sağlıklı yiyecekler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sağlıklı yiyecekler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Haziran 2010 Cumartesi

Yaşlara göre beslenme

Yaşa göre beslenme nasıl olmalıdır?İşte bebeklik çağından yaşlılık çağına kadar tüketilmesi gereken besinler.

Bebeklik: İlk altı ay önerilen tek şey anne sütüdür. Anne sütü kadar kaliteli,ekonomik ve pratik başka bir besin daha yoktur. 6. aydan itibaren bebeklerin gerek enerji gereksinimlerinin artmış olması gerekse fizyolojik değişikliklerinin karşılanması amacıyla ek besinlere geçilmelidir. Bu sayede değişik tatlarla tanışan bebekler sonraki aylarda kolay yeme alışkanlığı kazanacaklardır. Elbette bu besinler bebeklerin ayına uygun şekilde sıralandırılarak verilmelidir . Besleyici değeri yüksek ama allerji yapma niteliği az olan besinle ön planda tutulmalıdır. Elma ,şeftali gibi asitsiz taze meyve suları veya bu meyvelerin püresi, patates, havuç gibi gaz yapmayacağı bilinen sebzelerle başlamak üzere hazırlanan sebze çorbaları veya sebze püresi, pirinçli çorbalar, yoğurt, peynir, pekmez, ekmek, yumurta bebek beslenmesinde kullanılan ek gıdalardır. Bu besinler bebeğin ayına göre sırasıyla beslenmesine eklenmelidir.

Annelerin bebekleri için hazırladıkları yemeklerde kullandıkları malzemelerin mevsiminde olmasına dikkat edilmeli ayrıca hazırlama aşamasında gerekli olan hijyen kurallarına uygulması da çok önemlidr.

Bu sırada gıdaların teker teker denenmesi hem oluşabilecek allerjik reaksiyonun fark edilmesinde hem de lezzetinden hoşlanılmayan gıdanın tespidinde fayda sağlayacaktır. Bal allerji yapma olasılığı nedeniyle 2 yaşından önce tercih edilmez

Çocuk beslenmesi: Çocukluk dönemi denildiğinde çok geçiş bir aralığı içine almaktadır. İlk olarak 1 yaşını tamamlamış olan ve herhangi bir sağlık sorunu olmayan bir çocuğun artık bütün besin gruplarını tüketebilecek hale gelmiş olması gereklidir. Bu arada halen anne sütü alımı varsa 2 yaşa kadar buna da devam edilmesi tavsiye edilmektedir.

1-5 yaş arası olan ve okul öncei dönem olarak da adlandırılan bu dönemde evde kazanılan doğru beslenme alışkanlıkları, okul dönemindeki alışkanlıkları ve yetişkin olduklarındaki oluşabilecek sağlık sorunları arasında yakın bir ilişki mevcuttur. Bu dönemde doğru beslenme alışkanlıkları kazanma konusunda anne, baba, aile büyüklerinin örnek teşkil etmeleri önemlidir. Bu yaş grubunda günlük olarak her besin grubundan tüketmesi sağlanmalı , günlük beslenme düzenlere ona göre ayarlanmalıdır. Tabi ki yapılacak fiziksel aktivite varsa bu da almaları gereken besin miktarlarına etkilemektedir. Besin grubu olarak; süt ve ürünleri, et grubu, sebze –meyve grubu, yağ grubu ve tahıllar yer almaktadır.

Okul çağı döneminde özellikle dikkat edilmesi gereken bir nokta mutlaka kahvaltı yaptırılıp okula gidilmesidir. Ayrıca okul kantinlerinde ve yemekhanelerinde verilen yemek çeşitliliği de önemlidir. Bu yaş grubuna özel olarak hazırlanmış menülerin uygulanması önemlidir. Bu dönemde yalnış kazanılan beslenme alışkanlıkları ileri ki yaşlarda birçok hastalığa yakalanma riskini arttırmaktadır.

Çocuğun sağlıklı beslendiğinin göstergesi ne?

Çocuklarda büyüme eğrisi takibi yapılır. Bu eğride yaşına göre kilo ve boy takibi yapılmaktadır.

Çocukların kahvaltısı nasıl olmalı?

1-2 dilim peynir çeşitleri, tam tahıllı ekmek, zeytin, pekmez - bal, süt, haftada 2-3 kere yumurta veya omlet, taze meyve, evde yapılmış kuru meyveli kek veya börek çocukların kahvaltılarında olabilecek gıdalardır.

Okul çağı çocuklarında beslenme nasıl olmalı?

Bu yaş grubu çocukların oldukça aktif oldukları ve gelişimlerinin en yüksek düzeyde seyretti düşünülerek gereksinimleri karşılayacak hem besleyici değeri yüksek hem de çocukların severek tüketebileceği gıdalarla beslenmesi gerekmektedir.. Her zaman olduğu gibi her öğün kendi içerisinde yeterli miktarlarda karbonhidrat ,protein ve yağ içermelidir. Mutlaka kahvaltı arkasına ara öğün, öğle yemeği, bunu takip eden 1 veya 2 küçük ara öğün ve akşam yemeği okul çocuğunun gereksinimlerini karşılayacak yemek sistemidir. Özellikle çocukların ana öğünlerde temel besin grubumuz olan ekmek ve ekmek türevi olan çorba – pilav – makarna gibi gıdalar, et/ tavuk haftada en az 1gün balık ve mevsiminde olan herhangi bir sebze yemeği ,bunun yanında oldukça önemli kalsiyum kaynakları olan süt ve yoğurt hem ana öğünlerde hem de ara öğünlerde tükettirilmelidir.

Bir çocuğun beslenme çantasında neler olmalı?

çocukların her öğününde karbonhidrat – protein- yağ dengesinin olması istiyoruz .bu nedenle eğer çocuk kahvaltısını evde yapıp çıkıyorsa öğle yemeğine kadar arada yiyebileceği bir meyve, öğle yemeğinde ekmeğinin arasına konulacak peynir veya et / tavuk yanında 1 kutu ayran ,1 kutu süt yanında kuru meyveli 1-2 dilim kek veya evde yapılmış börek beslenme çantasına konulabilecek alternatifler olabilir.

Özellikle ülkemizde sınava girmeyen çocuk yok gibi. Sınavlara çalışanların özel bir beslenme şekli olmalı, zihin açıcı beslenme tarzı var mı? Özellikle neler yenmesini önerirsiniz?

Demir, beyne oksijen taşınmasında dolayısıyla beynin çalışmasında çok önemli role sahiptir. Bu sebeple beslenmenizde demirden zengin olan kırmızı et, yumuırta, kuru baklagilller, pekmez, kuru kayısı, koyu yeşil yapraklı sebzeler yeterince olmalıdır.

B Demir, beyne oksijen taşınmasında dolayısıyla beynin çalışmasında çok önemli role sahiptir. Bu sebeple beslenmenizde demirden zengin olan kırmızı et, yumuırta, kuru baklagilller, pekmez, kuru kayısı, koyu yeşil yapraklı sebzeler yeterince olmalıdır.

Tüm gün boyunca zihinsel potansiyeli aynı seviyede koruyabilmek için az yağlı yiyecekleri ve günde 4-5 ögünlük beslenmeyi tercih etmek gerekir. Böylece gün içinde yorgunluk, uyuklama ve zihinsel potansiyelin düşmesi engellenmiş olur.

İştahsız çocuğa yaklaşım nasıl olmalı?

Anneleri en çok üzen ve telaşlandıran konulardan bir tanesi çocuklarının yemek yememesidir. Çocuğumu doyuramıyorum, aç kalıyor düşüncesiyle ne yapacaklarını şaşıran anneler, doğru sandıkları bir çok yanlış yaparak yemek yemeği, ya çocukları için işkence haline getirirler yada kendileri için büyük bir tehdit unsuru oluştururlar.

Çocuklarda iştahı etkileyen en büyük etkenlerden birisi öğün aralarında abur-cuburla karnını doyurmalarıdır. Buna bağlı olarak doygunluk hissi hisseden çocuk ana öğünlerde yemek yemeği rededicektir.

Oyalamak için ana yemek öncesi çocuğunuzun eline tutuşturduğunuz bir gofret veya bir dilim kek onu tıkayacak ve sofrada yiyecekleri reddetmesine neden olacaktır. Bu tip durumlarda çocuğun sofra düzenine alışık olması çok önemlidir. Çocuğunuz bir yaşına geldiğinde artık aile sofranıza oturur hale gelmeli ve yemek zamanının aile ile bir araya gelinen, herkesin yemek yediği eğlenceli bir vakit olduğunu öğrenmelidir. Bunun yanısıra çocuğunuz gereksinimlerini karşılayacak küçük ara kahvaltılar yada meyveler, kahvaltı ile öğle yemeği arasında, öğle yemeği ile akşam yemeği arasında verilebilir ancak bu ara öğünler iştahı kapatıcak miktarda ve ana öğün saatine çok yakın olmamalıdır.

Ayrıca yemek tabaklarının çocuğunuzun ilgisini çekecek tarzda renkli ve eğlenceli olması, tabağına yiyebileceği kadar yemek konması çocuğunuzun çok daha istekli yemek yemesini sağlayacaktır.

Bunların dışında çocuğunuzla beraber alışveriş yapmanız ,sofra hazırlanırken yardım istemeniz hatta onunda yemek hazırlanmasında katkıda bunmasına fırsat tanımanız çocuğunuzun yemek yeme isteğini artırıcı yönde olumlu etkiler oluşturacaktır.

Yemek öncesi çocuğunuzun hem temizlik hem de kendisini daha zinde hissetmesi için elini yüzünü yıkaması faydalı olacaktır. Çocuğunuz çok yorgun ve uykusuzsa yemek yemesi konusunda ısrarcı olmayın.

Eğer çocuğunuz yemek yemeği red ediyorsa bunu bir çok nedeni olabilir. Bunlardan bir tanesi genellikle çocuğun dikkatleri üzerine çekerek herkesin kendisiyle ilgilenmesini sağlama çabasıdır. Böyle bir durum içerisindeyseniz yemek yemeği reddeden çocuğunuza, tabağındakileri bitirmesi konusunda ısrarlı ve tepkili davranmak yerine, ‘peki' diyerek, onunla ilgilenmemeli, bu konudan ne kadar endişe duyduğunuzu ona hissettirmemelisiniz. Aksi taktirde çocuğunuz bunu bir koz olarak görücek ve yapılmasını istediği bir şeyi yaptırmak için sizin endişe duyduğunuzu fark ettiği yemeği reddetme yoluna gidecektir.

Çocuğunuzun yemek yemeği istemediğinde tabağındakilerin hepsini bitirmek zorunda olmadığını, açlık hissetmiyorsa daha sonra da yiyebileceğini söyleyip, tabağını yarım saatten fazla önünde tutmamalısınız. Ancak bu tavrınızda tutarlı olmalısınız. Tabaktakileri bitirmesi için ödüller koymak yada baskıcı,ters tavırlar içerisine girmek, zorlamak, kandırmak çocuk üzerinde yemek ve yemek zamanı ile ilgili kötü çağrışımlara yol açabilir hatta ilerleyen zamanlarda daha da büyük sorunlara neden olabilir.

Çocuğunuzun yemeği reddetmesindeki diğer en önemli etmen ise aynı biz yetişkinlerde olduğu gibi iştahsız olmasıdır. Özellikle hasta ve ateşi yükselmişse, diş çıkartıyorsa, yorgun yada uykusuzsa, alışmış olduğu düzen değişmişse çocuğun iştahında azalma gözlenebilir. Bu dönemde de telaşlanmadan hacmi küçük ama içeriği çocuğunuzun ihtiyaçlarını karşılayacak, normalde de yemekten hoşlandığı yiyecekleri görsel açıdan da ona hitap edecek eğlenceli tabak süslemesiyle yine ısrarcı olmadan yemesini sağlayabilirsiniz. Tüm bunlara rağmen çocuğuz da kilo kaybı gözlemliyorsanız,yemek yemeği şiddetle reddediyor ve yediklerini çıkartıyorsa mutlaka vakit kaybetmeden bir uzmana başvurmanız faydalı olacaktır.

Sağlıksız beslenen bir çocukta ne tür sorunlar görülebilir?

Sağlıksız beslenen çocuklarda görülebilecek en büyük sağlık sorunu çağımızın hastalığı obezite ve ardından gelebilecek obezitenin yol açtığı genç yaşta oluşabilecek kalp damar hastalığı, diyabet, tansiyon, böbrek fonksiyonlarında bozukluk, mide rahatsızlıkları,demir eksikliği ve bu eksikliğin neden olabileceği bir çok hastalık görülebilir. Bunun yanısıra yetersiz beslenme sonucu gelişim bozuklukları ve konsantrasyon problemleriylede sıklıkla karşılaşılmaktadır.

Kışın özellikle (okula gidilmesi nedeniyle) sıkça enfeksiyon hastalıklarına yakalanılabiliyor. Çocukları bunlardan korumak için nasıl bir beslenme tarzına ağırlık verilmeli?

Öncelikle yeterli ve dengeli beslenme herzamanki gibi bir koruyucu yöntem ,bunun yanısıra antioksidanlardan zengin mevsim meyve ve sebzelerinin yeterli miktarlarda tüketilmesi enfeksiyonlara karşı savunma sistemine destek olucaktır.

Ergenlik: Bu çağda, hızlı büyüme ve gelişme nedeniyle çocukların enerji, protein, vitamin ve mineral gereksinimleri yetişkinlere oranla daha fazladır. Bu nedenle, bu geçiş döneminde gencin yaşam şekli, bilgisizlik nedeniyle kazanılan yanlış beslenme alışkanlıkları gerek kısa sürede gerekse daha ileriki yıllarda ortaya çıkabilecek çeşitli sağlık sorunlarına neden olabilmektedir. Yetersiz ve dengesiz beslenme büyümeyi yavaşlatır, bazı beslenme bozukluğu hastalıklarına neden olur, bulaşıcı hastalıklara karşı direnci düşürür. Genel olarak ülkemizde çocuk ve gençlerde yetersiz ve dengesiz beslenmeye bağlı olarak görülen sağlık sorunları; zayıflık, şişmanlık, bu iki durumun oluşturduğu komplikasyonlar, yetersiz veya fazla besin öğesi alımları, guatr, anemi ve diş çürükleridir.

30-40'lı yaşlar

Yetişkin bir bireyin günlük besin alımını birçok faktör etkilemektedir. Bu faktörler arasında; cinsiyet, yaş, fiziksel aktivitesi, sağlık sorunu olup olmaması sayılabilir. Günlük enerji alımı yaş ile birlikte her 10 yılda yaklaşık %2 azalır. Bunu göz önünde bulundurarauk günlük besin alımınızı kontrıol altında tutmak gerekmektrdir.

Örneğin,
Besin çeşitliği yapınız
Ağırlığını dikkat ediniz ve fiziksel aktivite yapmaya çalışınız
Günlük beslenmesinde şeker ve tuz alımınızı azaltınız.
Alkol alımınız varsa azaltınız
Günlük beslenmeniz içerisinde sebze ve meyveyi eklemeyi unutmayınız
Süt- yoğurt- peynir gibi ürünlerin az yağlı olanlarını tercih ediniz.

Yaşlılık

Yaşlılıkla beraber kişilerde diş kaybına bağlı çiğneme sorunları, yutma güçlükleri, hareketlerinin azalması bağlı mide barsak sorunları dolayısıyla kabızlık ayrıca iştahta azalma gibi beslenmeyi etkilecek bir takımlar sıkıntılar görülmektedir. Beslenmenin oldukça önem kazandığı yaşlılık döneminde kişilerin günlük gereksinimini karşılayacak, kolay sindirebilecekleri, kas ve kemik kitlesini koruyacak ,bağışıklık sistemini güçlendirecek şekilde beslenmelei gerekir.

Besin çeşitliliğinin oldukça önem kazandığı bu dönemde özellikle ana öğünlerde her besin grubunun yer alması besinlerin yeterli miktarlarda tüketilmesi sağlanmalıdır. Bu besinler;

Et grubu: Etler, kurubaklagiller ve yumurta
Süt grubu: Süt, yoğurt ve peynir
Tahıl grubu: Ekmek, pilav ve makarna gibi unlu, nişastalı besinler
Sebze ve meyve grubu: Tüm sebze ve meyvelerdir.

Öğün sayısı artırılarak her öğündeki yiyecek miktarı azaltılmalıdır. Böylece olası sindirim problemleri önlenebilir. 3 Ana 3 ara olmak üzere günde 6 öğün beslenme sağlanmalı, başta kahvaltı olmak üzere asla öğün atlanmamalı, sindirimi kolaylaştırmak adına akşam yemeği mümkün olduğunca erken saatlerde bitirilmelidir.

Yaş ilerledikçe fiziksel aktivitenin azalabileceği göz önünde bulundurularak diyetteki toplam yağ miktarı azaltılmalıdır. Özellikle katı yağlar en alt düzeye indirilmeli bunun yerine uygun miktarlarda bitkisel sıvı yağlar tercih edilmelidir.

Pişirme yöntemlerinede dikkat edilmeli, yiyecekleri kızartma kavurma, bol yağda sote yapma yerine haşlama, ızgara, buğulama veya fırında pişirme yöntemleri kullanılarak hazırlanmalıdır. Çiğneme güçlüğü yaşayan kişilere mümkün oldukça küçük parça ve yumuşak gıdalar hazırlanmalıdır.

Bu sırada yeterli miktarda su ve sıvı alımına özen gösterilmeli, aşırı çay, kahve, gazlı içecekler gibi uyarıcılardan, çok baharatlı gıdalardan mümkün oldukça uzak durulmalıdır. Diyette tuz miktarına dikkat edilmeli, turşulardan ve salamura yapılmış gıdalardan mümkün oldukça kaçınılmalıdır.

Barsak sisteminin düzenli çalışabilmesi için günlük posa (lif) alımı artırılmalı, posadan zengin olan kurubaklagiller (kuru fasulye, nohut, mercimek, kuru börülce, barbunya, soya), tam tahıllar (esmer ekmek, bulgur, kepekli pirinç / makarna / erişte / un), taze sebze ve meyveler (kabuklu yenilebilenleri soymadan) her gün belli porsiyonlarda tüketilmelidir.

Oluşabilecek sağlık problemlerini önlemek adına zayıflıktan ve şişmanlıktan kaçınmalıdır.

Kaynak:Amerikan Hastanesi

11 Mayıs 2010 Salı

Abur cubur yemek, uyuşturucu gibi!


konu baslikBilim adamları, bol şekerli ve kalorili abur cubur yiyeceklerin de uyuşturucu gibi bağımlılık yaptığı konusunda uyarıda bulundu.
ABD'nin Florida eyaletindeki Scripps Araştırma Enstitüsünde görev yapan bilim adamları, fareler üzerinde yaptıkları testlerde, hamburger, kızarmış patates ve kek gibi çok kalorili abur cubur yiyeceklerin de uyuşturucu kadar bağımlılık yaptığını ortaya koydu.

Fareleri üç gruba ayıran bilim adamları, ilk gruptaki hayvanları sağlıklı gıdalarla beslerken, ikinci gruba sınırlı miktarda abur cubur yiyecek, son gruba ise sınırsız miktarda peynirli kek ile jambon gibi et ürünleri ve çikolatalı yiyecekler verdi.

İlk iki grupta herhangi olumsuz bir tepki hissetmeyen bilim adamları, istedikleri kadar abur cubur yiyecek tüketen farelerin hızla kilo aldıklarını gözlemledi. Son gruptaki farelerin beyin devrelerinin de sigara ve uyuşturucu bağımlılarında olduğu gibi zayıfladığı gözlemlenirken, abur cubur kesilince fareler iki hafta süresince normal gıda yemeyi reddetti.

Diğer bir testte de abur cubur yiyecekler verilen farelerin ayakları arasında ışık yakarak acı hissetmelerini sağlayan bilim adamları, normal farelerin ışık yanar yanmaz bu gıdaları yemeyi bırakarak kaçtıklarını, obez farelerin ise acıya rağmen yemeye devam ettiğini gördü.

Bilim adamları, araştırmanın, bu tür çok kalorili gıdalar tüketme alışkanlığından kurtulmanın bağımlılık yapan maddelerden kurtulmak gibi zor olduğunu gösterdiğine işaret etti.

8 Mayıs 2010 Cumartesi

İşinize göre beslenin

konu baslikİş yerinde, zamansızlıktan kaynaklanan beslenme yanlışları, hem verimi düşürüyor hem de hızlı kilo alımını sağlıyor. Peki, ne yapmalı? Ofisteki beslenme anlayışınızla ilgili tertemiz bir sayfa açmalı…


Simit ya da poğaçadan ibaret sabah kahvaltıları, yağsız salata tüketilen öğle yemekleri, atıştırmalarla geçirilen akşam öğünleri, hareketsiz ve stresli bir yaşam…

Siz de pek çok çalışan gibi bu yaşam tarzını benimsemiş olabilir; iş koşullarının ister istemez sizi bu noktaya getirdiğini düşünebilirsiniz. Şartlar ne olursa olsun bütün sınırlamalardan kurtulmak ve iş yaşamında da sağlıklı beslenme alışkanlığı edinmek gerekiyor. 

Beslenme ve Diyet Uzmanı Banu Kazanç da yoğun çalışma yaşamında doğru beslenmenin çoğu zaman atlandığını belirterek hayatımızın büyük bir çoğunluğunu geçirdiğimiz ofiste doğru beslenmenin öneminin altını çiziyor.


≈Olmazsa olmaz kahvaltı≈
Çalışanlar için kahvaltı öğünü genellikle sorun oluşturuyor. Çünkü erken kalkılır: İş yerine yetişmek için kısıtlı bir zaman vardır. Bu kısıtlı zamanda da evde kahvaltı yapmak zor geldiği için genellikle iş yerinde kahvaltı yapmayı tercih edebiliriz. Böylece simit, poğaça gibi kolay edinilen ve tüketilen gıdalar sabah kahvaltılarının vazgeçilmezi olur.

Oysa pek çok uzman, kahvaltının atlanmayacak bir öğün olduğunun altını her daim çiziyor. Sabah uyandıktan sonra bir saat içinde kahvaltı ederek vücuda enerji yüklemek gereklidir. Bu bir saatin aşılması durumunda, metabolizma zayıflıyor dolayısıyla kilo almak kolaylaşıyor. Bu noktada önerilen, eğer hiçbir şey yeme şansınız yoksa uyandıktan sonra bir bardak süt içerek evinizden çıkın. İş yerinde de her gün bol yağlı pastane poğaçaları ve simit yerine, akşamdan hazırlanmış buğday ekmeğiyle yapılmış sandviç, sütlü yulaf ezmesi ve mısır gevreği gibi karbonhidrat, yağ ve protein dengesine sahip sağlıklı seçenekleri tercih edin. 

Normal şartlarda bir insan, hiç hareket etmeden kilosu başına saatte ortalama bir, bir buçuk kalori harcıyor. Ofis ortamında bilgisayar başında çalışan kişilerin de hiçbir şey yapmadan harcadıkları enerji miktarının hemen hemen aynı olduğu söylenebilir. Günlük yakılan enerji miktarı, kişiden kişiye değişiklik gösterir. Gün içinde yapılan aktiviteler, yürüyüşler ve düzenli olarak altı öğün beslenilmesi, harcanan enerji miktarının artmasını sağlıyor. 

Ofis çalışanlarında en sık görülen sorunlardan biri kilo alımı. Kapalı ortamda çalışmak, yetersiz oksijen almak ve yeteri kadar hareket etmemek kilo alımını kolaylaştırıyor. Vücuttaki kaslar zaman içinde azalıyor ve yağ dokuları artıyor. Hareketsizlikten dolayı iyi huylu kolesterol (HDL) olarak adlandırılan, kalbi rahatlatan ve damar tıkanıklığını azaltan kolesterolün oranı vücutta düşüyor. 

≈Ara öğünler performansı etkiliyor≈
Ofis ortamında hareketsiz kalmaktan kaynaklanan sorunların yaşanmaması ya da azaltılması için bazı alışkanlıkların edinilmesi gerekiyor. Sık sık su içme alışkanlığının kazanılması açısından masalarda her zaman su şişesi bulundurulmalı ve gün boyunca bir buçuk, iki litre su içilmeli. Ara öğünlerde abur cubur yemektense kuru incir, kuru kayısı, bir avuç fındık, diyet bisküvi gibi uzun süre tok tutan ve çalışma performansını olumsuz etkilemeyen besinler tercih edilmeli. 

Günlük çay ve kahve tüketimi kontrol altında tutulmalı. Çayı demli, kahveyi ise sert içenlerin günlük iki, üç fincanı geçmemesinde fayda var. Çay ve kahvenin yemeklerden bir buçuk saat önce ya da sonra tüketilmesi de önemli ayrıntılardan biri. Bu içecekler, eğer bu belirtilen zaman diliminden önce içilirse yemeğin demir, vitamin ve mineralinin emilmesine neden oluyor. 

≈Örnek mönü≈
Sabah: Beş-altı kaşık mısır gevreği içine birkaç kaşık yulaf ezmesi, bir su bardağı süt. Eğer iş yerinde kahvaltı ediliyorsa evden çıkmadan önce mutlaka bir bardak süt içilmeli. İş yerinde ise evde hazırlanmış buğday ekmeğine peynirli bir sandviç tüketilebilir.

Ara öğün: Sabah kahvaltısıyla öğle yemeği arasında kabuğu soyulmamış bir tane elma.

Öğle yemeği: Bir kâse çorba, bir porsiyon ızgara et ve bir dilim kepek ekmeği.

Ara öğün: Bir avuç fındık, ceviz ve badem gibi Omega 3 yağ asidi içeren kuruyemişler.

Akşam yemeğı: Etli sebze yemeği ya da kurubaklagil. Eğer yemeğin içinde et yoksa bir kâse yoğurt tüketilebilir.

Yatmadan önce: Bir bardak süt ya da bir tane taze meyve 

≈Lifli gıdalar tüketin≈
Özellikle iş yerindeki sağlıksız beslenme ve hareketsizlik, sindirim ve boşaltım sisteminde büyük sorunlara yol açabiliyor. Bu nedenle de kolay sindirilen ve lifli gıdaların tüketilmesi son derece önemli. Sebze, meyve ya da kuru baklagiller lif açısından zengin besinler olarak biliniyor. Her öğün yemeğin yanında, özellikle zeytinyağlı salata tüketilmesi diyetisyenlerin önem verdikleri konular arasında. Öğle yemeklerinde pek çok kişinin tercihi sadece salata olabiliyor. Eğer böyle bir seçim yapılmışsa salatanın içeriğinin önem kazandığını belirtelim. 

Öyle ki ton balığı, tavuk ya da peynir gibi protein unsurlarının çoğunlukta olduğu çeşitlerin tercih edilmesi gerekiyor. Yine yemeklerde kabuklu meyvelerin de kabuklarıyla birlikte tüketilmesi özellikle tavsiye ediliyor. Probiyotik yoğurt ve sütler de bağırsakların çalışmasına yardımcı olduğu için özellikle ara öğünlerde tercih edilecek gıdaların başında yer alıyor. 

Farklı çalışma koşullarında farklı beslenme programlarının uygulanması gerekiyor. Öyle ki masa başında hareketsiz bir konumda çalışanlarla, bedenini kullanarak çalışanların aynı tarzda beslenmesinin mümkün olmayacağı aşikâr… 

Beslenme miktarı ve içerik, kişinin özelliklerine ve mesleğine göre büyük farklılıklar gösteriyor. Bedenini kullanan ve yoğun olarak hareket eden çalışanlar, enerjiye ihtiyaç duydukları için çorba, makarna, pilav ve ekmek gibi karbonhidrat içeren gıdaları tercih etmeliler. Ofis ortamında çalışanlarsa daha hafif gıdalardan yana tercihlerini kullanmalılar. Çalışma koşulları dolayısıyla vücudunda ödem oluşan kişilerin su tüketimini azaltması ve hareket etmesi gerekiyor. 

≈Stresi kuruyemişlerle yenin≈
İş yerlerinde yaşanılan en önemli sorunlardan biri de stres. Özellikle büyük şehirlerde ulaşım problemlerinin de yaşandığı düşünülürse işe gelene kadar yaşanan stres bile kişiye yetip artıyor. Bunun dışında da çetin şartların hüküm sürdüğü iş hayatında, stres tüm çalışanların en azılı düşmanları arasında yer buluyor. İşte düzgün beslenerek stresin olumsuz etkilerini azaltmak ve onunla mücadele etmek mümkün. 

Çikolata, vücuttaki serotonin miktarını artırarak stresi azaltıyor. Antioksidan da vücudun strese dayanıklılığını artırıyor. Çalışanlar, çiğ sebze ve meyve ağırlıklı beslendiklerinde vücutlarındaki antioksidan artıyor. Böylece strese karşı çelik gibi oluyorlar. C vitamini içeren kivinin yanı sıra badem, ceviz ve fındık gibi kuruyemişlerin de stresi azaltıcı etkiye sahip olduğunu belirtmek gerekiyor.

Cosmopolitan

Sağlıklı besinler de kilo aldırabilir


konu baslikDikkat; sağlıklı sandığınız bazı yiyecekler kilo-yapıcı abur cuburların kılık değiştirmiş hali olabilir! Onları hayatınızdan çıkararak incelme yolunda adım atabilirsiniz.
Cipslerden, patateslerden, tatlılardan ve kızarmış her şeyden uzak durmanız gerektiğini çoktan öğrendiniz. Ama bilmeniz gereken bir şey daha var; adlarının başındaki "sağlıklı" sıfatıyla üne kavuşan bazı yiyecekler çok daha kalorili olabilirler. Bunların hangileri olduğu ve niçin kilo aldırdıkları konusunda hazırladığımız bu yazımızı okuyun; böylece tartınızın dijital ekranında hayalinizdeki kilo ölçüsünü çok daha kısa sürede göreceksiniz.

♦Suşi 
Sadece yosun ve sebzelerle hazırlanmış olanların düşük kalorili olduğu doğru ama ne yazık ki bu tipteki suşiler pek sevilmiyor. Aksine suşi deyince akla ilk kızarmış deniz mahsülleri ve çeşitli soslarla ağırlaştırılmış olanlar geliyor. Bunun sonucunda bazen tek bir şuşinin bile kalori değeri 500-600'ü bulabiliyor. Ayrıca, suşiyle beraber bol bol soya sosu tüketildiğini de hepimiz biliyoruz. Sodyum içeren soya sosu sizi şişmanlatmasa bile vücudunuzun su tutmasına ve en sevdiğiniz jean pantolonunuzun içine sığamamanıza yol açabiliyor, hatırlatalım.

Şişelenmiş soğuk çaylar
Pek çok marka soğuk çayları, bol bol şeker ya da bal ekleyerek hazırlıyor ve onları birer 'kalori bomba'sına dönüştürüyor. Böylece, yaklaşık iki bardak ölçüsünde çay içeren bir şişenin kalori değeri kolaylıkla 200'e kadar çıkabiliyor. 

♦Dürümler
İncecik hamurla ve düşük kalorili yiyeceklerle hazırlanmış bir dürüm size son derece masum görünebilir. Peki, bunun iki dilim ekmekten çok daha fazla kalori değerine sahip olduğunu ve içine bir sandviçe kıyasla çok daha fazla malzeme ve sos alabildiğini düşündünüz mü? Yapılan araştırmalar, "hafif" diye nitelendirilen bir dürümün bile ortalama 300 kalori değeri içerdiğini ortaya koymuş.

♦Kepekli muffin
Elma, muz gibi malzemelerle yapılmış ve içine şekerle, tereyağı eklenmiş bir muffin, bol lif içerip sizi uzun süre tok tutsa bile, koca bir dilim kekle hemen hemen aynı kalori değerine sahip. Sadece bir adet kepekli muffin'de yaklaşık 20 gr yağ, 34 gr şeker ve 420 kalori bulunuyoryararlanmaya çalışması. Ve sonuç olarak, bunları sık sık tüketmek vücudunuzun su tutmasına, özellikle de kol ve bacaklarınızın fark edilir şekilde şişmesine yol açar.

♦Mikrodalgada ısıtılan diyet yemekler
Bu tür besinlerin büyük bir bölümü önemli miktarda sodyum içerir. Bunun nedeni, bu yiyeceklere lezzet vermek için yağ kullanamayan üreticilerin, bunun yerine tuzdan yararlanmaya çalışması. Ve sonuç olarak, bunları sık sık tüketmek vücudunuzun su tutmasına, özellikle de kol ve bacaklarınızın fark edilir şekilde şişmesine yol açar.

♦Pirinç patlağı krakerleri
Bu son derece hafif atıştırmalıklar oldukça düşük kalori değerine sahipler ve yağ içermezler. Ancak içermedikleri diğer besin maddelerinin arasında lif ve proteinler de var. İşte bu nedenle de, açlığı yatıştırma konusunda pek de başarılı kabul edilmezler. Bunları yerken pek fazla kalori almasanız da sonrasında canınız mutlaka daha doyurucu ve tabii kalorili bir şeyler tüketmek isteyecektir. Üstelik çeşitli aromalarla tatlandırılmış olanların, fazla miktarda sodyum ya da şeker içerme ihtimali de var.

♦Salatalar
İncecik bir bele sahip olmanın en önemli sırrı bol bol çiğ sebze tüketmek olsa bile, salataların üzerine eklenen rendelenmiş peynirler, yağlı soslar, krutonlar, cevizler, hatta kulağa çok masum gelen sirke bile, onları çoğu zaman büyük bir tabak makarnanın kalorisiyle eşdeğer hale getiriyor. Bu nedenle özellikle dışarıda salata tercih ettiğiniz zaman salatayla beraber servis edilen sosların neler olduğunu, salataya kızartılmış gıdalar eklenip eklenmediğini sorun.

♦Tofu
Bir restorana gidip, bir porsiyon tofu ısmarlamak, çoğu zaman, sodyum, doymuş yağ hatta şeker dolu bir tabağa sahip olmak anlamına gelir. Gerçekten de, kendi başına masum kabul edilebilecek bir besin olan tofu, daha fazla lezzet kazanması için, soslar eklenerek ve kızartılarak gerçek bir diyet sabotajcısı haline gelebilir.

♦Diyet hatası
Yapay tatlandırıcılar şekere kıyasla tam 600 kat daha tatlıdır. Bunlar, sizin 'ultra-şekerli' besinlere alışmanıza ve sonucunda sık sık tatlı krizlerine girmenize yol açabilir.

♦Yarım yağlı süt
Kahvenize birazcık yarım yağlı süt eklemenin kalsiyum almanın en güzel ve keyifli yolu olduğunu düşünüyor olabilirsiniz. Bu konuda yanılıyor olabilirsiniz, çünkü her gün iki ya da üç fincan kahve içen biri için bu, tam 200 kalori demek. Bu değerin neredeyse bir parça tereyağına eşit olduğunu sakın unutmayın.

♦Kuru meyve
Sağlıklı olmaları nedeniyle bolca tüketilen kuru meyvelerin, tazelerinden tam sekiz kat daha fazla kalori içerdiğini biliyor muydunuz? Bunun sebebi ise kuru olanların tazelerine kıyasla daha yoğun olması. İşte bir örnek: Bir fincan dolusu üzüm sadece 60 kaloriyken, aynı miktar kuru üzüm tam 460 kalori ediyor. Pek çok üreticinin bunları daha lezzetli hale getirmek amacıyla içlerine şeker eklemeleri bu değeri daha da artıran bir faktör.

♦Sebze-burgerler
Yağlı bir biftek ya da bir tabak mantı yerine bunu tercih etmenizin size ciddi bir miktarda kalori tasarrufu yaptıracağı kesinlikle doğru. Ama yine de; boyutu ve üzerine eklediğiniz soslara bağlı olarak sadece bir sebze-burger yiyerek, masadan tam bin kalori alarak kalkmanız mümkün.

♦Meyve suları
Geçen yıl aldığınız küçük siyah elbiseye bu yıl girememenizin nedeni, günlük meyve ihtiyacınızı yapay meyve sularıyla karşılamanız olabilir. Büyük boy bir şişe portakal ya da elma suyu tam 55 gr karbonhidrat içerir ki bu tam beş dilim ekmek anlamına gelir! Üstelik kimi zaman bu tip içeceklerin bir litrelik şişesinde yaklaşık 12 kaşık şeker bulunabiliyor.

28 Nisan 2010 Çarşamba

İnsanı mutlu eden yiyecekler

İnsanı mutlu eden yiyeceklerİnsanlar yediği besinlerle mutlu olduğunu biliyormuydunuz?

İçinde endorfin bulunan besinlerin insanı mutlu yaptığını biliyor muydunuz?

Çilek: C vitamini deposu olan çilek, önde gelen afrodizyaklar arasında yerini alır. Çilek bütün salgı bezlerini çalıştırarak vücuda gençlik ve kuvvet kazandırır. Yüksek tansiyonu düşürür, damarları temizler. Kansere karşı korur, böbrekte kum ve taş oluşmasını önler.

Muz: Kokusuyla bile mutluluk taşıyan tam bir Endorphin deposudur. Kendinizi, güçsüz ve sinirli mi hissediyorsunuz, hemen bir muz yiyiniz. Kalsiyum ve magnezyum içeren bu meyve strese karşı bire bir. Sinir hastalığı olanlar için her gün yemek arası saatlerde tüketilmesi gereken bir besindir.



Üzüm: Kırmızı ve beyaz üzüm yiyen herkes gülücükler saçar. Üzümde yüzde 20 oranında direkt olarak kana karışan şeker vardır. Bedenen ve zihnen çalışanlar için güzel bir gıdadır. Üzümdeki bol demir kan yapar. Yüz ve boyuna taze üzüm suyu sürülüp 10 dk. sonra yıkanırsa cilde dirilik verir.

Portakal: C ve B vitamini açısından zengin olan portakal, insana dinamizm veriyor. Portakal içindeki C vitamini ince ve kalın damarların yumuşak kalmasını sağlar. Vücuttaki direnci artırır. Grip ve nezle olunduğunda portakal suyu, şeker, şarap karıştırılır ve üzerine sıcak su katılır ve içilir. Kanın durulmasına ve temizlenmesine yardımcı olur. Hazmı kolaylaştırır. Portakal reçeli ise karaciğeri çalıştırır.

Çikolata: Stresin bir numaralı düşmanı. Kendinizi kötü hissediyorsanız hemen bir parça çikolata yiyiniz. Flört etmek gibi bir şey. Bir kalem yemek yeterli, mutluluk hormonu "seratonin" anında beyinde dolaşıma çıkıyor. Çikolatanın içerdiği "penilatilmanın" insanı bulutlara çıkarıyor. Çikolatada, yeşil çay ve sebze meyvelerde bulunan 'flavonoid' isimli madde bol miktarda vardır. Bu madde kanı sulandırıyor, kalp hastalıkları riskini azaltıyor.

Çikolata kötü kolesterolün (LDL) okside olarak damar çeperine yapışmasını engelliyor. Tıpkı aspirin gibi kanda pıhtılaşmanın önüne geçiyor. Düzenli tüketenler arasında ölüm olayı yemeyenlere kıyasla yüzde 30 daha geç gerçekleşiyor.

Dondurma: Çok yenirse şişmanlatıyor, az yenirse mutluluğa mutluluk katıyor. Dondurma yaşlanmayı önlüyor. 100 gr dondurma ortalama: 135mg kalsiyum 115mg fosfor 100mg sodyum 160mg potasyum, 25 gr karbonhidrat bulunuyor. Amerika'da kişi başına 25 kg., Türkiye'de kişi başına 6 külah tüketiliyor.

Sütten daha zengin bir besin maddesidir. A,C,D,E vitamini içerir. Çocukların sağlıklı büyümesi ve kemik erimesi sorunu olan kişiler için büyük önem taşıyor. Beslenme uzmanları dört mevsim tüketilmesini dile getirmektedir.

Hürriyet

8 Mart 2010 Pazartesi

Sinirleri yatıştıran lezzetler


Bu aralar sorunlu bir dönem mi geçiriyorsunuz, her şey sizi sinirlendiriyor mu? İşte sizi sakinleştirecek lezzetli öneriler..

Kiraz, çilek ve böğürtlen gibi meyveler sizi rahatlatabilir İçeriğindeki karbonhidrat yavaşça şekere dönüşürken sizi mutlu edecek ve aynı zamanda vücudunuz bir şeker bombardımanına tutulmamış olacaktır. C vitamini açısından güçlü olan meyveler sayesinde vücudunuzdaki kortizol hormonu azalacak ve daha az stresli hissedeceksiniz. Siyah çikolatayı deneyin %70 kakao içeren siyah çikolatadan vazgeçmeyin! İçeriğindeki güçlü antioksidanlardan olan flavanoid sayesinde rahatlayacak ve kendinizi daha mutlu hissedeceksiniz. Kuşkonmazın stresinizi azaltabileceği aklınıza gelmiş miydi? İçeriğinde doğal olarak bulunan folik asit sayesinde kendinizi rahatlamış hissedeceksiniz. Bir kap yoğurdun içine karıştırarak yiyebilirsiniz. Bir Meksika mezesi olan Guakamole yapmaya ne dersiniz?

B vitamini deposu olan avokadaların sizde yaratacağı etki çok iyi olacaktır. Tarif: 2 avokadayı soyun. Çekirdeklerini çıkartarak 4’e bölün. Yoğurt, maydonoz, limon suyu, sivri biber, soğan ve sarımsağı bir kaba avokadolar ile birlikte koyun. Hepsini iyice ezilene kadar karıştırın. Bunun için mutfak robotunuzu kullanabilirsiniz. Sonrasında 2 domatesi küp küp kesin, ve hazırladığınız karışımın içine ekleyin. Buzdolabında yaklaşık 1 saat beklettikten sonra çıkarın ve işte muhteşem bir stres düşürücü lezzetiniz hazır! 
 




Chai Çayı sizin için ilginç bir alternatif olabilir
Yumuşak içimiyle sizi rahatlatacak kafeinsiz bir Chai çayı bütün gününüzün iyi geçmesini sağlayabilir!

Kendinize bir mola verin
Önemli bir konuşma veya yapacağınız iş öncesinde yaklaşık 1000mg C vitamini almanız, ruh halinizi çok daha iyi bir hale sokacaktır. Kan basıncını düşüren ve kortizol hormonlarını azaltan C vitamini sayesinde hem damak lezzetiniz artacak, hem de stresiniz aşağıya çekilecek.


3 Ekim 2009 Cumartesi

Bunları ye sağlıklı ol!

Bunları ye sağlıklı ol!Sonbaharı sağlıklı geçirebilmek için beslenme düzenini tekrar gözden geçirmek gerekiyor!



Yaz aylarının geride kaldığı, soğuk kış günlerinin yaklaştığı sonbahar aylarında birçok hastalık da pusuda bekliyor. Havaların soğumaya başladığı mevsim geçişlerinde soğuk algınlıkları, grip ve bronşit gibi kış hastalıklarına yakalanma riski artıyor.

Sonbahar aylarında bağışıklığımızı güçlendirmek, hastalıklara yakalanma sıklığını azaltmak ve yakalansak dahi 
kolay atlatabilmek için sağlıklı ve dengeli beslenmek şart. Medical Park Bahçelievler Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Emel Unutmaz; sonbaharda sağlıklı ve doğru beslenmenin reçetesini yazdı.

Medical Park Bahçelievler Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Emel Unutmaz; sonbahar aylarında sağlıklı beslenme için dikkat edilmesi gerekenleri anlattı:

Sonbaharın gelmesiyle birlikte; mevsim geçişinin ve havaların soğumasının etkisiyle hastalıklara yakalanma riski artıyor. Soğuk algınlıkları, grip ve bronşit gibi kış hastalıkları pusuda bekler. Bu dönemde kişilerin mutsuzluk eğilimleri artabilir ve buna bağlı olarak da basit şekerli gıdalara eğilim olur.

Bu nedenlerden dolayı mevsim geçişlerinde beslenme düzenini tekrar gözden geçirmekte fayda var. Sonbahar aylarında bağışıklık sistemini güçlendirmek, hastalıklara yakalanma sıklığını azaltmak ve yakalansak dahi kolay atlatabilmek için sağlıklı ve dengeli beslenmek şart.

ŞİMDİ ANTİOKSİDAN ZAMANI
Mevsim değişikliklerinde daha fazla vitamin, mineral ve değerli bileşiklere (antioksidanlar gibi) ihtiyaç duyarız. Bu nedenle mevsim geçişlerinde vitamin ve mineral deposu olan sebze ve meyve grubuna özellikle önem vermeli, vitamin ve mineralleri doğal ve doğru kaynaklardan almalıyız.Vitaminlerden özellikle A, C, E; minerallerden ise selenyum, çinko ve magnezyum antioksidan özellikleri sayesinde bağışıklık destekleme de daha da önem arz etmektedir. Antioksidanlar hücredeki oksitlenmeyi önleyen maddelerdir. Savunma mekanizmasını güçlendirirler, vücut direncini arttırırlar. Kişiler güçlü bağışıklık sistemleri ile hastalıklara yakalanma riskini azaltıp hastalansalar dahi kısa sürede atlatabilirler.

BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ İÇİN PROBİYOTİK

Sonbaharda ayrı bir önem kazanan bağışıklık sistemini güçlendirmede probiyotik besinlerin büyük desteği vardır. Günlük besin düzeninize probiyotik yoğurt veya kefiri; süt veya yoğurt yerine koyabilir, bu besinlerin olumlu etkilerinden yaralanabilirsiniz.

SÜTSÜZ VE GÜNEŞSİZ OLMAZ!

Bağışıklığı güçlendirmek önemli; ama bunun yanında güneş ışınlarından yararlanma süremiz de azalıyor! Bu nedenle mutlaka D vitamini ve kalsiyum kaynaklarımıza özen göstermek ve bunların vücutta kullanılmasını sağlayabilmek için de 15 – 20 dakika da olsa güneş ışığından faydalanmak lazım. Kalsiyum kaynakları; süt ve süt ürünleri, peynir, sebzeler ve pekmez.

SONBAHAR HÜZNÜNE KARŞI B VİTAMİNİ

Sonbaharda artan depresyon eğilimini ve stresi kontrol altına almak için özellikle B grubu vitaminlerinden zengin beslenmekte fayda var; tam tahıllı ekmekler, kuru baklagiller, yeşil yapraklı sebzeler, et ve süt ürünleri gibi… Bu dönemde bol sebze ve meyve tüketmek, bol 
suiçmek, kan şekeri kontrolünü sağlamak ve bolca balık tüketmek depresyon hallerine karşı fayda sağlayabilir.

EN GÜÇLÜ VE EN DOĞALANTİOKSİDAN KAYNAKLARI 
A vitamini: Karaciğer, yeşil yapraklı sebzeler, havuç, kayısı, yumurtaC vitamini: Kuşburnu, maydanoz, yeşil sivri biber, karalahana, karnabahar, çilek, limon, portakal, greyfurt.

E vitamini: Soya yağı, bitkisel yağlar, yağlı tohumlar.

Selenyum: Deniz ürünleri, böbrek, yürek ve diğer etler.

Çinko: Et, karaciğer, bulgur,  balık, süt, yumurta, badem içi, ceviz, elma, kuru baklagiller.

Magnezyum: Badem, ceviz, fındık, fıstık, muz, kuru baklagiller, yeşil yapraklı sebzeler; tahıllar.


BAHAR BESLENMENİZDE HER GÜN MUTLAKA:

* 4-5 porsiyon taze mevsim meyvesi
* 2-3 porsiyon taze mevsim sebzesi
* En az 2 su bardağı az yağlı süt veya yoğurt veya cacık veya ayran
* Bol su
*1 öğün sebze, diğer öğünde haşlama, ızgara tavuk-balık etini; düzenli saatlerde ve 3 saati geçmeyecek aralıklarla tüketmemiz gerekir.


ÖRNEK BAHAR MÖNÜSÜ

Sabah kalkınca: 1 bardak sıcak suya 1 tatlı kaşığı bal

Kahvaltı: Yeşil çay
Orta yağlı peynir
Bol mevsim yeşilliği (1 tatlı kaşığı zeytinyağı veya 1 tatlı kaşığı keten tohumu ile)
1 tatlı kaşığı pekmez
Tam tahıllı veya kepekli ekmek

Ara: 6-7 badem veya 6-7 fındık veya 2 ceviz
+ 3-4 kuru kayısı veya 2 yemek kaşığı kuru üzüm

Öğlen: 
1 porsiyon ızgara veya haşlama veya sote veya buğulama şeklinde tavuk, balık, hindi veya yağsız köfte
Bol salata (limonlu)
Az tuzlu ayran
Tahıl ekmeği veya 3-4 kaşık bulgur pilavı

Ara: 
1 bardak az yağlı süt- 3-4 kepekli grisini
Veya haftada 1-2 gün sütlü tatlı
Veya ½ sokak simidi- az tuzlu ayran
Veya 1 bardak az yağlı süt+
3-4 yemek kaşığı yulaf ezmesi

Akşam: 1 kepçe sebze veya mercimek çorba
1 tabak sebze yemeği
1 kase az yağlı yoğurt
Tam tahıllı ekmek
 

Ara: 
2  porsiyon meysim meyvesi