2 Mart 2010 Salı

Hafta Sonu Akşam Yemeği Sofrası





Uzun süredir görüşemediğimiz arkadaşlarımız için hazırladığım, bol muhabbet eşliğinde harika saatler geçirdiğimiz, sevgili Handenur’un verdiği bilgiler hakkında konuştuğumuz, misafirlerimiz beklediğimden biraz geç gelince fotoğrafladığım soframız.

Menümüzde;




  • Domates Çorbası


  • Kurutulmuş domatesli salata







Kurutulmuş domatesleri bu defa sevgili Müge’nin tavsiyesi ile kekik ilave edilmiş zeytinyağı içerisinde beklettim.














  • Tavuk şiş



İkram ettiğim bütün sofralarda iltifatların tamamını toplayan, dışarıda sunulan adana kebaplardan farksız bulunan lezzet. Tarifi en kısa zamanda yayınlanacaktır.




  • Humus















  • Yoğurtlu közlenmiş patlıcan salatası























Not:Tarifi daha önce yayınlananlar renkli yazı ile yazılmıştır,üzerine tıklayarak tariflere ulaşabilirsiniz.



Kolye ve Bileklik

İncikler boncuklarla uğraşmak gerçekten çok zevkli bir işmiş. İstediğini istediğinle birleştir, azcık ondan, azcık bundan veeee sonuç:)Hem uğraşması eğlenceli hem de ortaya çıkanlar böyle hoşuma gidince kolay kolay vazgeçemeyeceğim ben bu işten:))Hala yeni ipek alamadım yalnız, cumartesiye kadar da alamayacağım sanırım. O yüzden bir süre ipeklere ara vermek zorunda kalacağım. Fakat evde olan

Zara Şubat LookBook

Image and video hosting by TinyPic
Zara Şubat LookBook görsellerini birçok blogger ve Moda sitesinde görmüşsünüzdür.
Sezonun ve sokak trendinin vazgeçilmezleri yine Zara da.
Blazer ceketler,çizgili üstler,floral{çiçekli} ayrıntılar,bol kemerli kombinleri rahatlıkla bulabilirsiniz.
Zara'ya yakın zamanda uğrarsanız bana da Lookbookla aynı tarzda giysilerin olduğunu belirtmeyi unutmayın.
Jojee de alışverişe çıkmak için can atıyor;)

Zayıflamak kalbi koruyor

Kilo vermek kalbi koruyorİsrailli bilim adamları, ilk kez gözle görülür biçimde, kilo vermenin damar sertliği riskini önemli biçimde azalttığını ispat ettiklerini açıkladılar.

Beer Sheva Üniversitesinden bilim adamları, 140 hasta üzerinde iki yıl süren araştırmalarında, beynin başlıca arteri olan şahdamarında kolesterol birikmesinin gelişimini üç boyutlu ekografi tekniğiyle izlediler.


Araştırmanın sorumlusu Doktor İris Shai, ilk kez gözle görülür biçimde, aşırıya kaçmayan bir beslenme rejiminin sadece kolesterol birikimini engellemekle kalmayıp, aynı zamanda, arterlerin hacmini ve kan basıncını azalttığını tespit ettiklerini söyledi.

Shai, "Hastalar yeniden kilo alsalar bile uzun dönemli bir beslenme rejimi, damarların iç çeperleri üzerinde lipid (kolesterol) birikmesini beraberinde getiren damar sertliği şekli olan ateroskleroz ile mücadelede etkili oluyor" dedi.
Hayvansal yağlar açısında zayıf akdeniz mutfağı temelinde bir zayıflama tedavisi uygulanan hastalar üzerinde yapılan araştırmanın sonuçları, Amerikan tıp dergisi Circulation'un son sayısında yayımlandı.

Ateroskleroz, beyin kanaması ve enfarktüste önemli bir risk faktörü olarak görülüyor.

NİŞAN PASTASI



Geçen hafta yapmış olduğum nişan kurabiyelerinin pastasını nihayet yayınlayabiliyorum.
Kadriye hanım ve Koray beyin nişan törenleri için hazırlamış olduğumuz pastamız çikoltalı pandispanya, çift çikolatalı krema ve kavrulmuş antepfısıtğından oluştu. Gerçekten kış aylarında en çok tercih edilen pasta içeriği bu oluyor.
Kadriye hanım nişan pastasının hem güzel hemde farklı olmasını istiyordu. Bana gönderdiği modeller soft renkler ve güllerden oluşan klasik nişan pastası şekilleriydi aslında. Yazışmalarımızdan kendisini tanıdığım kadarı ile zevkine hitap edecek 3 farklı önerim oldu.  Biride bu gördüğünüz pastaydı. Ne yazık ki böyle bir pasta önceden tasarlanmamış olduğu için benzerini gösteremedim. Aklında canlandırmasına yardım edecek bir örnekte bulamadım. Detaycı ve zevkli bir hanım Kadriye hanım ve bu farklı pastayı istese de sonuçda hayal edemediği bir tasarım olduğu için biraz tereddütlüydü. Sonunda diğer tasarımlarıma güvenerek yazıların kırmızı olması dışında ki detayları bana bıraktı. Bende büyük bir zevkle hazırladım bu güzel nişan pastasını. Geleneklerimizi yansıtacak şekilde bir gümüş tepsi, kırmızı kurdela ile bağlanmış alyanslar ve makas. Vee tabi  nişan için damat beyin getirdiği kırmızı güller...Alyanslarımız klasik model dediği için klasik alyans şekli çalıştım.


Ben çok severek yaptım her tasarımım gibi...
Bna güvendiği için, aklımda ki farklı bir bir tasarımı gerçekleştirmemi sağladığı için. Ve sonrasında beğenilerini yansıtan maili için çook teşekkür ediyorum.
Mutluluğunuz bir ömür boyu sürsün....

1 Mart 2010 Pazartesi

Otizm Belirtileri

Otizm, ilk belirtilerini erken cocukluk doneminde gosteren, norolojik temelli, ve butun gelisim donemlerini etkileyebilen bir bozukluktur. Tibbi literaturde Yaygin Gelisimsel Bozukluklar kategorisi altinda gecer (Gunumuzde ise daha cok Otizm Spektrum Bozukluklari terimi, en azindan akademik cevrelerde, daha revactadir). Otizm teshisinde, otoritelerce kabul edilmis uc onemli alandaki belirtiler goz onunde bulundurulur.
1- Insanlarla iletisim/etkilesimde bozukluklar
Ornekler:
a. Goz temasi kurmada zorlanma: Bazi durumlarda cocuk anne ile veya tanidiklarla goz temasi kurabilmesine ragmen, bu sorun daha cok yabancilarla kendisini belli eder. Yabancilarin varligindan rahatsizlik duyulur, ve cocuk bu rahatsizligini goz temasi kurmayi reddederek veya aglayarak, degisik sesler cikararak vs. belli eder. Otizm teshisinde, goz temasi kurmadaki zorluklar en onemli faktorlerden birisi olup, 1 yasindan itibaren varligini belli eder.
b. Iletisimin kalitesinde bozukluk:
- Siradan gelisen cocuklar, yaklasik 2 ile 3 yas arasi en basit tabiriyle "mis gibi oynama" diyebilecegimiz kurgusal oyun donemine girerler. Oyuncak bir muzu telefonmus gibi kullanma, oyuncak bebeklere oyuncak kaplardan yemek yedirme, oyuncak bir treni "cuf cuf" diyerek haraket ettirme vs. kurgusal oyunlara ornektir. Kurgusal oyun becerileri, otistik cocuklarda gelisimin hemen butun asamalarinda tamamiyle gelismemis olabilir, ve kurgusal oyun eksikligi ozellikle kucuk cocuklarda teshisin en onemli basamaklarindan birini olusturur.
- Iletisim bozukluklarina bir diger ornek, isaret parmagini islevsel olarak kullanamamadir, ve bu bozukluk 3 yas alti teshisinde en cok goz onunde bulundurulan belirtilerden birisidir. Yaklasik 1 yas civari cocuklar istedikleri veya ilgisini ceken seyleri isaret parmagi ile anneye veya cevresindekilere gosterirler. Isaret parmagi ile iletisim, dilin henuz gelismeye baslamadigi 2.5 yas alti donemi icin kilit onem tasir, ve otistik cocuklar siradan gelisen cocuklarin aksine isaret parmaklarini iletisim amacli kullanmazlar.
- Bir sey istediklerinde dil ile veya isaret parmagi ile ifade etmek yerine, daha cok annenin elini tutarak istedikleri seye dogru gotururler.
- Iletisim bozukluklarina bir diger ornek ise, insanlara ozellikle de yasitlarina ilgi duymamalaridir. Tek basina kalmayi tercih ederler, ve yabancilardan rahatsiz olmasalar bile onlarla ne yapilacagini bilemezler.
2- Konusma dili ve beden dili ile ilgili bozukluklar
Ornekler:
a. Konusma dilini edinmede gecikmeler gozlenir. Ailelerin dikkatini ceken ilk belirtilerin basinda gelir. Daha ilerki donemlerde konusma dili hic gelismemis olabilecegi gibi, sadece bazi bozukluklarla da kendisini belli edebilir. En onemli konusma bozukluklarina ornekler:
-Ekolali: Soyleneni aynen, vurgusuyla beraber tekrar etme. Mesela cocuga "Adin ne?" diye soruldugunda "Adin ne?" diye cevap verir. Ayrica televizyonda duydugu bir cumleyi veya repligi bir kac gun sonra aynen tekrar edebilir (gecikmis ekolali).
-Konusmada "sira alma" denilen, baskasi bir sey soylerken bekleme, ve kendisine sira gelince uygun bir sekilde konusma yerine, karsidaki insanin ne hakkinda konustuguna dikkat etmeden sadece kendi ilgi alanlari hakkinda konusabilirler. Baska bir deyisle, konusmalari tamamen baglamdan kopuk olabilir.
-Zamir kullanamama ya da zamir kullanmada zorlanma: Kendilerinden bahsederken "sen" , veya karsidaki insandan bahsederken "ben" zamirini kullanabilirler.
-Dili kullanimdaki esnekligin zayif olmasi: Kullanilan cumleler daha cok kalip niteliginde olabilir. Mesela aciktiklarinda "aciktim", "yemekte ne var" "oldum acliktan", "karnim zil caliyor" gibi ayni anlama gelebilen degisik ifadeler kullanma yerine, sadece "aciktim" gibi tek bir kalibi kullanabilirler.
b. Dilin pragmatik alaninda ya da beden dili kullanimiyla ilgili olan bozukluklar.
-Metaforik dil denilen, dildeki sakalari, ignelemeleri, esprileri anlamada zorlanma (mesela birisi "Bir yasima daha girdim!" dediginde karsidaki insanin dogum gunu oldugunu dusunebilirler).
-Beden dilini sinirli kullanim: Yuz mimikleri zayif olabilir. Beden dili baglamdan kopuk olabilir. Vucutta durus bozukluklari gorulebilir (surekli omuz kaldirma veya dusuk omuz gibi). Diger insanlarin beden dilini anlamada zorlanabilirler (mesela cocuk kalabalik bir ortamda uygunsuz davrandiginda, eger anne kas goz isareti ile bunu kesmesini ifade ettiginde, bu isaretlerin ne anlama geldigini anlamayabilir).
3-Steryotipik (tekrar edici) hareketler, belli bir rutine (duzene) siki sikiya
baglilik, degisik veya takintili ilgi alanlari
Ornekler:
a. Tekrar edici hareketler:
- Siklikla parmak ucunda yurume (daha cok uc yas alti cocuklarinda gozlenebilir)
- El cirpma, el sallama, her hangi bir nesne sallama, govdeyi ileri geri sallama, etrafinda donme vs.
- Oyuncaklarla, sinirli da olsa oyun kurarak oynama yerine, sadece belli bir parcasina takintili derecede ilgi gosterme. Mesela arabayi surerek oynamak yerine, tekerlekleri dondurme, ve bu harakete saatlerce bakabilme.
b. Belli bir duzene siki sikiya baglilik:
- Her zaman ayni yoldan gitmeyi tercih edebilir. Baska yola sapildiginda asiri tepki gosterebilir
- Evdeki degisikliklere (mesela tamirat, oda degisimi, esyalarin yerinin degisimi vs.) asiri tepki gosterme
- Yabancilara, misafirlerin gelmesine tepki gosterme
- Gunluk duzenindeki ufak degisikliklere tepki gosterme (mesela kahvaltiyi saat 8'de degil de 10 da yapmak gibi)
- Otistik cocuklarin buyuk kisminin beslenme ve giyim ile ilgili ciddi takintilari olabilir. Mesela sadece kirmizi ve turuncu yiyecekler yeme, sadece kati yiyecekler yeme, sadece 10 degisik cesit yiyecek yeme ve diger yiyecekleri kesinlikle yememe, sadece (kizlar icin) etek giyme pantolon giymeyi reddetme, kahverengi herhangi bir kiyafet giymeyi reddetme, mevsimsel kiyafet degisikliklerine tepki gosterme vs. vs.
c. Degisik, ilginc, takintili ilgi alanlari:
- Iletisimde ve dilde zorlanmaya ragmen, ozellikle gorsel hafizayla ilgili alanlarda bazi durumlarda yasitlarindan bile ilerde olabilirler. Haritalar, metro ve otobus guzergahlari, puzzle'lar vs. en cok ilgili olduklari alanlara ornek olarak gosterilebilir.
- Daha buyuk yasta ve daha ileri seviyedeki otistik cocuklar sadece bir alana takintili bir sekilde egilebilirler (bilgisayar, dunyadaki farkli turdeki kuslar, arabalar, araba parcalari, ulkelerin baskentleri ve cografi ozellikleri vs. kanularinda uzmanlik derecesinde bilgi toplayabilirler)

Aşı olan çocukta otizm gelişiyor

Aşı olan çocukta otizm gelişiyor
Amerikada Ulusal Aşı Zararlarını Karşılama Programı çerçevesinde yürütülen bir çalışmada, aşılarda koruyucu olarak bulunan ve civa içeren timerosal …

Amerikada Ulusal Aşı Zararlarını Karşılama Programı çerçevesinde yürütülen bir çalışmada, aşılarda koruyucu olarak bulunan ve civa içeren timerosal isimli maddenin, çocuklarda otizme neden olduğu açıklandı Aşı olana kadar normal bir gelişim gösteren çocukta, aşı olduktan sonra otizm geliştiği belirtildi Amerikan Ulusal Otizm Derneğinin yetkilileri pek çok ebeveynin aynı şikayette bulunduğunu belirtti: “Ülkede binlerce çocukta aynı soruna rastlıyoruz Aşıların çocuklarda otizme neden olduğunu yıllardır söylüyoruz Araştırma kapsamında incelediğimiz otistik çocuklar bu savımızın ilk kanıtları Hastalıkları Kontrol Merkezine şu anda kullanılan aşıların her çocuk için uygun olmadığını, ve çocuklarda risklerin ve aşıya karşı duyarlılığın ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiğini bildirdik” Timerosal adlı madde, çocuklar için üretilen aşıların çoğunda bulunmamasına rağmen, hamile kadınlar ve çocuklar için önerilen grip aşılarında hala kullanılıyor

Anne karnındaki bebeğe otizm testi tartışması

Anne karnındaki bebeğe otizm testi tartışması
İngiltere’deki Cambridge Üniversitesi’nden bir grup bilim adamının yaptığı araştırma sonucunda geliştirilen yöntemle anne karnındaki bebeğe otizm testinin yapılmasının olası hale geldiği bildirildi
Cambridge Üniversitesi Otizm Merkezi tarafından 235 çocuğun doğumdan 8 yaşına gelene kadarki dönemlerinin izlendiği ve sonuçta bu çocukların arasında, annelerinin gebelikleri sırasında amniyo sıvısında yüksek oranda testesteron bulunanlarda, sosyalleşme eksikliği, konuşma güçlüğü gibi otizmin karakterine uyan özelliklerin tespit edildiği açıklandı
Bilim adamları, şimdi bu konuda ulusal düzeyde bir tartışma ortamı yaratılması ve konunun etik açıdan değerlendirilmesinin ardından, etik olduğu sonucuna varılması halinde testin yaygın biçimde uygulanmasına ve otizm tehlikesi görülen hallerde de kürtaj yapılmasına izin verilmesini öneriyor Bilim adamlarına göre, otizm testiyle ilgili süreç down sendromunun anne karnında tespitine olanak sağlayan amniyosentez yöntemiyle mümkün olabilecek
Bilim adamlarını tek düşündüren ise testin sonrasında bebeğin otistik doğabileceğinin tespiti halinde, kürtaja izin verilmesi gerekip gerekmediği sorusunun yanıtının bulunması Zira bilindiği gibi otistik çocuklar görebiliyorlar, hatta içlerinden ünlü matematikçiler ve müzisyenler bile çıkabiliyor

Hamilelikte otizm testi tepki yarattı

Hamilelikte otizm testi tepki yarattı
Otizmin hamilelik sırasında amniyosentezle saptanabileceği yönündeki bulgu daha fazla ayrımcılıktan çekinen otistik çocuk sahibi ailelerin tepkisini çekti

İngiltere'de Cambridge Üniversitesi Otizm Araştırma Merkezi tarafından yapılan araştırma otizm hastalığının bebek anne karnındayken saptanabileceğini belirledi Doğumdan 8 yaşına gelene kadar 235 çocuğu araştırmaya alan uzmanlar hamilelikte kadının amniyotik sıvısında bulunan yüksek testosteron ile otizm arasında bağlantı olduğu sonucuna vardı Hamilelik döneminde yüksek seviyede testosteron görülen annenin çocuğunun otizmin özellikleri olan sosyal etkileşim ve sözel iletişim eksikliği gösterdiği saptandı Araştırmanın sonucu down sendromunun teşhisinde kullanılan amniyosentez yönteminin otizmin tespitinde de kullanılma ihtimalini gündeme getirdi Cambridge Üniversitesi'nden Profesör Simon Baron-Cohen "Down sendromunda test var ve yasal Ailelerin hamileliğe son verme hakkı var Fakat otizm yetenekle ilişkili olduğu için farklı bir durum" dedi Uzmanlar Down sendromu için yasal olan testin otizm hastalığı için de uygulanabileceğini savunuyor Ancak iletişim kuramayan ve bakıma muhtaç otizm hastalarının yanı sıra matematik ve müzik alanında üstün yetenekli otistikler de bulunduğu için çiftlere hamileliği sonlandırma tercihi verilmesi olasılığı tartışmalara yol açtı Prof Cohen otizm nedeniyle hamileliğe son verilmesini tavsiye eden doktorların otistiklerin sayısının azaltılmasının yanı sıra başka neyin azaltılacağının göz önünde bulundurmaları gerektiğine dikkat çekti Prof Cohen otistik bebeklerin dünyaya gelmesinin önüne geçilmesiyle matematik alanında geleceğin dahilerinin de ortadan kaldırılması tehlikesi konusunda uyarıda bulundu

'BİLİNMESİ YARDIM EDER'
Otistik çocuk sahibi aileler ise doğum öncesi otizm testine şiddetle karşı çıkıyor Gerekçeleri ise kendi otistik çocuklarına desteğin azalacak olması ve daha fazla ayrımcılık yapılacağı olasılığıyla duydukları endişe Ulusal Otizm Derneği ise üyelerinden bazılarının testle otizm hastalığının önceden bilinmesinin ailelerin hazırlanması ve çocuklarına destek bulmalarında yardımcı olacağı görüşünde olduğunu belirtti

Her 150 çocuktan biri otizm riski taşıyor

Her 150 çocuktan biri otizm riski taşıyor
Otizm Platformu Koordinatörü Aylin Sezgin, her 150 çocuktan birinin otizm riski taşıdığını belirterek, 'erken teşhis için tarama testlerinin zorunlu sağlık hizmeti olmasını talep ediyoruz' dedi



Sezgin, yaptığı açıklamada, otizmin doğuştan geliştiğini, beynin ve sinir sisteminin farklı yapısından veya işleyişinden kaynaklandığını belirterek, genellikle 3 yaşından önce ortaya çıkan otizmin bireylerin sosyal, iletişim, etkileşim ve davranışlarını olumsuz etkilediğini söyledi
Tüm dünyada bilimselliği kabul edilmiş DSM-V ölçütlerine göre her 150 çocuktan birinin otizm riski taşıdığına dikkati çeken Sezgin, bu kriter baz alındığında Türkiye'de tüm nüfus içinde 450 bin, 0-14 yaş grubunda ise 125 bin otistik çocuk bulunduğunu belirtti Sezgin, otizm konusunda ailelerin bilinçlenmesi ve teşhis yöntemlerindeki gelişmeler nedeniyle 0-6 yaş grubunda teşhis sayısının giderek arttığını ifade etti
Otizmin diğer engel gruplarından en önemli farkının, otizmli çocukların erken tanı ve yoğun eğitimle sorunların giderilmesinde büyük kazanımların sağlanması olduğuna işaret eden Sezgin, platform olarak erken teşhis için tarama testlerinin zorunlu sağlık hizmeti olmasını talep ettiklerini söyledi
Sezgin, otizmin bugün için kabul edilen en önemli tedavi aracının, erken yaşta verilmeye başlanan yoğunlaştırılmış ve bireyselleştirilmiş özel eğitim olduğunu vurgulayarak, ''Erken yaşta tanı alarak, doğru yöntemlerle ve yoğun şekilde eğitim alan otizmli çocukların büyük çoğunluğu, bireysel ihtiyaçlarını karşılar duruma gelebilir, okula gidebilir ve yaşıtlarının sahip olduğu bazı becerileri edinerek toplumda yerine alabilir'' diye konuştu
Dünyada bilimsel olarak kanıtlanan yoğun eğitim süresinin haftada 40 saat olduğunu dile getiren Sezgin, Türkiye'de devlet desteğiyle verilen aylık 10 saatlik eğitimin oldukça yetersiz olduğunu ifade etti Sezgin, Türkiye'nin ekonomik şartlarını da göz önünde bulunduran Otizm Platformu'nun bu sürenin aylık 40 saate çıkmasını istediğini kaydetti
''SADECE 2 BİN 114 ÇOCUK EĞİTİM ALIYOR''
Türkiye genelindeki devlet okullarındaki otistik öğrenci sayısının sadece 2 bin 114 olduğuna dikkati çeken Sezgin, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Otistik çocukların ve ailelerinin eğitim gereksinimlerinin karşılanmasının önündeki en önemli engel, ülkemizde otizmli çocuklara eğitim ve terapi verecek donamında ve yeterli sayıda öğretmen ve terapist olmaması ve yetiştirilememesidir Bu engelin en önemli kaynağı ise üniversitelerimizde yeterli sayıda program ve öğretim üyesi bulunmamasıdır Kurumlar üstü bir öneme sahip bu konunun ivedilikle çözüme kavuşturulabilmesi için geçici basit çözümlerden kaçınılmalı, kalıcı, orta ve uzun dönemli yöntemlerle bu eğitim açığı doldurulmalıdır''
''FARKINDA MISINIZ'' KAMPANYASI
Birleşmiş Milletler'in (BM) otizme dikkat çekmek ve farkındalık yaratmak amacıyla 2 Nisan'ı ''Dünya Otizm Farkındalık Günü'', nisan ayını da ''Otizm Farkındalık Ayı'' olarak ilan ettiğini hatırlatan Sezgin, bu ay boyunca otizmle ilgili araştırmaların teşvik edildiğini ve bilinirliliğin arttırılarak, erken teşhis ve tedavinin yaygınlaştırılmasının hedeflendiğini belirtti
Sezgin, 16 sivil toplum kuruluşunun bir araya gelmesiyle oluşan Otizm Platformu'nun da etkinlikler düzenleyeceğini bildirerek, ''Farkında mısınız'' adlı bir kampanya hazırladıklarını söyledi
Kampanya kapsamında, tanıtım broşürleri, posterler, e-posta bilgilendirmeleri, radyolarda yayınlanmak üzere özel jingle hazırladıklarını, alışveriş merkezlerinde tanıtım stantları kuracaklarını anlatan Sezgin, ''Bu çalışmaların ülke genelinde yaygınlaşması için otizmden etkilenen ailelerin yanı sıra iş dünyasından duyarlı bireylerin ve medyanın da desteğini bekliyoruz'' dedi

Otizm

Otizm, sosyal ve iletişim becerilerinin oluşmasını etkileyen bir genel gelişim bozukluğudur Otizm genellikle 2 yaşından itibaren ortaya çıkar Otistik çocuklar genelde öğrenme ve algılama bozukluğu çekerler Otistik çocukların büyük bir bölümünde farklı seviyelerde zeka geriliği görülsede zeka seviyeleri normal olan otostik çocuklarda vardır Ancak genel zeka seviyeleri ne olursa olsun, otostik çocuklar çevrelerindeki dünyayı algılamakta bir zorluk çekerler Bir annenin doğum sonrası çocugunun özürlü olma oranı % 2 dir otostik olma ihtimali % 05 ' tir Otizm erkek çocuklarda kız çocuklarından 4 kat daha fazla görünmektedir Asperger sendromu ve Rett sendromu olarak bilinen otizm formlarıda bilinmektedir

OTİZM BELİRTİLERİ NELERDİR?

Otistikleri, etkilenme dereceleri değişse de aşağıda ortak belirtiler görülür Sosyal ilişkilerde güçlük Konuşma güçlüğü Konuşma güçlüğü Sözsüz İletişimde zorlanma Oyun oynama ve hayal kurmada güçlük çekme Değişiklere karşı tepki ve direnç gösterme

OTOSTİK BİR ÇOCUK ; Başkalarına ilgisizdir Göz temasından kaçınır Başkaları ile kendiliğinde temas kurumaz İsteklerini bir yetişkinin ellerini kullanarak belirtir Diğer çocuklarla oynamaz Sürekli bir konu üzerinde konuşur Tekrarlar fazladır Sebepsiz şekilde ağlar, güler, ve sebepsiz davranışlarda bulunur Anlamsız sözleri üst üste tekrarlar Nesneleri tutup sürekli döndürmekten hoşlanır Değişikliklerden hoşlanmaz Yaratıcılık gerktiren oyunları oynamaz Bazıları yaratıcılık gerektirmeyen bir takım işleri oldukça hızlı ve iyi yaparlar


OTİZİMİN SEBEBİ NEDİR? TEDAVİSİ VAR MIDIR?

Otizme neyin sebep olduğu henüz net olarak bulunamamıştır Ancak son dönemdeki araştırmalar, otizmin genetik bir rahatsızlık olduğu görünüşü kuvvetlendirmektedir Otizmin kesin tedavisi için henüz herhangi ya da ilaç mevcut değildir Otistik çocuklarının kullandığı ilaçlar genelde hiperaktivi azaltan, dikkatin yoğunlaşmasına yardımcı olan, dolayısıyla çocugun eğitiminden daha çok faydalanmasına destek veren yardımcı ilaçlardır

Türkiye ilk kez otizm plat

Türkiye ilk kez otizm plat***unun girişimleriyle 'dünya otizm günü'nü kutladı
TÜRKİYE İLK KEZ OTİZM PLAT***UNUN GİRİŞİMLERİYLE 'DÜNYA OTİZM GÜNÜ'NÜ KUTLADI


Türkiye`deki 16 sivil toplum örgütünün bir araya gelmesiyle oluşturulan Otizm Platformu tarafından ‘‘Dünya Otizm Farkındalık Günü’’ kapsamında Taksim`deki Elite World Hotel’ de düzenlenen basın toplantısında konuşan Başbakanlık Özürlüler İdaresi Başkan Yardımcısı Reyhan Gazel, oğlunun da otistik olduğunu, bu nedenle yıllardır mücadele verdiğini belirtti



Otizmin 3 yaş öncesinde kendini gösterdiğini, çocukta göz temasında, dil gelişiminde, toplumla adaptasyonda sorunlar yaşanabildiğini dile getiren Gazel, otistik çocuğu olan ailelerin psikolojik olarak zor süreçler geçirdiğini de ifade etti



Türkiye’de otistik çocuklara özel eğitim verecek uzman konusunda eksiklikler bulunduğunu kaydeden Gazel, " Özürlüler İdaresi Başkanlığı olarak otizmle mücadelede, her tür sıkıntının çözümünde aktif olarak işin içinde olacağız Tüm çocuklarımız mutlu, üretken ve yaşamda aktif olana kadar da mücadeleyi bırakmayacağız Çünkü, tüm özürlü vatandaşlarımızın fonksiyonel yetersizliklerinden kaynaklı olarak yaşadıkları eşitsizliği ortadan kaldırmak, üretken olmalarını sağlayarak istihdamlarını gerçekleştirmek, bağımsızlıklarına destek verecek imkanlardan yararlanmalarını temin etmek özürlülük politikamızın önemli bir parçasıdır" dedi

Otizmin Türkiye'de yeni bilinmeye başladığına dikkat çeken Reyhan Gazel, bu nedenle bir çok alanda sıkıntı yaşandığını anlattı Bu sıkıntının giderilmesi için, otizm konusunda sağlık ocaklarında ve ana çocuk sağlığı merkezlerinde, hastanelerde tüm doktorların bilgilendirilmelerinin gerekliliğinin altını çizen Gazel, otizm tanısı almış çocukların ailelerinin planlı ve kapsamlı bir şekilde otizm konusunda, gelişim özellikleri, sağlık, eğitim ve bakımı alanlarında bilgilendirilmelerinin önemine vurgu yaptı

Gazel, "Otizm tedavisinde en önemli şart, erken tanı ile birlikte başlayan erken eğitim sürecidir Otizmli çocukların okul öncesi eğitimlerini okul öncesi eğitim kurumlarında bireysel ve grup eğitimleri ile kaynaştırmaya hazırlık esasına göre yapılması gereklidir" dedi



Gazel, ‘‘İnsanlar çocuklarımızdan korkmasın Bizim çocuklarımızdan kimseye zarar gelmez Onları anlamaya ve destek olmaya çalışın’’ dedi Ayrıca Gazel, Özürlüler İdaresi Başkanlığı olarak 15 yaşından büyük otistik gençleri meslek edinme kurslarına yönlendirmeyi amaçladıklarını, yoğun olarak bunun çalışması içerisinde de olduklarını dile getirdi



Gazel, amaçlarının engellilerin de diğer insanlar gibi topluma, hayata katılımda eşit haklardan yararlanmasının sağlanması olduğunu söyledi Gazel " Özürlülük alanındaki sorunlar sadece özürlülerimizi ilgilendirmiyor, tüm toplumu ilgilendiriyor Bu alanda yapılan tüm çalışmaların optimum düzeyde uygulanması için toplumsal tutumlar ve katılım oldukça önemlidir" dedi


Türkiye'de ilk kez kutlanan Dünya Otizm Günü’nün ve Nisan Ayı Dünya Otizm Farkındalık Ayının otizm alanında ciddi bir farkındalık yaratacağından emin olduğunu belirten Gazel, Otizm Platformuna destek veren sivil toplum kuruluşlarına ve herkese teşekkür etti

Otizm genetik mi

İngiliz gazetelerinde çıkan habere göre, yapılan üç araştırmada, hastalığın kökenlerine ilişkin genetik değişiklikler belirlendi ve bu değişiklerden birinin otizm vakalarının yüzde 15'ine açıklama getirebileceği belirtildi

Philadelphia Çocuk Hastanesinden Hakon Hakonarson ile meslektaşlarının Nature dergisinde yayımlanan iki araştırmasına göre, çocuğun beynindeki bağlantıları sağlamada rol oynayan genlerdeki mutasyon, çocuğun otizm olması ihtimalini artırıyor

Bilim adamları, araştırmanın önemini, genetikle kanser arasındaki bağlantıya ilişkin elde edilen bulgulara benzetti

Oxford Üniversitesinden Prof Tony Monaco başkanlığında yapılan ve Molecular Psychiatry dergisinde yayımlanan bir diğer araştırmada da, beyindeki sinir hücrelerinin gelişmesinde ve büyümesinde yer alan genlerin, bir kişinin otizme hassasiyetini artırabileceği belirlendi

ABD Milli Sağlık Enstitüsünden Dr Raynard Kington, "Bu bulgular, genetik faktörlerin otizmde güçlü rol oynadığını gösteriyor Genlerin ayrıntılı analizi ve beynin gelişimini nasıl etkilediğinin anlaşılması, otizmli çocukların teşhisi ve tedavisi için daha iyi stratejiler geliştirilmesini sağlayacak" dedi

Otizmin nedeni henüz tam olarak bilinmiyor, ancak birçok uzman, bunun birden fazla nedeni olabileceğine inanıyor Otizmin olası nedenleri arasında gebelikte alkol almak, babanın yaşlı olması, aşı, doğum esnasındaki bir aksilik ve çok erken yaşta televizyon seyretmek de sayılıyor
Sabah

Çocukta Otizm

Çocukların normal gelişim süreci içerisinde toplumsal etkileşimi,iletişimi ve sosyal becerileri gelişme gösterir. Çocuklar her yaş seviyesinde kendilerine göre belli bir ölçüde iletişim ve etkileşim gösterirler. İletişim ve etkileşim sosyal hayatın ve bireyin çevre ile uyumunda gereklidir.Aynı zamanda çocuğun normal zeka gelişimi ve psikomotor gelişimi içinde gerekli ve önemli bir unsurdur.

Otizmde çocukta iletişim ve etkileşim eksikliği ve tekrar eden davranışlar ile beraber çok sınırlanmış bir ilgi alanı görülür. Doğumdan sonra çocukta görülen göz takibi, göz kontağı,gülümseme,etraftaki insanların farkında olma iletişimin ve etkileşimin göstergesidir. Bu özellikler her yaş seviyesine göre faklılık gösterir. Konuşmanın gelişmesi, göz kontağı, duygu alışverişi, etrafa karşı ilgi, özellikle insanlara ve kendi yaşıtlarına karşı olan sosyal ve duygusal ilgi çocuğun aile ve toplum içerisinde sağlıklı bir şekilde gelişmesi için gereklidir.

Otizmde belli bir şekliyle içe çekilme,sınırlı davranışlar ve ilgiler içerisinde kalma söz konusudur. Çocuğun kendi kendini belli bir alana sınırlaması, kendi dünyasını kurması ve bu dünyanın ritüelleri ve kendine has davranışları ile hayatına devam etmek istemesi söz konusudur. İçe çekilme ile beraber insanlara olan ilgi azalmakta sosyal alanda gerekli olan iletişim ve etkileşim becerileri geri kalmakta, birey otistik çerçevede nesnelerin dünyasına kendisini hapsetmektedir. Bu durum onun normal gelişimini bozmaktadır.

Otistik bireyin kendine has belli özellikleri vardır.Bu belirtiler genelde ilk 30 ayda kendini gösterir.Belli bir süre ilk 30 ayda hiçbir şikayet olmayabilir. Normal bir gelişme dönemi olabilir. Otistik bir çocukta olan belirtiler arasında, yaşına uygun konuşmanın gelişmemesi, tekrar eden hareketler, insanlara karşı ilgisizlik, göz kontağı kurmama, nesnelere karşı aşırı ilgi, dönen cisimlere ilgi, kendine özgü törensel davranışlar, eskiye karşı sıkı sıkıya bağlılık ile beraber yeniliğe karşı direnç, kendi etrafında dönme, sallanma, saatlerce belli bir hareketi tekrar edebilme, beslenme konusunda düzensizlik, ağrıya karşı dayanıklılık, etraftaki duygusal değişime ilgisizlik,yaşıtlarına karşı ilgisizlik,parmak ucunda yürüme, yandan bakış, taklit gerektiren oyunları oynamama, TV ve müziğe aşırı ilgi vb. belirtileri sayabiliriz. Otistik çocukta bunların hepsi olmayabilir ama yukarıdaki özelliklerin bir kısmı ile birlikte çocuğun gelişiminin normalden sapması dikkat çeker.

Otistik bozukluğun tedavisi gerekli eğitim ile gelişmemiş sosyal becerilerin kazandırılmasına ve eksik kalmış iletişim becerilerinin takviyesine yöneliktir. Eğer eşlik eden semptomlar varsa ona yönelik ilaç tedavisi yapılabilir. Çocukların prognozu, erken müdahale, eşlik eden merkezi sinir sistemi problemlerinin olup olmaması, verilen eğitime cevap, 4-5 yaşına kadar oluşan kelime sayısı ile belli olabilmektedir. Yüksek fonksiyonlu otistiklerde prognoz daha iyi olabilmektedir. Eşlik eden merkezi sinir sistemi problemlerine yönelik müdahalenin yapılması gerekir. Yurt dışında farklı tedavi yaklaşımlarından bazıları vitamin tedavisi, diet, sekretin tedavisi,Naltrekson tedavisi vb tedavi usulleridir. Ancak bu tedavi usulleri ülkemizde yaygın olarak kullanılmamaktadır ve tedavi ediciliği konusunda kesin veriler bulunmamaktadır.

Otistik bozuklukta hiperaktivite, kendine zarar verici davranışlar, hırçınlık, eğitime uyumsuzluk, zeka sorunları gibi ek belirtiler olursa bunlara yönelik tedavi yaklaşımları uygulanmalıdır.

Temel tedavi özellikle anne baba tarafından ısrarla eğitimin devam ettirilmesidir. Tedavide temel unsur eğitimin sürekliliğidir. Çocukların eğitime başlama yaşı önemlidir. Ne kadar erken müdahale edilirse o kadar iyi olmaktadır. Otistik belirtileri olan çocukların mümkün olan en kısa zamanda tedavi ekibi ile irtibat kurması ve tanı kesinleştikten sonra gerekli tedavi planının hemen işlemeye başlaması gerekir.

Anne babanın psikolojik durumu, genetik etkenler, çevresel etkenler çocuğun bu belirtiler göstermesinde etkilidir. Tedavinin uzun olması, otistik çocukları idare etmenin güç olması nedeni ile anne babalara yönelik aile terapileri, motivasyon ve yönlendirme çok önemlidir. Bu konuda anne babaya danışmanlık ve psikososyal destek çok önemlidir..

Son olarak şunu belirtmek gerekir doğumsal işitme ve görme kaybı reaktif bağlanma bozukluğu, mental retardasyon, duygusal sitümülasyondan uzak kalmış çocuklarda otistik belirtiler görülmekle beraber, ayrıcı tanının bu hastalıklar göz önünde bulundurularak yapılması gerekir.

Bebeklerde İletişim Eksikliği Otizm Olabilir

Ankara Üniversitesi Otistik Çocuklar Tanı Tedavi Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Prof. Dr. Efser Kerimoğlu, otizmde erken tanının önemine işaret ederek, aileleri, ''bebekleri adı söylendiğinde bakmıyorsa, göz teması kurmuyorsa, eliyle bir şeyi göstermiyorsa, gösterilene bakmıyorsa, 'agu' sesleri çıkarmıyorsa, taklit yapmıyorsa, az ilişki kuruyorsa, daha çok kendi iç dünyasındaymış izlenimi veriyorsa, mutlaka bir uzmana başvurmalıdırlar'' diye uyardı.

Kerimoğlu, yaptığı açıklamada, otizmin, sosyal ve iletişim becerilerinin oluşmasını etkileyen bir gelişim bozukluğu olduğunu ve genellikle yaşamın ilk 2 yılında ortaya çıktığını söyledi. 1990 yılında faaliyete geçen Otistik Çocuklar Tanı Tedavi Araştırma ve Uygulama Merkezi ilk açıldığında yılda sadece 5-6 otistik çocuk gördüklerini anlatan Kerimoğlu, o dönemde merkeze getirilen çocukların yaşlarının 4 ya da 5 olduğunu söyledi. 3 yaşında bir çocuğun merkeze getirilmesi durumunda ''erken başvuru'' diye çok sevindiklerini ifade eden Kerimoğlu, şu anda merkezde izlenen çocukların sayısının 2 bini geçtiğini söyledi.

''Şu anda ilk başvuru yaşı, 1'in altına indi'' diyen Kerimoğlu, otizmin belirtilerini şöyle anlattı:

''0-3 yaş arasındaki bebeklerde ilişki-iletişim bozuklukları olabiliyor. Aileler, bebeklerini iyi gözlemlemeliler. Aileler, bebekleri, adı söylendiğinde bakmıyorsa, göz teması kurmuyorsa, eliyle bir şeyi göstermiyorsa, gösterilene bakmıyorsa, 'agu' sesleri çıkarmıyorsa, taklit yapmıyorsa, az ilişki kuruyorsa, daha çok kendi iç dünyasındaymış izlenimi veriyorsa, mutlaka bir uzmana başvurmalıdırlar. Bunlar bir bebekte 1 yaşından önce de ayırt edilebilir. Ailenin de şüphelenip, 'bunda bir tuhaflık mı var?' diye, bebeği doktora götürmesi gerekir. Ancak aileler, o dönemlerde bu belirtilerin üzerinde çok fazla durmuyor. Ailelerin, belirtileri 'çok sağlıklı bir bebek, bir şeyi yok, zaten babası da geç konuşmuştu' diyerek geçiştirmemesi gerek.''

OTİZM DEĞİL, İLETİŞİM BOZUKLUĞU OLABİLİR

Otistik belirtileri olmasına rağmen 3 yaşından önce otizm tanısı koymaktan kaçındıklarını anlatan Kerimoğlu, bunun nedenini şöyle anlattı:

''Bu gruptaki bebeklerin, otizm yelpazesi içindeki bir başka bozuklukları da olabilir. Bebeklerde iletişim-etkileşim bozuklukları söz konusu olabilir. Uyaran eksikliğine bağlı bir takım bozukluklar da olabilir. Çok fazla ilgilenilmeyen bebekler olabilir ya da çok fazla televizyon karşısında oturtulan bebekler olabilir. Kapalı bir çocuk, erken müdahale ile bir süre sonra daha açılıp, iletişim kurar hale gelebilir.''

Kerimoğlu, otizmin direkt tedavisi ve ilaç tedavisi olmadığını söyledi ve ''En iyi tedavi yöntemi eğitsel tedaviler. Eğitim yolu ile çocuğa ulaşılmaya, kavramlar öğretilmeye, dil gelişimi ve iletişim alanında beceriler kazandırılmaya çalışılıyor. Otistik çocuklar iletişim kurmayan çocuklar olduğu için bu eğitim özel eğitim merkezlerinde, eğitimli kişiler tarafından yapılıyor'' dedi.

TELEVİZYONA DİKKAT

Çok fazla televizyon karşısında oturtulan bebeklerin canlı bir nesne ile değil, cansız bir nesne ile iletişime girdiğine dikkati çeken Kerimoğlu, bebeklerin televizyondan alacağı hiç bir etkileşimin olmadığını kaydetti. Kerimoğlu, ''Zaten iletişimi az bir bebekse, televizyon büsbütün bebeğin içine kapanmasına destek oluyor. Bunu özellikle bakıcıların çok kullandığını duyuyoruz. İşini görürken açıyor televizyonu, oturtuyor bebeği karşısına. Zaten etrafla ilişkisi olmayan bebeğin ilişkisini tamamen kesiyor'' diye konuştu.

HİÇ GELİŞMEYEN YA DA KÖTÜYE GİDEN ÇOCUK HEMEN HEMEN HİÇ YOK

Otizmin çok emek isteyen bir bozukluk olduğunu anlatan Kerimoğlu, otistik çocukların attıkları en ufak adımların bile çok önemli olduğunu kaydetti. Otistik çocuklardan bazılarının çok iyi gelişme gösterdiğini söyleyen Kerimoğlu, otizm tedavisinde erken tanının ne kadar önemli olduğunu şöyle anlattı:

''Hiç gelişmeyen ya da kötüye giden çocuk, hemen hemen hiç yok. Otistik çocuklar tedavi ile mutlaka kendi çapında çok küçük de olsa adımlar atıyorlar. Diyelim ki bazı çocuklar daha az bazıları daha çok adım atıyor. Bazıları hiç konuşamıyor olsa da iletişim kurmayı öğrenebiliyorlar. Bazılarında konuşma gelişiyor ve örgün eğitimde kaynaştırma eğitimine katılabiliyorlar. Çok ender de olsa, binde bir de olsa yüksek eğitim alabilen, üniversite sınavlarına girebilen çocuklarımız var.

Merkeze başvuran iki bini aşkın çocuğun yarıdan fazlası kaynaştırma eğitimine katılmış. Çocukların 50'ye yakını orta öğretime devam ederken, 5 otistik genç de yüksek öğretim görüyor. Eğer otistik olmasalardı, bu çocuklar zekalarıyla çok iyi yerlere gelebilecek kapasitede olan çocuklar. Kendilerine sağlanan imkanlar ve doğru tedavi ile üniversite eğitimi alabiliyorlar.

Bir kısmı kapasitesi doğrultusunda çok yararlanıyor. Bazıları ilköğretimi tamamlayabilirken bazıları ise ancak özel eğitime devam edebiliyor. Bu tedavileri almasalardı bu çocukların bu noktada olması mümkün değildi. Erken tanı hayat kurtarıyor. Bu çocukların hepsine eğitim şansının verilmesi gerekir. Bu şansı bazı çocuklar daha iyi değerlendirebiliyor.''

Otizmin biyolojik temeli

Otizm sinir sisteminin gelişimsel bir bozukluğu olup davranışsal açıdan tanımlanan ilginç bir sendromdur. Bu sendrom sosyal davranış, duygu ifadesi, sözel iletişim, soyutlama ve bilgi işleme gibi beyinin yüksek kortikal disfonksiyonunu yansıtır. Bu sendrom yaşam boyu devam eder ve belirtileri yaşa göre değişiklik gösterir. Otizmin ilk önceleri sanıldığı gibi, sevgi yoksunluğu, iletişim eksikliği ya da çocuğun geçmiş yaşantısı ile ilgili duygusal sorunlara ilişkin olmadığı anlaşılmıştır. Hastalığın kaynağı psikolojik değil, beyin

disfonksiyonuna bağlıdır. Bunun açıklığa kavuşması iki açıdan önemlidir:

Tedavi yani eğitim ve terapinin doğru uygulanması
Ana-babayı suçlamaktan vazgeçilmesi.

Klinik gözlemciler bu hastalığın iki tür seyrinden söz etmektedir:

Birincisi doğumdan itibaren yavaş ya da atipik gelişme, motor ve zihinsel becerilerde gecikmeler-otistik davranış diye adlandırdığımız belirtilerin 8 ay gibi erken bir yaşta ortaya çıkması.

İkincisi de normal bir gelişim seyrinin 2. yılın ortası ya da sonuna doğru bozulması. Bu ikinci grup çocuklarda bilinen beceriler gerilemekte ya da kaybolmaktadır. Gerileme özellikle konuşma ve dil yeteneklerinde kendini göstermektedir.

Bu noktada otizmi, benzer belirti veren hastalıklardan ayırt etmede kullanılabilecek bir ölçütten söz etmek gerekmektedir. Otizmde gelişme geriliği yerine gelişmede sapmalar, duraklamalar ve geriye dönüşler olmaktadır. Çocuk söylemekte olduğu sözcükleri tekrar etmemeye başlamakta, cümle kurabiliyor iken kuramaz hale gelmekte, başkalarına ilgisi azalmakta ve yapabildiklerini yapamaz bir duruma gelmektedir.

Konjenital rubella, fenilketonuri, tuberosklerozis ve Rett’s hastalığı gibi nörolojik lezyonların bulunduğu bir grup hastalıkta otistik belirtiler ortaya çıkmaktadır. Ayrıca otistik bozukluk tanısı alan çocuklarda perinatal komplikasyonlara maruz kalama oranı normal çocuklara oranla oldukça yüksek olarak bulunmuştur. Ayrıca bu çocuklarda konjenital fiziksel anomalilerin de sağlıklı çocuklara oranla daha fazla yüksek gözlenmesi ilk trimesterdeki gebelik komplikasyonlarını düşündürmektedir.

Otistik bozukluk tanısı alan çocukların %30 kadarında grand mal epileptik nöbetler, %20-25’inde ventriküler genişleme, %
10-93 arasında değişen oranlarda da EEG de çok çeşitli anormalliklere rastlanmaktadır. Son yıllarda yapılan MRI çalışmalarında otistik çocukların serebellar vermal lobullerinde hipoplazi ve özellikle polimikrogyria gibi kortikal anomalilerin bulunduğu ileri sürülmektedir. Bu anomaliler gebeliğin ilk 6 ayında anormal hücre migrasyonunun olduğuna işaret etmektedir. Otopsi çalışmalarında serebral purkinje hücre kitlesinde bir artış olduğu, PET çalışmaları ise diffuz serebral metabolizma artış olduğunu göstermektedir.

Nöroanatomik bulgular

Otistik bozuklukta üzerinde en çok durulan ve etyopatogenezde önemli oranda sorumlu tutulan beyin bölgesi temporal lobtur. Bunun nedeni de temporal lob harabiyeti olan kişilerde otistik benzeri belirtilerin ortay çıkmasıdır. Hayvanlarda temporal lob harap edildiği zaman sosyal uyumun bozulduğu, huzursuzluğun ve tekrarlayıcı motor hareketlerin oluştuğu gözlenmiştir. Otistik bozuklukta gözlenen diğer anatomik bulgulardan biri de serebellumda bulunan purkinje hücre kitlesindeki azalmadır. Bunun da dikkat ve algıdaki bozuklukların nedeni olduğu düşünülmektedir.

Biyokimyasal bulgular

Otistik hastaların en az üçte birinde plazma serotonin düzeyinin normalden yüksek olduğu bulunmuştur. Ancak bu bulgu mental retardasyonda da mevcut olduğu için otistik bozukluğa özgü bir anormallik olarak değerlendirilmemektedir. Ayrıca otistik çocukların BOS’unda major dopamin metaboliti HVA düzeyinde de belirgin oranda bir yükseklik bulunmuştur.

Bu sendromu yaratan nedenler

Otizmi çeşitli nedenlere bağlansa da bir çok vaka da etyolojisi bilinmemektedir. Otizm etyolojisini araştırmak üzere beyinin çeşitli bölgeleri incelenmemektedir. Letaralizasyon olarak en çok sol hemisfer, lokalizasyon olarak frontal lob, temporal lob, serebellar yollar ve limbik sistem üzerinde durulmaktadır. Bazı araştırmacılar primer duyu korteksi ilke bağlantı asosisasyon korteksi arasındaki kopukluğun otizmi yarattığına, bazı araştırmacılarda alınan bilgiyi işleme ve soyutlama görevi yapan ve kavram geliştirme fonksiyonun yer aldığı medial temporal lobdaki lezyonların otizme neden olacağını bildirmektedir.

Otistik çocuklarda eğer ortaya atıldığı gibi beyinin duyum ve asosiasyon korteksinin bağlantısında bir kopukluk söz konusu ise konuşulan dili ve yüz ifadesini anlamada güçlükler meydana gelecektir. Bu durumda sinir sistemine giden çeşitli uyarıcıların yorumu yapılamaz.

Buna benzer bozukluğu olan başak bir klinik grupta, işitsel uyarıcıyı yorumlamada disfonksiyonu olan çocuklardır. Bu çocukların zekası yerindedir. İşitebilir ve okuyabilirler. Ancak işittiklerini ve okuduklarını anlayamamaktadırlar. Algısal dilde yetersizdirler. Dili anlayamadıkları için dikkatlerini konuşulana ve konuşan kişiye veremez, o kişinin yüzüne bakmazlar. Bunun sonucu çocuk diğer insanlardan ve çevreden kopmaktadır. Diğer insanların duygularını sözel olarak alamadığı gibi yüz ifadelerinin de yorumlayamazlar. Dolayısıyla hem konuşma gelişmez hem de duyguları ifade etmeyi öğrenemezler. Bunun sonucunda da ciddi davranış ve kişilik sorunları oluşmaktadır ve kavramlar gelişmemektedir. Ancak soyut kelimeleri öğrenebilirler, bellekleri zayıftır ve perseverasyon, hiperaktivite gibi belirtiler oluşmaktadır. Dil gelişmediği içinde cümle kalıpları ile konuşurlar.

Görüldüğü gibi bu sözü edilen anlamada sorunu olan çocuklardaki belirtiler otistik hastalar içinde geçerlidir. Otistik çocuklarda işitmekte ancak işittiklerini anlamamaktadırlar. Ayrıca otistik çocuğun algılama sorunu yalnızca tek alanda değil farklı alan ve becerilerdedir. Bu çocuklarda aynı zamanda çoğunda zeka geriliği de mevcuttur. Bu yorum içerisinde otistik çocukların içe dönük davranışları anlaşılabilir.

Çocuk anneden sevgi almamış değil sevgiyi algılayamamıştır.
Konuşma yeteneği yok değil söyleneni anlayamadığından konuşma gelişmemiştir.
Duygusunu ifade edememektedir. Çünkü insanlar arasındaki iletişimde duyguların anlamını kavrayamamıştır.

Otistik belirtilerin nörobiyolojik kökeni

Beyin sapı ve serebellar akımdaki anormallik dikkati azaltmaktadır.

Hipokampus ve diğer limbik sistem öğelerdeki anormallikler bellekte bozukluk yapmaktadır.

Parietal lobdaki anomali işitsel uyarıcıyı işlemde yetersizlik yaratmaktadır.

Frontal lob ya da temporal lobdaki anomali kavramsal konuların işlemesinde sorun çıkarmaktadır.

Asosiasyon korteksindeki anomali sosyal iletişim, dil ve karmaşık bilişsel alanlardaki bilgiyi işlemede güçlük yaratmaktadır.

Otizmle ilgili tüm araştırmaların ve teorilere rağmen henüz kesin olarak bir bozukluğa spesifik anormallikler tanımlanamamıştır. Ancak otizmin tanı kriterleri tam açık olmasa da biyolojik işaretlerin kesin olarak ortaya konamamış olsa da nörolojik disfonksiyona bağlı bir davranış şekli olduğu bugün kabul edilmektedir.

Beyindeki Ayna Nöronlar

Yeni araştırma, ayna nöron aktivitesinin yedi yaşında tamamen geliştiğini iddia etmektedir. Bilimadamları, insanların yüz ifadelerini okumanın ve onların niyetlerini yorumlamanın beyindeki benzer aktiviteden çekilebileceğini belirtiyorlar.

Size inzâl olan bilgide şu vardır: Allah işaretlerinin inkâr edildiği ve onlar hakkında uygunsuz konuşulduğu ortamda oturmayın; başka bir konuya dönülmedikçe! Aksi hâlde kesinlikle siz onların misli (benzeri) olursunuz. (Bu uyarıyı “ayna nöronlar” bilimsel bulgusuyla bütünleştirelim. Bu âyet aslında bir MUCİZE’dir ancak günümüz bilimsel çalışmalarıyla tespit edilen bir gerçeği 1400 küsur yıl önce vurgulaması nedeniyle. A.H.) Allah ikiyüzlüler (münafıklar) ile hakikati inkâr edenleri cehennemde bir araya getirecektir… Nisâ Sûresi, Âyet 140 ALLAH İLMİNDEN YANSIMALAR, ’’B’’ KAPSAMINDA KURÂN’A BAKIŞ, AHMED HULÛSİ

(http://www.ahmedhulusi.org/kuran/)

‘’ Beyinler çeşitli frekanslara açık alıcı-vericilerdir, tıpkı çeşitli frekanslara açık radyo alıcıları gibi… Dolayısıyla o beynin alıcı frekanslarına uygun dalga yayan, hiç tanımadığı kişilerden gelen dalgaları da alırlar farkında bile olmadan… Sonra da “aklıma geliverdi”, derler! Nereden?! Burada, konuyu bilen kişilere, “Mirror neurons” – “ayna nöronlar” işlevini hatırlatalım… Asırlar öncesinde, “ayna nöronlar” işlevinin insanlardaki açığa çıkışına şöyle işaret edilmiştir toplumlar tarafından: “Üzüm üzüme baka baka kararır”! Evet, beraber olduğunuz kişilerin veya içinde bulunduğunuz toplumu oluşturan beyinlerin yaydıkları “dalga”lar sizin beyninizde akis bulur ve o yönde programlanmaya tâbi tutulursunuz. İyi veya kötü…Rasulullah, kendisine inananlara, çokça “salâvat” getirmelerini tavsiye etmiştir. “Kesinlikledir ki Allah ve melekî kuvveleri Nebî’sine yönlenmektedir. Ey iman edenler siz de Ona yönlenin ve teslim olun, selâmet bulun” uyarısı işte buna işaret eder. “Allah’’ ismiyle işaret edilen, tüm varlığı yaratan hakikatin “nokta”sındaki varlığı; ve O’nun isimlerinin özelliklerinin açığa çıkışı olan melekî kuvveler, “nübüvvet” dediğimiz sistemin gerçeklerini, ”sünnetullah”ı okuma hâline yönlendirir O’nu… Siz de O’na yönlenerek, O’ndan yayılan bu frekansı alıp, “ayna nöron”larınızın bu “dalga”ları (gelen yayını) değerlendirmesi suretiyle selâmete erin”; denmektedir belki de Kurân-ı Kerîmdeki bu âyette! (özden gelen bilginin bilinçte açığa çıkması için oluşan işlev = yusallune). İşte bu yüzdendir ki, kişi, ne kadar çok Rasûlullah (aleyhisselâm)a yönelir ve O’nu anarsa, salâvat getirirse, o nispette O’nun ruhuyla, bilinciyle bağlantı kurup, o yayın kanalından kendisine bilgi akmaya başlar; kapasitesi kadarıyla da bu gelen bilgiyi değerlendirir.Hazreti Muhammed Mustafa (aleyhisselâm)dan gelen “bilgi” ile “sünnetullah”ı daha iyi fark ederek; sistemin gerçeklerini idrak etmeye başlar ve yaşamına bu gerçeklere göre yön verir. Bu de geleceğinin selâmet olmasını sağlar. Esasen bu olay, sadece O’na mahsus bir olay değildir; bu bir sistemdir!. Bir tür mekânizmadır!. Beynin sayısız işlevlerinden biridir.Kişiler, yaşayan veya boyut değiştirmiş kapsamlı ve kuvvetli bilinçlere (ruhaniyet sahiplerine) yöneldikleri zaman, o kişiden gelen dalgayı hiç fark etmeden alırlar ve “ayna nöronlar” ile bir şekilde değerlendirirler… ‘’ Ahmed HULÛSİ, !YENİLEN

*OTİZM NEDİR?

Otizm; üç yaşından önce başlayan ve ömür boyu süren, sosyal etkileşime ve iletişime zarar veren, sınırlı ve tekrarlanan davranışlara yol açan beynin gelişimini engelleyen bir rahatsızlıktır. Bu belirtiler otizmi, Asperger sendromu gibi daha hafif seyreden otistik spektrum bozukluğundan (OSB) ayırır. Otizm, kalıtımsal kökenlidir ancak kalıtsallığı oldukça karmaşıktır ve OSB’nin kökeninin çoklu gen etkileşimlerinden mi yoksa ender görülen mutasyonlardan mı kaynaklandığı çok açık değildir. Nadir vakalarda, doğum sakatlıklarına neden olan etmenlerle yakından bağlantılıdır. Diğer görüşlere göre ise çocuklukta yapılan aşılar gibi nedenler tartışmalıdır ve aşı kökenli varsayımların ikna edici bilimsel kanıtları yoktur. Yakın dönem araştırmaları otizmin prevalansını 1.000 kişiye bir ya da iki vaka olarak tahmin eder, aynı araştırmalardaki tahminlere göre OSB yaklaşık 1.000 kişide altı vakadır ve erkeklerde rastlanma oranı kadınlara göre 3, 4 kat daha fazladır. Otizm vakalarının sayısı 1980’lerden beri oldukça fazla oranda artmıştır. Bunun nedeni kısmen tanı koyma yöntemlerindeki değişikliklerdir, gerçek prevalansın artıp artmadığı anlaşılamamıştır. Otizm beynin birçok kısmını etkiler ama bu etkinin nasıl geliştiği çok iyi anlaşılamamıştır. Ebeveynler genellikle çocuklarının yaşamının ilk iki yılında belirtileri farkederler. Erken davranışsal ya da kavrayışsal müdahaleler çocukların kendine bakabilme yetisi ile sosyal ve iletişimsel yetiler kazanmasına yardımcı olabilir. Otizmin çaresi yoktur. Otistik çocukların çok azı erişkin olduktan sonra bağımsız yaşamakta, bunlardan bir kısmı bunda başarılı olabilmektedir. Bazılarının otizme bir çare aradığı, diğerlerinin de otizmin bir bozukluktan çok bir durum olduğuna inandığı bir otistik kültür ortaya çıkmıştır. (Kaynak: Vikipedi, Özgür Ansiklopedi)

ScienceDaily: (7 Kasım 2007)

Yakın zamandaki bulgular, araştırmacıların insanlar hem bir hareketi yaparken hem de o hareket yapılırken seyrettiklerinde aktif olan beyin hücrelerinin yeni bir sınıfı olan Ayna Nöronlar anlayışını hızla genişletmektedir. Bazı bilimadamları insanlardaki bir ayna sisteminin taklit etme yeteneğini ve bir lisana sahip olmamız, empati ve anlayış göstermemiz için olan sosyal davranışın temelini biçimlendirdiğini düşünmektedirler. O, konuşmanın gelişiminde de bir rol oynamış olabilir. Ayna nöronlar; hem bir hayvan davrandığında ve hem de o hayvan aynı hareketi seyrettiğinde ateşleme yapmaları dolayısıyla böyle isimlendirilmişlerdir. Sanki gözlemcinin kendisi davranıyormuşcasına ‘’Ayna’’ hareketi olarak düşünülmüşlerdir.

Geçen birkaç yıl içerisindeki ilerlemeler maymunlarda farklı türlerdeki ayna nöronları yeni bir biçimde tanımlamış ve bu ayna nöronların alt kümelerinin inceden inceye nasıl olabileceğini göstermiştir. Bundan başka yeni çalışmalar tedaviye yeni yaklaşımlar da ileri sürerek, otizm (içe kapanma) olarak bilinen sosyal iletişim rahatsızlığı olan çocukların beyinlerindeki ayna aktivitelerini hem anormal hem de normal olarak karakterize etmiştir. Emory Üniversitesi Tıp Okulu’ndan Dr.Mahlon De Long, ‘’Ayna nöronların çalışması alanında ortaya çıkan büyük heyecan; davranış, insan gelişimi ve nörogelişimsel hastalıklar hakkında pek çok yeni hipoteze götüren bulguların dolaylı anlatımlarından kaynaklanmaktadır. Beynin hareket planlama için sinyalleri aktardığı ve uyguladığı bölgelerdeki sinir hücrelerinin bir sınıfı olan Ayna Nöronlar, maymunlardaki el ağız hareketleri çalışmalarının yan ürünü olarak 11 yıl önce keşfedilmiştir. Araya giren yıllardaki Ayna Nöron araştırması, alanların çeşitli dizilimlerine genişlemiştir ve dolaylı anlatımlar, kişi ve zihin teorileri, şizofreni ve inme için olan tedaviler evrimsel gelişmeye neden olarak muazzam hale gelmişlerdir. Nörobilimi 2007’de sunulan bulgular; ayna nöronların alt kümelerinin elin erişim dahilinde yapılmış, gözlemlenmiş hareketler ve hayvanın kişisel alanı ötesinde olanlar arasında ayırım yaptığını göstererek maymunlar üzerinde yapılan yeni bir araştırmayı dahil etmektedir.

Tübingen Üniversitesi’nden Dr.Peter Thier, çalışmasında ayna nöronların bir grubunu bir maymun farklı objeleri yakaladığında ve maymun aynı objeleri bir insanın yakaladığını seyrettiği zaman elektrodlardan gelen hem yakındaki hem de daha uzaktaki tek sinir hücresi aktivitesini kaydederek belirlemiştir. Maymun objeleri aldığı zaman aktif olan sinir hücrelerinin aşağı yukarı yarısı kadarı, onu bir kişi öyle yaptığını seyrettiği zaman da belirmiştir.Thier, burslu araştırma akademi üyesi Antonio Casile ve Doktora öğrencisi Vittorio Caggiano tarafından desteklenmiş ve Parma Üniversitesi’nde Giacomo Rizzolatti’nin laboratuarında onlarla birlikte dikkatle çalışmıştır.Onlar, bu teyit edilen ayna nöronların yalnızca ‘ulaşma uzaklığı içerisinde’ olarak tanımlananının, maymun kendi kişisel alanında bir aktiviteyi seyrederken de aktif olduğunun farkına varmışlardır. Diğerleri sadece maymunun kavramasının dışında bir yerde yapılan hareketlere yanıt vermiştir. Thier ve çalışma arkadaşları, bu öncelikli aktiviteyi 22 sinir hücresinde veya ayna nöronların yarısında kaydetmişlerdir. Ayna nöronların diğer yarısı kavrama hareketinin maymuna ne kadar yakın olduğuna bağlı olmadığının aktivitesini göstermiştir. Bu aşamada fonksiyonel bir rol hâlâ bir tahmin olsa da; Thier ayna nöronlardaki bu yakınlık durumu-belirli aktivitenin etrafımızda ne olduğunu gözlemlediğimizde önemli bir rol oynayabileceğini veya diğerlerinin niyetlerini anlamak ve ortak davranış için bir dayanak olarak hizmet edebileceğini ileri sürmüştür. Thier, ‘’Bu nöronlar gözlemcilerin direkt olarak etkileyebileceği diğerlerinin davranışını veya onun etkileşimde bulunabileceğini kodlayabilirler,’’ demiştir. Diğer bulgular da ayna nöron aktivitesinin diğer insanların yüzle ilgili ifadelerini ve hareketlerini yorumlamak için bir araç olduğunu göstermiştir fakat o, onların düşünceleri ve niyetlerini deşifre etmek için yeterli olmayabilir.

Çalışmalar, belirli Elektroensefalogram’lardaki (EEG) veya ‘Mu Ritimleri’ olarak bilinen beyin dalga modellerindeki 8-13 hertz frekansı veya her saniyede dalgalanan değişiklikleri gözden geçirmiştir. Beynin hareket için ve Sensorimotor Korteks olarak bilinen uyarıcıyı (Stimuli’yi) hissetmesi için bildirdiği sinyallerle direkt olarak bağlantılı kısmındaki EEG kayıtlarına dayanan yakın zamandaki bulgular, Mu Ritimlerinin tipik olarak beynin Premotor Bölgelerindeki ayna aktivitesi tarafından baskılandırıldıklarına işaret etmektedir. Her nasılsa bu, otizmli olan çocuklarda meydana gelmemektedir. Bunun sonucu olarak yeni çalışma; yüzü okumak ve diğerlerini anlamanın bu çocukların beyinlerindeki gelişme için alternatif bir strateji olduğunu ileri sürmektedir.

California Üniversitesi, San Diego’dan Dr.Jaime Pineda aynı doğrultuda olan iki çalışmayı sürdürerek diğer insanların ya dolaylı veyahut lisana-dayalı teorik kavramların hareketlerini ve niyetlerini değerlendirdiğimiz yolları destekleyen bir veya iki teoriye olan kanıta katkıda bulunmayı hedeflemiştir.Pineda, ilk önce beyin dalga aktivitesinin modellerini incelemek için EEG kayıtlarını kullanarak çeşitli yüz ifadeleri yapan insanların yalnızca göz çevresini gösteren fotoğraflarına bakması istenen 23 yetişkinle çalıştı. Üç ayrı denemede deneklerden fotoğraflardaki insanların ya duygularını, ya ırkını veyahut da cinsiyetini saptamaları istendi. Daha sonraki görevde, denekler üç-panolu resim taslağı şeridine baktılar ve deneklerden dördüncü resim taslağını tamamlayan şeridi (ya fiziksel hareketler serisinin sonucu olarak ya da bir objeyle etkileşimde olan bir insanın sonucu olarak) seçmeleri istendi. Örneğin hücresinin penceresini ortadan kaldıran bir tutuklunun art arda olan seyrini ve daha sonra da yatağına bakmasını; tutuklunun uyurken, esnerken veya bir ip yapmak için yatak çarşafını kullanırken olan görüntüsü takip edebilir. Doğru olarak cevap verme, resim taslağı karakterinin gereğine uygun niyetlere veya fiziksel objelerin nasıl etkileşimde bulunduğunu anlamaya bağlıydı. Pineda, çalışmalarını yarısı otizmli olan 7 ila 17 yaş arası 28 çocukla tekrarladı. Diğer yarı ise tipik, gelişmekte olan çocuklardı. Yetişkinlerle olan çalışmaların kayıtları, ‘Mu’ Baskılandırmasıyla veya ayna nöron aktivitesi arasında ve her iki görevin doğruluğu için korelasyon gösterdi. Aslına bakılırsa, yüz ifade görevi esnasındaki ‘Mu Ritimlerinin Baskılandırılması’ insanların ifadelerini okumanın ve onların niyetlerini yorumlamanın beyinde benzer aktiviteye çekebileceğini ileri sürerek resim taslağıyla olan egzersizdeki doğrulukla bağlantılıydı.Tipik olarak gelişen çocuklardan gelen kayıtlar ayna nöron aktivitesinin 7 yaşından itibaren tamamen geliştiğine işaret ederek, iki görev esnasında da baskılandırmanın benzer modellerini gösterdi.

Aksine, otizmli olan çocuklardan gelen kayıtlar ‘Mu’ Ritimlerinin her iki görev esnasında da artmış olduğunu göstermiştir. Artış, ayna nöron sisteminin devreden çıkmış olduğunun bir işaretidir. Oysaki çocuklar görevi hâlâ yapabilmekte oldukları için Pineda, ‘’Otizmli olan çocukların yüz ifadelerini anlamak için ve diğer insanların zihinsel durumlarını yorumlamak için ayna-nöronsuz dayanaklı kopyalama stratejilerini, bir alternatifi geliştirdiklerini varsayıyoruz,’’ demiştir. Pineda, bu dengeleyici stratejilerin artakalan ayna nöron işlevinin engellenmesine yolaçtığını ileri sürmektedir. Bu sonuçlar, otizmin tedavilerinin gelişiminde uygulanabilir. Pineda ve onun grubu, bu sistemdeki işlevi başarılı bir şekilde tekrar normal hale getirmek için Nöro-Geribilgi akışını kullanmaktadırlar. O da, onların ‘Mu’ Baskılandırmasını daha çok tipik gelişmekte olan beynin böyle bir eğitimi takip etmesinin karakteristiği olarak görmelerindendir. Pineda, ‘’ Bulgularımız ayna nöronların otizmde yok olmadıkları fikriyle tutarlıdır. Onlar aksine uyarıcıya (Stimuli’ye) anormal olarak karşılık verenlerdir ve daha geniş sosyal-idraksal beyin devrelerinin içerisinde anormal bir şekilde bütünleşmişlerdir,’’ demiştir. Bu düşünce, Ayna Nöronların uyarıcıya (Stimuli’ye) uygun bir şekilde yanıt vermesi için yeniden alınan eğitimin ve normal olarak daha geniş devrelere entegrasyon yapmanın otizm’in sosyal semptomlarını azaltabileceğini ifade etmektedir. Pineda, ‘’Beyin aktivitesini kaydetmedeki gelişmeler, onu tekrar eden gözle bir hareketi gözlemlemediğimizde bile ayna sistemlerinin aktif olduklarını göstererek bulguları mümkün hale getirmiştir,’’ demiştir.

Cardiff Üniversitesi’nden Dr.Suresh Muthukumaraswamy, ayna sisteminin belirli hareketleri izlediğimizde hatta ayrı bir görev üzerinde konsantre olduğumuzda bile aktif hale geldiğini keşfetmiştir. Daha önceki araştırmaya dayanan sonuçlar; beyindeki motor sisteminin bir kişi bir hareketin yapıldığını gözlemlediğinde öğrendiğini ve diğerlerinin de bu beyin mekanizmaları aracılığıyla taklit etmek için öğrendiğini ileri sürerek aktif olduğunu göstermektedir. Muthukumaraswamy, ortalama 29 yaşa sahip 13 yetişkinle çalışarak beyin aktivitesini Magnetosefalografi (MEG) aracılığıyla kaydetmiştir. Bu görüntüleme tekniği, sinir hücreleri tarafından yayılan zayıf manyetik alanları ölçmektedir ve Muthukumaraswamy aktivitedeki değişiklikleri 275 yerden kaydederek saniyenin her 600’ünde birini izleyebilmiştir.

Muthukumaraswamy, “MEG 20 yıldan fazladır varolsa da; donanım, programlama sistemi ve veriyi analiz etmek için kullanılan algoritmalar daha önceden mümkün olandan çok daha detaylı bir analize izin vermektedir,’’ demiştir. Beyin aktivitesi denekler pasif olarak parmak hareketlerinin art arda sıralanımını, tekrar etmeleri isteneceklerini bildikleri hareketleri izledikçe, oynayan parmakların sayısını topladıkça ve kendilerinin hareketlerin dizilimini canlandırdıkça kaydedilmiştir. Bu kayıtlardan gelen sonuçlar, denekler hareket dizilimini yaptıklarında ve onu bir başkası yaparken izlediklerinde de benzer aktiviteyi göstermiştir. Buna ilaveten Muthukumaraswamy, deneklerin daha sonra yapacaklarını bildikleri hareketleri gözlemlediklerinde ve pasif izlemeyle karşılaştırıldığında kullandıkları parmakların sayısını topladıklarında da beynin motor aktivitesini düzenleyen bölgelerinde artan aktivite farketmiştir. Muthukumaraswamy, “Bu veri, dikkat belirli motor aktivitesine yöneltilmese bile genellikle pasif gözlemle bağlantılı dikkat tarafından insan ayna nöron sistemlerinin aktivitesinin arttırıldığını ileri sürmektedir. Sonuçlarımız ayna sistemin herhangi aynı zamanda meydana gelen bir göreve rağmen aktif kaldığını ve bunun için belki de otomatik bir sistem olduğunu ileri sürüyor,’’ demiştir. Muthukumaraswamy, “Normal insanlardaki ayna sisteminin özelliğinin iyi bir bilimsel anlayışının önemli olduğunu, çünkü bunun ayna sisteminin normal olarak işlev yapmayabileceği otizm gibi olan kliniksel hastalıkları anlamaya yardımcı olabileceğini de,’’ ilave etmiştir.

EEG kayıtlarına dayanan diğer bulgular, otizmli olan çocuklardaki normal ayna aktivitesinin ilk kanıtını sağlamaktadırlar: Otizmli olan çocuklara aşina olan insanlar, tanıdık olmayan insanlar yapmadığı halde beynin ayna bölgelerini normal modellerde harekete geçirebilirler. Önceki araştırma ‘Mu Ritimlerinin’ bir denek gözlemlemiş olan aktif kişiyle belirlendiğinde bastırılmış olduğunu göstermiştir.Bu çalışmaya dayanarak California Üniversitesi, San Diego’dan Dr. Lindsay Oberman; otizmli olan çocukların ayna sistemindeki yanıtının iki farklı faktörünün rolünü incelemiştir.Yarısı otizmli olan 26 erkek çocuğunun olduğu bir gruba altı video gösterilmiştir. Üç video sosyal etkileşimin değişen seviyelerini temsil eden imajları göstermiştir: İki sıçrayan top, kendilerine bir top atan üç insan ve birbirlerine top fırlatan üç insan ve ekranda olmayan izleyici. Videoların diğer seti, deneklere çeşitli düzeylerdeki yakınlığı göstermiştir: Ellerini açan ve kapatan yabancılar, aynı el hareketini yapan aile üyeleri ve kendileri de aynısını yapan denekler. Başlıktaki 13 elektroddan gelen EEG kayıtları, en büyük ayna nöron aktivitesine işaret ederek ‘Mu Aktivitesinin’ en çok denekler kendilerinin videolarını seyrettiklerinde baskılanmış olduğunu göstermiştir. Denekler tanıdık insanları videoda seyrettiklerinde ve en azından yabancıları seyrettiklerinde ölçümler her iki grup için de kısmen daha düşük bir seviyede olan baskılanmayı göstermiştir. Bu, normal ayna nöron aktivitesinin otizmli olan çocuklar yabancıları değil de; aile üyelerini seyrettiklerinde uyandırılmış olduğuna işaret etmektedir. Oberman, ‘’Bu nedenle Ayna Nöron sisteminin fonksiyonel olmadığı kısmen doğru olabilir. Muhtemelen otizmli olan kişiler, tipik bir çocuğun sisteminin yanıt vermesinden çok daha fazla aktifleştirmeyi gerektirmektedir,’’ demiştir. Ayna nöron sistemi ‘’benim gibi’’ gören gözlemcinin uyarıcısına (Stimuli’sine) tepki gösterebilir. Eğer durum buysa, Oberman ‘’ Bu belirlemeyi muhtemelen karakteristik kişiler gözlemlenen uyarıcıya yanıt olarak bu bölgelerin devreye girmesi sonucunda tüm insanlara (hem tanıdık hem tanıdık olmayan) uygulayabilirler. Halbuki, otizm spektrumundaki kişiler sadece tanıdık kişileri (kendileri de dahil) gözönünde bulundururlar,’’ demiştir. Oberman, otistik çocuklardaki normal ayna nöron aktivitesi için olan bu kanıtın bu durumlardaki ayna sistem işlev bozukluğunun tanıdık olmayan insanları, şeyleri ve kişisel anlam belirlemede bir bozulmayı yansıttığına işaret ettiğini ileri sürmüştür. Otizm’in karakteristiği olan tanıdık olmayan insanlarla bağlantılı eksikliklerin, işlev bozukluğu olan ayna nöron sisteminin bir nedeni veya sonucu olup olmadıkları ise belirsizdir.

Türk otistik kızın büyük başarısı yankı uyandırdı


Hollanda'nın Breda kentinde yaşayan 'yüksek fonksiyonlu yetişkin otistik' Birsen Başar'ın azmi görenleri hayrete düşürüyor.

Türkiye'de bastırmak için kapı kapı dolaşmasına rağmen kimseden olumlu cevap alamayan 23 yaşındaki Başar'ın, otizmi anlattığı eseri, 2 Nisan Dünya Otizm gününde Belçika ve Hollanda'da yayınlanacak. Breda Avans Hogeschool Management, Ekonomi ve Hukuk mezunu olan Birsen Başar'ın hayatı, 2007 Temmuz'unda kendisine otizm teşhisi konulmasıyla değişti.

Zekası gelişen ancak duygusal gelişimi duran Başar, 7 aylık bir stajın ardından Breda belediyesinde memur olarak çalışmaya başladı. Araştırmalarında, Türkiye'de daha önce yetişkin bir otistiğin kitap yazmadığını fark eden genç kız, 1,5 sene boyunca hayatındaki değişiklikleri ve otizmle ilgili düşüncelerini kaleme aldı. Kitabının basılması için Türkiye'deki otizmle derneklere başvuran Başar, bu kurumların kitabı için bütçe ayırmak istemediklerini öğrendi. Ümidini yitirmeyen Başar, çalışmalarını Hollanda Otizm Vakfı'na yolladı.

Taslakları hayli beğenen yetkililer, Belçika ve Hollanda'daki yayın evleriyle temasa geçti. Başar'ın eserinin önümüzdeki yıl Dünya Otizm gününde Belçika ve Hollanda'da basılmasına karar verildi.

"TÜRK YAYINEVLERİ KAPILARINI SURATIMA KAPADI"

Birsen Başar, kitap projesi için başvurduğu yedi farklı dernek ve yayınevinden eli boş döndüğünü söyledi. Kitabına 'Ben de fark edilmek istiyorum' adını veren Birsen Başar, Cihan'a yaptığı açıkladam Türkiye'de başvurduğu yayınevlerinin, "Yazdıkların sana ve çevrene ilginç gelebilir ama başkalarına hitap etmiyor." gerekçesiyle eserini yayınlamayı reddettiklerini, bunun da kendisini çok kırdığını söyledi.

Başar, hayatı boyunca insanlarla yaşadığı sorunların ardından özürlülüğü sayesinde kendisine bir hedef bulduğunu belirtti. Birsen Başar, Türkiye'de karşılaştığı ilgisizliğin moralini bozduğunu kaydederek, "Her şeyi kendim yapıyorum, bu bana ve aileme çok stres veriyor.

Hollanda ve Belçika'daki gelişmeler teselli ediyor beni." dedi. Türk otizm hastasının azmi Belçika ve Hollanda medyasında da yer buldu. Birsen Başar Hollanda'daki Nederland 2, NMO ve NPS televizyonları ile Belçika'daki Tv Visie kanalına mülakat verdi. Birsen Başar, otizmin her çeşidi ile ilgili büyük bir bilgi kaynağı olan www.farklihayat.com adlı internet sitesinde de tecrübelerini paylaşıyor.

Otizm'de En Son Gelismeler

Otizm'de En Son Gelismeler
Iki hafta kadar once Uluslararasi 7. Otizm Konferansi'na katilmak icin Londra'daydim. Kisa adi IMFAR olan bu konferans, daha cok aile birliklerinin sponsorlugunda gerceklesen; otizmde tibbi, genetik, ve egitimsel en son gelismeleri desteklemek ve takip etmek uzere olusturulmus en buyuk konferans. Bu yazida da konferansta sunulan otizm alanindaki en son gelismeleri anlatmaya calisacagim.
Benim konferansta takip ettigim ve en cok dikkatimi ceken gelismeleri iki konu basligi altinda ozetleyebilirim.
1. Genetik ve Tibbi Calismalar:
a. Shank3 geni: Fransiz bir genetik bilimcinin sunmus oldugu calisma belki de beni en cok etkileyen calismalardan biriydi. Bilindigi gibi otizmin buyuk olcude genetik sebeplerden kaynaklandigi artik tamamen kabul ediliyor. Ancak insan vucudundaki hangi genlerin veya genetik degisikliklerin otizme yol actigi hala tam olarak anlasilmis degil. Shank3 geni adi verilen bir gendeki degisikligin (buna tibbi literaturde 22q eksikligi veya 22q deletion adi veriliyor) otizmle, ozellikle de otistik cocuklardaki dil problemleriyle olan iliskisi cok yakin bir zamanda tesbit edilmis durumda. Bence bu gelecekteki calismalar icin oldukca aydinlatici ve umut vaadedici.
b. Yakin zamana kadar uzmanlar arasindaki en buyuk tartisma konularindan birisi de endustriyel atiklar, evlerde ve gunluk hayatta maruz kaldigimiz kimyasal maddeler, metaller, ilaclar vs. gibi "cevresel" etmenlerin, sinir sistemini dogrudan etkileyebildigi icin, otizmle baglantisinin olup olmadigiydi. Son zamanlarda binlerce otistik cocugun taranmasiyla yapilan calismalar bu baglantiyi dogruluyor. Amerika'da guney Kaliforniya'da tarlalarda sezonluk isci olarak calisan Meksika kokenli ailelerin uzun vadede taranmasiyla yapilan bir calisma bunu butun carpiciligiyla ortaya koyuyor. Amerika'da Meksikalilar gibi Latin Amerika kokenlilerde otizmin gorulme sikligi, farkli sebeplerle de olsa, beyaz nufusun oldukca altinda. Yukarda bahsettigim calismada, tarlalarda calisan hamile kadinlardaki pestisid (tarimsal bocek ilaci) miktarlari tesbit edilmis. Cocuklar dogduktan sonra da bunyelerindeki pestisid miktari berlirli araliklarla taranmis. Yalniz burda dikat edilmesi gereken nokta, bu pestisid miktarlari Amerika Tarim Bakanligi'nin kontrolu altinda olup, insan vucudu icin tehlike olusturma sinirinin altinda. Genel olarak, bu grupta otizm orani Amerika'da 150'de 1 olan genel otizm oranindan uc kat daha fazla olarak tesbit edilmis. Ayrica, pestiside daha cok maruz kalmanin otizm riskini artirdigi belirlenmis. Bu calismadaki belki de en ilginc sonuc, pestisid ile sadece otizm arasinda baglantinin saptanmis olmasi. Yapilan tarama sonucunda, pestiside maruz kalma, dikkat eksikligi ve hiperaktivite bozuklugu veya diger cocukluk cagi noro-psikiyatrik sorunlari icin normalin uzerinde bir risk faktoru olusturmuyor.
Son olarak bu calisma kimseyi panikletmesin. Bunlar istatistiksel calismalar olup, ille de sizin cocugunuzda da ayni sorunun olabilecegi anlamina gelmiyor. Ama yine de bazi soru isaretlerini aciklama yonunde bence oldukca aydinlatici.

2. Egitim ve Erken Mudahaledeki Gelismeler:
a. Erken Mudahale: Kanada ve Israil'de yapilan en son calismalar, erken mudahalenin onemini bir kez daha gozler onune seriyor. Burda, Kanada'da 40 ayin altinda olan 130 cocukla yapilan bir calismayi ozetleyecegim. Cocuklar uzmanlar tarafindan haftada 35 saat yogun uygulamali davranis analizi egitimine tabi tutuluyorlar. Bir sene sonunda yapilan testlerde cocuklarin % 47'si normal gelisim surecini yakalayabiliyor. Cocuklarin % 20'sinde otistik belirtiler, en azindan standard testlere gore, tamamen kayboluyor. Ve bu hizli gelismeyi en cok belirleyen faktor ise yas. Diger bir ifadeyle cocuk, erken mudahaleye ne kadar erken baslarsa, egitim o kadar etkili oluyor. Dikkat edin bu calismadaki cocuklarin hepsi zaten 40 ayin altinda. Yani ay farkinin bile ne kadar etkili olabilecegi bir kez daha erken teshisin onemini gundeme getiriyor.
b. Bilgisayar Destekli Egitim: Farkli yas gruplarindaki ve farkli seviyelerdeki otistik cocuklar icin degisik bilgisayar programlari gelistirilmis. Duygulari anlama cd'leri, ses tonunu duzenleme cd'leri, nasil arkadaslik kurulacagini anlatan cd'ler, sosyal icerikli hikayeler anlatan cd'ler, kucuk cocuklar icin uygulamali davranis analizi cercevesinde hazirlanan kavram ve dil ogretimi cd'leri vs. vs. Yalniz bu cd'ler oldukca pahaliydi (tanesi 100 dolardan basliyor). Asagidaki web sitelerinde bu cd'leri bulabilirsiniz. Kredi kartiyla ismarlarsaniz Turkiye'ye kadar gonderiyorlar. Yalniz bu cd'lerin hepsi Ingilizce. Ne kadar faydasi olur bilemiyorum. Ama bilgisayar yazilimindan anlayan birilerine ilham verir ve belki bu sekilde Turkce cd'ler de gelistirirler diye asagiya web sitelerini koymak istedim.
Otizmde en son gelismeler benden simdilik bu kadar!

Benim Yeni Kazağım:)

Yine kayınvalidemin maharetlerinden biriyle karşınızdayım. Kitaptan beğendiğim bu kazağı sağolsun benim için örmüş. Örneğinde sadece delikli bir kazaktı. O deliklerin uç kısımları kötü göründüğünden oraları pullarla süslemek yaratıcı kayınvalidemin fikridir. Gerçekten bu şekilde hem daha gösterişli oldu hem de o delikler toparlandı. Ben pek bi beğendim, güle güle giyeyim değil mi:)))Sabahtan

'İyi kız sendromu' hasta eder

Büyük penis korkusu kabus olup vajinusmusa neden olabilir

Onlar eşleriyle seks yapamıyor. Evleniyor, aşık oluyor, flört ediyorlar. Çoğu üniversiteli kariyer sahibi kadınlar... Seksten korktukları için hayatları altüst oluyor. Bazısının evliliği bu nedenle hemen bitiyor!
Ama onlar da anne olmak istiyor. 'Tedavi olup doğal yolla anne mi olacaklar?' yoksa 'Tüp bebek yapıp bakire anne mi kalacaklar?'. Bu hafta, kararlı anneler konuştu. Dr. Süleyman Eserdağ bu vakaları anlattı

Bugüne kadar yüzlerce vajinismuslu kadını tedavi eden Hera Kadın Sağlığı Merkezi Kurucusu Kadın Doğum Uzmanı Op. Dr. Süleyman Eserdağ, vajinismus anneleriyle ilgili sorularımızı yanıtladı.

Hastalar size daha çok tedavi amaçlı mı, yoksa çocuk istedikleri için mi geliyorlar?

Evlilikleri bir yıldan uzun süren çiftlerde 'çocuk isteği' ön planda oluyor. Bize özellikle Anadolu'dan başvuran hastalarımızda çocuk yapma arzusu daha öne çıkıyor.

Vajinismuslu kişi, birleşme olmadan hamile kalabilir mi?

Bu, son derece ender görülse de rastlanan bir durumdur.

ÖNCE TEDAVİ OLUN

Vajinismuslu kadın, tüp bebek yöntemiyle anne olabilir mi?

Vajinismus problemine sahip pek çok çift, çocuk sahibi olmak umuduyla tüpbebek merkezinin yolunu tutuyor. Evet aşılama, tüp bebek ve mikroenjeksiyon gibi tedavi yöntemleriyle gebelik şansı var ama bu cinsel ilişkiyi geri getirmez. Bence öncelikle vajinismus tedavi edilmeli. Sonra gerekirse, tüp bebek yöntemine başvurulmalıdır.

Size tedavi için başvuran hastalarınız daha çok hangi kesimden?

Bu konuda çeşitli veriler topladık. Altı yılda 655 vajinismus hastası gelmiş. Bunlardan yüzde 85'i üniversite mezunu ve kariyerine çok önem veren kadınlar... Hastaların bizlere en yoğun olarak geldiği şehirler; Ankara, Konya ve Samsun... Bölge olarak da İç Anadolu, Doğu Anadolu, Karadeniz Bölgesi ve Güney Anadolu'dan yoğun talep oluyor.

YÜZDE 90 PSİKOLOJİK

Daha çok hangi nedenlerden dolayı vajinismus olmuş kişilerle karşılaşıyorsunuz?

Bizim istatistiksel verilerimize göre hastalarımızın yüzde 90'ı psikolojik, yüzde 10'u ise yapısal nedenlerle geliyor. Psikolojik nedenler arasında en çok cinsellik, namus kavramı, kızlık zarı ve ilk gece ile ilgili çevreden alınan yanlış, eksik veya abartılı bilgiler yer alıyor. Ayrıca cinsellikle ile ilgili önceden yaşanmış travmalar; taciz, tecavüz ve cinsel istismarlar karşısında, aşırı düzeyde katı ve kuralcı ahlaki değerlere bağlı kalma da çok etkili bir biçimde karşımıza çıkıyor. Diğer taraftan çoğu kez görünürde hiçbir neden olmamasına rağmen çok küçük yaşlarda alınan cinsel mesajlar, bilinçdışına kaydedilerek ileriki yaşlarda sorun olarak ortaya çıkabiliyor.

BÜYÜK PENİS KORKUSU KABUS OLUP, KADINLARI HASTA EDİYOR

Vajinismuslu kadınların karakter özellikleri birbirine benzer mi?

Özellikle çocuksu, aileye bağımlı ve ruhsal organizasyonunu sağlıklı bir biçimde tamamlamamış kadınlar, bu risk grubunu oluşturur. Çocukluk çağından kalma korkuları yaşayan bireylerde, bu rahatsızlığın oluşması kolaylaşır. Korkular, en fazla kadının simgesel olarak zihninde aşırı büyüttüğü penis yüzünden kaynaklanır. Kadın, penis yüzünden çok acı çekeceğini ve parçalanacağını düşünür. Biz, bu tür yanlış inanışlara 'cinsel mit' adını vermekteyiz. Kişilerin bilinçaltına yazılan bu tür yanlış ve abartılı düşünceler, ileriki dönemlerde vajinismus için zemin hazırlar. Ayrıca 'iyi kız sendromu' da vajinismus için risk faktörüdür.

BİLGİLENDİRİLMELİLER

İyi kız sendromu ne demektir?

Ailesi tarafından cinsel bilgiden tamamen yoksun bırakılan, hatta cinselliğin aile tarafından kötülendiği, kızlık zarının ise korunması gereken çok önemli bir bölge olduğu gibi mesajlar verilerek yetiştirilen kızların ilerleyen yaşamlarında vajinismus, cinsel isteksizlik ve orgazm olamama problemleri ortaya çıkmaktadır. Biz, bu şekilde terbiye alarak yetiştirilen kızlarda gelişen probleme 'İyi kız olma sendromu' diyoruz. Bu durum, Türk toplumunda oldukça yaygındır. Bu problemi taşıyan kadınlarda cinsel ilişki adeta 'eşini mutlu edecek bir görev' olarak algılanmaktadır. Bu kadınlar özel hayatlarında da son derece disiplinli, titiz ve mükemmeliyetçi kişilik yapısındadır.

KOLAY KANDIRILIRLAR

Vajinismusun tedavisi sırasında doktorlar neye dikkat etmelidir?

Bu tedavi sorasında dikkat edilmesi gereken en önemli kural, etik kurallarıdır. Hastaları 'değişik tedavi yöntemleri uyguluyorum' diye kandırmak ve onlardan olmadık şeyler istemek doğru değildir. Örneğin; kızlık zarının hiçbir problem olmadığı halde ameliyatla çıkarılması, belden aşağı yapılan iğnelerle ve genel anestezi yapıldıktan sonra klinik ortamında cinsel ilişkiye sokulması, alkol ve uyuşturucu kullanımını önerme gibi... Bu tip yöntemlerle tedavi mümkün değildir. Cinsel tedaviler hem jinekolog hem de psikoloğun ortak yöntemleriyle yapılmalıdır. Tedavinin uzmanlaşmış profesyonellerce yapılması şarttır. Aksi takdirde çiftler, ruhsal anlamda büyük zarar görebilir.

ÖNCE DOKTOR, EVLENİNCE DE VAJİNİSMUS OLDUM

D.O., 28 yaşında son derece çekici bir kadın. Aynı zamanda bir doktor ve şimdi de anne olmaya hazırlanıyor. Ama onun anne olması da, seksi yaşaması da kolay olmamış. Hayatının en özel dönemini hamile kalabilmek için harcayan D.O., vajinismusla savaşını anlattı:

İki yıllık evliyim. İlk dört ay ilişkiye giremeyince, arayışa başladım. Ben de doktor olmama rağmen doktor doktor gezdik ama bir çare bulamadık. Bunun bir hastalık olduğunu biliyordum. Ama nasıl tedavi edileceğini bilmiyordum.

BİLGİM YETMEDİ

Bütün tıp kitaplarını okudum. Literatüre baktım ama eğitimle ya da bilgi sahibi olmakla aşılamıyor. Bu hastalığın temelinde çocukluk ve ergenlikteki korkuların önemli olduğunu düşünüyorum. Doktor olabilirim ama ben de küçük bir çevrede yetiştim. Cinsellikle ilgili kimseyle konuşamadım, paylaşamadım. Yalnızca eğitim hayatında başarılı olmam üzerine yetiştirildim. Bana erkeklere karşı kendimi korumam öğretildi. Ama bu koruma duygusuna o kadar alıştım ki, sevdiğim kişiyle bile birlikte olamadım. Kendi kendimi tedavi etmeye çalıştığım dönem de oldu, ama başaramadım. Doktor doktor gezdikten sonra geçen sene yapılan tedaviyle sorunumdan kurtuldum. Şimdi 7.5 aylık hamileyim. Bu sorunu yaşayanlar 'Kendimiz aşabiliriz' demesinler. Tıbbi yardım alsınlar.

EVLENDİK AMA SEKS YOKTU BOŞANIRKEN TEDAVİ OLDUM

M.D, 26 yaşında ve öğretmen... O da yaşadıklarını şöyle anlatıyor:

Ben Anadolu'da öğretmen olarak çalışıyorum. Beş yıllık evliyim. Tutucu bir ailede büyümedim. Eşim, okuldan arkadaşımdı ve birbirimizi severek evlendik. Evlendiğim gün adet gördüm. Bir filmde gerdek gecesi kapıda kan için bekleyenlere, kadın kolunu kesip kan akıtmıştı. O sahneyi hatırlayıp ürktüm. Kendimi bırakamadım, ilişkiye giremedim. O günden sonra da bu durum 2.5 yıl sürdü. Ama çocuk istiyordum. Altı ay boyunca dua okuyan dedeler, kısmet açan kadınlar dahil gitmediğimiz yer kalmadı. Söylenen her şeye uydum. Sorunuma çare bulunamıyordu. Artık hiç kimseye güvenemiyordum. Gerginlikten eşimle de aramız bozulmaya başladı, boşanma aşamasına geldik. O sırada son umut aşılama yaptırmaya karar verdik. Ama son bir kez tavsiye edilen doktora gittim. Dört seans tedavi gördüm ve iyileştim. Şimdi 1.5 aylık hamileyim ve çok mutluyum. Geriye dönüp baktığımda psikologların bana söylediği 'Kendini rahat bırak' cümlesine sinir oluyorum. Çünkü buna karar vermekle rahat olunmuyor.

Zorlanmadan kilo vermeye ne dersiniz?

Kışın alınan kilolardan kurtulma telaşı başladı ama işte uygulayabileceğiniz kolay tüyolar 

Cosmopolitan dergisi, etkili sonuç veren beş diyet tüyosuyla bu konuda iddialı


Pratik bir şekilde uygulanabilen, basit önerilerle fazla kilolarınızdan kolaylıkla kurtulabilirsiniz. Hem yiyecek alışverişinde, hem de yemek yeme alışkanlıklarınızda ufak birkaç noktayı değiştirmeniz yeterli. İşte, Cosmopolitan dergisinin zayıflama önerileri...

Yiyeceklerinizi yanınızda taşıyın: İstikrarlı bir şekilde kilo vermek istiyorsanız; öğle yemeğinizi ofise götürmeyi adet edinin. Bir araştırma, restoranda sipariş edilen yemeğin miktarının evde öğle yemeği için hazırlayıp yanınıza aldığınız yemeğin miktarından yüzde 60 daha fazla olduğunu gösteriyor.

Yemekte sevgilinize öncelik tanıyın: Araştırmalara göre kadınlar, sevgililerinin beslenme alışkanlıklarını farkında olmadan taklit etme eğiliminde. Bu da onların önceki diyetlerine göre çok daha fazla miktarlarda yemelerine sebep oluyor. Bu nedenle yemeğe çıktığınızda başta gelen soğuk mezeleri önce erkek arkadaşınızın tatmasını bekleyin.

Sonra siz atıştırın. Bu sisteme alışırsanız yine eskisi gibi daha az miktarlarda yediğinizi göreceksiniz.

Midenizi 'happy hour'a hazırlayın: İş çıkışındaki 'happy hour' saatlerinde alınan bir içecek ya da alkol, kan şekeri değerlerinin aniden düşmesine sebep olabilir. Bu da beraberinde yüksek kalorili yiyecekleri atıştırma isteği getirir. Bu nedenle içki içmeden bir şeyler atıştırmaya çalışın. Bunu yapamıyorsanız eve gittikten sonra bir şeyler yiyeceğinizi düşünün ve sunulan sosis, pizza gibi yüksek kalorili yiyeceklerden uzak durun.

Egzersiz sonrası ağır yemek yemeyin: Spor yapanlar egzersiz süresince harcadıkları kalori değerlerini hesaplayıp bunun verdiği rahatlıkla egzersiz sonrası büyük porsiyonlarda yemek yeme eğilimindedirler. Egzersiz sonrası açlık hissederseniz krakerin üstüne süreceğiniz yer fıstığı ezmesi yiyebilirsiniz.

Sağlıklı atıştırın: Özellikle öğün aralarında sağlıklı atıştırmalar almak ve böylece uzun süre aç kalmanın önüne geçmek dengeli bir diyetin temelini oluşturuyor. Bunun için yanınızda kuruyemiş çeşitleri ve bir meyve taşıyın. Eğer bunu yapamıyorsanız evde ya da ofiste gözünüzün önünde olacak her yere bu atıştırmalıklardan bırakın. Unutmayın bunları görmek size öğün aralarında atıştırma saatinizin geldiğini hatırlatacaktır.

Uyku sorunlarına son veriliyor

''Uyku Laboratuvarı'' sayesinde uyku düzensizliği çekenler tedavi ediliyor.

Mustafa Kemal Üniversitesi (MKÜ) Sağlık, Araştırma ve Uygulama Hastanesi bünyesinde kurulan ''Uyku Laboratuvarı'' sayesinde uyku düzensizliği çekenlerin tedavi edildiği bildirildi.

MKÜ Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Sabahat Akoğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Türkiye'de nüfusun önemli bir bölümünde uyku bozukluğu (polisomnografi) sorunu yaşadığını, son yıllarda konunun öneminin kavranmaya başlandığını söyledi.

Uyku bozukluğunun genelde aşırı kilolu olan, alkol alışkanlığı bulunan, boyu kısa, boynu kalın ve çenesi küçük kişilerde görüldüğüne dikkati çeken Akoğlu, şöyle devam etti:

''Uyku apne sendromu, uykuda solunumun durmasına neden olur. Türkiye'de sıklığı yüzde 1-5 arasındadır. Bu verilere göre Türkiye'de yaklaşık 3,5 milyon kişi uykuda solunum durma olayı yaşıyor. Araç kullanırken uyuyanlar bile oluyor.

Uykuda horlama, gündüz uykululuk hali sık görülen belirtilerdir ve kilo artışı, alkol kullanımı bunu tetikliyor. Bu hastalarda bir işe konsantre olma güçlüğü, gündüz istem dışı uyuklama vardır. Ayrıca kardiyovasküler hastalıklar; hipertansiyon, koroner arter hastalığı, kalp yetmezliği, inme gibi ciddi komplikasyonlar da görülebilir.''

-HASTAYA GECE BOYUNCA YAKIN TAKİP-

Kendilerine uyku şikayetiyle gelen hastaları bilgilendirdikten sonra bir gün hastanede gecelemelerini sağladıklarını belirten Akoğlu, ''Vücudun çeşitli bölgelerine elektrotlar bağlanarak uyku evreleri, solunum eforu, hava akımı ve çeşitli gelişmeler kayıt altına alınıyor, yatma pozisyonu görüntüleniyor. Hastalığa kesin tanı koyarak tedavileri bilimsel yöntemlerle yapıyor ve uyku kalitesini artırıyoruz'' dedi.

Uyku bozukluğu olanlara sırtüstü yerine yan yatmalarını öneren Akoğlu, ''Uykusuzluk çeken hastaların sırt üstü yatmasını önlemek için sırtına tenis topu ve benzeri maddeler sabitleyerek yan yatmasını sağlıyoruz'' diye konuştu.

Bölgede başka bir hastanede ''uyku laboratuvarı'' bulunmadığını ve bu konuda önemli bir açığı kapattıklarını vurgulayan Akoğlu, sosyal güvencesi olan tüm vatandaşların hiçbir ücret veya fark ödemeden tedaviden yararlanabileceklerini de sözlerine ekledi.

Hastalardan Necmettin Ustura (52), horladığını, boğulacak gibi olduğunu ve uykuda aşırı terleyerek uyandığını, tedavinin yararını göreceğine inandığını söyledi.

Sağlık İl Müdürlüğünden emekli teknisyen Mahmut Taşkın (61) da 140 kilo olduğunu, eşi tarafından uyurken solunumunun kesildiğini için sürekli uyarıldığını, gündüzleri de istem dışı uyuduğunu kaydetti.

Tavus Kuşu, Terazi

Aldatan erkeğin IQ'su düşüyormuş

Aldatan erkeğin IQ'su düşüyorSadakatsiz erkeklerin IQ seviyelerinin eşlerini aldatmayanlardan düşük olduğu ortaya çıktı.

İngiliz Daily Telegraph gazetesinin haberinde, "London School of Economics and Political Science" üniversitesinde görevli bilim adamlarının yaptığı araştırmanın, zeki erkeklerin evrimden ötürü karılarını aldatma olasılıklarının zeki olmayanlardan daha az olduğunu gösterdiği bildirildi.


Dr Satoşi Kanazawa'nın sonuçları "Social Psychology Quarterly"nin mart sayısında yayımlanan araştırması, IQ seviyesi yüksek erkeklerin, tek eşliliğe kendilerinden daha az zeki erkeklere oranla daha fazla değer verdiklerini ortaya koydu.

Kanazawa, çalışması çerçevesinde ABD'de binlerce genç ve yetişkinin IQ'larıyla sosyal davranışlarını inceleyen iki kapsamlı araştırmadan yola çıkarken, "Ampirik inceleme, erkeklerin zekaları arttıkça monogami ve tek eşliliğe, daha az zeki erkeklerden daha fazla değer verme eğiliminde olduklarını gösteriyor" dedi.

Zeka ve monogami arasındaki ilintinin kökenlerinin evrimde yattığını savunan Kanazawa, önüne gelenle cinsel ilişkide bulunmaya programlanmış ilk insanların tek eşlilikten çok az fayda sağlayacağını, ancak modern dünyanın, erkeklere böyle bir evrimsel fayda sağlamadığını kaydetti.

Kanazawa'nın araştırmasında, ayrıca zeka seviyeleri yüksek insanlar arasında liberalizm ve ateizm gibi özelliklere daha sık rastlandığı gözlendi.

Araştırmacıların, zeki kadınların genel nüfusa oranla sadık kalma olasılığının daha fazla olup olmadığı konusunda ise herhangi bir kanıt bulamadıkları belirtildi.

Fall 2010 Makyaj Trendi

Image and video hosting by TinyPic
Nude tonları..
Dudaklarda belli belirsiz parlatıcı..Hafif allık,gözlerde dumanlı bakışlarla oluşturulmuş bir makyaj.
Sade olmayı sevenlere {benim gibi} en iyi örneklerden bir tanesi.
Dumanlı göz makyajını yapamazsanız bile denemekten vazgeçmeyin.
Not:jojee's bazaar a topshop elbise eklenmiştir.İlgilenenler tıklasın;)

BALKABAKLI BÖREK

Balkabaklı böregi ilk defa komşum getirdiginde yemiştim.Benim begendim bir lezzet ama bizimkiler balkabaklı börek mi olur diye yemediler.Ama bence gayet güzel olmuştu.İşte tarif:
Malzemeler:
  • 6 adet yufka
  • istenilen kadar balkabagı(ben yarım kilo kadar kullandım)
  • çok az şeker
  • süt(yufkaların ara katlarına sürmek için)
  • sıvıyag(yufka ara katlarına sürek için)
  • az yogurt
  • yarım şişe soda
Kabaklar eger kabuklu alındıysa kabukları soyulduktan sonra rendelenir.Ve içine az şeker eklenir ve karıştırılır.(komşum sotelemeden yapıyor balkabaklarını)Altı yaglanmış tepsiye birinci kat yufka serilir ve üzerine sıvıyag ve süt karışımından sürülür.2.yufaka da serilip yine sıvıyag süt karışımı gezdirilir.3.yufka serilir ve üstüne balkabaklı içten konulur.Diger yufkalara da aynı işlem uygulandıktan sonra üzerine de sıvıyag,süt ve az yogurt karışımı sürülüp sonra üstüne yarım şişe soda dökülür ve dilimlendikten sonra 180C önceden ısıtılmış fırında üstü kızarıncaya kadar pişirilir.(internette araştırdım bu balkabagı böregi tarifini birçok tarifte baya tatlı yani şekerli hatta cevizli yapıyorlar.ama benim komşum bu şekilde tarif etti bana.)
Afiyet olsun.

Saçları her gün yıkamak zararlı

Saçları her gün yıkamak zararlıSaçların her gün yıkanmasının derideki koruyucu bakterileri yok ederek kepeklenme ve dökülmeye neden olabileceği bildirildi.

Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Dermatoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayşin Köktürk, yaptığı açıklamada, saçlı derinin kendine özgü koruyucu florası olduğunu, bakımının özenle yapılması gerektiğini söyledi.


Bazı kişilerin “çok yağlı” diyerek saçlarını sık aralıklarla yıkadığını belirten Prof. Dr. Köktürk, “Bu davranış doğru değil, sık yıkamakla yağlı saçlardan kurtulunmaz. Sık yıkamak saçlı derinin koruyucu florasını bozar” dedi.

Saçları sık yıkamanın derideki koruyucu bakterileri yok ederek kepeklenme ve saç dökülmesine yol açabileceğini kaydeden Köktürk, “Koruyucu tabaka yok olduğu gibi deride istenmeyen bakteri ve mantarların üremesine de neden olabilir. En sağlıklı olanı saçların haftada 3 gün PH değeri 5,5 olan şampuanla yıkanmasıdır. Ayrıca yıkama sırasında çok sıcak su yerine ılık su kullanılmalı” diye konuştu.

Köktürk, saçlarda jöle ve boya gibi fiziksel ve kimyasal uygulamaların uzun süre kalmamasını önerdiklerini belirterek, “Bu ürünler de saçın ve saç derisinin doğal yapısını bozuyor, saçları güçsüzleştiriyor. Saçın maruz kaldığı kimyasal etkinin uzamaması için jöle kullanan kişiler gün sonunda saçlarını muhakkak yıkamalı” dedi.

ANAHTARLIKLARIM


Elimdeki ışıltılı iplerle yaptığım anahtarlıklar.Çabuk biten renkli şeyleri hep severim biliyorsunuz..