Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesinde 40 denek üzerinde yapılan bir araştırma, pantolon cebinde taşınan cep telefonunun, spermdeki DNA yapı bütünlüğünü bozduğunu ortaya çıkardı.
Meram Tıp Fakültesi Histoloji-Embriyoloji Bölümü'nde görevli Prof. Dr. Selçuk Duman, Doç. Dr. Murad Aktan ve yüksek lisans öğrencisi Duygu Çoruh, kısırlığa etki eden faktörler içinde yer aldığı düşünülen cep telefonları konusunda, ''cep telefonu ve sperme etkisi''ni araştırdı.
Ekip, radyofrekans ışınım özelikli cihazlar olan, 900-1800 MHz ışınım yayan ikinci nesil cep telefonları kaynaklı radyofrekans ışınımının muhtemel etkileri üzerinde yaptığı çalışmayı tamamladı.
Araştırma ekibinin başkanı Prof. Dr. Selçuk Duman, bilim dünyasında pek çok araştırmayla, cep telefonunu radyofrekans ışınımının biyolojik sistemler üzerindeki olumsuz etkilerinin vurgulandığını, radyofrekans ışınımının biyolojik fonksiyonlar üzerinde bir takım doğrudan ya da dolaylı etkilerinin olduğunun değişik araştırmalarla tespit edildiğini ifade etti.
Cep telefonunu radyofrekans ışınımının testis dokusu üzerindeki etkilerinin halen araştırılan bir konu olduğunu dile getiren Prof. Dr. Duman, ''Çalışmamızda 40 insan semen örneğinde, laboratuvar şartlarında, 900 ve 1800 MHz cep telefonu radyofrekans ışınımına cep telefonunun pantolon cebinde taşınmasını temsilen, 2,5 santimetre ve 10 santimetre mesafelerden 15 dakikalık süreyle (açık konumda) maruz bırakılmıştır. Semen örneğinde sperm DNA yapı bütünlüğü ile hareketliliği değerlendirilmiştir. Yaptığımız çalışma sonucunda radyofrekans ışınımın, spermlerin hareketliliğine herhangi bir olumsuz etkisi bulunmadığı gözlenirken, mesafenin yakınlaşmasıyla, spermdeki DNA yapı bütünlüğünün bozulmaya başladığı, floresan mikroskop düzeyinde gözlenmiştir'' dedi.
Günlük hayatta maruz kalınan cep telefonu radyofrekans ışınımının testislere yakın konumlandırılmasının sperm DNA'sının yapı bütünlüğünü olumsuz yönde etkileyeceği görüşünde olduklarını ifade eden Prof. Dr. Duman, "Araştırma sonucu toplum sağlığı açısından değerlendirildiğinde, cep telefonu konuşma süreleri minimum tutulmalı, konuşma konumunda kulaklık kullanılarak cep telefonu testislerden olabildiğince uzak konumlandırılmalıdır. Bu nedenle cep telefonunun pantolon cebinde taşınması doğru değildir" diye konuştu.
16 Haziran 2010 Çarşamba
Sağlık açısından terleme ne demektir?
Terleme, vücut ısısının sabitlenmesi için ter bezlerinin sıvı üretmesidir. Aşırı çalışması normalden fazla derecede sıvı kaybına neden olan durumdur ve bir hastalık değil belirtidir. O nedenle terlemeyi basite almamak gerekir.
Terlemenin türleri var mıdır?
Terleme genel ve lokal olmak üzere ikiye ayrılır. Genel olanlar vücudun tamamında görülürken lokal terleme el ve ayaklarda kendini gösterir. Lokal terleme problemi genellikle 18–30 yaş arası kişilerde sıktır ve bu genç hastalar elleri çok terlediği için strese girer, strese girdikçe de elleri daha çok terler. Bu durum kişinin sosyal ortamlarda huzursuz olmasına hatta iş ve kariyer seçiminde olumsuz etkilere neden olabiliyor. 30 yaş üstü hastalar çoğunlukla genel terleme ile gelir ve terleme çoğunlukla sistemik bir hastalık belirtisidir.
Terleme hangi hastalıkların belirtisi olabilir?
Özellikle genel bir terleme artışı varsa sistemik bir hastalık düşünülüp araştırılarak tetkikler yapılmalıdır. Aşırı terlemeye çoğunlukla hormonal hastalıklar neden olur. Terleme metabolizmanın bir sonucu olarak ortaya çıktığından özellikle vücut metabolizmasını hızlandıran hastalıklar öncelikle araştırılmalıdır. Tiroid bezinin aşırı çalışması yani hipertiroidi en sık aşırı terlemeye neden olan sistemik hastalıktır. Bu nedenle bu hastalığın diğer belirtileri olan çarpıntı, kilo kaybı, ellerde titreme, aşırı sinirlilik, saç dökülmesinin var olup olmadığına bakılır.
Hipertiroidi gibi büyüme hormonu fazlalığı ve adrenalin hormonundaki normal dışı çalışma da aşırı terlemeye neden olan diğer hormonal hastalıklardır. Menopoz sonrasında da kadınlarda aşırı terleme görülebilir. Bu durum kendini ataklarla gösterdiğinden menopoz da kadın hastalarda terleme nedenleri arasında düşünülmesi gereken durumlardandır. Bunun yanında aşırı kilo durumu da terlemenin diğer bir nedeni olarak sayılabilir. Hastalarda genellikle hareketle ortaya çıkan bazen de geceleri aşırı terleme yakınması olur. Özellikle baş ve boyun bölgesinde terleme dikkat çekicidir.
Terleme sorununda nasıl bir tedavi uygulanıyor?
Muayene ve tetkiklerle yapılan araştırmada ortaya çıkan hastalığa yönelik tedavi uygulandığında terleme de ortadan kalkıyor. Yapılan araştırmada terlemenin lokal olduğu ortaya çıkarsa 3–6 ay süreli botox enjeksiyonu yapılıyor. Ama bu yöntemle sonuç alınamazsa sempatik blokaj denen koltuk altlarında ter bezlerini uyaran sinirlerin yok edilmesi işlemi yapılabiliyor.
Kaynak:Leyditurk.com
KİLO VEREMİYORSANIZ BU ETKENLERİ GÖZDEN GEÇİRİN
Diyet yaparken bir yılda ağırlığın yüzde 10’unu kaybetmek, zayıflama programının iyi gittiğinin işaretidir. Altıncı ay ve birinci yılda boy, ağırlık, vücut kitle indeksi, bel çevresi ölçülmeli ve ne kadar zayıflandığı takip edilmelidir.
- Hareket etmeden zayıflamak mümkün değildir. Spor yoksa az yeseniz de kilo vermek zor olur.
- Psikolojik sorunlarınız varsa ve aşırı stres altındaysanız başarısız olma olasılığı yükselir.
- Geceleri uyanıyor ve doğru buzdolabına gidip bir şeyler atıştırıyorsanız kanınızda insülin yüksek olabilir. Bunun için uygun ilaçlar almanız ve diyetinizi ayarlamanız gerekir.
- Kilo veremeyen bazı kişilerdeyse tiroit hormonu yetmezliği olabilir. Bu durum kilo vermede zorluk yaratabilir.
- Kadınlarda menopoz döneminde kilo vermede bazı sıkıntılar olabilir. Doktorunuz size diyet, ilaç ve egzersiz ayarlaması konusunda yardımcı olacaktır.
- Yumurtalığında kist olan kadınlarda bu durum önceden bilinmiyorsa diyet tedavisiyle zayıflamada zorluklar yaşanabilir.
- Diyete başlamadan önce bir endokrinoloji uzmanına muayene olmanızı tavsiye ederiz.
ZAYIFLAYAMAMA NEDENLERİ :
- Fazla yemeye devam etmek.
- Hareketi yeterince artırmamak,
- Psikolojik olayların araya girmesi.
- Ailede diğer kişilerin yardımcı olmaması ve sosyal baskılar.
- Depresyon, tıkanırcasına yeme nöbetleri (yeme davranış bozuklukları).
- Tiroit hormonu yetmezliği veya başka hormon bozuklukları olması.
- Yumurtalıklarda kist olması.
- Kanda insülin hormonunun yüksekliği ve açlık ataklarının devamı.
- Erkeklerde kanda erkeklik hormonu azlığı.
METABOLİZMAYI ÇALIŞTIRMA YOLLARI
- Aşırı yemekten kaçının.
- Kas kitlenizi artırmak için spor yapın.
- İyi uyuyun.
- Dengeli yiyin.
- Yüksek glisemik indeksli gıdalardan yani kan şekerini çok yükselten ürünlere yanaşmayın.
- Kafein tüketimini azaltın.
- Yeterli kalsiyum alın (brokoli, badem, kabak, koyu renk yapraklı sebzeler, süt, yoğurt)?
- Alkolü azaltın.
- Öğün atlamayın, az ve sık yiyin.
Fiziksel aktiviteyi artırma önerileri:
- Otobüs veya minibüsle gideceğiniz yere bir durak kala inmek ve yürümek.
- İşyeri ve alışveriş merkezinde aracınızı en uzak yere park etmek.
- Asansör yerine merdiven kullanmayı alışkanlık haline getirmek.
- Farklı aktiviteler bulmak (bahçe işleri, tamir, araç temizleme, vs.).
- Eve kondisyon cihazları alıp soğuk havalarda bunları kullanmak.
- İş yerine mümkünse bisikletle gitmek.
Belirli Kilo Kaybından Sonra Daha Fazla ZAYIFLAYAMIYORUM?
Belirli bir kilo verdikten sonra, daha fazla zayıflayamamak sık görülen bir durumdur.
Bunun nedeni vücudun kendini koruma mekanizmasıdır. Belirli miktarda kilo verildikten sonra, vücut yeni duruma karşı bir denge sağlamaya çalışır ve kilo kaybı azalır, bazen durur. Bu kişiler ümitsizliğe kapılmamalı, sağlıklı beslenme ve egzersize devam etmeli, hatta egzersizi biraz daha artırmalıdırlar.
Bu arada stres ve depresyon kilo vermeyi engeller. Bu hastaların bir kısmında tıkanırcasına yeme krizleri ve gece atıştırmaları fazla görülür. Yağlı ve şekerli gıdalar yenince beyindeki stres hormonu CRH azalmakta ve kişiler rahatlamaktadır. Kilo alan, fazla yiyen ve depresyondayken fazla uyuyan kişilerde stres hormonu bozukluğu mevcut demektir. CRH’yi azaltmak üzere kısa zaman için bu gıdaları tüketmek stresi giderir, ancak uzun süre devam etmesi halinde kilo alımı olmaktadır.
Ara Öğünde Badem Yemek Zayıflatır
Badem ara öğünlerinde yendiği zaman tokluk hissi yaratarak kilo verilmesine katkıda bulunur. Yapılan yeni bir klinik çalışmada, günde 50 gr. badem yiyen kişilerde tokluk hissinin daha fazla olduğu ve daha kolay kilo verdikleri ortaya kondu.
TATLANDIRICI KULLANIMI
Tatlandırıcı kullanımına pek sıcak bakmıyoruz. Ne de olsa kimyasal bir maddedir. Çayınızı tatlandırıcı kullanmadan içmeye çalışın. Ama çok isteniyorsa içinde ‘aspartam’ olanlardan günde en fazla 8-10 tane kullanılabilir. Bitkisel tatlandırıcı ‘stevya’ ve ‘splenda’ da olabilir.
- Hareket etmeden zayıflamak mümkün değildir. Spor yoksa az yeseniz de kilo vermek zor olur.
- Psikolojik sorunlarınız varsa ve aşırı stres altındaysanız başarısız olma olasılığı yükselir.
- Geceleri uyanıyor ve doğru buzdolabına gidip bir şeyler atıştırıyorsanız kanınızda insülin yüksek olabilir. Bunun için uygun ilaçlar almanız ve diyetinizi ayarlamanız gerekir.
- Kilo veremeyen bazı kişilerdeyse tiroit hormonu yetmezliği olabilir. Bu durum kilo vermede zorluk yaratabilir.
- Kadınlarda menopoz döneminde kilo vermede bazı sıkıntılar olabilir. Doktorunuz size diyet, ilaç ve egzersiz ayarlaması konusunda yardımcı olacaktır.
- Yumurtalığında kist olan kadınlarda bu durum önceden bilinmiyorsa diyet tedavisiyle zayıflamada zorluklar yaşanabilir.
- Diyete başlamadan önce bir endokrinoloji uzmanına muayene olmanızı tavsiye ederiz.
ZAYIFLAYAMAMA NEDENLERİ :
- Fazla yemeye devam etmek.
- Hareketi yeterince artırmamak,
- Psikolojik olayların araya girmesi.
- Ailede diğer kişilerin yardımcı olmaması ve sosyal baskılar.
- Depresyon, tıkanırcasına yeme nöbetleri (yeme davranış bozuklukları).
- Tiroit hormonu yetmezliği veya başka hormon bozuklukları olması.
- Yumurtalıklarda kist olması.
- Kanda insülin hormonunun yüksekliği ve açlık ataklarının devamı.
- Erkeklerde kanda erkeklik hormonu azlığı.
METABOLİZMAYI ÇALIŞTIRMA YOLLARI
- Aşırı yemekten kaçının.
- Kas kitlenizi artırmak için spor yapın.
- İyi uyuyun.
- Dengeli yiyin.
- Yüksek glisemik indeksli gıdalardan yani kan şekerini çok yükselten ürünlere yanaşmayın.
- Kafein tüketimini azaltın.
- Yeterli kalsiyum alın (brokoli, badem, kabak, koyu renk yapraklı sebzeler, süt, yoğurt)?
- Alkolü azaltın.
- Öğün atlamayın, az ve sık yiyin.
Fiziksel aktiviteyi artırma önerileri:
- Otobüs veya minibüsle gideceğiniz yere bir durak kala inmek ve yürümek.
- İşyeri ve alışveriş merkezinde aracınızı en uzak yere park etmek.
- Asansör yerine merdiven kullanmayı alışkanlık haline getirmek.
- Farklı aktiviteler bulmak (bahçe işleri, tamir, araç temizleme, vs.).
- Eve kondisyon cihazları alıp soğuk havalarda bunları kullanmak.
- İş yerine mümkünse bisikletle gitmek.
Belirli Kilo Kaybından Sonra Daha Fazla ZAYIFLAYAMIYORUM?
Belirli bir kilo verdikten sonra, daha fazla zayıflayamamak sık görülen bir durumdur.
Bunun nedeni vücudun kendini koruma mekanizmasıdır. Belirli miktarda kilo verildikten sonra, vücut yeni duruma karşı bir denge sağlamaya çalışır ve kilo kaybı azalır, bazen durur. Bu kişiler ümitsizliğe kapılmamalı, sağlıklı beslenme ve egzersize devam etmeli, hatta egzersizi biraz daha artırmalıdırlar.
Bu arada stres ve depresyon kilo vermeyi engeller. Bu hastaların bir kısmında tıkanırcasına yeme krizleri ve gece atıştırmaları fazla görülür. Yağlı ve şekerli gıdalar yenince beyindeki stres hormonu CRH azalmakta ve kişiler rahatlamaktadır. Kilo alan, fazla yiyen ve depresyondayken fazla uyuyan kişilerde stres hormonu bozukluğu mevcut demektir. CRH’yi azaltmak üzere kısa zaman için bu gıdaları tüketmek stresi giderir, ancak uzun süre devam etmesi halinde kilo alımı olmaktadır.
Ara Öğünde Badem Yemek Zayıflatır
Badem ara öğünlerinde yendiği zaman tokluk hissi yaratarak kilo verilmesine katkıda bulunur. Yapılan yeni bir klinik çalışmada, günde 50 gr. badem yiyen kişilerde tokluk hissinin daha fazla olduğu ve daha kolay kilo verdikleri ortaya kondu.
TATLANDIRICI KULLANIMI
Tatlandırıcı kullanımına pek sıcak bakmıyoruz. Ne de olsa kimyasal bir maddedir. Çayınızı tatlandırıcı kullanmadan içmeye çalışın. Ama çok isteniyorsa içinde ‘aspartam’ olanlardan günde en fazla 8-10 tane kullanılabilir. Bitkisel tatlandırıcı ‘stevya’ ve ‘splenda’ da olabilir.
BU YAZ DENEMENİZ GEREKENLER
Tatile çıkmaya hazırlanıyorsanız vücudunuzu şekillendirmenize yardımcı olacak öneriler burada...
Karın Şişkinliğinizi Giderin
Karın şişkinliğinizi gidermek için limonlu su için. C vitamini bakımından zengin idrar söktürücü bu doğal içecek detoks ve dezenfektan olarak da bilinir. Vücudunuzdaki fazla suyu atmanıza yardımcı olur. Acıkmanızı önler.
Limonlu su içmeyi sevmiyorsanız sadece limon suyu nu içebilir, yeşil çaya ekleyebilirsiniz. Bu metabolizmanızın iki kat daha fazla çalışmasını sağlar.
Bunu deneyin: Su şişenize limonlu koyun ve gün sonuna kadar ara ara bunu için.
Son 5 Lokmanızı Yemeyin
Kilo vermek için kendinizi yememeye mahkum etmeyin. Öğle ve akşam yemeklerinde son 5 lokmanızı yemeyin. Bu günde 500 kalori daha az almanızı ve haftada 450 gr zayıflamanızı sağlar. Eğer yaktığınızdan daha az kalori alırsanız zayıflarsınız ve katı diyetler uygulamak zorunda olmazsınız. 5 lokma az yeme kuralı biraz zor görünebilir ancak uzun vadede mutlaka zayıflayacağınızı aklınızdan çıkarmayın.
Bunu deneyin: Eğer yiyecekleri israf etmekten hoşlanmıyorsanız daha küçük tabakta yemek alın.
Her Gün Bir Omlet Yiyin
Uluslararası Obezite Kuruluşu'nun 2008'de yaptığı bir araştırmaya göre, sabah yumurta yiyenlerin yüzde 65'i aynı oranda kalori alanlara oranla daha fazla zayıflamış.
Protein deposu yumurta ile yağsız peynir, ıspanak ve domates gibi yiyecekler tüketilirse daha tok hissetmenizi sağlar.
Bunu deneyin: Zamanınız yok mu? Omleti 3 dakikada mikrodalga fırında yapabilirsin. Akşamdan mikrodalga kabınız içine kıracağınız yumurtanız sabah 1 dakika içinde hazır olacaktır.
Her Gün Yürüyün
Vücudumuz yürümemiz için tasarlanmıştır ama modern taşıma araçları bacaklarımızı çok fazla kullanmamamıza neden oluyor. Tv ve bilgisayar karşısında uzun süre zaman geçirmemiz hergün harcamamız gereken kaloriyi yakmamızı engelliyor.
Hastalıkları Kontrol Merkezi tavsiyesine göre haftada 150 dakikalık tempolu yürüyüş gibi aerobik hareketleri formumuzu korumamamıza yardımcı oluyor.Günde sadece 21 dakikalık yürüyüş ile zayıflayabilir, kalp ve diyabet hastalığı risklerinden korunabiliriz. Yürürken her 10 dakikada bir ara verebilir, yürüyüş programınızı haftada 3 güne indirebilirsiniz. Ancak haftada 5 kez yürümek aralıklı yürümekten daha etkili olabilir.
Bunu deneyin: Ofite ufak tefek işlerinizi yaparken hareket etme fırsatlarını kaçırmayın. Alışveriş listenizi oluşturmadan önce marketi dolaşın. Akşam yemeğinden sonra komşularınızla yürüyüşe çıkın.
Çocuk Gibi Oyun Oynayın
Egzersiz yapmak vücudunuzu şekillendirmenin tek yolu değilidir. Kumdan kaleler yapın, frizbi oynayın, bisiklete binin ve voleybol oyunayın. Çocuklar küçük enerji makineleridir, hareket ederek kalorileri yakın.
Doğa sporları da vücudunuzu şekillendirir, yani "Yürüyün, dalın ya da sörf yapın". Güneş ısısı doğal zayıflatma aracıdır.
Bunu deneyin: Doğa sporlarını sadece yazın değil he zaman yapın. Hoşlandığınız bir spor takımına katılın ya da jimnastik sınıfına kayıt olun.
Kendinizi Disipline Edin!
Gerçekten daha zayıf görünmek istiyor musunuz? O halde bu karın düzleştirme egzersizlerini deneyin. Dik durun veya oturun, sanki birisi karnınıza vurmuş gibi karnınızı içinize çekin. Bu şekilde 30 saniye bekleyin ve bırakın. Bu hareket sadece karın kaslarınızı güçlendirmeyecek aynı zamanda doğru durmanızı sağlayacak.
İyi duruş düz karına sahip olmanızı da sağlar. Gevşek oturmak karnımızın öne çıkmasına neden olur. Doğru duruş için kulaklarınızın omuz hizasında olmasına, omuzlarınızın dik durmasına özen gösterin. Yani başınızla kitap varmış gibi yürümeye çalışın. Gerekirse bu egzersizi mutlaka yapın. İlk zamanlarda karnınız hemen dümdüz olmayacak ancak içinize çekme egzersizlerinizi yapmaya devam edin.
Bunu deneyin: Ofiste, kumsalda, arabada mutlaka bu egzersizi deneyin. Mutlaka faydasını göreceksiniz.
Probiyotikleri Deneyin
Yoğurtta doğal olarak bulunan probiyotiklerin sindirim sisteminizin çalışmasına yardımcı olarak zayıflamayı sağladığı biliniyor. Probiyotikler doğal bağışıklık sisteminin güçlenmesini de sağlıyor. Bu yararlı bakteri ek olarak süt gibi gıdalarla destek olarak da alınabiliyor.
Bunu deneyin: Probiyotik içeren yoğurt yiyin, süte karıştırarak tüketin ya da düzenli olarak meyveli yoğurt yapın.
Karın Şişkinliğinizi Giderin
Karın şişkinliğinizi gidermek için limonlu su için. C vitamini bakımından zengin idrar söktürücü bu doğal içecek detoks ve dezenfektan olarak da bilinir. Vücudunuzdaki fazla suyu atmanıza yardımcı olur. Acıkmanızı önler.
Limonlu su içmeyi sevmiyorsanız sadece limon suyu nu içebilir, yeşil çaya ekleyebilirsiniz. Bu metabolizmanızın iki kat daha fazla çalışmasını sağlar.
Bunu deneyin: Su şişenize limonlu koyun ve gün sonuna kadar ara ara bunu için.
Son 5 Lokmanızı Yemeyin
Kilo vermek için kendinizi yememeye mahkum etmeyin. Öğle ve akşam yemeklerinde son 5 lokmanızı yemeyin. Bu günde 500 kalori daha az almanızı ve haftada 450 gr zayıflamanızı sağlar. Eğer yaktığınızdan daha az kalori alırsanız zayıflarsınız ve katı diyetler uygulamak zorunda olmazsınız. 5 lokma az yeme kuralı biraz zor görünebilir ancak uzun vadede mutlaka zayıflayacağınızı aklınızdan çıkarmayın.
Bunu deneyin: Eğer yiyecekleri israf etmekten hoşlanmıyorsanız daha küçük tabakta yemek alın.
Her Gün Bir Omlet Yiyin
Uluslararası Obezite Kuruluşu'nun 2008'de yaptığı bir araştırmaya göre, sabah yumurta yiyenlerin yüzde 65'i aynı oranda kalori alanlara oranla daha fazla zayıflamış.
Protein deposu yumurta ile yağsız peynir, ıspanak ve domates gibi yiyecekler tüketilirse daha tok hissetmenizi sağlar.
Bunu deneyin: Zamanınız yok mu? Omleti 3 dakikada mikrodalga fırında yapabilirsin. Akşamdan mikrodalga kabınız içine kıracağınız yumurtanız sabah 1 dakika içinde hazır olacaktır.
Her Gün Yürüyün
Vücudumuz yürümemiz için tasarlanmıştır ama modern taşıma araçları bacaklarımızı çok fazla kullanmamamıza neden oluyor. Tv ve bilgisayar karşısında uzun süre zaman geçirmemiz hergün harcamamız gereken kaloriyi yakmamızı engelliyor.
Hastalıkları Kontrol Merkezi tavsiyesine göre haftada 150 dakikalık tempolu yürüyüş gibi aerobik hareketleri formumuzu korumamamıza yardımcı oluyor.Günde sadece 21 dakikalık yürüyüş ile zayıflayabilir, kalp ve diyabet hastalığı risklerinden korunabiliriz. Yürürken her 10 dakikada bir ara verebilir, yürüyüş programınızı haftada 3 güne indirebilirsiniz. Ancak haftada 5 kez yürümek aralıklı yürümekten daha etkili olabilir.
Bunu deneyin: Ofite ufak tefek işlerinizi yaparken hareket etme fırsatlarını kaçırmayın. Alışveriş listenizi oluşturmadan önce marketi dolaşın. Akşam yemeğinden sonra komşularınızla yürüyüşe çıkın.
Çocuk Gibi Oyun Oynayın
Egzersiz yapmak vücudunuzu şekillendirmenin tek yolu değilidir. Kumdan kaleler yapın, frizbi oynayın, bisiklete binin ve voleybol oyunayın. Çocuklar küçük enerji makineleridir, hareket ederek kalorileri yakın.
Doğa sporları da vücudunuzu şekillendirir, yani "Yürüyün, dalın ya da sörf yapın". Güneş ısısı doğal zayıflatma aracıdır.
Bunu deneyin: Doğa sporlarını sadece yazın değil he zaman yapın. Hoşlandığınız bir spor takımına katılın ya da jimnastik sınıfına kayıt olun.
Kendinizi Disipline Edin!
Gerçekten daha zayıf görünmek istiyor musunuz? O halde bu karın düzleştirme egzersizlerini deneyin. Dik durun veya oturun, sanki birisi karnınıza vurmuş gibi karnınızı içinize çekin. Bu şekilde 30 saniye bekleyin ve bırakın. Bu hareket sadece karın kaslarınızı güçlendirmeyecek aynı zamanda doğru durmanızı sağlayacak.
İyi duruş düz karına sahip olmanızı da sağlar. Gevşek oturmak karnımızın öne çıkmasına neden olur. Doğru duruş için kulaklarınızın omuz hizasında olmasına, omuzlarınızın dik durmasına özen gösterin. Yani başınızla kitap varmış gibi yürümeye çalışın. Gerekirse bu egzersizi mutlaka yapın. İlk zamanlarda karnınız hemen dümdüz olmayacak ancak içinize çekme egzersizlerinizi yapmaya devam edin.
Bunu deneyin: Ofiste, kumsalda, arabada mutlaka bu egzersizi deneyin. Mutlaka faydasını göreceksiniz.
Probiyotikleri Deneyin
Yoğurtta doğal olarak bulunan probiyotiklerin sindirim sisteminizin çalışmasına yardımcı olarak zayıflamayı sağladığı biliniyor. Probiyotikler doğal bağışıklık sisteminin güçlenmesini de sağlıyor. Bu yararlı bakteri ek olarak süt gibi gıdalarla destek olarak da alınabiliyor.
Bunu deneyin: Probiyotik içeren yoğurt yiyin, süte karıştırarak tüketin ya da düzenli olarak meyveli yoğurt yapın.
Saç renginde doğala dönüş
Dünya Kuaförler Konfederasyonu (CMC) Türkiye Temsilcisi Harun Cici, son senelerde bayanların saç renginde doğal renklere dönüş yaptığını söyledi.
Cici, Konya'da katıldığı bir programda, Türkiye'yi saç modelleriyle yurt dışında tanıtma gayreti içinde olduklarını ve önemli başarılara imza attıklarını söyledi.
Uluslararası alanda ilk önemli başarıyı Bulgaristan'ın başkenti Sofya'da 2003'te düzenlenen ''Uluslararası Kuaförler Festivali''nde dünya şampiyonluğu ile aldıklarını anımsatan Cici, bu festivalde kendisinin de özel dizayner ödülü aldığını belirtti.
Burada yaptıkları saç modelleriyle dünyadaki birçok stilistin dikkatini çektiklerini ifade eden Cici, daha sonra çok sayıda ülkeden davetler almaya başladıklarını ve aradan geçen süreçte başka ülkelerde de önemli başarılar kazandıklarını kaydetti.
2007 yılının UNESCO tarafından Mevlana Yılı olarak ilan edilmesi nedeniyle yine Bulgaristan'da Mevlana'yı anlatan sevgi ve barış temalı saç modelleriyle 12 ülke arasından birinci olduklarını anlatan Cici, ''2009'da Ukrayna'da düzenlenen bir yarışmada 20 kategorinin 13'ünde ödül aldık. Gelin saçında, abiye topuzda ve kesim dalında 3 birincilik elde ettik. Türk kuaförleri Avrupa'da önemli bir yere geldi. Uluslararası arenada elde edilen başarılarla birlikte modaya da yön veren insanlarımız çıktı'' dedi.
Cici, örgü topuz ve nostaljik modellerde Türk kuaförlerinin dünyada yankı uyandırdığını, sanat ve estetiği ön plana çıkaran modellerle başarılı işlerin ortaya çıkarıldığını, Türkiye'yi felsefesi ve mesajı olan saçlarla dünyada tanıtmaya çalıştıklarını bildirdi.
Dünyada olduğu gibi Türkiye'de son yıllarda bayanların saçlarında doğal renkleri tercih ettiğini ifade eden Cici, ''Bayanlar, son 2 yıldır özellikle rengini doğadan alan çikolata kahve ve sıcak kahve gibi renkleri daha çok tercih etmeye başladı. Öte yandan sarı renk ve röfle yine bayanların vazgeçilmezleri arasında yer alıyor'' dedi.
Saç modellerini eskiden medyanın yönlendirdiğini ancak bu durumun değiştiğini belirten Cici, elinde ünlü sanatçıların fotoğraflarıyla kuaföre gelen kişilerin azaldığını bunun yerine kişisel tercihlerin ön plana çıktığını ve kişiye özgü saç modellerinin yaygınlaştığını belirtti.
Cici, üst gelir grubunun değil alt ve orta gelir grubunun saçına daha fazla zaman ayırdığını, ilgi gösterdiğini iddia ederek, ''Bu çelişkili durumu doyumsuzlukla açıklıyoruz. Alt ve orta gelir grubunda yer alan bayanlar kuaförlere daha fazla ilgi gösteriyor'' dedi.
Kaynak:Leyditurk.com
Gıdı sarkmasının çözümü
Op. Dr. Osman Şenel, gıdı ve boyun estetiği hakkında bilgi verdi:
Gıdı estetiği kaç yaşından sonra yapılır?
Genelde gıdı bölgesindeki problemler 40'lı yaşlardan sonra daha belirgin olmaya başlar.
Gıdı estetiği hangi yöntemlerle yapılabilir?
Erken yaşlarda sadece yağ birikmesi nedeniyle oluştuysa ve deride gevşeklik belirgin değilse, 'Gıdı Liposuction'ı en ideal çözümdür. Daha ileri yaşlarda yağ birikmesi ve deride gevşeklik olması durumunda 'Gıdı Liposuction'ı tek başına yeterli olmayabilir. Az miktarda deri gevşekliği de varsa kulak arkasına yapılan biriki santimlik kesilerle yapılan boyun askısı iyi sonuç verir. Deri gevşekliği belirgin ise, boyun germe operasyonu uygulanabilir. Deride fazla gevşeklik olmadan sadece kırışıklık varsa, bölge derisinin ilaç kremlerle aktivasyonu sağlanabilir. Ayrıca lazer de uygulanabilir. Botoks da gıdı bölgesi uygun olan hastalarda iyi bir seçenek olabilir.
Çok kilo verdikten sonra sarkan gıdı, en iyi şekilde nasıl toparlanır?
Hızlı kilo alıp verdikten sonra gıdı bölgesindeki deri gevşer. Böyle bir durumda boyun germe ameliyatı yapılmalıdır.
Gıdı estetiğinden sonra iz kalır mı?
Germe ameliyatlarında izin yüzde 90'ı kulak arkasındadır. İyi bir planlama sayesinde hastalar izlerden şikayetçi olmazlar. Son yıllarda daha az iz kalması için çeşitli lazer tedavileri kullanılıyor.
Gıdı estetiği operasyonları ne kadar sürüyor?
Sadece liposuction ise 20-30 dakika, liposuction ve germe ise 1-1.5 saat sürüyor. Hasta bir hafta içinde sosyal hayatına döner. Operasyon sonrası birkaç ay güneş koruyucusu kullanmak şart.
Kaynak:Sabah / Didem Seymen
Alıntı:Leyditurk.com
DOĞAL BRONZLAŞMA
Görünümünüze artı puan eklemek için bitkisel bronzlaştırıcı kürü deneyebilirsiniz
Bronzlaşmak; cildinizin daha sağlıklı ve canlı görünmesini sağlar.
Malzemeler
1 Türk kahvesi fincanı susam yağı
Yarım Türk kahvesi fincanı kakao yağı
Yarım Türk kahvesi fincanı demli çay
2 çorba kaşığı ceviz yağı
1 çorba kaşığı süzme bal
Hazırlanışı ve uygulaması
Tüm malzemeleri cam bir şişede iyice karıştırın.Güneşlenirken bronzlaşmasını istediğiniz bölgelere masaj yaparak sürün. Bronzluğun kalıcı olmasını sağlamak için; kayısı, sarı dolmalık biber, bal kabağı gibi turuncu renkli sebze ve meyvelerle beslenebilirsiniz. Beta karoten içeren turuncu renkli sebze ve meyveler cilt renginin bronzlaşmasına yardımcı olur.
Bronzlaşmak; cildinizin daha sağlıklı ve canlı görünmesini sağlar.
Malzemeler
1 Türk kahvesi fincanı susam yağı
Yarım Türk kahvesi fincanı kakao yağı
Yarım Türk kahvesi fincanı demli çay
2 çorba kaşığı ceviz yağı
1 çorba kaşığı süzme bal
Hazırlanışı ve uygulaması
Tüm malzemeleri cam bir şişede iyice karıştırın.Güneşlenirken bronzlaşmasını istediğiniz bölgelere masaj yaparak sürün. Bronzluğun kalıcı olmasını sağlamak için; kayısı, sarı dolmalık biber, bal kabağı gibi turuncu renkli sebze ve meyvelerle beslenebilirsiniz. Beta karoten içeren turuncu renkli sebze ve meyveler cilt renginin bronzlaşmasına yardımcı olur.
ÇOCUKLARDA ŞİŞMANLIK NASIL TEDAVİ EDİLMELİ?
Uzmanlar, çocukların oyun oynarken yaptığı fiziksel hareketlerin kemik yoğunluklarında artışa neden olduğunu belirterek, yapılan bir araştırmada, 8 ay süreyle günde 10 veya daha fazla sıçrama hareketi yapan çocukların, normal okul aktivite programındaki çocuklara göre kemik yoğunluklarının yüzde 1.2 oranında arttığının görüldüğünü bildirdi.
Hem vücut ağırlığının hem de vücuttaki yağ kitlesinin artmasının şişmanlık olarak tanımlandığını, yağ kitlesinin vücuttaki dağılımının çok önemli olduğunu belirten Hatun, Çalışmalar, karın bölgesinde yağ toplanmasıyla kendini gösteren şişmanlığın inme, kemik kalp hastalığı ve şeker hastalığı riskini artırdığını göstermektedir uyarısında bulundu.
Hatun, son 30 yılda fazla kilolu çocuk sayısının 3 kat arttığını belirterek, Dünyada 5 yaş altındaki 20 milyon çocuğun fazla kilolu veya şişman olduğu tahmin edilmektedir dedi.
ŞEHİRDEKİ ÇOCUKLAR PASİFLEŞİYOR
Dünya Sağlık Örgütü'nün (DSÖ) özellikle şehirde yaşayanların giderek pasifleşmeye başladığına bunun da risk faktörü olduğuna dikkati çektiğini belirten Hatun, şunları kaydetti:
DSÖ'ye göre, hem gelişmiş hem de gelişmekte olan pek çok ülkede gençlerin üçte ikisinden fazlasının yeterince aktif olmadığı tahmin edilmektedir. Oysa, aktif olmak gençlerin ve çocukların kas uyumunu geliştirmelerine, sağlıklı kemikleri, kasları ve eklemleri korumalarına, kilolarını korumalarına, aşırı kiloları vermelerine ve kalp ve bağırsakların işlevlerini geliştirmesine yardım eder.
Kocaeli il merkezindeki lise öğrencileri arasında yapılan bir araştırmaya göre öğrencilerin yarıya yakının düzenli egzersiz yapmadığı, kızların yüzde 57'sinin erkeklerin ise yüzde 43'nün beden eğitimi derslerine katılmadığı belirlendi. Aynı öğrenciler arasında internet kafeye gitme ve ortalama 1 saatten fazla TV seyretme oranı ise yüzde 75'e kadar çıkıyor.
Çocukların geçmişte apartmanların bahçelerinde ip atladığını, sek sek, saklambaç, misket, yakan top gibi fiziksel aktivite gerektiren oyunlar oynadığı, bunun da kasları geren ve yer çekimine karşı yapılan egzersizler olduğunu dile getiren Hatun, şöyle devam etti:
Kemiklerin yer çekimi etkisiyle bile olsa gerilimden uzak kalması kemiklerin erimesine neden olmaktadır. Yakın zamanda yayımlanan bir araştırmada, 8 ay süreyle günde 10 veya daha fazla sıçrama hareketi yapan çocukların, normal okul aktivite programındaki çocuklara göre kemik yoğunluklarında yüzde 1.2 oranında artma olduğu görüldü. Kemik yoğunluğundaki yüzde 5 oranındaki artma, osteoporotik kırılma riskini yüzde 40 azaltmaktadır. Bu nedenle yüzde 1'lik bir artış bile çok önemlidir.
İzmit'teki 551 10-16 yaş grubundaki öğrenciler üzerinde yapılan araştırmada da şişmanlık sıklığı yüzde 4.1, şişmanlık riski altında olanlar ise yüzde 9 olarak saptandı. Aynı araştırmada şişmanlık sıklığı ile günde 5 saatten fazla TV seyretme, 'atıştırma' tarzında beslenme, ailede şişmanlık olması ve 'fast food' beslenme arasında yakın bir ilişki olduğu belirlendi.
ÇOCUKLARDA ŞİŞMANLIK NASIL TEDAVİ EDİLMELİ?
Orta derecede şişman çocukların kilo almasının engellenmesinin yeterli olduğunu belirten Hatun, Çünkü boyları uzayınca ideal ağırlıklarına yaklaşacaklardır. Belirgin olarak şişman çocuklarda ise haftada en fazla 0.5 kg verdirecek programlar hazırlanmalıdır. Tedavi, diyet, fiziksel aktivite, davranış, yaşam tarzı değişikleri, ailenin tedaviye katılımı ve düzenli izlem şeklinde olmalıdır dedi.
Hatun, hafif derecede şişman çocuklarda (ideal ağırlığından yüzde 20 fazla olanlar) kola ve meyve suyu gibi içeceklerin azaltılması ve fast-food türü besinlerden kaçınmanın yeterli olduğunu, şişman çocukların ise mutlaka diyetisyen kontrolünde bir programa tabi tutulması gerektiğini bildirdi. Çocuklarda çok düşük kalorili diyet uygulamasının tehlikeli olabildiğini vurgulayan Hatun, Bu diyetlerde nitrogen kaybı, hipotansiyon, kalp ritmi bozuklukları, gelişme geriliği, saç dökülmesi ve safra kesesi taşları gibi önemli sorunlar görülmekte uyarısında bulundu.
Hatun, fiziksel aktivitenin enerji kullanımını arttırdığı için kalori yakımında faydalı olduğunu belirterek, Ayrıca yağdan zengin besinlere olan isteği de azaltarak diyet tedavisinin başarısını arttırmakta, çocukların benlik saygılarını güçlendirmektedir. Fiziksel aktivite haftada 3-5 kez, başlangıçta 15 sonra 35-40 dakika yapılmalı ve yürüme, koşma, bisiklete binme, tenis, dans gibi fazla miktarda kas guruplarını çalıştıran hareketleri kapsamalı. Çalışmalar, aralıklı ve önce yüksek yoğunlukta sonra düşük yoğunlukta yapılan aktivitenin aynı miktarda kalori kaybına yol açan orta yoğunluktaki aktivitelere göre daha fazla yağ ve kilo kaybına neden olduğunu göstermiştir diye konuştu.
Prof. Dr. Şükrü Hatun, çeşitli ilaçların iştah azalttığını ve yüzde 5-20 oranında ağırlık kaybına yol açtığını ancak önemli yan etkilere sahip oldukları için çocuklarda kullanımının ancak özel merkezlerde ve süper şişman çocuklarla sınırlı olduğunu bildirdi
Hem vücut ağırlığının hem de vücuttaki yağ kitlesinin artmasının şişmanlık olarak tanımlandığını, yağ kitlesinin vücuttaki dağılımının çok önemli olduğunu belirten Hatun, Çalışmalar, karın bölgesinde yağ toplanmasıyla kendini gösteren şişmanlığın inme, kemik kalp hastalığı ve şeker hastalığı riskini artırdığını göstermektedir uyarısında bulundu.
Hatun, son 30 yılda fazla kilolu çocuk sayısının 3 kat arttığını belirterek, Dünyada 5 yaş altındaki 20 milyon çocuğun fazla kilolu veya şişman olduğu tahmin edilmektedir dedi.
ŞEHİRDEKİ ÇOCUKLAR PASİFLEŞİYOR
Dünya Sağlık Örgütü'nün (DSÖ) özellikle şehirde yaşayanların giderek pasifleşmeye başladığına bunun da risk faktörü olduğuna dikkati çektiğini belirten Hatun, şunları kaydetti:
DSÖ'ye göre, hem gelişmiş hem de gelişmekte olan pek çok ülkede gençlerin üçte ikisinden fazlasının yeterince aktif olmadığı tahmin edilmektedir. Oysa, aktif olmak gençlerin ve çocukların kas uyumunu geliştirmelerine, sağlıklı kemikleri, kasları ve eklemleri korumalarına, kilolarını korumalarına, aşırı kiloları vermelerine ve kalp ve bağırsakların işlevlerini geliştirmesine yardım eder.
Kocaeli il merkezindeki lise öğrencileri arasında yapılan bir araştırmaya göre öğrencilerin yarıya yakının düzenli egzersiz yapmadığı, kızların yüzde 57'sinin erkeklerin ise yüzde 43'nün beden eğitimi derslerine katılmadığı belirlendi. Aynı öğrenciler arasında internet kafeye gitme ve ortalama 1 saatten fazla TV seyretme oranı ise yüzde 75'e kadar çıkıyor.
Çocukların geçmişte apartmanların bahçelerinde ip atladığını, sek sek, saklambaç, misket, yakan top gibi fiziksel aktivite gerektiren oyunlar oynadığı, bunun da kasları geren ve yer çekimine karşı yapılan egzersizler olduğunu dile getiren Hatun, şöyle devam etti:
Kemiklerin yer çekimi etkisiyle bile olsa gerilimden uzak kalması kemiklerin erimesine neden olmaktadır. Yakın zamanda yayımlanan bir araştırmada, 8 ay süreyle günde 10 veya daha fazla sıçrama hareketi yapan çocukların, normal okul aktivite programındaki çocuklara göre kemik yoğunluklarında yüzde 1.2 oranında artma olduğu görüldü. Kemik yoğunluğundaki yüzde 5 oranındaki artma, osteoporotik kırılma riskini yüzde 40 azaltmaktadır. Bu nedenle yüzde 1'lik bir artış bile çok önemlidir.
İzmit'teki 551 10-16 yaş grubundaki öğrenciler üzerinde yapılan araştırmada da şişmanlık sıklığı yüzde 4.1, şişmanlık riski altında olanlar ise yüzde 9 olarak saptandı. Aynı araştırmada şişmanlık sıklığı ile günde 5 saatten fazla TV seyretme, 'atıştırma' tarzında beslenme, ailede şişmanlık olması ve 'fast food' beslenme arasında yakın bir ilişki olduğu belirlendi.
ÇOCUKLARDA ŞİŞMANLIK NASIL TEDAVİ EDİLMELİ?
Orta derecede şişman çocukların kilo almasının engellenmesinin yeterli olduğunu belirten Hatun, Çünkü boyları uzayınca ideal ağırlıklarına yaklaşacaklardır. Belirgin olarak şişman çocuklarda ise haftada en fazla 0.5 kg verdirecek programlar hazırlanmalıdır. Tedavi, diyet, fiziksel aktivite, davranış, yaşam tarzı değişikleri, ailenin tedaviye katılımı ve düzenli izlem şeklinde olmalıdır dedi.
Hatun, hafif derecede şişman çocuklarda (ideal ağırlığından yüzde 20 fazla olanlar) kola ve meyve suyu gibi içeceklerin azaltılması ve fast-food türü besinlerden kaçınmanın yeterli olduğunu, şişman çocukların ise mutlaka diyetisyen kontrolünde bir programa tabi tutulması gerektiğini bildirdi. Çocuklarda çok düşük kalorili diyet uygulamasının tehlikeli olabildiğini vurgulayan Hatun, Bu diyetlerde nitrogen kaybı, hipotansiyon, kalp ritmi bozuklukları, gelişme geriliği, saç dökülmesi ve safra kesesi taşları gibi önemli sorunlar görülmekte uyarısında bulundu.
Hatun, fiziksel aktivitenin enerji kullanımını arttırdığı için kalori yakımında faydalı olduğunu belirterek, Ayrıca yağdan zengin besinlere olan isteği de azaltarak diyet tedavisinin başarısını arttırmakta, çocukların benlik saygılarını güçlendirmektedir. Fiziksel aktivite haftada 3-5 kez, başlangıçta 15 sonra 35-40 dakika yapılmalı ve yürüme, koşma, bisiklete binme, tenis, dans gibi fazla miktarda kas guruplarını çalıştıran hareketleri kapsamalı. Çalışmalar, aralıklı ve önce yüksek yoğunlukta sonra düşük yoğunlukta yapılan aktivitenin aynı miktarda kalori kaybına yol açan orta yoğunluktaki aktivitelere göre daha fazla yağ ve kilo kaybına neden olduğunu göstermiştir diye konuştu.
Prof. Dr. Şükrü Hatun, çeşitli ilaçların iştah azalttığını ve yüzde 5-20 oranında ağırlık kaybına yol açtığını ancak önemli yan etkilere sahip oldukları için çocuklarda kullanımının ancak özel merkezlerde ve süper şişman çocuklarla sınırlı olduğunu bildirdi
BEYAZ PİRİNÇTEKİ TEHLİKE
Harvard Üniversitesi'nden bilim adamları, 14-20 yılda yapılan 3 farklı araştırma çerçevesinde beyaz ve esmer pirinç yiyen 157 bin 463 kadın ile 39 bin 765 erkeğin verilerini inceledi.
Araştırma sonunda haftada 5 gün beyaz pirinç yiyen kişilerin tip 2 diyabete yakalanma riskinin, ayda bir gün bu pirinci tüketenlerden yüzde 17 fazla olduğu ortaya çıktı.
Haftada 2 gün ya da daha fazla esmer pirinç tüketen kişilerin ise diyabete yakalanma riskinin ayda bir gün beyaz pirinç yiyenlerden yüzde 11 az olduğu sonucuna varıldı.
Araştırmacılar, şeker hastalığı riskinin, beyaz pirinç yerine esmer pirinç, esmer buğday ya da arpa gibi işlenmemiş tahıllar tüketerek yüzde 36 azaltılabileceğini vurguladı.
"Archives of Internal Medicine" tıp dergisinde yayımlanan araştırmada, Asya ülkelerinde pirincin yüzyıllardır temel gıda maddesi olduğunu belirten bilim adamları, ancak 20. yüzyıldan itibaren teknolojideki ilerlemelerin işlenmiş tahılların artmasına yol açtığına ve işlenmiş gıdaların besin değerinin düşük olduğuna dikkati çektiler.
Esmer pirinç lif, mineral ve vitamin bakımından beyaz pirinçten daha zengin, ayrıca işlenmiş beyaz pirince göre kandaki şeker oranını hızla yükseltmiyor.
Araştırma sonunda haftada 5 gün beyaz pirinç yiyen kişilerin tip 2 diyabete yakalanma riskinin, ayda bir gün bu pirinci tüketenlerden yüzde 17 fazla olduğu ortaya çıktı.
Haftada 2 gün ya da daha fazla esmer pirinç tüketen kişilerin ise diyabete yakalanma riskinin ayda bir gün beyaz pirinç yiyenlerden yüzde 11 az olduğu sonucuna varıldı.
Araştırmacılar, şeker hastalığı riskinin, beyaz pirinç yerine esmer pirinç, esmer buğday ya da arpa gibi işlenmemiş tahıllar tüketerek yüzde 36 azaltılabileceğini vurguladı.
"Archives of Internal Medicine" tıp dergisinde yayımlanan araştırmada, Asya ülkelerinde pirincin yüzyıllardır temel gıda maddesi olduğunu belirten bilim adamları, ancak 20. yüzyıldan itibaren teknolojideki ilerlemelerin işlenmiş tahılların artmasına yol açtığına ve işlenmiş gıdaların besin değerinin düşük olduğuna dikkati çektiler.
Esmer pirinç lif, mineral ve vitamin bakımından beyaz pirinçten daha zengin, ayrıca işlenmiş beyaz pirince göre kandaki şeker oranını hızla yükseltmiyor.
ERKEKLERDE KISIRLIĞA SON
Avrupa İnsan Üremesi ve Embriyolojisi Derneği (ESHRE) Yönetim Kurulu Üyesi ve Hacettepe Üniversitesi (HÜ) Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Timur Gürgan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, erkeklerde kısırlık sorununun çiftlerin çocuk sahibi olmasında çok önemli bir engel olduğunu söyledi.
Erkeklerde kısırlık tedavisine yönelik yöntemlerin her geçen gün geliştiğini ve umut verici sonuçlar alınmaya başlandığını anlatan Gürgan, erkek kısırlığına son verebilecek bir araştırma olan sperm kök hücrelerinin kullanılması çalışmasının sonuç vermeye başladığını bildirdi.
Gürgan, dünyada ilk kez kez Prof. Dr. Herman Tournaye tarafından yapılan çalışma ile kök hücrelerin, sperm ve yumurta hücrelerine dönüştürülebilmesinin sağlandığını belirterek, ''Daha önceden saklanmış kök hücrelerin bazı hayvan testislerine nakli ile olgun sperme dönüşme özelliğini kazanması amaçlanan ilk çalışmalar olumlu sonuçlar verdi'' dedi.
Henüz çok az hastada denenen ve bir kısmında olumlu neticeler alınan uygulamaların hala araştırma aşamasında olduğunu ifade eden ESHRE Yönetim Kurulu Üyesi ve HÜ Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gürgan, gelişmelerin umut verici olduğunu söyledi.
Dr. Herman Tournaye'nin sunduğu araştırma ile ergenliğe girmeden önce kanser tedavisi geçirmek zorunda olan erkek çocukları için ileride çocuk sahibi olabilmeleri amacıyla, ''Kök hücreden sperm hücrelerinin üretilmesi yolunun açıldığına'' dikkati çeken Gürgan, ''Bu yöntemle, kanser tedavisi öncesi testis dokusu dondurularak, tedavi sonrasında sperm hücresi üretebilen kök hücreleri geri nakletmek mümkün oldu'' diye konuştu.
-KALİTESİZ SPERM, KISIRLIK NEDENİ-
Erkeklerde sperm sayısı normal olsa bile spermlerdeki kalite sorununun çiftin çocuk sahibi olmasını engellediğini anlatan Gürgan'ın verdiği bilgiye göre, sperm sayısının özellikle 5 milyonun altına düştüğü veya azospermi olarak adlandırılan ve tetkiklerde hiç sperm bulunamayan erkeklerde sorun olarak ortaya çıkıyor.
Bunun için çocuk sahibi olmakta güçlük çeken çiftlerde, erkeklerin daha detaylı incelenmesi gerekiyor. Normal sperm parametreleri olan veya orta derecede sperm bozukluğu saptanan erkekler, 3 yıl üzeri bir sürede çocuk sahibi olamadılarsa, bir tedavi işlemi başlamadan önce sperm kalite ve fonksiyonunu belirleyecek testleri yaptırması gerekiyor.
-AİLE ÖYKÜSÜNE DİKKAT-
Kısırlıkta erkek faktörünün incelenmesinde aile hikayesi çok büyük önem taşıyor. Erkeğin ailesindeki erkeklerde ortaya çıkan genetik sperm yapabilme sorunu, erkeğin Y kromozomundaki sperm yapabilme programını bozabiliyor ve hatalı sperm yapımına yol açabiliyor. Bu nedenle hatalı sperm yapımının tespit edilebilmesi için genetik incelemelerin yapılması gerekiyor.
Ayrıca yaş ilerledikçe bazı erkeklerde sperm kalitesi azalabiliyor. Özellikle 38 yaş sonrasında erkeklerde sperm sayı ve kalitesinde ortaya çıkabilecek bozukluğun, gebeliğin oluşmasını zorlaştırdığı, oluşan gebeliklerde ise düşük yapma şansını arttırdığı gösteriliyor.
Aşırı stres, yorgunluk, kötü çalışma şartları, çevre kirliliği, erkeklerde sperm kalite ve sayısını düşürebiliyor. Bunun dışında sigara tüketimi, erkeklerde sperm kalitesini bozabiliyor ve yumurtayı dölleme oranını düşürebiliyor.
-IMSI YÖNTEMİYLE SPERM, BİNLERCE KAT BÜYÜTÜLEREK İNCELENİYOR-
Bu tür sorunlar halinde tanı ve tedavi için sperm DNA kopma ve kırılmalarının tespit edilmesi yöntemiyle, erkeklerde hayat tarzı değişiklikleri, vitamin ve eser elementlerin takviyesi, stres azaltma teknikleri uygulaması ve sigaranın kesilmesi ile yapılacak düzenlemeyle 1.5-3 ayda gebelik oranlarında artış sağlanabiliyor. Bu çiftlerde, bazen aşılama ve tüp bebek tedavilerine gerek duyulmaksızın gebelik elde edilebiliyor.
Yeni bir uygulama olan orta ve şiddetli erkek faktörü infertil çiftlerde uygulanan IMSI (High magnification ICSI = Büyük büyütmeli mikroenjeksiyon) yöntemi ise dünyanın seçkin birkaç merkezinde uygulanıyor. Etkinliği kanıtlanmış yöntemle, mikroenjeksiyon işleminde kullanılacak sperm, ileri teknolojik imkanlar ile binlerce kat büyütülerek inceleniyor ve en iyi sperm tedavi için yumurtanın içine konulmak için seçiliyor.
Yeni bir yöntem olan mikroenjeksiyon esnasında sperm, mikroskop altında incelenerek sperm baş kısmındaki parlaklığa göre değerlendirilebiliyor (Çift yansıtma tekniği). Bu incelemede daha kaliteli yumurta döllemesi yapabilecek spermler hayati faaliyetlerine zarar vermeden seçiliyor ve yumurtalar bu spermlerle dölleniyor. Sonuçta daha kaliteli embriyo geliyor ve gebelik oranları artıyor.
Diğer bir teknik olarak da ko-kültür tekniği uygulanıyor. Bu teknikte, yumurtaları besleyen ve yumurtaların gelişmesi sırasında onun çevresinde bulunan hücreler yumurta toplanması esnasında alınıyor ve laboratuvarda özel sıvılar içerisinde geliştiriliyor. Bu sıvılar yumurta ve spermin döllenmesinden sonra embriyonun gelişimine destek olarak kullanılıyor ve anne rahmine yerleştirilmesine kadar bir besi yeri görevi yapıyor.
Erkeklerde kısırlık tedavisine yönelik yöntemlerin her geçen gün geliştiğini ve umut verici sonuçlar alınmaya başlandığını anlatan Gürgan, erkek kısırlığına son verebilecek bir araştırma olan sperm kök hücrelerinin kullanılması çalışmasının sonuç vermeye başladığını bildirdi.
Gürgan, dünyada ilk kez kez Prof. Dr. Herman Tournaye tarafından yapılan çalışma ile kök hücrelerin, sperm ve yumurta hücrelerine dönüştürülebilmesinin sağlandığını belirterek, ''Daha önceden saklanmış kök hücrelerin bazı hayvan testislerine nakli ile olgun sperme dönüşme özelliğini kazanması amaçlanan ilk çalışmalar olumlu sonuçlar verdi'' dedi.
Henüz çok az hastada denenen ve bir kısmında olumlu neticeler alınan uygulamaların hala araştırma aşamasında olduğunu ifade eden ESHRE Yönetim Kurulu Üyesi ve HÜ Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gürgan, gelişmelerin umut verici olduğunu söyledi.
Dr. Herman Tournaye'nin sunduğu araştırma ile ergenliğe girmeden önce kanser tedavisi geçirmek zorunda olan erkek çocukları için ileride çocuk sahibi olabilmeleri amacıyla, ''Kök hücreden sperm hücrelerinin üretilmesi yolunun açıldığına'' dikkati çeken Gürgan, ''Bu yöntemle, kanser tedavisi öncesi testis dokusu dondurularak, tedavi sonrasında sperm hücresi üretebilen kök hücreleri geri nakletmek mümkün oldu'' diye konuştu.
-KALİTESİZ SPERM, KISIRLIK NEDENİ-
Erkeklerde sperm sayısı normal olsa bile spermlerdeki kalite sorununun çiftin çocuk sahibi olmasını engellediğini anlatan Gürgan'ın verdiği bilgiye göre, sperm sayısının özellikle 5 milyonun altına düştüğü veya azospermi olarak adlandırılan ve tetkiklerde hiç sperm bulunamayan erkeklerde sorun olarak ortaya çıkıyor.
Bunun için çocuk sahibi olmakta güçlük çeken çiftlerde, erkeklerin daha detaylı incelenmesi gerekiyor. Normal sperm parametreleri olan veya orta derecede sperm bozukluğu saptanan erkekler, 3 yıl üzeri bir sürede çocuk sahibi olamadılarsa, bir tedavi işlemi başlamadan önce sperm kalite ve fonksiyonunu belirleyecek testleri yaptırması gerekiyor.
-AİLE ÖYKÜSÜNE DİKKAT-
Kısırlıkta erkek faktörünün incelenmesinde aile hikayesi çok büyük önem taşıyor. Erkeğin ailesindeki erkeklerde ortaya çıkan genetik sperm yapabilme sorunu, erkeğin Y kromozomundaki sperm yapabilme programını bozabiliyor ve hatalı sperm yapımına yol açabiliyor. Bu nedenle hatalı sperm yapımının tespit edilebilmesi için genetik incelemelerin yapılması gerekiyor.
Ayrıca yaş ilerledikçe bazı erkeklerde sperm kalitesi azalabiliyor. Özellikle 38 yaş sonrasında erkeklerde sperm sayı ve kalitesinde ortaya çıkabilecek bozukluğun, gebeliğin oluşmasını zorlaştırdığı, oluşan gebeliklerde ise düşük yapma şansını arttırdığı gösteriliyor.
Aşırı stres, yorgunluk, kötü çalışma şartları, çevre kirliliği, erkeklerde sperm kalite ve sayısını düşürebiliyor. Bunun dışında sigara tüketimi, erkeklerde sperm kalitesini bozabiliyor ve yumurtayı dölleme oranını düşürebiliyor.
-IMSI YÖNTEMİYLE SPERM, BİNLERCE KAT BÜYÜTÜLEREK İNCELENİYOR-
Bu tür sorunlar halinde tanı ve tedavi için sperm DNA kopma ve kırılmalarının tespit edilmesi yöntemiyle, erkeklerde hayat tarzı değişiklikleri, vitamin ve eser elementlerin takviyesi, stres azaltma teknikleri uygulaması ve sigaranın kesilmesi ile yapılacak düzenlemeyle 1.5-3 ayda gebelik oranlarında artış sağlanabiliyor. Bu çiftlerde, bazen aşılama ve tüp bebek tedavilerine gerek duyulmaksızın gebelik elde edilebiliyor.
Yeni bir uygulama olan orta ve şiddetli erkek faktörü infertil çiftlerde uygulanan IMSI (High magnification ICSI = Büyük büyütmeli mikroenjeksiyon) yöntemi ise dünyanın seçkin birkaç merkezinde uygulanıyor. Etkinliği kanıtlanmış yöntemle, mikroenjeksiyon işleminde kullanılacak sperm, ileri teknolojik imkanlar ile binlerce kat büyütülerek inceleniyor ve en iyi sperm tedavi için yumurtanın içine konulmak için seçiliyor.
Yeni bir yöntem olan mikroenjeksiyon esnasında sperm, mikroskop altında incelenerek sperm baş kısmındaki parlaklığa göre değerlendirilebiliyor (Çift yansıtma tekniği). Bu incelemede daha kaliteli yumurta döllemesi yapabilecek spermler hayati faaliyetlerine zarar vermeden seçiliyor ve yumurtalar bu spermlerle dölleniyor. Sonuçta daha kaliteli embriyo geliyor ve gebelik oranları artıyor.
Diğer bir teknik olarak da ko-kültür tekniği uygulanıyor. Bu teknikte, yumurtaları besleyen ve yumurtaların gelişmesi sırasında onun çevresinde bulunan hücreler yumurta toplanması esnasında alınıyor ve laboratuvarda özel sıvılar içerisinde geliştiriliyor. Bu sıvılar yumurta ve spermin döllenmesinden sonra embriyonun gelişimine destek olarak kullanılıyor ve anne rahmine yerleştirilmesine kadar bir besi yeri görevi yapıyor.
NE KADAR SUYA İHTİYACIMIZ VAR?
Kavuran sıcaklarda vücudumuzun su ihtiyacı da artacak. Peki ne kadar?
Önümüzdeki günlerde hava sıcaklıkları daha da artacak. Kavuran sıcaklarda vücudumuzun su ihtiyacı da artacak. Peki ya ne kadar?
Amerikan Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü'nden Diyetisyen Zuhal Güler Çelik'i dinliyoruz...
Sıvı ihtiyacımız ne kadardır?
Vücutta normal koşullarda idrarla, terle, solunumla ve dışkıyla günde yaklaşık 2,5 litre sıvı kaybı olur. Bu nedenle vücuttan atılan sıvıyı yerine koyabilmek için günde 2,5 litre yani 8-10 bardak suya veya su içeren gıdalara ihtiyacımız vardır.
Bu nedenle su içmek için susama hissini beklemek yerine su tüketimini alışkanlık haline getirip gün boyu sık sık içmek gerekir. Vücutta sıvı atımı sıcaklık artığında, enfeksiyon durumlarında, diüretik ilaçlar kullanıldığında artar. Bu nedenle sıvı ihtiyacı daha da artar.
Suyun yerine geçebilecek sıvılar nelerdir? Çay, bitki çayları, kahve sıvı ihtiyacımızı karşılar mı?
Çay ve kahve gibi kafeinli içecekler ve bazı bitki çayları diüretik etki göstererek idrar atımını artırır. Bu nedenle bu içeceklerle aldığımız suyu neredeyse atmış oluruz. Yani çay ve kahve tüketerek yeterli sıvıyı sağlamış olmayız. Çay, kahve yerine yaz aylarında taze meyve suları, ayran, süt gibi içecekler ve taze meyveler sıvı ihtiyacımızı karşılamada daha çok destek olur.
Meyve suları tüketilirken hazır meyve suları yerine taze olanları tercih etmek hem daha az şeker (dolayısıyla daha az kalori) almamızı sağlar hem de taze meyvelerin C vitamininden yararlanmamızı sağlar. Ancak taze meyvelerin suyu sıkılırken hemen tüketilmesine dikkat etmek gerekir yoksa vitamini azalır. Ayran ise hem kalsiyumdan zengin hem de protein içeren bir içecek olarak yaz aylarında sıvı ihtiyacımızı karşılamada iyi bir seçenektir.
Önümüzdeki günlerde hava sıcaklıkları daha da artacak. Kavuran sıcaklarda vücudumuzun su ihtiyacı da artacak. Peki ya ne kadar?
Amerikan Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü'nden Diyetisyen Zuhal Güler Çelik'i dinliyoruz...
Sıvı ihtiyacımız ne kadardır?
Vücutta normal koşullarda idrarla, terle, solunumla ve dışkıyla günde yaklaşık 2,5 litre sıvı kaybı olur. Bu nedenle vücuttan atılan sıvıyı yerine koyabilmek için günde 2,5 litre yani 8-10 bardak suya veya su içeren gıdalara ihtiyacımız vardır.
Bu nedenle su içmek için susama hissini beklemek yerine su tüketimini alışkanlık haline getirip gün boyu sık sık içmek gerekir. Vücutta sıvı atımı sıcaklık artığında, enfeksiyon durumlarında, diüretik ilaçlar kullanıldığında artar. Bu nedenle sıvı ihtiyacı daha da artar.
Suyun yerine geçebilecek sıvılar nelerdir? Çay, bitki çayları, kahve sıvı ihtiyacımızı karşılar mı?
Çay ve kahve gibi kafeinli içecekler ve bazı bitki çayları diüretik etki göstererek idrar atımını artırır. Bu nedenle bu içeceklerle aldığımız suyu neredeyse atmış oluruz. Yani çay ve kahve tüketerek yeterli sıvıyı sağlamış olmayız. Çay, kahve yerine yaz aylarında taze meyve suları, ayran, süt gibi içecekler ve taze meyveler sıvı ihtiyacımızı karşılamada daha çok destek olur.
Meyve suları tüketilirken hazır meyve suları yerine taze olanları tercih etmek hem daha az şeker (dolayısıyla daha az kalori) almamızı sağlar hem de taze meyvelerin C vitamininden yararlanmamızı sağlar. Ancak taze meyvelerin suyu sıkılırken hemen tüketilmesine dikkat etmek gerekir yoksa vitamini azalır. Ayran ise hem kalsiyumdan zengin hem de protein içeren bir içecek olarak yaz aylarında sıvı ihtiyacımızı karşılamada iyi bir seçenektir.
İSTİFA EDEN MEMURA PİYANGO
Devlet memuru iken istifa edip daha sonra başka kurumdan emekli olanlara Anayasa Mahkemesi kararı ile ikramiye alma hakkı doğdu. Üstelik bu karar sadece memurları değil, şu anda hayatta olmayanların varislerini de kapsıyor. Yani yüzbinlerce hak sahibi devlette kalan haklarını yakın zamanda alabilecek.
Hürriyet yazarı Prof. Şükrü Kızılot, bu durumda olan yüzbinlerce memurun ne yapması gerektiğini ayrıntıları ile anlattı.
Devlette çalışıp daha sonra istifa eden memurlara ikramiye ödenmesi gerekirken şu anda keyfi olarak bunun yapılmadığının altını çizen Kızılot, memurların yargıya gitmeye zorlandığını söyledi.
Kızılot'un verdiği bilgiye göre İdare Mahkemesi'ne bir dilekçe verip dava açan memurlar, emekli parasını almaya hak kazandılar. Hatta Anayasa Mahkemesi'nin yürürlüğe girdiği 5 Haziran'ı beklemeyip daha önce dava açanlar paralarını aldı bile. Bütün dava ve avukat masraflarını da SGK ödedi.
Ancak Kızılot, hem aşağıda bir örneğini sunduğumuz hem de yukarıda link olarak verdiğimiz dilekçede faiz talebinin unutulmaması gerektiğinin altını çiziyor. Çünkü aksi takdirde SGK ödemeyi faizsiz yapıyor ve memurların bir kere daha mahkemeye gitmesi gerekiyor. Bu arada memurlar, ilk basamak olan SGK'ya başvururken de örnek dilekçenin bazı bölümlerini çıkarıp benzer bir dilekçe ile başvurabilir.
İşte adım adım yapılması gerekenler...
1) Memuriyetten istifa edip ayrılanlar, yıllar sonra SSK ya da Bağ-Kur’dan emekli olmuşlarsa, memuriyette geçen süreleri ile ilgili emekli ikramiyesini alabilecekler.
2) Bunun için önce, Sosyal Güvenlik Kurumu’na (SGK) başvurup, emekli ikramiyelerinin ödenmesini talep edecekler.
3) Kurum maalesef bu talebi kabul etmeyip reddediyor. Vatandaşı, yargıya gitmeye zorluyor.
4) Talebin, reddedildiği tarihten itibaren (ya da iade ile ilgili dilekçeye yanıt verilmemişse, 60 günlük sürenin dolduğu tarihten itibaren) 60 gün içinde idare mahkemesine dava açılması gerekiyor.
5) SGK, mahkeme kararına istinaden iadeyi yapıyor.
6) İptal davası açılırken, ikramiyenin yasal faizi ile birlikte ödenmesini talep etmek gerekiyor. İdare mahkemeleri de SGK’ya başvuru tarihi itibariyle faiz ödenmesine karar verebiliyor.
7) İkramiyenin, güncellenmiş tutar üzerinden ödenmediği durumlarda ayrıca “tam yargı davası” açmak gerekiyor.
İŞTE DİLEKÇE ÖRNEĞİ...
İDARE MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI’NA
ANKARA
DAVACI : ………………………………………
ADRES : ………………………………………
………………………………………
DAVALI : Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı / ANKARA
(T.C. Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü)
TEBLİĞ TARİHİ : ................2010
DAVA KONUSU : Anayasa Mahkemesi iptal kararına göre emekli ikramiyesi ödenmesi için tarafımca yapılan başvurunun reddine ilişkin davalı idarenin ……....… tarihli ve …………… sayılı işleminin iptal edilmesi ve ikramiye tutarının hak ediş tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte ödenmesi talebinden ibarettir
İSTEĞİN ÖZETİ :
……………… tarihleri arasında, T.C. Emekli Sandığı’na bağlı ……………… kurumunda çalıştım. ……………… tarihinden itibaren istifa edip SSK sigortalısı olarak (veya Bağ-Kur’lu olarak) çalıştım. ……………… tarihinde emekli oldum.
Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı’na, ……………… tarihinde başvurarak, Emekli Sandığı’na tabi ……………… yıl ……………… aylık süre için emekli ikramiyemin ödenmesini talep ettim. Bu talebimin reddedildiğine dair …. tarihli ve … sayılı yazı, ……………… tarihinde tarafıma tebliğ edildi.
Anayasa Mahkemesi’nce verilen karar ile, farklı sosyal güvenlik kurumlarına tabi hizmet süreleri birleştirilmek suretiyle emekli aylığı bağlananlardan, son defa Emekli Sandığı’na tabi bir görevden emekliye ayrılmamış olanlara Emekli Sandığı’nca emekli ikramiyesi ödenmesine engel olan “Son defa T.C. Emekli Sandığı’na tabi görevlerden emekliye ayrılan ve …” ibaresi iptal edildiğinden, 2829 sayılı Kanun’un 12. maddesinin birinci fıkrasının iptal kararından sonraki şekline göre, “kendilerine bu Kanunun 8. maddesi uyarınca birleştirilen hizmet süreleri üzerinden aylık bağlananlara, T.C. Emekli Sandığı’na tabi daire, kuruluş ve ortaklıklarda prim veya kesenek ödemek suretiyle geçen sürelerin toplamı üzerinden, 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu hükümlerine göre emekli ikramiyesi” ödenmesi gerekmektedir.
Anayasa Mahkemesi’nin sözü edilen 05.02.2009 tarih ve E.2005/40, K.2009/17 sayılı kararı karşısında ilgili idarenin emekli ikramiyesi ödemeleri konusunda bir değerlendirme yaparak hak edilen ikramiyeleri ilgililerine ödemesi, Anayasa’nın 125 ve 153. maddeleri ile hukukun üstünlüğü ilkesinin bir gereği ve sonucudur.
Bu durumda, yasal dayanağı ve hukuka uygunluğu bulunmayan aksi yöndeki idari işlemin iptali ve TC Emekli Sandığı’na tabi geçen hizmet sürelerimin toplamı üzerinden hesaplanacak emekli ikramiyesinin yasal faiziyle birlikte tarafıma ödenmesi gerekmektedir.
NETİCE VE TALEP :
Yukarıda arz ve izah olunmaya çalışılan nedenlerle, Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı doğrultusunda, davalı idarenin … tarihli ve … sayılı işleminin iptal edilmesine, TC Emekli Sandığı’na tabi olarak çalıştığım süreye ilişkin emekli ikramiyemin yasal faizi ile birlikte ödenmesine ve dava giderlerinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini arz ve talep ederim.
Saygılarımla.
(Adı-Soyadı
İmza)
Hürriyet yazarı Prof. Şükrü Kızılot, bu durumda olan yüzbinlerce memurun ne yapması gerektiğini ayrıntıları ile anlattı.
Devlette çalışıp daha sonra istifa eden memurlara ikramiye ödenmesi gerekirken şu anda keyfi olarak bunun yapılmadığının altını çizen Kızılot, memurların yargıya gitmeye zorlandığını söyledi.
Kızılot'un verdiği bilgiye göre İdare Mahkemesi'ne bir dilekçe verip dava açan memurlar, emekli parasını almaya hak kazandılar. Hatta Anayasa Mahkemesi'nin yürürlüğe girdiği 5 Haziran'ı beklemeyip daha önce dava açanlar paralarını aldı bile. Bütün dava ve avukat masraflarını da SGK ödedi.
Ancak Kızılot, hem aşağıda bir örneğini sunduğumuz hem de yukarıda link olarak verdiğimiz dilekçede faiz talebinin unutulmaması gerektiğinin altını çiziyor. Çünkü aksi takdirde SGK ödemeyi faizsiz yapıyor ve memurların bir kere daha mahkemeye gitmesi gerekiyor. Bu arada memurlar, ilk basamak olan SGK'ya başvururken de örnek dilekçenin bazı bölümlerini çıkarıp benzer bir dilekçe ile başvurabilir.
İşte adım adım yapılması gerekenler...
1) Memuriyetten istifa edip ayrılanlar, yıllar sonra SSK ya da Bağ-Kur’dan emekli olmuşlarsa, memuriyette geçen süreleri ile ilgili emekli ikramiyesini alabilecekler.
2) Bunun için önce, Sosyal Güvenlik Kurumu’na (SGK) başvurup, emekli ikramiyelerinin ödenmesini talep edecekler.
3) Kurum maalesef bu talebi kabul etmeyip reddediyor. Vatandaşı, yargıya gitmeye zorluyor.
4) Talebin, reddedildiği tarihten itibaren (ya da iade ile ilgili dilekçeye yanıt verilmemişse, 60 günlük sürenin dolduğu tarihten itibaren) 60 gün içinde idare mahkemesine dava açılması gerekiyor.
5) SGK, mahkeme kararına istinaden iadeyi yapıyor.
6) İptal davası açılırken, ikramiyenin yasal faizi ile birlikte ödenmesini talep etmek gerekiyor. İdare mahkemeleri de SGK’ya başvuru tarihi itibariyle faiz ödenmesine karar verebiliyor.
7) İkramiyenin, güncellenmiş tutar üzerinden ödenmediği durumlarda ayrıca “tam yargı davası” açmak gerekiyor.
İŞTE DİLEKÇE ÖRNEĞİ...
İDARE MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI’NA
ANKARA
DAVACI : ………………………………………
ADRES : ………………………………………
………………………………………
DAVALI : Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı / ANKARA
(T.C. Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü)
TEBLİĞ TARİHİ : ................2010
DAVA KONUSU : Anayasa Mahkemesi iptal kararına göre emekli ikramiyesi ödenmesi için tarafımca yapılan başvurunun reddine ilişkin davalı idarenin ……....… tarihli ve …………… sayılı işleminin iptal edilmesi ve ikramiye tutarının hak ediş tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte ödenmesi talebinden ibarettir
İSTEĞİN ÖZETİ :
……………… tarihleri arasında, T.C. Emekli Sandığı’na bağlı ……………… kurumunda çalıştım. ……………… tarihinden itibaren istifa edip SSK sigortalısı olarak (veya Bağ-Kur’lu olarak) çalıştım. ……………… tarihinde emekli oldum.
Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı’na, ……………… tarihinde başvurarak, Emekli Sandığı’na tabi ……………… yıl ……………… aylık süre için emekli ikramiyemin ödenmesini talep ettim. Bu talebimin reddedildiğine dair …. tarihli ve … sayılı yazı, ……………… tarihinde tarafıma tebliğ edildi.
Anayasa Mahkemesi’nce verilen karar ile, farklı sosyal güvenlik kurumlarına tabi hizmet süreleri birleştirilmek suretiyle emekli aylığı bağlananlardan, son defa Emekli Sandığı’na tabi bir görevden emekliye ayrılmamış olanlara Emekli Sandığı’nca emekli ikramiyesi ödenmesine engel olan “Son defa T.C. Emekli Sandığı’na tabi görevlerden emekliye ayrılan ve …” ibaresi iptal edildiğinden, 2829 sayılı Kanun’un 12. maddesinin birinci fıkrasının iptal kararından sonraki şekline göre, “kendilerine bu Kanunun 8. maddesi uyarınca birleştirilen hizmet süreleri üzerinden aylık bağlananlara, T.C. Emekli Sandığı’na tabi daire, kuruluş ve ortaklıklarda prim veya kesenek ödemek suretiyle geçen sürelerin toplamı üzerinden, 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu hükümlerine göre emekli ikramiyesi” ödenmesi gerekmektedir.
Anayasa Mahkemesi’nin sözü edilen 05.02.2009 tarih ve E.2005/40, K.2009/17 sayılı kararı karşısında ilgili idarenin emekli ikramiyesi ödemeleri konusunda bir değerlendirme yaparak hak edilen ikramiyeleri ilgililerine ödemesi, Anayasa’nın 125 ve 153. maddeleri ile hukukun üstünlüğü ilkesinin bir gereği ve sonucudur.
Bu durumda, yasal dayanağı ve hukuka uygunluğu bulunmayan aksi yöndeki idari işlemin iptali ve TC Emekli Sandığı’na tabi geçen hizmet sürelerimin toplamı üzerinden hesaplanacak emekli ikramiyesinin yasal faiziyle birlikte tarafıma ödenmesi gerekmektedir.
NETİCE VE TALEP :
Yukarıda arz ve izah olunmaya çalışılan nedenlerle, Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı doğrultusunda, davalı idarenin … tarihli ve … sayılı işleminin iptal edilmesine, TC Emekli Sandığı’na tabi olarak çalıştığım süreye ilişkin emekli ikramiyemin yasal faizi ile birlikte ödenmesine ve dava giderlerinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini arz ve talep ederim.
Saygılarımla.
(Adı-Soyadı
İmza)
15 Haziran 2010 Salı
FIRINDA SOGAN SALATASI
Bu tarifi uzun süredir severek yapıyorum et veya tavuk yemeklerine çok yakışıyor.Degişik bir sogan salatası tarifi.Tarifi yeturlalezzetkareleri Yeşimden aldım.
FIRINDA SOGAN SALATASI MALZEMELERİ:
- 5 adet kuru sogan
- 2 çay kaşıgı kekik
- 2 çay kaşıgı tuz
- 2 çay kaşıgı pul biber
- 1 çay kaşıgı toz şeker
- yarım kahve fincanı sıvıyag
- fırın poşeti
Kuru soganların kabuklarını soyduktan sonra iri iri dograyalım.Derince bir kaba koyalım ve üstüne baharatlarımızı ve sıvı yagımızı ekleyelim ve hepsini elimizle veya kaşıkla harmanlayalım.Sonra bu karışımı yanmaz fırın poşetine koyup agzını kapatalım.Ve önceden 200C ısıtılmış fırına verelim.Fırından çıkarınca isterseniz üzerine nar ekşisi de koyabilirsiniz.
Afiyet olsun.
Evlenince cinsel yaşam biter mi?
Sürekli maruz kaldığımız bir sızlanmadır bu. Çoğunlukla, hatta belki de her zaman, bu durumdan şikâyet eden erkeklerdir.
İçinde yaşadığımız toplum, bilinçli ya da bilinçsiz olarak, sayısız toplumsal görevi olan 'birkaç kadın' yarattı; hepsi bir tane fiyatına. Tıpkı TV reklamlarındaki '3'ü 1 arada' şampuanlar gibi.
Her şeyden önce, modern kadın, kız arkadaş ya da sevgilidir, ki bu ikisi hemen hemen aynı anlama gelir. Seks bu rol için gerekli bir şeydir ve sevgili, rolünü gerçekleştirmek için elinden gelenin en iyisini yapacaktır. Daha sonra, evlendiğinde, o artık sevgili değildir; eş rolünü benimser, ya da evin 'yönetici unsuru' demek daha doğru olur.
Antik çağlardan beri bu böyle. Bebek doğduğunda, kadın daha önce üstlendiği kız arkadaş, sevgili, eş rollerini unutarak bir 'öğretici unsur' haline gelir. Bütün ilgisi, yavrusuna bakmak için, farkında olmadan bu role odaklanır. Nihayet, bir büyükanne ya da ihtiyar bir kadın olduğunda seks tamamen ortadan kalkar.
Büyükanne aseksüel, cinsiyetsiz insan olarak görülür. Bu, insanoğlunun yaşadığı süre boyunca cinselliğini kullanmasa bile, seksüel olması sebebiyle tamamen yanlıştır. Partiye gitmek istediği için torunlarına bakmayı reddeden bir büyükanne düşünebiliyor musunuz? İmkânsız, öyle değil mi? Bu hiç hoş karşılanmaz.
Bizim toplumumuzda, büyükanne olmak, tıpkı ikinci hamilelik yaşamak gibidir. Çocuklu bir kadın çalışıyorsa, yeni bir rol daha üstlenir: Artık 'üretici unsur' haline gelmiştir. Michel Foucault'nun, "Çalışmak, arzuyu dizginlemek için icat edildi" demesi asla boşuna değildi. Kadınların bütün bu farklı sosyal rolleri, çiftler arasında yarattığı seks problemleri dışında, kimsenin sorgulamadığı 'normal' bir şey gibi kabul edilir.
CİNSEL ARZU HİÇ KAYBOLMAZ
Çoğu erkek, eşleriyle aralarında ortaya çıkan bu problemin üstesinden başka kadın ile geliyor. Bu, başta işe yarıyormuş gibi görünür. Ama dikkatli olun, bunun işe yaramasının mantıklı bir açıklaması var: Kadın, yeniden kız arkadaş, sevgili olmak için öteki rollerini bir kenara bırakmıştır. Erkek o kadınla evlenirse, uzun vadede o da eşinin yaptıklarının aynısını yapacaktır.
Birçok kadın hamilelikten sonra cinsel arzu hissetmediğini söylüyor. Cinsel arzu, kadının fiziksel durumu ile hiç ilgisi olmayan zihinsel bir aktivite olduğundan, bu besbelli yanlıştır. Aslında olan, aklın başka şeye doğru yönelmesidir. Ayrıca, söylediğim gibi, cinsel arzu asla kaybolmaz. Sadece başka yöne odaklanır.
Bunun bir çözümü var: Çocuklarla iletişim kurmak. Kadın çocuklara, zaman zaman anne ve babanın birbirini sevmesi gerektiğini anlatmalıdır. Kendilerine ayıracak zamanları olması gerekir; tabii ki bu, çocukları artık sevmediklerini göstermez. Çocuklu kadınların bunu anlamasının zor olduğunu biliyorum; fakat tek çözüm yolu budur. Önemli olan, bu noktayı dünyadaki en doğal şeymiş gibi anlatmaktır ve bu yüzden kötü anne olunmayacağına kendini inandırmak.
Kadın belli bir toplumsal rol üstlendiğinde, toplumun ona verdiği diğer rolleri unutmuş gibi gözükür. Bu, her kadının fark etmesi gereken büyük bir problemdir. Ben kadını, her zaman cep çakısı ile kıyaslarım. Bilirsiniz, çakının birçok fonksiyonu vardır: Bıçak, tirbuşon, tırnak törpüsü, makas olabilir. Değişik fonksiyonları olmasına rağmen çakı hâlâ çakıdır. Kadınlarda da aynen böyledir.
Kadının değişik toplumsal rolleri olabilir, ama o hâlâ kadındır. Sevgili, eş, çalışan, büyükanne olabilir ama o hâlâ cinsiyeti olan bir insandır. Kadınlarda olan şey, özellikle sevgili rolü olmak üzere, diğer toplumsal rolleri unutarak, hayatlarının belli bir kesiminde oynamaları gereken rolleri bütün olarak benimsemeleri. Sanki seks hayatlarının (sevgili rolünün), diğer aktivitelere nazaran daha az öncelikli olması gerekiyormuş gibi davranırlar. Bu, besbelli bir hata. Yani, bu problemin ikinci çözümü, durumu anlamaktır. Biz kadınlar, bir elin beş parmakları gibiyiz. Eğer eli kullanmak istiyorsak, beş parmağı birden kullanmalıyız. Aksi halde el işe yaramaz ve bundan dolayı da eksik kalırız.
Kaynak:Ekolay.net
Hamile kalmak için 5 ana yöntem
1. Rahatlatan Teknikler Uygulayın
Yoga, meditasyon ve vizüalizasyon, başarılı bir denge için vücut becerilerini artırır. Zihne hitap eden günlük aktiveleri düşünün ama orada bunlaradan vazgeçmeyin. Vücut-ortalanmış hipnozu kullanarak psikomatik pratiktiğimde başarılı oldum, imajeriden yararlandım, sadece çocuk doğurmayı değil aynı zamanda kısırlığı da etkiliyor. Rahatlamayla çiftleşen vizüalizasyon uyuşturucu etkileri, hormonol aktiviteyi ve dengeyi düzenleyen beynin ( limbik sistem) duygusal merkeziyle iletişim için güçlü bir tekniktir.
Rahminizi, fertil sağlık ve isteğin durumunda canlandırır. Relaksasyon bir bandı yapar veya bir profesyonel, yaratıcı bir ses bandında, konsepsiyon ve gebe kalmanın hissini alamıza yardımcı olur.
2 Duygusal İfadenize İzin Verin
Serbest bıraktığınız duygular, derin rahatlama için oldukça önemlidir. Sadece “pozitif düşünce”’nin bir formu olarak vizüalizasyonu kullanın. Duyguları serbest bırakmaksızın “negatif” duygu ve korkularınız olur, korku ve hayal kırıklığınızı önlemelisiniz sonucu depresyon olur.
Kızgınlığınızı, üzüntünüzü, hayal kırıklığınız ve korkunuzu bilin. Sizinle aynı duyguları paylaşan kişilerle görüşüp kendi duygu ve endişelerinizi paylaşın. Bu duyguları içinize atmaktansa başkalarıyla paylaşın ve hayal kırıklığına uğradığınız da ağlayın. Duygularınızı ifade etmeniz sizin daha iyi hissetmenizi sağlayacaktır ve umutsuzluğun yerini umut alacaktır.
3. Rahat Olun
Kognitif yeniden yapılandırmayı uygulayın. Günlüğünüze duygularınızı yazın ama hayal kırıklığından kurtulma ve arzu ettiğiniz amacınızı devam ettirme konusunda yazın. Mesela, kendi kendinize söylediğiniz şeyler “asla bir çocuğum olmayacak” gibi yazdığınızda. Kaderinizin negatif yansıması gibi duygularınızı ifade etmek istediğinizde hayal kırıklığına uğradığınızı hatta sinirlendiğinizi hatırlayın. Duygularınızı anlama, ileri de sizin için yararlı olur. Bunun yerine, gerçekçi olun ve gerçekleri yazın, “gebe kalabilmek için her şeyi göz alıyorum.”deyin.
4. İhtiyacınız Olan Desteği Alın
Gebe kalma isteğiniz ve yeteneksizliğiniz “bebek yapmak”, sizi şaşırtacak duyguları sağlar. Kadınların evlilik ilişkilerinin yanında iş yerlerinde kendilerine olan güvenlerini ve performanslarını etkileyen yetersiz barınma duyguları, kadınlar da yaygındır.
İhtiyaçlarınızı tahmin edin. Sizi bunaltacak bu duygulara izin vermeyin. Bunun yerine, arkadaşlarınızdan veya profesyonel kişilerden destek alma; öğrenme ve büyüme hususunda bir şans yakalamak için bu fırsatı kullanın.
Destekleyici grup terapisi, gebe kalmayla ilişkili olan çalışmalarda bir tedavi bölümüdür. Duyguları paylaşma hem sizin bu konu da yalnız olmadığınızı hem de bu sorunları atlatmanıza yardımcı olabilir. Bu gruplar, kendine güven, evlilik, aile, arkadaşlar ve çalışma üzerindeki kısırlık duygularına odaklanır. Duygularınızı paylaşma, duygularınızı içinize atmanızdan çok daha yararlı olacaktır.
5. Geç Kalmayın!
Tedavi araştırmaları sadece gebe kalmanıza değil aynı zamanda uzun süredir kısırlık yüzünden girdiğiniz depresyondan kurtulmanıza yardımcı olabilir. Günümüzdeki depresyon tedavisi, kök tehlike döngüye yardımcı olabilir.
Kaynak: leyditurk
Burcunuza göre nasıl bir eşle mutlu olunur
İşte burç özellikleri
Koç kadını: Yükselebilen, sert mizaçlı bir eş arar.
Boğa kadını: Ateşli, yaratıcı zevklere sahip, cinselliği güçlü bir eş arayışı içindedir.
İkizler kadını: Eşi ruhsal açıdan güçlü ve düşünceli olmalıdır.
Yengeç kadını: Babası türünde, sahiplenen bir eş ister.
Aslan kadını: Eşi kendini gösterebilen ve otoriter biri olmalıdır.
Başak kadını: Pratik ve akıllıca yaşayan, iyi kazanan bir eş arar.
Terazi kadını: Eşinin endişelerden uzak, dürüst, kibar ve yaşamı seven biri olması gerekir.
Akrep kadını: Gösterişten uzak, sabırlı ve seksi bir eş ister.
Yay kadını: Memuriyete uyabilecek bir eş tipi idealdir.
Oğlak kadını: Tutumlu ve ne yaptığını bilen, sağduyulu bir eş arayışı içindedir.
Kova kadını: Modern, teknolojiden anlayan, orijinal bir eş arar.
Balık kadını: Ona kurban olabilecek ve üzüntülerini dindirecek bir eş ister.
Burçlarına göre erkekler, eşlerinde ne gibi özellikler ararlar?
Koç erkeği: Aradığı kadın erkek gibidir. Erkeksi bir eş arar.
Boğa erkeği: Şehvetli, doğal ve dişilik özellikleri gösteren bir eş arar.
İkizler erkeği: Entellektüel kadınları sever. Eşi konuşkan olmalıdır.
Yengeç erkeği: Annesi gibi düşünen bir eş arar.
Aslan erkeği: Tatlı dilli, gösterişli bir eş arayışı içindedir.
Başak erkeği: Sade, doğal, kendi halinde biri olmalıdır.
Terazi erkeği: Eşinin kültürlü biri olması gerekir.
Akrep erkeği: Heyecanlandırabileceği, cinselliği güçlü bir eş ister.
Yay erkeği: Sosyal mevkisi iyi olan, hayata karşı dimdik durabilecek bir eş arayışı içindedir.
Oğlak erkeği: Kariyer sahibi, sadık bir eş arayışı içindedir.
Kova erkeği: Kendini yenileyebilen, kimseye benzemeyen, farklı bir eş peşindedir.
Balık erkeği: Eşi duygusal bir kadın olmalıdır.
Kaynak:Ekolay
Resim:Ekolay
Çapkın erkekler nasıl uslanır
Uslanmaz İflah olmaz erkekler bu formülle yola gelecek...
Aşkın kimyasını enine boyuna araştıran bilim adamları artık küçük bir genetik müdahale ile yılların uslanmaz çapkınlarını dünyanın en sadık eşine çevirebilecek.Yani kişiyi iflah olmaz bir çapkın veya sadık bir aşık yapan şeyler beyinde gizli. Eğer beyin kimyası aşk ve tutku'yu birleştirebilen bir yapıdaysa o beynin sahibi ister istemez çapkınlığa elveda diyor, gözü 'eşinden başkasını görmüyor.
ŞEFKAT ARIYORSANIZ
Bilim adamları, erkeklerin daha şefkatli ve tek eşli olmasını belirleyen geni keşfettiler. ABD'nin Atlanta kentindeki Emory Üniversitesi bilim adamları Tom Insel ile Larry Young'ın fare türleri üzerinde yaptıkları araştırma çok ilginç sonuçlar ortaya koydu. Sürü halinde veya tam tersine tek başına yaşayan, tek eşli ya da çok eşli gibi birbirlerinden oldukça farklı yaşam tarzları olan fare türleri arasında yapılan araştırmalar tek bir genin erkek cinsin sosyal ve monogam olma gibi özelliklerini belirdiğini kanıtladı.
Insel ve Young erkek cinsin davranış biçimleri üzerinde etkili olan genetik faktörleri belirlemek istedi. İki bilim adamı bu amaçla normalde anti sosyal ve çok eşli olan laboratuvar faresine bunun tam tersi özelliklere sahip yani sadakatıyla meşhur, tek eşli ve sosyal bir canlı olan tarla faresi geni aşıladı. Tarla faresi aşılanan labortuvar faresi sürü halinde yaşayan ve oldukça sosyal olan tarla faresinin davranış özelliklerini aynen benimsedi. Yani, hem sosyalleşti, hem de tek eş seçerek ona karşı çok sevecen davranmaya başladı.
TEK EŞLİ VE SEVECEN
Bilim adamları söz konusu genin insan dahil birçok memelide bulunan vasopressin adlı doğal hormonun salgılanmasına yol açtığını, bu hormonun da erkeklerin saldırganlık, iletişim kurma yeteneği ve cinsel davranışlarını etkilediğini belirttiler. Tek eşli ve sevecen tür farelerde DNA sarmalınının ötekilere oranla daha uzun olduğu ve dolayısıyla vasopressin adlı hormon salgısını ateşlediği anlaşıldı. Sosyal olmayan farelerde DNA daha kısa çıktı.
İYİ KOCA NASIL OLUR
İlk kez yapılan bu deney sonunda anatomisi, kimyası, pskilolojisi hakkında az şey bilinen beraber yaşama, tek eşe bağlanma gibi sosyal formasyonlar hakkında bilgiler artacak. Yani iyi bir koca nasıl olunur veya hangi tür erkek iyi koca olur gibi yanıtsız kalan sorulara tatmin edecek yeni cevaplar üretilebilecek.
CİLVE NAFİLE
Deneyin kahramanı tarla fareleri bilim dünyasında sadakatleriyle ünlü. Eldeki bilgilere göre, bu hayvanlar cinsel erginlik dönemine girer girmez ilk tanıştıkları eşleriyle başlattıkları beraberliklerini ömürlerinin sonuna kadar götürüyor. Erkekleri için hiçbir dişinin aşk oyunu, cilvesi onları yoldan çıkarmaya yetmiyor. Eşi çok erken yaşta ölse bile ömürlerinin geri kalan yıllarını yine de tek başlarına geçirmeyi tercih ediyor. Harama uçkur çözülmüyor
DÜPEDÜZ BAĞIMLILIK
Dr. Insel'e göre, aşk düpedüz bağımlılık. Bağımlılığı oluşturan hayvanlar eşlerini asla terk etmiyor. Bu beyin kimyası ve sonuçta bağımlılık olgusu memelilerin de dahil olduğu hayvanlar aleminin yüzde 3'nde var.
EVLENMEDEN OXCYTOCİN'İNİ ÖLÇTÜRÜN
Sadakat oxcytocin ve vasopressin denilen iki tür hormonla ilgili. Oxcytocin sosyal davranışlar üzerinde etkili olurken, ‘vasopressin’ hafızayla ilgili. Tarla farelerinde ilk cinsel beraberlik ve çift oluştuğunda beyindeki bu iki hormon üretimi artıyor. Yapay olarak bu hormonların miktarı değiştirilince de paralel olarak farelerin cinsel davranışları da değişiyor. Dr.Insel bu hormonların insan ve çoğu hayvanda olduğunu söylüyor. Ancak tek eşlilerde beynin bağımlılık ve özlem duygusunu kontrol eden bölgesinde ortaya çıkıyor. Yani sadık aşıklar, beyinlerindeki bu hormonal dengeler nedeniyle partnerlerine bir tür bağımlı hale geliyorlar.
GELELİM TARLA FARESİNE
Deneyin bundan sonraki aşamasında sözü edilen sadık aşık tarla faresinden alınan genler, önüne gelen dişiyle yatan çapkın farelere verildi ve sonuçlara bakıldı. Gerçekten de tarla faresinin geni verilen çapkın fareler akıllanıp eşlerine son derece sadık aşıklar haline geldi. Dr. Insel araştırmalarından insanlar için bir aşk iksiri üretilmesi gibi bir sonuç çıkmayacağını ancak ebeveynleriyle normal bir ilişki geliştiremeyen otistik çocuklar için ilaç yapılabileceğini de belirtti. Demekki neymiş, 'ille de sadık koca isterim' diye tutturanlar, doğru bir laboratuvara gidip, müstakbel eşinin oxcytocin' ve vasopressin' düzeyine bakıp öyle "evet demeli...
Kaynak:Bugün
Gelinlik alışverişi için sizlere 10 ipucu
1) ERKEN SAATTE RANDEVU ALIN
En iyi servis için, mağazalardan hafta içinde bir gün en erken saatte randevu almaya çalışın. Bu saatlerde mağazalar daha sakin, çalışanlar çok daha ilgili olur.
2) DAVETLİ LİSTESİNİ KISALTIN
Her ne kadar bütün arkadaşlarınızın sizinle gelinlik seçmeye gelmesini isteseniz de, gelinlik tasarımcısı Claire Pettibone ekibinizi küçük tutmanızı tavsiye ediyor. "Ne kadar kalabalık olursa gelinin kafası o kadar çok karışır" diyor. Fikirlerine ve zevkine güvendiğiniz bir, en fazla iki kişiyi çağırmanız yeterli olacaktır.
3) YATAKTAN YENİ ÇIKMIŞ GİBİ GÖZÜKMEYİN
Gelinlikler ne kadar güzel olursa olsun, siz mükemmel gözükmediğiniz sürece elbiseye aşık olmanıza imkan yok. "Normal bir günde sabah işe giderken hazırlanıyormuş gibi düşünün" diyor Gabriella New York Bridal Salon'un sahibi Gabriella Risatti. Saçınız ve makyajınız hep yaptığınız gibi olsun. Biraz allık, maskara ve dudak parlatıcısı kullanabilirsiniz. Denediğiniz gelinliklere makyaj bulaşır diye korkmayın, mağaza çalışanları bu konuya mutlaka dikkat edeceklerdir.
4) PUANTİYELİLERİ EVDE BIRAKIN
"Kaç gelinin desenli iç çamaşırıyla gelinlik denemeye geldiğine inanamazsınız," diyor Pettibone. Ten rengi askısız bir sutyen ve yine ten rengi dikişsiz g-string giymenizi öneriyor ki sizi rahatsız edebilecek bir görüntü oluşmasın. Provalara yanınızda korse getirerek elbisenin üzerinizde en güzel şekilde durmasını garantileyebilirsiniz.
5) ÖLÇÜLERE DİKKAT!
Gelinlik normalde vücudunuzun en geniş bölgesine göre seçilir. Fakat bazı tasarımcılar değişik göğüs ve basen ölçülerine göre de özel modeller yapabiliyorlar. Aklınızda olsun. Gelinlik bedenleri normal elbiselere göre iki beden daha büyük olurlar. Etiketi görünce sakın korkmayın.
6) ACİLEN AYAKKABILARINIZI SEÇİN
Elbisenize karar verdikten sonraki ilk provanıza mutlaka düğününüzde giyeceğiniz ayakkabılarınızı da götürmelisiniz. "Gelinliğin etek boyunu kesin topuk ölçüsü olmadan ayarlamamız mümkün değil" diyor Risatti.
7) GELİNLİK SEÇİMİNDE ERKEN DAVRANIN!
Gelinlik tercihinizi son haftalara bırakmayın. Gelinliğin düğün tarihinden en az beş ay öncesinde seçilmesi tavsiye ediliyor.
8) ZAMAN AYIRIN
Gelinlik satın alırken fiyatlar sadece malzemeye göre değil, modele göre de değişebiliyor. Tafta, organze, ipekli gibi lüks kumaşlarda da modele göre değişen fiyat aralıklarında seçenekler mevcut. Hem bütçenize hem de zevkinize en uygun modeli bulabilmek için tek yapmanız gereken biraz zaman ayırmak.
9) İMZA ATMADAN ÖNCE EMİN OLUN!
Gelinlik satın alırken ücretin bir kısmını depozit olarak ödeyeceğinizden, karar verirken iyi düşünün. Sipariş ve tadilat sonrasında paranızı geri almanız pek de mümkün değil.
10) DİYETİ ABARTMAYIN
Düğün gününüzden bir hafta önce ölüm orucuna başlamak size çok çekici gelse de, her zamanki rejim planınızı ve sporunuzu uygulamaya devam etmeniz daha uygun olabilir. "Gelinlere son provadan sonra ki -bu genelde düğünden yaklaşık iki hafta önce olur- daha fazla kilo vermemelerini tavsiye ediyoruz" diyor Risatti.
Kaynak: Instyle Wedding
Alıntı:Ekolay
Tuzu azaltarak sağlık kazanın
Tuzun fazlası sadece ödem yapmakla kalmayıp çok ciddi sağlık sorunlarına da yol açıyor. Uzmanlar tuzun yol açacağı zararlardan korunmak için günlük tuz tüketiminin 6 gramı aşmamasını öneriyor.
Tuzun insan bedenindeki sıvıları dengelemek adına çok önemli bir görevi bulunuyor. Diğer yandan vücudun ihtiyaç duyduğundan daha fazla tuz, sayısız sağlık sorununa yol açıyor. Kanımızda litre başına 7 gram tuz olduğunu ve gerekli suyun alındığı durumlarda bile tuz eksikliğinden dolayı vücuttaki su miktarının normalin altına inerek tehlike oluşturduğunu söyleyen Levent Cerrahi ve Tanı Merkezi Dahiliye Uzmanı Dr. Ergün Koçer, "Yetişkin bir insanın günlük tuz ihtiyacı 6 - 10 gr. arasında değişiyor. Türkler ise geleneksel fırın ekmeği tüketimiyle günde 16 - 20 gr. tuz tüketiyor" diyor.
HASTALIK RİSKİ YÜZDE 25 DÜŞÜYOR
İngiliz Tıp Dergisi'nde yayınlanan yeni bir araştırma, daha az tuz tüketmenin kalpdamar hastalıkları riskini dörtte bir, kalp krizi riskini ise beşte bir oranında azalttığını ortaya koyuyor. Bu çalışmayla, fazla tuz tüketiminin kan basıncını yükseltip, yüksek tansiyon, kalp krizi ve inme riskini artırdığı yönündeki bağlantı bilimsel olarak kanıtlanıyor ve tuzun insan sağlığına verebileceği zararın boyutları ortaya konmuş oluyor.
Günlük beslenmelerinde tuz tüketimini azaltan kişilerin, gelecek 10 -15 yıl içinde kalp-damar hastalıklarına yakalanma olasılıkları yüzde 25 oranında azalıyor. Bu kişilerin bu hastalıklar nedeniyle yaşamlarını yitirme riskleri ise yüzde 20 oranında düşüyor. Londra St George's Hastanesi'nde yapılan yeni bir çalışma, tuz tüketiminin azaltılmasıyla kalp hastalığı, kalp krizi ve inme geçiren insan sayısının gerileyeceğini ortaya koyarak daha önce yapılan çalışmalarda bu yönde bir kanıt bulunmadığına dikkat çekiyor. Günlük tuz tüketim miktarının azaltılmasının, hastalık risklerine karşı etkisine dikkat çeken çalışmayı yürütenler, tüketilen tuzun dörtte üçünün, alınan gıdaların içinde bulunduğunu, günlük 6 gram tuz tüketimi hedefinin ise yediklerine dikkat etmeleri durumunda çoğu insan için ulaşılabilir olduğunu belirtiyor.
Tuz yerine baharat tüketin
Dr. Ergün Koçer, tuz yerine bitki ve baharat tüketilmesi gerektiğine dikkat çekiyor. Özellikle limon ve limon suyu, kaliteli sirkeler, kurutulmuş baharatlı bitkiler lezzet unsurunu artırma ve tuza olan özlemi azaltmaya yardımcı besinler olarak görülüyor. Vücudun sodyum dengesini sağlamakla yükümlü organı olan böbrekler, fazladan alınan sodyumun büyük kısmını kolayca atsa da bu organın eksik çalışması durumunda vücut fazla tuzu atamıyor ve bu durum sodyum birikimi nedeniyle yüz, bacak ve ayaklarda şişlikler meydana getiriyor. Vücutta aşırı sodyum birikmesi sonucu oluşan bu belirtilere tıp dilinde "ödem" adı veriliyor.
Kaynak:GAZETE HABERTURK - CEYDA ERENOĞLU
Ağrıların nedeni sandalye mi?
Uygun olmayan çalışma sandalyesinin ciddi boyun, sırt, omuz veya bel ağrılarına neden olduğuna dikkat çeken ve basit bazı önlemlerle bu ağrıların önüne geçmenin ve çalışma performansını artırmanın son derece kolay olduğunu söyleyen Anadolu Sağlık Merkezi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Semih Akı, çalışma sandalyesi seçiminde dikkat edilmesi gereken 6 temel kuralı sıraladı
Zamanımızın büyük bir kısmını geçirdiğimiz çalışma sandalyesinin sağlığımız için önemini hiç düşündünüz mü? Anadolu Sağlık Merkezi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Semih Akı, doğru ofis sandalyesi seçerken dikkat edilmesi gerekenleri sıraladı:
Sandalye yüksekliği: İdeal sandalye oturma yeri genişliğinin 45-50 cm olması gerektiğini belirten Prof. Dr. Semih Akı, "Otururken ayak tabanlarınız yere tam temas halindeyken bacaklarınız ile sandalye oturma yeri arasındaki mesafe, parmaklarınızın bu bölgeden rahatça geçebileceği genişlikte olmalıdır. Parmaklarınız bu mesafeden rahatça geçmiyorsa oturma yerinizi bu işlemi sağlayana kadar alçaltın. İdeal sandalye yüksekliği 40-50 cm olmalı ve bu yükseklik ayarlanabilmelidir" dedi.
Sandalye oturma yeri derinliğinin de ikinci önemli husus olduğunu ifade eden Prof. Dr. Semih Akı, çalışanların sırtlarını ve bellerini sandalyenin arkasına tam dayayarak oturduklarında, sandalyenin ön kenarı ile dizlerinin arkası arasında bir yumruk genişliğinde (5-7 cm) mesafe olması gerektiğini belirtti. Sözlerini devam ettiren Prof. Dr. Semih Akı, "Sandalyenizin bacak arka yüzünü sıkıştırmasının bu bölgeden geçen sinirleri etkileyerek bacak uyuşmalarına neden olacağını unutmayın. Bu mesafe yoksa sandalyenizin oturma derinliğini azaltmak için sırtınızın arkasını ve belinizi destekleyen bir yastık kullanın" dedi.
Sandalye arkalığı ve sırt desteği: "Sandalyenizin arka kısmı yeterli genişlikte (30-50 cm) olmalı ve bel çukurluğunuzu desteklemeli, gerekirse bu destek için uygun bel yastıkları kullanılmalıdır" diyen Prof. Dr. Semih Akı, oturma pozisyonunda omurganın normal kıvrımı olan ‘S' şeklinin mutlaka muhafaza edilmesi ve sandalye arkalığının bunu destekleyecek tasarımda olması gerektiğini açıkladı.
Sandalye kol destekleri: Sandalyelerin kol desteklerinin omuzları hafif destekleyecek yükseklikte olması gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Semih Akı, "Kol kısmınızın (omuz dirsek arası) gövdenize dolayısıyla omurganıza paralel, önkol kısmınızın (dirsek el bileği arası) ise dirsekten 90 derece açı yapacak şekilde konumlanmasına dikkat edin. Sandalyenizin kol dayama kısımlarını ve yüksekliğini bu pozisyonu desteklemesi için ayarlayın" dedi.
Sandalye ayakları: Prof. Dr. Semih Akı ayrıca sandalye ayaklarının rahatça her yöne dönebilecek ve gidebilecek şekilde 6 adet ve tekerlekli olması gerektiğine de dikkat çekti.
Yaşam kalitesini artırmak için dünya standartlarında sağlık hizmeti sunmak hedefiyle kurulan Anadolu Sağlık Merkezi, modern tıbbın gereklerini yeni ve kapsamlı bir sağlık anlayışıyla hastalarına aktarıyor. Hizmet kalitesine önemli katkı sağlayan Johns Hopkins Medicine (JHM) ile devam eden stratejik ortaklık Anadolu Sağlık Merkezi'nin sağlıkta referans merkezi olma vizyonunu da destekliyor. Anadolu Sağlık Merkezi, onkoloji, kalp damar sağlığı, kadın hastalıkları ve tüp bebek, nöroloji, cerrahi bilimler ve iç hastalıkları dahil olmak üzere tüm branşlarda sunduğu hizmetlerde hasta odaklı yaklaşımla hareket ediyor. Hizmetlerinde hasta hakları ve güvenliğini temel önceliği olarak belirleyen Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi, kaliteli sağlık hizmeti ile dünyanın farklı bölgelerinden gelen hastalara tedavi olanağı sunuyor.
Kaynak:Milliyet.com.tr
Alıntı:Leyditurk.com
Zayıflamada yeni trend
Yöntem; yağların medikal ozonla eritilmesi, bedenin ultrason ve mezoterapiyle inceltilmesine dayanıyor
Diyetle kilo kaybetmek mümkün ama orantı farkını gidermek imkansızdır. Basenler, bacaklar, karın, bel, sırt ya da kol gibi bölgelerde fazla yağ birikimi, vücut şeklinin bozulmasına neden olur. Kadınlar kadar erkekler de bu durumdan şikayetçidir. Kadınlardaki sorun, yüzde 80 vücudun alt kısmındaki kilolardır. Sıklıkla da selülit eşlik eder.
Memorial Hastanesi'nden Dr. Seran Göçer, bölgesel kiloların genetik olduğuna dikkat çekerek, "Bu tip kilolar, estetik kaygının yanında sağlık sorunu da oluşturur. Özellikle karın ve göbek çevresinde yerleşen yağlanma, karın içi yağlanmayı da artırır ve bazı kronik hastalıkların risk faktörlerinden biri olarak görülür. Temel olan, doğru beslenme programı, düzenli uyku ve hafif egzersiz programlarıdır.
Ancak hepimiz biliyoruz ki bu, bölgesel kilo sorunu açısından yeterli değil. İşte bu nokta da soruna, mezoterapi, ultrason, ozon-oksijen uygulamaları ile kombine edilmiş programlarla yaklaşıyoruz. Ana hedefimiz, sorunlu bölgeden (sadece kilo vererek) elde edilecek sonuca göre, incelmeyi üç kat daha artırmak" diyor.
OZON-OKSİJEN TERAPİSİ
Yüzde 5'i ozon, yüzde 95'i oksijenden oluşan ‘medikal ozon gazı' çok yüksek yakma gücüne sahip. Ozon sauna metabolizma hızını destekliyor, toksin atılımı sağlıyor, ödemi azaltıyor ve yağ hücre yakımını hızlandırıyor. Hastalar özel bir programla besleniyor. Ozon sauna haftada iki kez olmak üzere en az 8-10 seans uygulanıyor. Her seansta vücuttan ortalama 500 gram sıvı atılarak detoks etkisi elde ediliyor. Toksin atılımı, eski dokuların yerine yenilerinin aldığı durumda, genellikle deride hafif kızarıklık, baş ağrısı, yorgunluk, ishal vs. olabiliyor.
ULTRASON LİPOLİZ
Ultrason probu ile uzun zincirli yağ asitleri parçalanıyor. 20-70 Khz aralığındaki ultrason dalgaları, yağ hücreleri ve selülitin sıvıları içinde gaz formunda kabarcıklar oluşturuyor. Genleşme ve basınç sonucu yağ hücreleri patlıyor. Karaciğer tarafından metabolize edilen yağ hücreleri ve su serbest kalıyor. Vücuda hiçbir madde enjekte edilmiyor, jel üzerinden ultrason başlığı istenen bölge üzerinde gezdiriliyor. İşlem 20-40 dakika sürüyor. Haftada 1-2 seans yapılıyor. Selülit ve yağ eritme için değişik frekanslar uygulanıyor. Sırt ve kollarda incelme ve selülit görünümünün giderilmesini sağlıyor.
MEZOTERAPİ
Her ultrason seansı sonrası son basamak olarak uygulanıyor. Çok ince özel iğne uçlarıyla yapılan bir mikroenjeksiyon tekniği. Kilolu bölgelere seanslar halinde uygulanıyor ve incelme dozunu artırıyor. Soruna ve bölgeye yönelik hazırlanan ilaç, karışımlarıyla dolaşımı düzenliyor ve dokuya giden oksijen miktarının artışına destek oluyor. Bacak, kol ve karın bölgesinde uygulanan mezoterapi de sekiz seansta 1-2 beden incelme hedefleniyor. Her zaman olduğu gibi burada da, beslenme düzenine dikkat edilmesi ve düzenli olarak egzersiz yapılması mezoterapinin başarısını artırıyor.
Kaynak:Milliyet.com.tr
Meyve yiyerek zayıflama
Meyveler vitamin deposu, doğal masum besinle olabilirler. Ancak dikkat! Hedefiniz yağ azaltmaksa, meyvenin içeriğindeki şeker, bu planınıza engel olabilir.
Tamamen yasaklanmış olmasalar da diyet yaparken meyve tüketimini gözden geçirmenizde fayda var. Muscle & Fitness dergisinde ki habere göre meyvelerin içinde bulunan glisemik asit ve meyve ile ilgili bilinmeyen tüm gerçekler.
Niçin kötü: Meyveler, doğal bir şeker olan fruktoz içerir. Dolayısıyla meyve tüketimi vücut yağlarını yakmanıza engel teşkil edebilir.
Nasıl kötü: Vücudumuz fruktozu doğrudan bir yakıt olarak kullanamaz. Furuktozon öncelikle karaciğere gidip glikoza dönüşmesi gerekir. Meyvenin çoğunlukla kandaki glikoz ve insülin seviyelerini hızlı arttırmayan, düşük derecede glisemik bir karbonhidrat olmasının sebebi de budur. Eğer karaciğer glikojen ile dolu ise, gelen furuktozu glikoza değil, yağa dönüştürür.
Düşmandan uzak durun!
Siz siz olun, her zaman taze ürünleri tercih edin. İşlenmiş, paketlenmiş ya da konservelenmiş ürünleri satın almamaya özen gösterin. İşlenmiş ürünler genellikle daha çok şekerle doyuma ulaşmıştır ve tıpkı meyve suları gibi, uzak durulması gereken ürünlerin başında gelir.
Glisemik endeks nedir?
Gıdaların kan şekerini yükseltme hızına glisemik indeks denir. Eşit miktarda karbonhidrat içerseler de yiyeceklerin kan şekerini arttırıcı etkileri birbirinden farklıdır. Bunun nedeni yiyeceklerdeki karbonhidratların sindirim sisteminden farklı hızda geçmesi ve emilmesidir.
Farklı gıdalar yemek sonrasında kanın glukoz içeriğinin artışı üzerine değişik etkilere sahiptirler
Diyette dikkat edilecek hususlar
* Meyve seçiminde kullanabileceğiniz en iyi referans "glisemik endeks" değerleridir. Bir meyvenin gilisemik endeksi ne kadar düşükse diyetinizde o kadar yer verebilirsiniz.
* Glisemik endeksi düşük gıdaların seviyesi 55 ve altıdır; spor sonrası dışında glisemik endeksi 70'i aşan meyveleri tercih etmeyin.
* Glisemik endeksi düşük karbonhidratlar, kandaki glikoz ve insülin seviyelerinde küçük dalgalanmalara yol açarlar.
Glisemik İndeksi Tablosunda Meyveler
BESİN GI DEĞERİ
Elma 38
Muz 52
Greyfurt 25
Üzüm 46
Kuru üzüm 56
Kivi 58
Mango 51
Portakal 42
Şeftali 42
Hurma 103
Karpuz 72
Armut 38
Ananas 66
Çilek 40
Kaynak:ivillage.mynet.com
Makyajınızı göz ve yüz şeklinize göre yapın
Eğer cevabınız evet ise büyük olasılıkla bu göz şeklinizin farklı olmasından kaynaklanıyordur. Önemli olan göz şeklimizi tanımak ve buna göre nasıl uygulamalar yapmanız gerektiğini bilmek. İşte size göz şekillerine göre makyaj tüyoları;
Uzak gözler:
Birbirinden uzak gözlere sahipseniz gölgelendirmeyi far kullanarak gözkapağınızın kıvrımından burnunuza doğru yapmanız gerekir. Burun kökünüzden kaşlarınıza doğru yapılan gölgelendirme birbirine uzak gözlerinizi yakınlaştıracak ve daha derin bakışlar elde etmenizi sağlayacaktır. Üst ve alt kirpiklere yoğun maskara sürebilirsiniz.
Yakın gözler:
Göz pınarından göz kapağının ortasına kadar açık renk göz farı kullanın. Eyelinerı gözkapağının ortasından gözün dış ucuna doğru sürün ve dağıtın. Eyelinerın göz pınarına yakın sürülmesi gözleri daha da yakınlaştıracağından tercih edilmemelidir. Maskarayı ise gözün sadece dış ucundaki kirpiklere sürün.
Düşük gözler:
Bu tür göz tipinde genelde gözün sadece kapak kısmına yoğunlaşılır. Gölgelendirme yukarı ve dışa doğru yapılır. Göz altına kalem veya maskara sürülmesi tercih edilmemelidir. Sadece üst kirpiklere maskara sürülmeli ve orta koyuluktaki far göz pınarından kaşa doğru kullanılmalıdır.
İri gözler:
Koyu renkleri tercih edebilirsiniz. Alt kirpik dibine koyu renk bir kalem kullandığında gözler kısık gözükür ve dolayısıyla küçülür. Ama iri göz her zaman avantajlıdır. Günlük makyaj için naturel tonlarda bir far uyguladıktan sonra göz kalemini ince bir çizgi şeklinde alt kirpik dibine sürebilirsiniz. Siyah renkteki kıvırıcı özellikli maskara uygulayıp makyajı bitirebilirsiniz.
Çıkık gözler:
Göz kapağını koyu renk far ile gölgelendirerek kaşa doğru açılan bir renk oluşturun. Eyelinerı göz üstüne kalın şekilde sürün.
Küçük gözler:
Beyaz göz kalemini göz içine sürerek küçük gözleri büyük gösterebilirsiniz. Gözün dış kısımlarına koyu renk gölgelendirme yapılarak göz büyütülür. Alt ve üst kirpiğe yoğun şekilde maskara sürülür.
Kaynak:Güneş
Alıntı:Leyditurk
HAŞLANMIŞ PATLICAN KIZARTMASI
Akşam yaptığımda eşime balık olduğunu söyledik yiyinceye kadar anlamadı...
Gerçekten çok güzel oldu denemenizi tavsiye ederim.
Tarifi şöyle;patlıcanları alacalı soyup dörde bölün ve bir tatlı kaşığı tuz atarak tencerede haşlayın...Haşlanmış patlıcanları süzgece alın ,iyice süzülünce havlu kağıdın üzerine alarak fazla suyunu çektirin..1 çay bardağı mısır ununa bir çay kaşığı karabiber ve birazda tuz atarak karıştırın.Patlıcanları bu karışıma bulayarak sıvı yağda kızartın...Normalde haşlanmadan kızarttığımız patlıcan çok yağ çeker,bunun fazla çekmediğini göreceksiniz....Biz üzerine sarmısaklı yoğurt dökerek yedik...Çok nefis oldu...Ama siz isterseniz sadece dövülmüş sarmısak ekleyerek veya sade de yiyebilirsiniz....Afiyet olsun!!!
Dantelli Pembe Yastık Takımı
Havlu Dantelinden Yastık Takımları
Şeker pembe ve beyazla örülmüş havlu kenarı dantelini havlu yerine bohçalık yastık takımlarına sardım. Pembe "Hasse patiska"ya beyazla reklendirme yaptım. Piko deseni kullandıklarım arasında en sevdiğim desendir de... Hazırladığım küstüm yastıklar bohçalara konacak ve şahane hediye olacak :)
Şeker pembe ve beyazla örülmüş havlu kenarı dantelini havlu yerine bohçalık yastık takımlarına sardım. Pembe "Hasse patiska"ya beyazla reklendirme yaptım. Piko deseni kullandıklarım arasında en sevdiğim desendir de... Hazırladığım küstüm yastıklar bohçalara konacak ve şahane hediye olacak :)
Yaz için Şapka Modelleri
Bahar ve yazın en vazgeçilmez aksesuarlarımız şapkalardır.O yüzden seçimlerimizi 18 e çıkartıp hangisini daha çok sevdiğimizi belirleyelim.H&M yok burda jojee lütfen yeter demeyin.Bildiğiniz gibi kış aylarında İstanbulforumda H&M açılıyor.Gözümüz aydın!:)
1-H&M
2-Miss selfridge
3-New look
4-Asos.com
5-Miss selfridge
6-Asos.com
7-Forever21
8-Topshop
9-H&M
10-Forever 21
11-Net-a porter.com
12-Topshop
13-Miss selfridge
14-Gina tricot
15-Net a porter
16-Miss selfridge
17-asos.com
18-Topshop
1-H&M
2-Miss selfridge
3-New look
4-Asos.com
5-Miss selfridge
6-Asos.com
7-Forever21
8-Topshop
9-H&M
10-Forever 21
11-Net-a porter.com
12-Topshop
13-Miss selfridge
14-Gina tricot
15-Net a porter
16-Miss selfridge
17-asos.com
pic.glamour
18-Topshop
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
















