Çoğu arkadaşımında bildiği gibi hafta sonu sevgiliFeriha annenin yanına Altınoluk beldesine gittim.
Öncelikle blog dostluğundan bahsetmek istiyorum.Biz Feriha anne ile porselendemlikte ev sahibesi seçtiğim dönemlerde tanıştık.İyiki de tanımışım kendisini sonrasında bağımızı hiç kesmedik . 2008 yılının kasım ayından bu yana belli aralıklarda telefonla ve çok sık olmasa da yorumlarda ve msn de dertleşir konuşur olduk.
Bir gün bana "sevilcim seni dünya gözü ile görmek bol bol sohbet etmek istiyorum " dedi.Durumdan eşime bahsettim bekle bakalım hele bir yaz gelsin bakarız ayarlayabilirsek para durumumuzu bakarız gideriz dedi.
O gün söz almıştım atık eşimden...Tek sorun zamanlama yapmak kalmıştı.1 ay öncesinden haziranın ilk haftası sendeyim dedim .Tabi günler su gibi geçip gitti ve sonunda hafta sonu Altınoluk'a ziyarete gittik.
Sabah çok erken saatlerde çıktık yola gecedende çok az uyumuştum.Gözler kan çanağı şişmiş vaziyette yola devam ediyorduk çanakkaleye vardığımız da aman Allahım bu güzel manzaradan resimler çekmeliyim diye makinama uzandığımda kötü bir süprizle karşı karşıya kaldım.Oda ne makinamın bili içinde değil
O kadar çok üzüldüm ki yaklaşık yarım saat konuşamadım.Beni tanıyanlar bilirler çok konuşan biriyim düşünün yarım saat susmam demek ne demek :) Çanakkalede bir çok yere baktım belki pilinden bulurum diye ama yok yoktu..
Sonuç olarak o güzelim manzaralardan hiç bir kare çekemedim.Telefonumla çektiğim görüntüler ise maalesef kötü çıktı.
Oraya varmamız öğlen saatlerini bulmuştu.Kahvaltı için bizi beklemişlerdi.Kahvaltı da yok yoktu gerçekten bir kuş sütü eksikti.Feriha anne ellerine sağlık tekrardan herşey mükemmeldi.
Feriha annenin eşide aramızda olacaktı fakat annesinin ani rahatsızlanması dolayısı ile Balıkesire dönmesi gerekmiş.Tabi programımız bozulmasın diye bizede söylememişlerdi.Çok üzüldük aramızda olamadığı için.Eşim de tanımak istiyordu demekki kısmet değilmiş .Feriha annenin yanında sevgili Esra da vardı
Esra yı da Feriha anne sayesinde tanımıştım onunda blogu var isimlerine tıklayarak bloglarına ulaşabilirsiniz.
Hava güzel olur düşüncesi ile kızımın scooter da almıştı .Yağmurla gittik yağmurla döndük o güzelim bahçesinde maalesef ne çay içebildik nede kızım oynayabildi dedim ya kısmet değilmiş.
Ama Feriha annenin bir evi var bayıldım.Tam kızımın istediği gibi bir ev ...Allahım herkese nasip eder inş.
Kızım ilk defa görmesine rağmen hiç yabancılık çekmedi aksine çok sevdi .Birden Anne bak cici anne bana ne almış dedi .Nasıl cici annemi şok oldum nedenmi genelde kızım bak buna şu teyze veya bak buna böyle demen gerek diye söylevlerde bulunuruz ama bu sefer kızım kendi isim bulmuştu.Aa cici annemi kızım neden öyle dedin diyince anne büyük anne diyemem var babaannemde var En güzeli bu dedi omuz silkerek :)
Cici annemiz bize nefis mamalar hazırlamıştı makinam olmadığından resimleyemedim.Feriha annenin makinasından bir kaç kare bu yayınladıklarım ..
Tekrar herşey için teşekkür ederim Feriha anne güzel bir hafta sonu oldu benim için en yakın zamanda tekrar görüşebilmek dileğiyle
Sevgiler....
GÜNCEL etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
GÜNCEL etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
9 Haziran 2010 Çarşamba
1 Haziran 2010 Salı
ROTAMIZ FİLİSTİN YÜKÜMÜZ İNSANİ YARDIM
Onlar sanıyorlar ki, biz sussak mesele kalmayacak;
Halbuki;Biz sussak tarih susmayacak...
Onlar sanıyorlar ki,Bizden kurtulsalar mesele kalmayacak!!!
Halbuki;Bizden kurtulsalar, vicdan azabından kurtulamayacaklar...
Vicdan azabından kurtulsalar Tarihin azabından kurtulamayacaklar.
Tarihin azabından kurtulsalar...
Tanrı'nın gazabından kurtulamayacaklar!
Filistin halkına destek olmak için yapabileceğiniz en faydalı işlerden biriside İsrail ürünlerini almayarak boykot etmek.
Sezai Karakoç
Halbuki;Biz sussak tarih susmayacak...
Onlar sanıyorlar ki,Bizden kurtulsalar mesele kalmayacak!!!
Halbuki;Bizden kurtulsalar, vicdan azabından kurtulamayacaklar...
Vicdan azabından kurtulsalar Tarihin azabından kurtulamayacaklar.
Tarihin azabından kurtulsalar...
Tanrı'nın gazabından kurtulamayacaklar!
Filistin halkına destek olmak için yapabileceğiniz en faydalı işlerden biriside İsrail ürünlerini almayarak boykot etmek.
Sezai Karakoç
27 Mayıs 2010 Perşembe
Ekolojik Pazar Bakırköyde
Bakırköy %100 Ekolojik Pazar, Airport Outlet Center’ın otoparkında Cuma günleri düzenlenecek. 28 Mayıs saat 11:00’de ekolojik pazarın amacına ve misyonuna uygun, konserli, şenlikli ve ekolojik atölyelerin yapıldığı bir açılış yapılacak. Açılışta ekolojik ürünlerden oluşan bir ikram verilecek.
Her Cuma sabah saat 11’den akşam saat 9’a kadar açık olacak olan Bakırköy %100 Ekolojik Pazar’da ekolojik sertifikalı meyve sebzelerin yanısıra geniş bir mamül ürün yelpazesi bulunacak. Ekolojik sertifikalı pamuk, makarna, ekmek, bakliyat, temizlik malzemeleri, kozmetik ve tekstil ürünleri pazarda bulunacak çeşitlerden sadece birkaçı.
Bakırköy %100 Ekolojik Pazar’ın, sadece ekolojik sertifikalı ürünlerin satıldığı bir halk pazarı değil, şehir içinde ekolojik yaşam merkezi olması planlanıyor. Doğayla dost, sürdürülebilir yaşam alışkanlıklarının kazanılması için pazarda atölye, söyleşi ve sunumlar yapılacak.
İstanbul’un ilk %100 Ekolojik Pazarı yaklaşık 4 yıl önce Şişli’de açılmıştı. Anadolu yakasının ilk %100 Ekolojik pazarı 20 Aralık’ta Kartal’da, üçüncüsüyse 23 Şubat 2010’da Beylikdüzü’nde açıldı.
Buğday Derneği, %100 Ekolojik pazarların sağlıklı bir şekilde, tüm paydaşların ihtiyaçlarının göz önünde bulundurularak çoğalması için İstanbul dışındaki yerel belediyelerle de görüşmeler yapmaya devam ediyor.
Açılış Etkinlikleri
11:00 Açılış konuşmaları (Bakırköy Belediye Başkanı Ateş Ünal Erzen, Buğday Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Victor Ananias)
11:30 Bakırköy Belediye Triosu
12:00 Artık kumaşlardan bez çanta dikme atölyesi
12:00 “Gel Oyna” atölyesi (Çocuklar için el yapımı, doğal ve sağlıklı malzemelerden oyuncak atölyesi).
Bu kadar bilgi verdikten sonra ne yapmalı ilk fırsatta burayı ziyaret etmeliyiz ...
Her Cuma sabah saat 11’den akşam saat 9’a kadar açık olacak olan Bakırköy %100 Ekolojik Pazar’da ekolojik sertifikalı meyve sebzelerin yanısıra geniş bir mamül ürün yelpazesi bulunacak. Ekolojik sertifikalı pamuk, makarna, ekmek, bakliyat, temizlik malzemeleri, kozmetik ve tekstil ürünleri pazarda bulunacak çeşitlerden sadece birkaçı.
Bakırköy %100 Ekolojik Pazar’ın, sadece ekolojik sertifikalı ürünlerin satıldığı bir halk pazarı değil, şehir içinde ekolojik yaşam merkezi olması planlanıyor. Doğayla dost, sürdürülebilir yaşam alışkanlıklarının kazanılması için pazarda atölye, söyleşi ve sunumlar yapılacak.
İstanbul’un ilk %100 Ekolojik Pazarı yaklaşık 4 yıl önce Şişli’de açılmıştı. Anadolu yakasının ilk %100 Ekolojik pazarı 20 Aralık’ta Kartal’da, üçüncüsüyse 23 Şubat 2010’da Beylikdüzü’nde açıldı.
Buğday Derneği, %100 Ekolojik pazarların sağlıklı bir şekilde, tüm paydaşların ihtiyaçlarının göz önünde bulundurularak çoğalması için İstanbul dışındaki yerel belediyelerle de görüşmeler yapmaya devam ediyor.
Açılış Etkinlikleri
11:00 Açılış konuşmaları (Bakırköy Belediye Başkanı Ateş Ünal Erzen, Buğday Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Victor Ananias)
11:30 Bakırköy Belediye Triosu
12:00 Artık kumaşlardan bez çanta dikme atölyesi
12:00 “Gel Oyna” atölyesi (Çocuklar için el yapımı, doğal ve sağlıklı malzemelerden oyuncak atölyesi).
Bu kadar bilgi verdikten sonra ne yapmalı ilk fırsatta burayı ziyaret etmeliyiz ...
14 Mayıs 2010 Cuma
11 Mayıs 2010 Salı
Doğadan Çaldığın Yeter - Doğa İçin Çal (2)

Divane Bir Aşık Gibi'den sonra şimdi de Aşık Veysel'den Uzun İnce Bir Yoldayım, 91 sanatçı doğa için çalmış. Çok çok güzel olmuş yine...
http://www.dogaicincal.com/
Doga icin Cal 2 / Uzun ince bir yoldayim - official video from Doga icin cal on Vimeo.
30 Nisan 2010 Cuma
Yarın Kadıköy'den Bir Rıza Efendi Geçecek
Yarın benim için tek takım var: Rıza Efendi'nin takımı... Kaderin cilvesi mi dersiniz, ilahi adalete mi bağlarsınız ama lebi-deryaSuadiye Apartmanları sakinlerinin basireti geldi 2 ekmek 1 süt almaya gönderdikleri Rıza Efendi'ye bağlandı.
Bu haftasonu 8 maç oynanacak, yine maç öncesi sonrası ortalık toz duman olacak. Birileri diğerlerine sataşacak, başkaları öbürlerine Bizans diyecek, şike söylentilerinin ardı arkası kesilmeyecek. Bütün o toz dumanın altında birisi sessizce hani hep o kapıcı dairelerini koydugumuz yeraltından, zengin apartmanları ile çevrelenmiş Kadıköy Stadı'na çıkacak. Karşısında o sevmeyen, büyük olasılıkla küçük gören binlerce taraftar olacak. Olsun diyecek, başkalarının sözlerine kulak assaydım ben bu işi 14'ünde bırakırdım diye kendi kendine düşünecek. Çocuklara son talimatları verdikten sonra, rakibinin patronunun elini sıkacak -eski hocasının- ve yerine oturacak. Maç sırasında kah üzülecek, kah hayıflanacak, kah sevinecek. Bazen kenarda takımını izlerken, hayallere dalacak, kendi gençliğini düşünecek. Taşla dolu fulya stadını, kömür karşılığı yapılan hazırlık maçlarını, ilk profesyonel takıma çıktığı gün hissettiklerini, sonra ilk sözleşmesini imzalarken Başkanı'nın gözlerinin içine bakamayışını hatırlayacak. Sonra bir pozisyon kaçacak, hayallerden uyanacak, oyuncusuna kızacak ama kıracak kadar değil, tam ayarında... Maçın temposu düştükçe, kimbilir belki yine düşüncelere dalacak bizim kapıcı çocuğu. Çocukluğu aklına gelecek, Sivastan İstanbul'a taşan çocukluğu, hep çalışmak zorunda olması, babasına yardım etmediği zamanlarda hınzırca top oynaması. Topa değdikçe, hayata da dokunması ve sonra altyapıya girişiyle beraber taş sahalarda bitmeyen idmanlar, Serpil Hamdi Hocası'ndan ilk dersler, sonra sırasıyla Milic, Stankovic ve Milne... Once yavastan A takıma girmek, sonra takımın vazgeçilmezi olmak ve en sonunda da bütün o okumus havalı çocukların kaptanı olmak: yakışıklı Ali'nin, asi Metin'in ve çapkın Feyyaz'ın ve nice diğerlerinin... Sürekli büyümek ama büyürken de "Rıza Efendiliği" bırakmamak, sahada da saha dışında da ona bu imkanları sunanlar için hafif bir mahçubiyetle elinden geleni ardına koymamak. Önce asker postalının, sonra serbest piyasaların ezip geçtiği değer dünyamızdan kalan değerlere sıkıca sarılmıştı Rıza Efendi: aslında çalışarak -çok da yetenekli olmasanız da- bir yerlere gelebilmenin, rüşvet ve üç kağıda gerek kalmadan adam gibi kalıp da başarılı olunabileceğinin yegane kanıtıydı Dönemin 12 Eylül'e en geniş tabanlı meydan okuması olan Beşiktaş 82-92 takımının da simgesiydi Rıza Efendi. Televizyonlardan da "serbest piyasa" pompalandıkça, Beşiktaş kendi öz kaynaklarına döndü, "serbest ithalat" dendikçe yerli oyunculara daha fazla ağırlık verildi. "Benim memurum yolunu bilir" diyenlere inat "şerefli ikincilikler" ile yetinmeyi bildi koca bir camia yıllar boyunca. İşte Rıza da, tıpkı takım arkadaşları gibi böyle bir ortamda takımının kaptanı oldu. Başka bir dünyası yoktu, burada büyümüş, burada kaptan olmuş, burada kupayı kaldırmıştı. İşte kadıköy taraflarında, 2 ekmek 1 süt almaya gönderilen Rıza Efendi, bizim oralarda zaten hep kapıcı çocuğu idi, onu bu yüzden sevmiştik. İçimizden gelen, bizim gibi olan, sokakta top oynayan bir kuşağın son temsilcisiydi. İnsanların fakirlikten değil, çalışmamaktan utandığı, emeğe değer veren bir kuşağın son temsilcisi. Kadıköy'e o pankartı aşan ve büyük olasılıkla Özal döneminin bütün nimetlerinden fazlasıyla faydalanmış bir güruhun asla anlayamacağı, hatta dalga geçeceği bir kuşağın son üyesi...
Yarın akşam Kadıköy'den Rıza Efendi geçecek. Kendisiyle dalga geçenlere efendiliği ile ders vererek hem de...
29 Nisan 2010 Perşembe
Gecenin Diğer Kaybedeni
Geçen sene sonunda yenilmez görünen Barcelona takımı THY yöneticileri için iyi bir reklam takımı olacaktı. Fakat hesaplanan olmadı, Barselona finale bile çıkamadı. "Globally Yours" mottosuyla iddialı reklam ve sponsorluk harekatına başlayan THY, dün akşamdan sonra Barcelona'nın iç hatlar sponsorluğu ile yetinmek zorunda kaldı.
Etiketler:
Barcelona,
GÜNCEL,
Sponsorluk,
THY
28 Nisan 2010 Çarşamba
Barcelona - Inter Maçının Ardından: Galeri & Videolar
Tarihi zaferden bu akşamlık bulduğum fotoğraf ve videolardan oluşan ufak bir galeri hazırladım. Umarım bu sevinç, Barselona'dan sonra Madrid'de de devam eder.
Sona eklediğim Mourinho sevinci bana bundan 13 yıl önce yine o statta yaşanan bir olayı hatırlattı. Onun da videosunu en sona koydum.
Bir FM Efsanesi Daha Gerçekleşti: Ricardo Moniz
Genç oyuncuları erken yaşta keşfetmesiyle ün yapan CM/FM menejerlik serilerinde bu sefer yetenekli bir koç önceden keşfedilmiş. Hamburg'un Hollandalı teknik koçu Ricardo Moniz, Bruno Labbadia'nın yerine geçici olarak Hamburg'un başına geçti. Normalde bakıp geçeceğim bu haberin benim için önemli yanı, kovulan Labbadia değil, Hamburg'un düşündüğü isimler arasında olan Fatih Terim hiç değil: bu mülayim suratlı Portekiz isimli Hollandalı koç! Kendisi yıllardır FM serilerinde vazgeçmediğim, tabiri caizse "para mühim değil, yeter ki gel" diyerek gittiğim her takıma da yanımda götürdüğüm Ricardo'm... Hatta kimi zaman asistanım bile yapmışlığım vardır çünkü hem taktik bilgisi hem de oyuncu raporlaması üst düzey olan bir koçtur.
Kaderin cilvesi işte, FM'den yıllar önce keşfettiğim bu koç, Hamburg'a kısa ama son derece kritik bir dönemde hocalık yapacak. 29 Nisan akşamı, Hamburg için tarihi bir akşam: 30 küsür yıl sonra ilk kez Avrupa Kupalarında final oynayabilirler, tabi Hodgson'ın Fulham'ını geçebilirlerse.
Bir tarafta, son gerçek İngiliz takımı Fulham, öbür tarafta da FM'den artık iş ortağım gibi hissettiğim Ricardo'm... Hangi tarafı tutacağıma karar veremiyorum.
Mourinho'dan "Savaş Sanatı"
"Barcelona için Londra, Roma ya da Paris'te bir final oynamak gerçekleşebilen bir hayal olabilir. Ama konu Madrid'te final oynamaya gelince, Barcelonalılar bu konuda saplantılılar. Onlar için Bernabau'da Barcelona ve Katalan bayrakları açmak bir saplantı, bir anti-Madridlilik saplantısı, bunu başarmak için de herşeyi yapacaklardır. O yüzden de özellikle bu akşam hakemin son derece dikkatli olması lazım."
Jose Mourinho, 2010
"Bütün mücadeleler (savaşlar) aldatma üzerine kuruludur"
Sun Tzu, "Savaş Sanatı Bölüm 1"
Bu akşam bir sanatçı ile bir generalin mücadelesine tanık olacağız. Stratejik akıl mı, yoksa estetik akıl mı kazanacak hep beraber göreceğiz. Maçı StarTV'nin yayınlacağı söyleniyor. Umarım son dakika sürprizi olmaz da, yılın maçını rahatça seyredebiliriz. İlk maç için tahminim tutmuştu, umarım ikinci maç için de tahminim tutar da, bence yılın en başarılı takımı olan Inter, hakettiği finale çıkar.
26 Nisan 2010 Pazartesi
Hayatta Herşeyin Bir Bedeli Var
"Yirmi iki yaşında gencecik bir adamsın, senin yaşında milyonlar var Türkiye'de senin yerinde olmak isteyen. Milyonları cebine koyuyorsun, güzel arabalara biniyorsun, Türkiye'nin en güzel kızı ile çıkıyorsun. Bunların bir bedeli var hayatta herşeyin olduğu gibi, bu bedel de tribünlerin, oradaki bazen üç para etmez adamın hakaretlerine, hareketlerine katlanmak. Tek çaresi var takmayacaksın."
Dün akşam Ahmet Çakar'ın Arda Turan hakkında yaptığı konuşmanın benim aklımda kaldığı kadarı böyle... Ve yine çok basit ve çok açık. Daha fazla birşey söylenebilir mi?
Dün akşam Ahmet Çakar'ın Arda Turan hakkında yaptığı konuşmanın benim aklımda kaldığı kadarı böyle... Ve yine çok basit ve çok açık. Daha fazla birşey söylenebilir mi?
25 Nisan 2010 Pazar
Acaba Çok Mu Samimi Olduk?
Mehmet Demirkol'un favori spor yazarlarımız arasında olmadığını blog'u takip edenler bilir. Burada kendisini pek çok kez eleştirdik, hatta kendisi üzerinden temsil ettiği spor yazarlığı akımına da karşı olduğumuzu belirttik. Hatta geçen günlerde, yine aynı konuda, fazla ağır olduğunu düşündüğüm bir post'u sonradan geri çektim. Biz bu kadar ince düşüncelerdeyken, başka bir sanal platformda birilerinin gerçek hayatta hiç tanımakları birine bu kadar bodoslama dalacağını bilemezdik tabii ki...
Demirkol ile 17 yaşındaki bir Twitter'da yaşadığı garip diyalog konusunda taraf tutacak değilim. Sonrasında hiç takip etmediğim halde Demirkol'un twitter sayfasını buldum orada konuyla ilgili açıklamasını da okudum. Açıkçası, samimi bir dille olayı anlattığını düşündüm. Her meslek grubunun "tilt olduğu" durumlar vardır, avukatlara yalancı, doktorlara paragöz, gazetecilere de "x kişinin adamı" derseniz, sinirlerini kontrol edemeyebilirler, sonuçta onlar da sabır makinesi değiller, hele bir de kafaları bozuksa zılgıdı yemeniz kaçınılmazdır. Fakat burada benim dikkat çekmek istediğim husus, bir şekilde meslekleri ve konumları yüzünden tanınır hale gelenlerin, yeni kuşak sosyal "paylaşım" platformları yüzünden bizlerle fazlasıyla samimi olması. İsteyen eski kafalı diyebilir ama, birazcık tanıdığı birine bile "siz" yerine "sen" derken acaba nezaketsizlik mi ediyorum diye düşünen bendeniz için, twitter, facebook, friendfeed gibi ortamlarda yapılan kişisel paylaşımlar fazla samimi ve manipülasyona açık geliyor. Herkesin önünde iş yapmak, herkesin önünde de hakaretin, suçlamanın binbir türünü yemeye fırsat bırakıyor. Bazıları buna "ne güzel işte, ünlüler de bizim gibi insanlar olduklarını farkediyor" açısından bakmak istese de, ünlü ünsüz farketmeden bana bu kadar samimiyet biraz fazla geliyor.
Etiketler:
GÜNCEL,
Küfür,
Medya,
Mehmet Demirkol,
Twitter
20 Nisan 2010 Salı
Arda Turan'a Kaptanlık Yakışıyor Mu?
Bu sefer atan Arda Turan, yiyen Caner Erkin. Birisi kaptan, 23 yaşında; diğeri de 22 yaşında takımda kiralık oynayan bir oyuncu. Artık bu nasıl bir kaptanlıksa, otoriteyi şiddetle çözmeye çalışıyor. Caner Erkin de anlaşılan kaptanını pek takmıyor, artık bu takım genelinde bir sorun mu yoksa Erkin'in tıynetsizliği mi bilemeyiz. Fakat bu olay bana, geçen sezon Beşiktaş'ta yaşanan "terlik kavgasını" hatırlattı. Takımın iki kaptanı birbirine girmiş, teknik yönetim de iki oyuncunun kaptanlığını ellerinden almıştı.
Bazı oyuncular sahada liderdir, saha dışında kaptanlığı beceremezler. Bunda gocunacak, bozulacak bir durum yok... Efsane Fransa Milli Takımı'nda iki lider vardı: Deschamps takımın saha dışı lideriydi ama sahanın içinde mutlak iktidar Zidane'nın ayaklarında olurdu. Sebebi de gayet basitti: Zidane saha dışında müthiş çekingen ve kendi halinde bir oyuncudur, kendisi gibi yıldızlardan oluşan Fransa'yı Deschamps gibi derleyip toparlaması beklenemez. Son zamanlarda olan olaylara bakıyorum da, belki Arda Turan da Zidane gibi saha içi liderdir, ondan sahanın dışında da benzer bir liderlik beklemek, genç oyuncuyu germekte ve sinirlerini yıpratmaktadır. Sert faul herkesin sigortalarını attıran bir olaydır, kabul ediyorum ama kaptanlık da işte bu sigortaları hep atmayacak kadar gevşek tutmaktan geçer, bir pazubandı takmaktan, maç öncesi "bu maçı alacaz, başka yolu yok" demekten çok daha ötesidir. Otorite denilen şey zaten, ne sözlerle ne de yumruklarla sağlanır. Bazen bir bakış, bir duruş, mesajı vermeye kafidir. Anlaşılan, Turan'ın kişiliği ve hayata bakışı bu tarz bir otoriteyi takımda kurmak için yeterli değil. Fakat hırslı yapısı olan oyuncu, kendisine verilen bu görevi de başarmak için müthiş bir çaba sarfediyor ve bence sahaya aktarması gereken enerjinin bir kısmını bu yüzden kaybediyor. Sonuç olarak, Zor dönemden geçen Arda Turan'dan kaptanlığı almak belki oyuncunun üstündeki yükü hafifletir ve performansını arttırabilir. Tabii bunun, zarifçe yapılıp takımda hiç kimseyi küstürmemesi kaydıyla....
18 Nisan 2010 Pazar
Türkiye İç Savaşın Eşiğinden Döndü
"....Sahada bugün Beşiktaş yerine Galatasaray oynasaydı, bu hakem yüzünden şu an sokaklarda çatışmalar yaşanıyor olurdu. Herhalde biz de postu, laptop'u aküye bağlayıp, çanak antenden modem devşirerek gönderirdik.... "
Blogiçi gtalk konuşmalarından bir alıntı
Hepimize geçmiş olsun, ucuz kurtulduk valla... Hüseyin Göçek'in yönettiği son Galatasaray maçında ne oldu diye soranlara sanırım Mustafa Sarp en iyi cevabı vermiş.
O gün anlayamamıştım seni fakat şimdi gayet iyi anlıyorum Mustafacığım, kusura bakma...
15 Nisan 2010 Perşembe
Blog = Bedavacılık (Mı?)
E-posta adresime gelen bir çağrı: "Efes Pilsen Blog Yazarını Arıyor". İyi, güzel, arasınlar bakalım... Meraktan, bu işin içinde neler var diye sitelerine giriyorum, blog yazarının yapacağı işler var orada: festivallerden, maçlara, sahne arkası röportajlardan, ürün tanıtım yazılarına kadar dev bir "iş listesini", allayıp pullayıp fırsat listesi olarak sunuyorlar. Sitenin sağına, soluna; altına üstüne bakıyorum; detaylı bilgiyi tıklıyorum, ama asıl bulmak istediğimi bulamıyorum. Seçilen blog yazarlarına ne kadar maaş/ödül verilecek? Bu sorunun cevabı yok, ama Efes'in yazılar hakkındaki hukuksal haklarını anlatan detaylar bile var... Herhalde, Efes bir ticari marka için reklam, pardon blog yazarlığı yapmanın kendisinin bile, paradan öte bir ödül olacağını düşünmüş ki, seçilen yazarın yapması gereken işleri allayıp pullayıp ödül olarak sunuyor.
Anlaşılan blog işini bizim kapitalisler yine bildikleri dilden anlamışlar, boşu boşuna sevinmişiz, reklam sektörü ve firmalar blogları keşfetti diye...
Etiketler:
Blog,
Efes Pilsen,
GÜNCEL,
Medya
10 Nisan 2010 Cumartesi
BJK Resmi Sitesi'nde 93 Beşiktaş-Trabzonspor Maçının Hikayesi
Elimde değil, ne zaman Trabzonspor ile maçımız olsa aklıma 1993'te oynanan ve 7-1 biten maç geliyor. O zamanlar 4 büyük takım arasında böyle büyük farklı skorlar olmazdı ve Trabzonspor yabana atılacak bir takım değildi. Fakat o gün, Beşiktaş ve Sergen özellikle çok iyi oynamış, Trabzonsporlu oyunculara oynama şansı bırakmamışlardı. İşte o maçın hikayesini, BJK resmi sitesine unutulmayan 16 maç başlığı altına koymuşlar. Bakalım o günleri nasıl anlatmışlar:
"Hiç durmadan yağan bir yağmur, insanı titreten bir rüzgar. Tribünlerde biletli 10 bin 460 seyirci hiç durmadan yaptığı tezahürat... İşte bu atmosferde fırtına gibi başlıyor Beşiktaş maça.
Henüz ilk dakikalarda kurduğu baskı sonuç veriyor Kara Kartal’ın... Orta sahada Sergen’e yapılan bir faulü hakem Erman Toroğlu avantaja bırakıyor, Metin’in ortasında da Mehmet topu Trabzon ağlarına gönderiyordu.
İkinci dakikada gelen ve Trabzon’u moral olarak çökerten gol, Beşiktaş’ı daha da şahlandırdı. 16’ncı dakikada bu kez Nartallo’nun vuruşu ağlara gidiyor, 4 dakika sonra Oktay farkı üçe çıkartan golü atıyordu. Herkes şaşkındı. Daha 20 dakika dolmuş ama maçı kazanan ve kaybeden belli olmuştu. Bundan sonrası, Beşiktaş için tarihi bir skora imza atmak için oynanacak bölümdü artık.
İkinci yarı başlarken Trabzon biraz daha gayretliydi. Ama golü bulan taraf yine Beşiktaş oldu. Sahanın yıldızı Sergen nefis hareketlerle götürdüğü topu Victor’un bakışları arasında ağlara gönderdiğinde, skorbord 49. dakikayı gösteriyordu.
Golün şokuyla sarsılan Trabzon savunmasında bir büyük hata Nartallo’yla 5. golü getiriyor, Şenol Güneş kenarda takımının yıkılışını seyrediyordu.
69’da Şota’nın şeref sayısının ardından Beşiktaş yine rakibinin üzerin bir kâbus gibi çöktü. Birbiri ardına kaçan gollerden sonra Oktay’ın 81., Mehmet’in 85. dakikalardaki golleri tarihi farkı skor tabelasına yansıtıyodu.
Gordon Milne yönetimindeki Kara Kartal, Trabzonspor’a tarihinin en ağır yenilgisini tattırırken ligde 12 hafta sonunda üçüncü sıraya yerleşiyordu.
Beşiktaş: Zafer Öğer, Rıza Çalımbay, Ali Günçar, Gökhan Keskin, Mutlu Topçu, Fani Madida, Mehmet Özdilek, Sergen Yalçın (dk. 77 Kadir Akbulut), Oktay Derelioğlu, Osvaldo Nartallo (dk. 77 Ali Gültiken), Metin Tekin.
Goller : Mehmet (2, 85), Nartallo (16, 51), Oktay (20, 81), Sergen (49), Şota (69)."
Yazının linki: http://www.bjk.com.tr/tr/haberler.php?h_no=3360&xl=tarihce
Bu akşam böyle bir skor beklemiyorum, fakat Beşiktaş'ın maçı alacağına dair bir inancım var. Bakalım sabah sabah Bay Tahmin'e döndük, hayırlısı olsun...
Fotoğrafa gelirsek, maçta gol atanlardan Oktay ve Nartallo için ne yazık ki Beşiktaş ve sonrası pek parlak geçmedi. Nartallo'yu da bu bahane ile analım dedik...
Etiketler:
Beşiktaş,
GÜNCEL,
Mazi,
Trabzonspor,
Türkiye
El Clasico: Bu sefer Tahmin Madrid'ten Yana
Skor tahmini yerine, Pele ve Maradona'nın bile en büyük oyuncu diye kabul ettikleri Arjantinli'nin resmini koymayı uygun gördüm. Köşeye sıkışan Real Madrid, kendini kanıtlaması gereken de onlar, Avrupa'da havlu atanlar da onlar... Bu sefer içgüdülerim, Real'in maçı zor da olsa alacağını öngörüyor.
Eğer Ronaldo'yu yanlış tanımadıysam, yaklaşım bir haftadır süren Messi çılgınlığına müthiş bozuk durumdadır ve bu maçta Messi'yi gölgelemek için her şeyi yapar, eğer oynayacaksa tabii...
Marketlerde bira ve cips stoklarının tükendiği söyleniyor, insanlar bir kutu bira için kavga ediyorlarmış, iyisi mi ben şimdiden maç alışverişimi yapayım, sizi de Di Stefano ile baş başa bırakayım.
Videoyu izleyemeyenler için youtube'daki adı:
"Real Madrid 7-3 Eintracht Frankfurt.European final"
7 Nisan 2010 Çarşamba
MasterCard'ın BJK Taraftarlı Yeni Reklamı
MasterCard dün akşam Arsenal-Barcelona maçı devre arasında yeni reklamını yayınladı ve bir anda herkesin ilgisini üzerine çekti çünkü 1 dakika süren reklamda farklı taraftar grupları gösterilirken Türkiye'den de Beşiktaş taraftarı gösterilmiş. Gerçi çarşı gerekirse Mastercard'a karşı olur ama şimdilik onların da hoşuna gittiğine eminim. Videoyu sonra aradım, sözlükte buldum linkini, buraya da koyuyorum dün akşam izlememiş olanlar için:
Etiketler:
Beşiktaş,
GÜNCEL,
Mastercard,
reklam,
Taraftar
6 Nisan 2010 Salı
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

























