Türkiye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Türkiye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Mayıs 2010 Pazartesi

İsrail ile savaş çıkarmı?


Sonunda ne yaptı etti İsrail kendini vurdu. Bir devlet hiç bu kadar sorumsuz davranabilir mi? Nedir bu yapılanlar, neyin hesabıdır?.

Aslında bunlar hep korkunun vermiş olduğu rahatsızlıklardır. İsrailde biliyor kendisinin bulunduğu toprakların ona ait olmadığını. Birgün bu hesabı verceğini o da biliyor. Bu pisikoloji ile salgırdan bir tavır içerisinde sağa sola saldırıyor. Bu emanetçilik

26 Nisan 2010 Pazartesi

Hayatta Herşeyin Bir Bedeli Var


"Yirmi iki yaşında gencecik bir adamsın, senin yaşında milyonlar var Türkiye'de senin yerinde olmak isteyen. Milyonları cebine koyuyorsun, güzel arabalara biniyorsun, Türkiye'nin en güzel kızı ile çıkıyorsun. Bunların bir bedeli var hayatta herşeyin olduğu gibi, bu bedel de tribünlerin, oradaki bazen üç para etmez adamın hakaretlerine, hareketlerine katlanmak. Tek çaresi var takmayacaksın."

Dün akşam Ahmet Çakar'ın Arda Turan hakkında yaptığı konuşmanın benim aklımda kaldığı kadarı böyle... Ve yine çok basit ve çok açık. Daha fazla birşey söylenebilir mi?

10 Nisan 2010 Cumartesi

BJK Resmi Sitesi'nde 93 Beşiktaş-Trabzonspor Maçının Hikayesi

Elimde değil, ne zaman Trabzonspor ile maçımız olsa aklıma 1993'te oynanan ve 7-1 biten maç geliyor. O zamanlar 4 büyük takım arasında böyle büyük farklı skorlar olmazdı ve Trabzonspor yabana atılacak bir takım değildi. Fakat o gün, Beşiktaş ve Sergen özellikle çok iyi oynamış, Trabzonsporlu oyunculara oynama şansı bırakmamışlardı. İşte o maçın hikayesini, BJK resmi sitesine unutulmayan 16 maç başlığı altına koymuşlar. Bakalım o günleri nasıl anlatmışlar:

"Hiç durmadan yağan bir yağmur, insanı titreten bir rüzgar. Tribünlerde biletli 10 bin 460 seyirci hiç durmadan yaptığı tezahürat... İşte bu atmosferde fırtına gibi başlıyor Beşiktaş maça.
Henüz ilk dakikalarda kurduğu baskı sonuç veriyor Kara Kartal’ın... Orta sahada Sergen’e yapılan bir faulü hakem Erman Toroğlu avantaja bırakıyor, Metin’in ortasında da Mehmet topu Trabzon ağlarına gönderiyordu.

İkinci dakikada gelen ve Trabzon’u moral olarak çökerten gol, Beşiktaş’ı daha da şahlandırdı. 16’ncı dakikada bu kez Nartallo’nun vuruşu ağlara gidiyor, 4 dakika sonra Oktay farkı üçe çıkartan golü atıyordu. Herkes şaşkındı. Daha 20 dakika dolmuş ama maçı kazanan ve kaybeden belli olmuştu. Bundan sonrası, Beşiktaş için tarihi bir skora imza atmak için oynanacak bölümdü artık.

İkinci yarı başlarken Trabzon biraz daha gayretliydi. Ama golü bulan taraf yine Beşiktaş oldu. Sahanın yıldızı Sergen nefis hareketlerle götürdüğü topu Victor’un bakışları arasında ağlara gönderdiğinde, skorbord 49. dakikayı gösteriyordu.

Golün şokuyla sarsılan Trabzon savunmasında bir büyük hata Nartallo’yla 5. golü getiriyor, Şenol Güneş kenarda takımının yıkılışını seyrediyordu.

69’da Şota’nın şeref sayısının ardından Beşiktaş yine rakibinin üzerin bir kâbus gibi çöktü. Birbiri ardına kaçan gollerden sonra Oktay’ın 81., Mehmet’in 85. dakikalardaki golleri tarihi farkı skor tabelasına yansıtıyodu.

Gordon Milne yönetimindeki Kara Kartal, Trabzonspor’a tarihinin en ağır yenilgisini tattırırken ligde 12 hafta sonunda üçüncü sıraya yerleşiyordu.

Beşiktaş: Zafer Öğer, Rıza Çalımbay, Ali Günçar, Gökhan Keskin, Mutlu Topçu, Fani Madida, Mehmet Özdilek, Sergen Yalçın (dk. 77 Kadir Akbulut), Oktay Derelioğlu, Osvaldo Nartallo (dk. 77 Ali Gültiken), Metin Tekin.

Goller : Mehmet (2, 85), Nartallo (16, 51), Oktay (20, 81), Sergen (49), Şota (69)."


Bu akşam böyle bir skor beklemiyorum, fakat Beşiktaş'ın maçı alacağına dair bir inancım var. Bakalım sabah sabah Bay Tahmin'e döndük, hayırlısı olsun... 

Fotoğrafa gelirsek, maçta gol atanlardan Oktay ve Nartallo için ne yazık ki Beşiktaş ve sonrası pek parlak geçmedi. Nartallo'yu da bu bahane ile analım dedik...

1 Mart 2010 Pazartesi

Türkiye ilk kez otizm plat

Türkiye ilk kez otizm plat***unun girişimleriyle 'dünya otizm günü'nü kutladı
TÜRKİYE İLK KEZ OTİZM PLAT***UNUN GİRİŞİMLERİYLE 'DÜNYA OTİZM GÜNÜ'NÜ KUTLADI


Türkiye`deki 16 sivil toplum örgütünün bir araya gelmesiyle oluşturulan Otizm Platformu tarafından ‘‘Dünya Otizm Farkındalık Günü’’ kapsamında Taksim`deki Elite World Hotel’ de düzenlenen basın toplantısında konuşan Başbakanlık Özürlüler İdaresi Başkan Yardımcısı Reyhan Gazel, oğlunun da otistik olduğunu, bu nedenle yıllardır mücadele verdiğini belirtti



Otizmin 3 yaş öncesinde kendini gösterdiğini, çocukta göz temasında, dil gelişiminde, toplumla adaptasyonda sorunlar yaşanabildiğini dile getiren Gazel, otistik çocuğu olan ailelerin psikolojik olarak zor süreçler geçirdiğini de ifade etti



Türkiye’de otistik çocuklara özel eğitim verecek uzman konusunda eksiklikler bulunduğunu kaydeden Gazel, " Özürlüler İdaresi Başkanlığı olarak otizmle mücadelede, her tür sıkıntının çözümünde aktif olarak işin içinde olacağız Tüm çocuklarımız mutlu, üretken ve yaşamda aktif olana kadar da mücadeleyi bırakmayacağız Çünkü, tüm özürlü vatandaşlarımızın fonksiyonel yetersizliklerinden kaynaklı olarak yaşadıkları eşitsizliği ortadan kaldırmak, üretken olmalarını sağlayarak istihdamlarını gerçekleştirmek, bağımsızlıklarına destek verecek imkanlardan yararlanmalarını temin etmek özürlülük politikamızın önemli bir parçasıdır" dedi

Otizmin Türkiye'de yeni bilinmeye başladığına dikkat çeken Reyhan Gazel, bu nedenle bir çok alanda sıkıntı yaşandığını anlattı Bu sıkıntının giderilmesi için, otizm konusunda sağlık ocaklarında ve ana çocuk sağlığı merkezlerinde, hastanelerde tüm doktorların bilgilendirilmelerinin gerekliliğinin altını çizen Gazel, otizm tanısı almış çocukların ailelerinin planlı ve kapsamlı bir şekilde otizm konusunda, gelişim özellikleri, sağlık, eğitim ve bakımı alanlarında bilgilendirilmelerinin önemine vurgu yaptı

Gazel, "Otizm tedavisinde en önemli şart, erken tanı ile birlikte başlayan erken eğitim sürecidir Otizmli çocukların okul öncesi eğitimlerini okul öncesi eğitim kurumlarında bireysel ve grup eğitimleri ile kaynaştırmaya hazırlık esasına göre yapılması gereklidir" dedi



Gazel, ‘‘İnsanlar çocuklarımızdan korkmasın Bizim çocuklarımızdan kimseye zarar gelmez Onları anlamaya ve destek olmaya çalışın’’ dedi Ayrıca Gazel, Özürlüler İdaresi Başkanlığı olarak 15 yaşından büyük otistik gençleri meslek edinme kurslarına yönlendirmeyi amaçladıklarını, yoğun olarak bunun çalışması içerisinde de olduklarını dile getirdi



Gazel, amaçlarının engellilerin de diğer insanlar gibi topluma, hayata katılımda eşit haklardan yararlanmasının sağlanması olduğunu söyledi Gazel " Özürlülük alanındaki sorunlar sadece özürlülerimizi ilgilendirmiyor, tüm toplumu ilgilendiriyor Bu alanda yapılan tüm çalışmaların optimum düzeyde uygulanması için toplumsal tutumlar ve katılım oldukça önemlidir" dedi


Türkiye'de ilk kez kutlanan Dünya Otizm Günü’nün ve Nisan Ayı Dünya Otizm Farkındalık Ayının otizm alanında ciddi bir farkındalık yaratacağından emin olduğunu belirten Gazel, Otizm Platformuna destek veren sivil toplum kuruluşlarına ve herkese teşekkür etti

26 Ocak 2010 Salı

"Manisada Tarzanlar İstanbulda Azanlar Var..."


Yürüyen merdivenden çıkarken gördüm, Bülent Uygun Manisa ile anlaşmak üzere imiş... Ben şimdiden söyleyeceğimi söylemiş olayım...

24 Ocak 2010 Pazar

Türkiye İller Ligi: 50 Yılın En Başarılı İlleri - Bölüm 02


1959-2009 arasındaki 50 sezonda, illerin en üst lige çıkardıkları takımlara göre performans değerlendirmesi. Sonuçların hepsi 3 puanlı sisteme göre hesaplanmıştır. 67 il baz alınarak hazırlanmıştır, buna göre 67 ilin 34 tanesi en üst ligde en az bir takımla temsil edilmiştir. Hesabı 81 il üzerinden yaparsak, bu sefer iki ayrı il daha listeye eklenmekte (Karabük ve Kırıkkale) ve toplam il sayısı 36'ya (81 ilden) çıkmaktadır.


Konuyla ilgili analizlerimi yarın detaylı bir yazıda yazacağım. Önce sizden gelecek yorumlar...

Türkiye İller Ligi: 50 Yılın En Başarılı İlleri - Bölüm 01


1959-2009 arasındaki 50 sezonda, illerin en üst lige çıkardıkları takımlara göre performans değerlendirmesi. Sonuçların hepsi 3 puanlı sisteme göre hesaplanmıştır. 67 il baz alınarak hazırlanmıştır, buna göre 67 ilin 34 tanesi en üst ligde en az bir takımla temsil edilmiştir. Hesabı 81 il üzerinden yaparsak, bu sefer iki ayrı il daha listeye eklenmekte (Karabük ve Kırıkkale) ve toplam il sayısı 36'ya (81 ilden) çıkmaktadır.

Konuyla ilgili analizlerimi yarın detaylı bir yazıda yazacağım. Önce sizden gelecek yorumlar...

7 Ocak 2010 Perşembe

Yüzde 95 ve Gönül Rahatlığı ??


"Şu anda görünürde hiçbir sıkıntı yok ve Geremi transferi yüzde 95 bitti. Yani gönül rahatlığıyla Geremi'nin bonservisiyle birlikte bizim oyuncumuz olduğunu söylüyorum"
Ahmet Gokcek


28 Aralık 2009 Pazartesi

2016 KAVGASINA FENERBAHÇE DE KARIŞTI


Fenerbahçe, devam eden 2016 tartışmalarına başka bir açıdan katıldı: 2009 UEFA Finali'ne ev sahipliği yapmış stadyumlarının neden EUR0 2016 için düşünülen stadyumlar arasında olmadığına dair, gerek TFF'ye gerekse başka mercilere ilginç sorular ve sorularla beraber ilginç suçlamalarda bulunmuş. İşte açıklama şu:

"Türkiye, Euro 2016'ya aday oldu; TFF 2009 UEFA Finali'nin oynandığı Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu'nu aday stadyumlar arasında göstermedi!


EURO 2016 adaylık başvurusu çerçevesinde, TFF'nin organizasyon logosunun tanıtıldığı ve maçların oynanacağı statların açıklandığı toplantı, geçtiğimiz hafta gerçekleştirilmiştir. Organizasyonun gerçekleştirileceği stadyumlar arasında 2009 UEFA Kupası Finali'ne ev sahipliği yapmış, ülkemizin en modern ve en güzel stadyumu olan Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Stadyumu'nun yer almaması bizleri son derece şaşırtmıştır.



Üzülerek ifade etmek isteriz ki, bu durum, bugünkü TFF'nin yönetim anlayışının geldiği noktanın kamuoyu tarafından anlaşılması bakımından son derece iyi bir örnektir. Bu kararın alınmasında yoğun çabaları olduğunu bildiğimiz, TFF Genel Sekreteri Ahmet Güvener'in ve Genel Sekreter Vekili Orhan Gorbon'un profesyonel yöneticiler olarak, kulübümüze karşı asla tarafsız olamayacakları bu karar ile bir kez daha ortaya çıkmıştır. Önce ulusal basına, kasıtlı olarak stadımızın çevresinde otopark sorunu olduğu şeklinde haberler sızdırılmış, bu şekildeki haberler hemen sonrasında TFF tarafından yalanlanmış ve sonuçta kamuoyu geçtiğimiz hafta açıklanan karara hazırlanmıştır. Bugün proje ve çizim safhasında olan (aday) stadyumların, EURO 2016'ya hazır olacağına inananların, stadımızın çevresindeki bugünkü otopark sorununun 2016'ya kadar çözülemeyeceği gerekçesi ile aldıkları karar ciddiyetten ve objektiflikte uzaktır. Bunun da ötesinde, TFF tarafından alınan karar, 2009 UEFA Kupası Finali'nin stadımızda oynanmasına karar veren UEFA'nın stadımızın yeterliliği konusunda aldığı kararın inkarı niteliğindedir. TFF Başkanı Sayın Özgener tanıtım konuşmasında, "Türkiye'nin son olarak, 2009 UEFA Kupası Finali'ni düzenleyerek uluslararası organizasyonlardaki rüştünü ispat ettiğini" söylemiş, ancak ne var ki TFF'nin rüştünü ispat ettiği final maçının oynandığı stadyum olan Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Stadyumu, EURO 2016 Finalleri'nin oynanacağı stadyumlar arasına girememiştir. Bu durum karşısında bizler, TFF'nin rüştünü ispat ettiğine ilişkin TFF Başkanının iddialı açıklamalarına şüpheyle bakmaktayız. Kuvvetle muhtemeldir ki, bu açık çelişki üzerine her vesileyle stadımıza olan beğenisini açıklayan başta Sayın M. Platini olmak üzere UEFA yetkilileri de TFF'nin rüştünü ispat ettiğine dair, Sayın Başkanın açıklamasına itibar etmeyeceklerdir.



TFF'nin adaylık başvurusunun değerlendirileceği, Mayıs 2010 tarihinde UEFA tarafından başvurunun kabul edilmesi halinde ve ancak bu tarihte başlansa bile en geç 2016 yılında stadımızın çevresindeki otopark sorunu kalıcı olarak kolaylıkla çözülebilecek bir durumken, bugün mevcut çevresel durum, stadımızın EURO 2016'da ev sahipliği yapacak stadyumlar arasında olmamasına gerekçe olarak gösterilmiştir. Hal böyleyken henüz tek bir kazma vurulmamış stadyumların EURO 2016'ya hazırlanmasının bir sorun olarak görülmemesi ise tam bir çelişkidir.


Spor kamuoyu, konuyla alakalı olarak aşağıdaki soruların cevaplarını öğrenme hakkına sahiptir.


-Organizasyona ev sahipliği yapacak şehir ve stadyumların, organizasyon komitesi tarafından belirlenmesinde hangi kriterler etkili olmuştur? Stat ve şehir seçiminde dikkate alınan yegane kriter büyük oranda seçilen stat ve şehirlerin TFF Yönetim Kurulu Başkan ve Üyelerinin yaşadıkları şehirler olmaları mıdır?

***

-En az seçilen şehirler kadar potansiyelleri olan Trabzon, Ş.Urfa, Diyarbakır gibi şehirler böyle bir organizasyon için ev sahipliği yapmaya neden layık görülmemiştir.? Bunun herkesçe kabul edilebilecek mantıklı bir izahı var mıdır? Bu iller, 2016'ya kadar hangi kriterleri sağlayamayacağı düşüncesiyle bu organizasyon çerçevesinde yer bulamamıştır?


***


-Bu şehirler arasında yedek şehirler varsa, yedek olarak düşünülen şehirleri esas şehirlerinden ayıran ince kriter nedir? Bu yedek şehirler, esas şehirler kadar organizasyonu yapma yeterliliğine sahip olarak görülüyorsa neden yedekte tutularak organizasyonun ülkemizin bir bölümünde toplanmasına karar verilmiştir? Bu durum, organizasyonun alınması halinde büyük yatırım olanaklarına kavuşacak aday şehirlerin seçiminde TFF Başkan ve Yönetim Kurulu üyelerinin ne denli etkili olduklarını göstermez mi?

***


-Asya ve Avrupa kıtaları arasında uzanan İstanbul, ev sahibi adayı olduğu her organizasyonunda "kıtaları birleştiren şehir" imajı ile ön plana çıkmış ve bu güçlü yönü ile aday olduğu her organizasyonda ev sahipliğine seçilmişken, İstanbul'un Asya kıtasında bulunan parçasının ve bu parçasında mevcut potansiyelin EURO 2016 organizasyonu dışında tutulmasının akla sığan bir izahı var mıdır?

***

-Organizasyonun dışında kalan bu büyük alanın kapasitesi ve potansiyeli diğer aday şehirlerin toplamından daha büyük değil midir? Bu durum hangi objektif gerekçe ile komite tarafından göremezden gelinmiştir?

***

-Avantajlar ve dezavantajlar bir arada değerlendirildiğinde, Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Stadyumu'nun bu organizasyonun Türkiye'ye alınmasına ve başarılı ile organize edilmesine sağlayacağı büyük fayda nasıl olmuş da göz ardı edilmiştir?

***

-Organizasyon komitesinin, adaylık sürecindeki bütçesi nedir? EURO 2008 ve EURO 2012 adaylık süreçlerindeki bütçeler ile kıyaslanırsa EURO 2016 adaylık bütçesi EURO 2008 ve EURO 2012'nin adaylık bütçesinin kaç katı olmuştur?

***

-EURO 2016 Organizasyon komitesinin içinde bulunan Sayın Ahmet Güvener ve Sayın Orhan Gorbon, stadyum inşaatı ve renovasyon projeleri ile spor organizasyon, danışmanlık, araştırma, inceleme konularında faaliyet gösteren bir büyük yabancı şirketin Türkiye Temsilciliğinde bulunmuşlar mıdır? Halen bu temsilcilikleri faaliyette midir? Bu temsilcilikleri üzerinden TFF'ye herhangi bir iş yapmışlar mıdır?

***

-2009 UEFA Kupası Finali'nin organizasyonu işi, Sayın Ahmet Güvener'in TFF Genel Sekreteri olduğu dönemde, başka bir teklif alınmaksızın, TFF tarafından, dışarıdan Sayın Orhan Gorbon'un sahibi olduğu bir şirkete verilmiştir. Bu şirketin, başka bir teklif alınmaksızın, bu önemli işi almasını sağlayan üstün yönü nedir? Sayın Orhan Gorbon'un bu şirketine, TFF tarafından söz konusu organizasyon ile ilgili ne kadar ücret ödenmiştir?

***

-EURO 2016 Organizasyonu kapsamında yapılması planlanan stadyumların, mimari konsept proje işi için teklif veren şirketlerin arasında Sayın Ahmet Güvener ve Sayın Orhan Gorbon'un halen Türkiye temsilcisi oldukları şirkette var mıdır? Bu şirketin verdiği teklifin tutarı nedir? Söz konusu iş, bu şirketin teklifinin şüpheli görülmesi üzerine çok daha düşük bir fiyatla başka bir şirkete verilmiş midir?


***

-EURO 2016 için büyük ölçüde yeni bir mimari uygulama ya da yenilemeye ihtiyaç bulunmayan, "Hazır bir stadyum durumunda" olan Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Stadyumu'nun EURO 2016 için düşünülmemesinde bu durumun herhangi bir etkisi olmuş mudur?

Yetkililerden, kamuoyunun aydınlatılması adına bu soruların cevaplanmasını bekliyoruz.



Fenerbahçe Spor Kulübü"

Açıklamanın Adresi:
http://www.fenerbahce.org/fb2008/detay.asp?ContentID=18123

Peki sizce Fenerbahçe haklı mı?

26 Aralık 2009 Cumartesi

Türk Basınında İntihal Sorunu: Jovanoviç Fener'e Göz Kırptı


NTVMSNBC ve Radikal.com.tr Türkiye ile ilgili haberleri takip ettiğim yegane internet siteleri... Bu sabah iki medya kuruluşunun Jovanoviç haberinde ilginç bir şekilde birbirlerini tekrarladıklarını gördüm. Bu sıradan bir benezerlik değil. Başlığın aynı olmasının dışında yazının içinde de birebir copy-paste'lik alıntılar var. Radikal yazının kaynağını Anadolu Ajansı olarak göstermiş, fakat NTVSPOR'da kaynak olarak NTVSPOR ve ajanslar yazıyor. Gazetelerin ve televizyonların internet sitelerinin çok kötü yönetildiğini biliyoruz, fakat NTV ve Radikal bu piyasada kaliteleriyle öne çıkan isimler. Böyle baştan savma iş çıkaran elemanlarla çalışmaktan umarım vazgeçerler.


23 Aralık 2009 Çarşamba

İlk Yarının Hayal Kırıklığı: Sercan Yıldırım


Bu sezon büyük patlama yapması beklenen ve uğruna milyonlarca dolar reddedilen Sercan, bence bu sezonun ilk yarısının en büyük hayal kırıklığı oldu. Sercan 12 maçta oynamış. Sadece 2 gol atabilmiş ve asisti yok. Bursaspor'un bu kadar başarılı olduğu bir sezonda Sercan'ın etkisiz kalmasının sebebi ne olabilir merak ediyorum. Sercan abartılmış bir oyuncu mu? Daha gelişmeye mi ihtiyacı var? Yoksa sadece şannsız bir sezon mu geçiriyor? Bursa'yı ve Sercan'ı takip eden varsa ve bizi aydınlatabilirlerse sevinirim.


22 Aralık 2009 Salı

TSL'nin En İyi İkilileri- Analiz


Volkan'ın koyduğu ilk yarının en iyi ikilileri istatistiğine bakınca üç farklı etkileşim dikkatleri çekiyor. İlk göze çarpan Fenerbahçe'nin gol ayakları Alex ve Guiza arasındaki müthiş uyum. Alex Guiza'ya 4 asist yaparken, Guiza da çaktırmadan Alex'i 3 kere golle buluşturmuş. Alex Semih'le daha iyi anlaştığını ifade etse, bu sezon ilk yarı itibariyle Guiza'yla da iyi bir ikili oluşturdukları bir gerçek. Özellikle Fenerbahçe'nin bu sene az gol atabildiğini göz önünde bulundurursak, her golün ve asistin önemi daha da artıyor.


Diğer ikililere gelirsek, Makukula'nın Cangele ve Mehmet Eren'le kurduğu bağ gerçekten etkileyici. Ligin gol kralı, iki oyuncudan da 4'er gol pası almış. Guiza ve Alex ikilisinden sonra burada daha cok bir "ménage à trois", ya da üçlü bir sinerji söz konusu. Makukula'ya doğru akan bu pas trafiği Kayseri'nin ilk yarıdaki başarısını simgeliyor. Her kim ki Kayseriyi durdurmak istiyor bu asist yollarını kesmek zorunda!!

Listedeki üçüncü ilginç istatistik de Keita'nın asistçi özelliği. Hem Kewell'a hem de Nonda'ya üçer asist yapmış sevgili Abdül Kader. Buradaki üçlü iletişim Kayseridekinden daha farklı. Golleri atanlar çoğalırken, pası veren adam azalıyor. Açıkçası ben Arda'nın da bu üçlüye bi yerden monte olacağını düşünüyordum ama Arda'nın etkileyici 10 asisti takım içinde daha dengeli dağılmış gibi gözüküyor.

Türkcell Süper Lig 2009-10 İstatistikler-3: Kadro Derinliği



2009-2010 sezonunda ilk yarıda, hangi takım kaç oyuncu ile mücadele verdi merak ediyorsanız istatistiği burada. Bu tabloda dikkat çeken takımlar, dar ama genç kadrosu ile liderlik kavgası veren Kayserispor ile, Ankaraspor'un eskilerini de bünyesinde toplayıp kadrosu adeta şişen Ankaragücü.



Türkcell Süper Lig 2009-10 İstatistikler-2: En İyi İkililer



Turkcell Süperlig 2009-2010 sezonunda, ilk yarıda gol hattında en çok iş yapan ikililer. Kerem'in konuyla ilgili detaylı analizi de bu yazıdan sonra gelecek, kaçırmayın derim.



Türkcell Süper Lig 2009-10 İstatistikler-1: Joker Oyuncular



İlk yarı itibarı ile, sonradan onu girip en çok gol atan oyuncular listesi.



19 Aralık 2009 Cumartesi

Sacma Istatistikler #1


Besiktas Bu Sezon Nobre'nin Gol Attigi Her Maci Kaybediyor!


Old Firm Yine İş Başında: Beşiktaş'ın Hakkı Yeniyor!?


Lig Tv'den:

"İlk yarının son maçında Bursaspor'a mağlup olan Beşiktaş'ta hakeme isyan var! Teknik direktör Mustafa Denizli, maç sonrası Lig TV'ye yaptığı açıklamalarda hakem Tolga Özkalfa'ya yüklenerek "Bu takımın hakkını aramak bizim doğal hakkımız. Aynı oyuncu üç kere elle topu kontrol ediyor. Devre arasında arasında 'Hocam kurallarda ikinci sarı kart verilmez mi?' diye sordum. O da bana 'Hocam ben seni terbiyeli bilirdim' dedi. Ben terbiye sınırının dışına çıkmadım. Sadece bir soru sordum" diye konuştu."

Beşiktaş'ın gerçekten hakkı yeniyor. 3-2 yerine 3-0 olmalıydı maç. Hakkını vermek lazım.

28 Kasım 2009 Cumartesi

Artık Bursa da Yarışın İçinde


Bursaspor yazımda bu takımın kendini ispat etmesi için dişli rakiplerden 3 puan almayı öğrenmesi gerek diye yazmıştım. Kabak Galatasaray'ın başına patladı, gerçi şu anki performansı ile Bursaspor, Fenerbahçe'den de evinde rahat puan alır; hatta Beşiktaş dışında her takımı evinde mağlup eder. Dün akşamki Galatasaray takımı ile kıyaslandığı zaman, tek tek oyuncu bazında zayıf bir takım olan Bursa, rakibine göre çok daha derli toplu oynayan bir takım görüntüsü verdi. Bunu daha önce de yazdım ama çok kritik bir konu; Bursaspor'da herkes gol atıyor. Rakibi Galatasaray en golcü 10 oyuncu arasına 3 oyuncu sokmuş durumda, fakat goller zaten 4-5 oyuncudan çıkıyor. 14 maçta 18 gol yemişler ki, Ligdeki 18 takım içinde 10 tanesi bundan daha az gol yemiş. Ligin en golcü takımı Galatasaray fakat Bursa ile aralarında sadece 3 gol fark var, yani gelecek hafta bu istatistik bile rahatça tersine dönebilir. Demek ki, Galatasaray'a gol atmak önemli değil, herkes atabiliyor zaten; mesele Galatasaray'dan gol yememek. Ligin Beşiktaş dışında iyi savunma yapan takımları da bunu zaten başardılar. Beşiktaş maçı ise ayrı bir konu olarak ele alınmalı...


Sonuçta, işler Bursa için daha da iyiye gitmeye başladı. Şimdi büyük takımlar Volkan ve Sercan başta olmak üzere Bursasporlu oyuncuların aklını bulandırmaya başlayacaktır. Fakat bu baskılara direnme konusunda misal Sivasspor'a göre iki büyük avantajları var; birincisi Bursa şehri ve klübü Sivas'a göre daha geniş imkanlara sahip, ikinci ve daha önemli avantajı ise Bursaspor'un sahip olduğu altyapı ve pilot takım ağıyla alttan daima kaliteli oyuncu çıkarabilmesi, Sercan'ın gitmesi halinde alternatifler hazır, Muhammet Demir kuşağının en yeteneklisi olarak A takımda görev almayı bekliyor zaten. Onun gibi daha pek çok yetenek, Bursaspor ve pilot takımlarında kendilerine şans verilmesini sabırla bekliyor.

Sonuçta Bursa, 3. sıra için en önemli rakiplerinden birini yenmeyi başardı. Galatasaray'ı tek maçta yenmeleri yetmiyor, bu formu devam ettirmeleri lazım. Galatasaray cephesinde bu mağlubiyetin bir şok etkisi yarattığını sanmıyorum, Rijkaard'a camia güveniyor ve beklentileri minimumda tutuyorlar. Bu kadro ile Galatasaray'ın Bursaspor ile üçüncülük yarışına girmesi daha mantıklı olur. Uzun vadede ortasahası ve defansının daha iyi performans göstereceğini sanmıyorum, herşey Arda-Keita-Kewell-Nonda-Baros-Elano hücum grubunun göstereceği performansa bağlı.