huysuz ve iletişim kurulması imkansız oluyor.
Siz: Uyandığınızda hayat dolusunuz ve güne başlamaya hazırsınız.

Bir ponpon kız edasıyla karşısına dikilmektense, onun keyfi yerine gelene kadar uzak durmak en iyisi. Siz de bu süreyi kahvaltı hazırlamak ya da koşuya çıkmak için kullanabilir, böylece sahip olduğunuz pozitif enerjiyi tüm güne yayabilirsiniz.

O: Çalar saatin kontrolünü elinde tutmakta ısrar ediyor.
Siz: Bunu çok rahatsız edici buluyorsunuz.

Eğer sizden erken kalkması gerekiyorsa, bunu yapması doğaldır. Eğer aynı saatte kalkıyorsanız ama yine de çalar saati kendi tarafında tutuyorsa, onu uyandırabileceğiniz konusunda size güvenmiyor demektir. O zaman bundan bir eğlence yaratabilirsiniz: Saatin kimin tarafında duracağına taş-kağıt-makas oynayarak karar verin.

O: Yorganı sürekli kendi tarafına çekiyor.
Siz: Kendi tarafınıza geri çekmek zorunda kalıyorsunuz.

Öncelikle bunun kişisel olmadığını bilin çünkü birinin uykusunda yaptığı şeyler kasti değildir. Eğer sırf bu yüzden onun bencil ya da düşüncesiz olduğunu düşünüyorsanız, bunun nedeni büyük ihtimalle çarşafları sizden çalıyor olması değil, günlük hayattaki davranışlarının böyle olduğunu düşünüyor olmanızdır. Gerçek sorunun farkına varın.

O: Uykusu gelene kadar ayakta kalıyor.
Siz: Yatağa gelmesini istiyorsunuz.

Sevgiliniz büyük ihtimalle geceleri yapacak daha iyi şeyler varken, uyuyarak vakit kaybetmek istemiyor. Siz ise bu yüzden kendinizi ihmal edilmiş hissediyor olabilirsiniz. Ona karşı dürüst olun, ihtiyaçlarınızı ve ondan beklentilerinizi açıkça dile getirin ve sevgilinizden haftanın hiç değilse bazı geceleri birlikte rahatlamak için yatağa erken gelmesini isteyin.

14 Nisan 2010 Çarşamba

İşte vücuttaki şişkinliğin nedenleri

Vücuttaki şişkinliğin nedeni!Göz kapakları, eller ve ayaklarda aşırı şişme, bacaklarda aşırı terleme gibi belirtiler varsa bunlara dikkat edilmelidir!.


İşte vücuttaki şişkinliğin nedeni
Vücudumuzda normal koşullar altında alınan sıvı miktarı ile atılan sıvı miktarı arasında bir denge söz konusudur. Dolaşım sistemimiz kalpten aldığı sıvıyı kan damarları ile dokulara taşır. Dokuların ihtiyacı olan oksijeni ve besin öğelerini içeren bu sıvı, dokulara gelindiğinde kan damarlarından ilgili dokulara aktarılır, besin öğeleri kullanıldıktan sonra tekrar kan damarları aracılığıyla kalbe geri döner. Hareketsizlik, iklimsel faktörler, ilaç kullanımı gibi çeşitli durumlarda ise bu sıvıda dengesizlik yaşanır ve vücutta ödemler (sıvı tutulumu) oluşur.

Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Rabia Yurdagül vücutta oluşan ödemlerin nedenleri ve alınabilecek önlemleri açıklıyor.

Vücutta ödem oluşmasına neden olan durumlar

-Hareketsizlik: Normalde bacak kasları yürürken veya koşarken kan damarlarını sıkıştırarak kanın akımını sağlar. Kaslar hareketsiz kaldığında kan venlerde toplanır ve sıvıyı dokulardan kan damarlarına aktarım zorlaşır ve sıvı dokularda birikir, ödem oluşur. Özellikle otobüs veya uçak yolculuğu gibi uzun süre hareketsiz kalınan durumlarda ayak bileği ve ayaklarda sıvı tutulumu gözlenir.

-Isı: Fazla ısı kan damarlarının genişlemesine neden olur ve sıvının dokulara geçişini kolaylaştırarak ödeme sebep olur. Yüksek nem bu tabloyu daha da ağırlaştırır.

-Lodos: Bedensel ve ruhsal açıdan insan sağlığını olumsuz yönde etkileyen ve uykusuzluk veya aşırı uyku hali, baş ve mide ağrısı, yorgunluk, huzursuzluk, iştahsızlık veya aşırı iştah gibi pek çok probleme neden olan lodos vücutta su toplanması ve şişkinliğe neden olan önemli bir faktördür.

-İlaç kullanımı: Bazı ilaçlar (steroid, HRT, nonsteroitantiinflamatuvar ilaçlar, kan basıncı düzenleyici bazı ilaçlar gibi) kan damarlarından ayrılan sıvının hızının ayarlanmasını etkileyerek ödeme neden olurlar.

-Tuzlu besin tüketimi: Vücut dokularının belli oranlarda tuza ihtiyacı vardır, ancak fazla tuz tüketildiğinde vücut bu tuzu yapısında suyu tutarak seyreltir ve sonuçta ödem oluşur.

-Menstürasyon ve hamilelik: Hormon seviyelerindeki değişim vücuda giren ve atılan sıvı dengesini etkileyerek sıvı tutulumuna neden olur.

-Çeşitli hastalıklar: Kalp hastalığı, böbrek hastalığı, tiroit, lenfödem ve karaciğer hastalığı gibi hastalık tablolarında, kan pıhtılaşmasında, enfeksiyon ve inflamasyonlarda ve tümör gibi durumlarda vücudun sıvı dengesi bozularak ödem oluşur.

Göz kapakları, eller ve ayaklarda aşırı şişme, ağırlık artışı, bacaklarda aşırı terleme, yüksek kan basıncı ve nabız ödem durumunda görülen belli başlı belirtilerdir. Ödemin altında çok ciddi bir sağlık problemi yer alabilir, bu nedenle iyi gözlemlemek ve gerektiğinde doktora başvurmak gerekir.

Ödemi engellemek için ;

-Yeterli miktarda su tüketin. (35 ml/kg/gün)

-Sodyum alımını azaltın. Yüksek sodyum sıvı tutumunu artırır.

-Tükettiğiniz besinlere dikkat edin. Karahindiba (dandelion), kabuklu armut, maydanoz, salatalık, elma, üzüm, kabak, portakal, tam tahıl ürünleri, yeşil yapraklı sebzeler, tarçın ve karanfille yapılmış çay, kiraz sapı, mısır püskülü, avokado yaprağından hazırlanmış karışım vücuttan ödemi atmaya yardımcıyken, salamura ve turşu gibi tuzlu yiyecekler, alkol, kola, kafein, çikolata, şeker, soya sosu gibi besinler, aşırı protein ve süt ürünleri tüketimi, meyankökü içeren besinler vücutta ödemi artıran besinlerdir.

-Sağlıklı kilo diliminde yer alın. Fazla kilo damarlar üzerinde ekstra basınç oluşmasına ve dolaşımın yavaşlamasına ve sonuçta vücuttaki sıvı dengesinin bozulmasına neden olur.

-Egzersiz yapın. Düzenli fiziksel aktivite dolaşım sistemi için uyarıcıdır ve sıvı dengesini düzenlemeye yardımcıdır.

-Masaj yaptırın. Masaj vücudun ödeminin çözülmesine yardım eder.

17 Mart 2010 Çarşamba

Baharda çilek hastalığı

Baharda çileğe kanmayınAni iklim değişiklikleri ve mevsimler arası geçiş bazı rahatsızlıkların meydana gelmesine neden oluyor.

Kış mevsiminin bitip, baharın başladığı Mart ve Nisan aylarında enfeksiyon hastalıklarının görülme riski artar.  Mevsim değişikliği durumunda kişilerin beslenme alışkanlıklarının hayat düzenlerinin değişmesi ile birlikte bağışıklık sisteminin de etkilenmesi sonucu hastalıklarda artış gözlenebilir.
Genellikle ısınan havanın ve çevre şartlarının da rolü ile bazı parazit ve bakterilerin ortamda çoğalması enfeksiyonların gelişmesinde etkili olur. Memorial Hastanesi Dahiliye Bölümü’nden Uz. Dr. Selahattin Türen, bahar aylarında hasta olmamak için yapılması gerekenler hakkında bilgi verdi.

ÜSYE ve allerjik hastalıklar sık görülüyor

Bahar aylarında grip, soğuk algınlığı gibi üst solunum yolu enfeksiyonları(ÜSYE) daha sık görülür. Kişiler öksürük, boğaz ağrısı, burun akıntısı, yaygın vücut ağrıları, halsizlik ve yorgunluk şikayeti yaşayabilir. Saman nezlesi, polen allerjisi, mevsimsel allerjik rinit de en sık görülen alerjik reaksiyonlardır. Isınan hava ile birlikte su ve gıda ile bulaşan bazı parazit ve bakterilerin de etkisi ile ishaller ortaya çıkabilir.

Bahar yorgunluğu da olabilir

Mevsim dönüşlerinde vücudumuzdaki bir takım reaksiyonlar da hastalık gibi algılanabilir. Kış aylarında kısa süren gündüz ve uzun süren gecede kişiler biyolojik saatlerini, beslenme programlarını, uyku  düzenlerini ve hayat tarzlarını mevcut duruma göre ayarlar. Baharda günlerin uzaması ile birlikte daha uzun süre dışarıda kalan kişiler ısınan havanın da etkisi ile daha fazla sıvı kaybettiği için vücut bu duruma alışana kadar çeşitli sorunlarla karşılaşabilir. Uykuya ayrılan zamandan çalınıyor, sıvı tüketimi azalabiliyor ve kişiler kendilerini daha yorgun ve halsiz hissedebiliyor.
Beslenme düzenine dikkat edilmesi, daha fazla sıvı tüketilmesi, vücut sıvısı azlığının önüne geçilmesi hastalıklara karşı önleyici olacaktır. Uykunun yeni düzene adapte edilmesi ve 6-8 saat uykuya zaman ayrılması gereklidir. Havanın güzel olduğu zamanlarda kişilerin evde oturmak yerine dışarıda yapılabilecek aktivitelere katılması tavsiye edilir.

Sağlıklı beslenme altın kural

Uzayan gündüz süresi ve aktivitelerle birlikte güne sıkı bir kahvaltı ile başlanmalıdır. Öğün atlamamak çok önemlidir. Lifli sebze ve meyvelerin tüketilmesi önerilir. Sağlıklı beslenmede karbonhidrat yağ ve proteinleri dengeli ve yeterli biçimde almak gerekir. Taze meyve ve sebzelerin tüketilmesi ile vücudun ihtiyacı olan vitamin ve mineraller karşılanabilir.

Su için, içirin

Erişkinlerin günde 2- 2,5 lt sıvı tüketmesi uygundur ancak bilindiği gibi en sağlıklı içecek sudur. Havanın daha sıcak olduğu ve aktivitenin artığı zamanlarda çay, kahve, meyve suyu, çorba tüketimi ile birlikte 2,5- 3 lt sıvı tüketilmelidir.

Erken çıkan çileğe, eriğe kanmayın

Meyve ve sebzeyi mevsiminde tüketmek en doğrusudur. En doğal ve sağlıklı meyve sebze, doğal ikliminde ve zamanında yetişenidir.  Suni şartlarda ve hormonlu yetiştirilenler ürünler aynı besin değerini taşımaz. Uygun sıcaklık ve çevre şartlarında yetiştirilen sebze meyveler tercih edilmelidir.

Lahana stili giyinin

Ani ısı değişikliği durumunda çok kalın ve ince giyinmek de doğru değildir. Soğuk ve sıcağa bağlı olarak vücut direnci düşeceğinden kişinin yaşadığı çevrenin şartlarını bilip ona göre hareket etmesi çok önemlidir. İnce katlar halinde, terletmeyen kumaşlardan oluşan kombinasyonlar tercih edilmelidir.

Gerekirse uzman yardımı alın

Mevsim dönümlerinde vücudun yeni şartlara alışabileceği zamana kadar geçen sürede beslenme ve uyku düzenine sıvı alımına önem vererek bireysel korunma yöntemleri uygulanabilir.  Uzun süren hastalık belirtilerinin olması halinde mutlaka bir hekime başvurulmasını öneriyoruz.

16 Mart 2010 Salı

Günde 40 gram fındık her şeye iyi gelir

Günde 40 gram fındık tüketimi her şeye iyi gelir
Bazı beslenme yanlışlarımız var, ısrarla yapıyoruz. Onlardan biri de 'kilo alırım' diye korkup kabuklu kuruyemişleri yeteri kadar tüketmemek.

Dünyanın en büyük fındık üreticilerinden biriyiz. Yeteri kadar ceviz, badem, yer fıstığı üretiyoruz. Ama gelişmiş ülkelerde "ilaç niyetine" yenilen bu besinleri biz hâlâ "abur cubur yiyecekler" sınıfına koymaktayız!


Oysa özellikle 90'lı yıllar sonrasında yapılan araştırmaları baz alarak fındık, ceviz, badem, yer fıstığı ve antepfıstığına hak ettikleri değeri vermek zorundayız. Nedeni şudur.

Araştırmalar bu yiyeceklerin kalp krizi geçirme ya da kalp hastalığına yakalanma ihtimalini azalttıklarını gösteriyor.

FDA NE YAPTI

Amerika'da yapılan çok büyük bir araştırmada (Lowa Kadın Sağlığı Araştırması), haftada birkaç kere makul miktarda kabuklu yemiş yiyenlerde kalp krizi ve kalp hastalığı riskinin neredeyse yüzde 50'lere yakın oranlarda düştüğünü gösteren verilere ulaşıldı.

Beş-altı yıl önce de Amerika'nın sağlık konusunda "astığı astık kestiği kestik" kurumu FDA (Amerikan Gıda ve ılaç Kurumu), gıda şirketlerinin ürün paketlerinin üzerine "doymuş yağ ve kolesterol oranı düşük bir beslenmede çoğu kabuklu yemişten günde 40 gram yemek kalp hastalığı riskini azaltabilir" ifadesini yazmasına izin verdi.

NEDEN TAVSİYE EDİYORUZ

Peki fındığın, cevizin, bademin, yer fıstığı ya da antepfıstığının bu mucizevi faydaları nereden kaynaklanıyor?
Sorunun yanıtı şu: Hepsinin de içinde bol miktarda posa, kolesterol düşürücü bitkisel sterol, folik asit, magnezyum, bitkisel Omega-3 yağları var. Bu bileşimler, özellikle içerdikleri doymamış yağlar nedeniyle kötü kolesterolü azaltma, iyi kolesterolü yükseltmede mükemmeller.

MİKTAR ÇOK ÖNEMLİ

Omega-3 yağları ile damar sağlığını güçlendiriyor, kalp ritim bozukluklarını önlüyor, kanı inceltip pıhtılaşma ihtimalini düşürüyorlar. Yapılarındaki arginin, damar duvarında daha fazla nitrik oksit üretilmesine ve bu yolla damarların gevşemesine, genişlemesine yardımcı oluyor.

Nitrik oksit ile sağlanan bu genişleme cinselliği destekliyor. Ayrıca kan basıncı da düşüyor. Koroner arterlerde kan akışı rahatlıyor. Yapılarındaki folik asit homosisteini düşürürken, potasyum kalbi güçlendiriyor.

Kafanızı daha fazla karıştırmak istemem ama bana sorarsanız bu yiyeceklerin 30-40 gramlık miktarları kolesterol düşürücü, tansiyon ayarlayıcı haplar kadar etkili.

Bu yiyeceklerden uzak durmanızın nedeni, onları birer kilo makinesi gibi görmenizdir. Bu durum yüksek kalorili besinler olmalarından kaynaklanıyor. Ortalamada her birinin 100 gramı yaklaşık 600 kalori civarında enerji kazandırıyor.

Avuç avuç yerseniz, kilo almanız doğal. Oysa 30-40 gram yediğinizde 150-200 kalori civarında bir kalori kazanımınız söz konusudur ve bu rakam ara öğünlerde almanızı tavsiye ettiğimiz rakama eşittir.

Ara öğünlerinizde cipsler, tuzlu veya şekerli bisküviler, fırın işi unlu, yağlı zararlı besinler ya da çikolata, dondurma yerine bu yiyecekleri tercih ederseniz, hem kilo sorunuyla karşılaşmaz hem de sağlığınıza ciddi bir yatırım yapmış olursunuz. Bizden söylemesi...

MÜKEMMEL ARA ÖĞÜN SEÇENEKLERİ

40 gr ceviz = 8 adet
40 gr fındık = 20 adet
40 gr badem = 20 adet
40 gr yer fıstığı = 20-25 adet
40 gr antepfıstığı (kabuksuz) = 20 adet

Ailevi Akdeniz Ateşi = FMF

Ailevi Akdeniz Ateşi, ataklar halinde gelen ateş ve karın ağrısı ile karakterizedir. Atak sırasında göğüs ağrısı veya eklem ağrısı da olabilir.

Ailevi Akdeniz Ateşi olan hastaların çoğunda ilk atak 20 yaşın altında görülür. Ataklar arasında bir hafta ila birkaç ay olabilir. Ateş 2 veya 3 gün sürer ve kendiliğinde düşer. Ataklar arasında hasta tamamen sağlıklıdır.

Tanı, genetik testler ile konulabilir. Ancak tanıyı klinik bulgulara dayalı olarak koymak daha pratiktir. Tanı koymadan önce karın ağrısı ve ateş yapabilecek diğer tanılar dışlanmalıdır.

Tedavide esas, atakların önlenmesidir. Bu amaçla kullanılan ilaç Kolşisin'dir. Atakları önlemek, uzun vadede hastalığa bağlı oluşabilecek ve özellikle böbrek hasarı yapabilen amiloidoz hastalığını önlemek için gereklidir.

23 Şubat 2010 Salı

Yaşlandıkça uyku azalmıyor

Yaşlandıkça uyku azalmıyorİnsanların yaşlandıkça uykuya daha az ihtiyaç duydukları inancının efsane olduğu bildirildi.

Daily Telegraph'ın haberine göre, California Üniversitesinden uyku ve hafıza alanında uzman Prof. Sean Drummond, aslında yaşlıların da gençler kadar uykuya ihtiyaç duyduğunu belirterek, az uyumanın yaşlılarda hafızanın azalmasının nedenlerinden biri olduğuna da dikkat çekti.



Prof. Drummond, yaşlıların deliksiz uyumakta güçlük çekmelerinin, uykuya daha az ihtiyaçları olduğu yönünde yanlış bir inanışa yol açtığını bildirdi.

Amerikan İlmi İlerletme Derneği'nin toplantısında konuşan Drummond, 35 yaşındaki uyku süresini korumanın "idraktaki yaşla ilgili azalmayı" engellemeye yardımcı olabileceğini ve genel olarak sağlığa olumlu katkısı olacağını söyledi.

Bir kişinin 35 yaşındaki uyku süresiyle 75 yaşındaki uyku süresinin aynı olması gerektiğini belirten Drummond, "İnsanlar yaşlanınca uymakta güçlük çekiyorlar ve bunun artık daha az uykuya ihtiyaçları olduğunun bir işareti olduğunu düşünüyorlar. Aslında olay başka. Yaşlanınca uykunun kalitesi düşebilir, ama süreyi korumalıyız" dedi.

Prof. Drummond, yaş ortalaması 68 olan yaşlılar üzerinde yaptığı araştırmada, yetersiz uykunun beynin çalışma yeteneğini önemli ölçüde etkilediğini belirledi.

Araştırmaya katılanlar arasında daha az uyuyanların, kendilerine verilen bir isim listesini hatırlamakta daha çok güçlük çektikleri ortaya çıktı.
"İnsanlar az uykuyla da idare edebileceklerini sanıyorlar, ancak hafıza testleri bunun tersini söylüyor" diyen Drummond günde 7-8 saat uykunun normal olduğunu söyledi. Drummond, "6 saatten az uyku işlerini yapma ve hatırlama yeteneğini etkiler" diye konuştu.
Drummond, yaşlanınca vücudun 24 saatlik ritminde değişikliler olması sebebiyle yaşlıların daha bölük pörçük uyuduklarını, bunun da gündüz uyuklamalarına gece de uyuma güçlüğü çekmelerine yol açtığını anlattı.

12 Şubat 2010 Cuma

Sırt ağrısını yokeden egzersizler

Sırt ağrısını yokeden egzersizlerEğer bir sırt ağrısı şikayetiniz varsa, sizi ne kadar güçsüzleştirdiğini bilmektesiniz.

Sırt ağrısı konusunda gerçekten en talihsiz şeylerden biridir, bir kez başınıza gelirse, bu hiç bitmeyen, durmadan tekrarlayan bir hastalık olabilir. Egzersizlerle birlikte günlük yaşamınızda da değişiklikler yaparak bu ağrıdan kurtulabilirsiniz.



Aşağıda kalıcı ağrıdan kurtulmak için yapmanız gerekenler var

Karın kaslarını kuvvetlendiriniz.

Önlemek ve tedavi için yapabileceğiniz en iyi şey karın kaslarınızı kuvvetlendirmek.

Bütün pelvik kısmınızı bir arada tutan ve omurganızla aynı sırada olmasını sağlayan ve böylece bir şekilde garip bir hareket yapmanızı engelleyen karın kaslarınızdır. Karın kaslarınız zayıf ise yaptığınız hareketleri kaldıramayabilir ve daha da kötüsü zamanla omurganız doğal olmayan bir şekilde eğilmeye başlayabilir.

Karın güçlendirme egzersizlerinizi seçtiğinizde karın kaslarını kuvvetlendirenlerden seçmeyi unutmayın. Bu hareketler "hile yapması" kolay hareketler olacaklardır – ivmeyi kullanarak veya kollarınızı kullanarak yapın.

Bazı insanların, damağını dillerini yerleştirince bu yardımcı olur. Bu küçük ayar boyunlarındaki kasılmayı alarak karın kaslarına odaklanmalarına yardımcı olur. Böylece en başta istedikleri kasları çalıştırabilirler.

Ayrıca kalkarken size yardımcı olan ivmeyi istemiyorsanız, pull-up bardan ters sallanmayı ve bu durumda mekik çekmeyi deneyebilirsiniz. Kalkarken hızınıza dikkat edin; daha yavaş daha iyi sonuç verecektir.

Askeri hareket sırasında formunuza özellikle dikkat edin

Askeri hareket veya omuz press yaparken kalça kaslarınızı büzmeye dikkat edin böylece arka alt kaslarınız düz kalır.

Sırt ağrınızı kalıcı bir şekilde yoketmek için daha fazla ipuçlarımız var

Aynanın yanında dururken military press'i yapın ve vücudunuzun düzgün durup durmadığını seyredin.

Bacak uzunluğunuzu periyodik olarak ölçün

Omurganızın eğrilip eğrilmediğini anlamanın en iyi yollarından biri düzenli olarak iki bacağınızında uzunluğunu ölçmek. Eğer iki bacak arasında bir fark varsa, bir doktora görünmekte yarar var. Bozulmanın nerede olduğunu bulacak ve onu düzeltebileceksiniz. Vücudunuzu ayarlamak için işinizi şansa bırakmayın. Arkadaşınızdan veya aile üyesnizden yardım isteyin.

İş sırtınıza geldiğinde kendinizi profesyonellerden başkasının ellerine bırakmayın. Hizalama hatası mevcut sorunu daha da kötüleştirmenin haricinde başkalarını da yaratabilir.

Eğer sırt ağrısı problemi yaşıyorsanız veya daha önce yaşadıysanız, yürüyüş bandını eliptik trainerla değiştirmenin vakti geldi demektir. Koşmak çok iyi bir kardiyo ve yağ yakma stili olsa bile omurganıza yükü çoktur.

Eğer koşmayı çok seviyorsanız ve bırakmak istemiyorsanız, en azından yaptığınız zorluğu biraz kısın. Sizi formda tutması için haftada birkaç kez koşmanız gerekli ve başka egzersizlerde yapabilirsiniz.

Kendinizi düzene sokun

Sırt ağrınıza kalıcı olarak son vermek ve tekrarlayan bir problem olmasını engellemek için bu adımları takip edin. Aynen diz sakatlanmaları gibi çoğu insan aylar içinde olmasa da yeniden karşılaşacaklardır bu problemle.

4 Kasım 2009 Çarşamba

Elmanın bilinmeyen şifası!



Ülkemizde de çok fazla tüketilen meyvelerden biri olan elmanın bilinmeyen bir faydası çıktı

Gazi Üniversitesi Mesleki Eğitim Fakültesi Gıda ve Beslenme Eğitimi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Saime Küçükkömürler, elmanın kronik hastalıkların görülme riskini düşürdüğünü belirtti.

Küçükkömürler, besinlerin tarihsel geçmişi ve halk kültüründe yer almasının insanların besin, 
sağlık konusundaki deneyimlerinin sonucu olduğunu ifade ederek, 'İnsanlar tükettikleri besinlerin sağlık üzerine olumlu etkilerini gördükçe o besinleri beslenmede, halk hekimliğinde ve sözel kültürde kullanmışlardır' dedi.

Elmanın dünya genelinde halk hekimliğinde ve sözel kültürde yer alan besinlerin başında geldiğini belirten Küçükkömürler, ana vatanı Orta Asya ve Kafkasya olan elmanın Türkler tarafından çok eskiden beri tüketildiğini anlattı.

Anadolu'da Romalıların hüküm sürdüğü dönemlerde elma üretiminin çok yaygınlaştığını ifade eden Küçükkömürler, 'Roma tanrılarının elma ve diğer meyvelerle onurlandırıldığı, Roma mutfağında ve tıpta da elmanın önemli bir yere sahip olduğu bilinmektedir. Günümüzde de elma ekolojik şartların uygunluğu ve gen merkezi olması nedeniyle Anadolu'nun birçok bölgesinde yetişmektedir' diye konuştu. Elmanın sağlık yönünden birçok faydası olduğunu vurgulayan Küçükkömürler, şunları kaydetti:

'Yapılan çalışmalarda elmanın kanser, astım, kardiyovasküler hastalıklar gibi kronik hastalıkların görülme riskini düşürdüğünü, kanser hücrelerinin çoğalmasını engellediği görülmüştür. Elma üzerine yapılan araştırma sonuçları da dikkate alındığında, düzenli sebze ve elmayı da içeren meyve tüketimi kronik hastalıklardan korunmaya ve sağlığın sürdürülmesine yardımcı olabilir. Elma birçok meyveye göre kolaylıkla taşınmakta ve 
güzel bir şekilde yıkanmışsa her ortamda tüketilebilir. Özellikle öğün aralarında tüketilmesi önerilmektedir. Piyasada elma ekstrası, kapsülü, özü gibi isimlerdeki ürünler yerine taze elma tüketimine önem verilmelidir.'